Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Nisan 2020

İlginç Ölümlere Sahip Ünlü Yazarlar #2



Daha önce yedi yazarın ölümlerine ilişkin İlginç Ölümlere Sahip Ünlü Yazarlar başlığı altında bir yazı yazmıştım. Yazarların hayat hikayeleri okumayı seviyorum. Hazır bol bol vakit varken yeni araştırmalara yelken açtım ve İlginç Ölümlere Sahip Ünlü Yazarlar yazısının devamı niteliğinde olacak bir yazı hazırlamak için kolları sıvadım. Ortaya enteresan bir liste çıktı.

Sırça Fanus kitabında yaşadığı depresyonu ayrıntılı bir şekilde ele alan Sylvia Plath, 30 yaşında kendi hayatına son verir. İlk şiirini sekiz yaşında babası öldüğünde yazar. Sonrasında geçirdiği bunalımlı dönemler, mutsuz bir evlilik, intiharına zemin hazırlar. İki kez intihar etmeyi dener ama başarısız olur. Bazı kaynaklarda aslında kurtulacak şekilde intihar ettiği yazılıyor. Fakat son denemesinde bir şeyler ters gider ve cansız bedeni çocukların bakıcısı tarafından bulunur. Sabah erken saatte kalkarak çocuklarının uyudukları odaya kurabiye ile süt bırakır ve odanın kapısından içer gaz sızıntısı olmayacak şekilde bantlar. Sonra gazlı fırının gazını açar ve kafasını fırının içine sokar. Daha önce yüzleşemediği ölümle yüzleşir. 1963 yılında yaşanan bu olay günümüzde beyaz perdeye " Sylvia" ismiyle taşınır.

Osmanlı zamanında İstanbul'da bir intihar modası başlatan gazeteci, çevirmen Beşir Fuad herhangi bir edebi eser yazmadı. Bunun yerine iyi bir biyografi ve eleştiri yazarı olarak edebiyat çevresinde yerini aldı. 35 yaşında, intiharına ilişkin bilimsel verileri geride bırakarak hayatına son verdi. Evinde bileklerini keserek intihar etti. Bileklerini kestikten hemen sonra yaşadığı deneyimi son nefesine kadar kağıda döktü. O dönemde intihar kavramına yabancı olan İstanbul ahalisi bu haberden çok fazla etkilenince olanlar oldu. İntihar vakalarında hatırı sayılır bir artış meydana geldi. Beşir Fuad bedenini kadavra olarak bağışlamak istedi fakat bu dileği yerine getirilmedi. Şimdilerde mezarının nerede olduğu da bilinmiyor.



Yaşadığı dönemde Rusya'da oldukça popüler bir şair olan Sergey Yesenin 30 yaşında kendi isteğiyle hayata veda etti. 9 yaşından beri yazmış olduğu şiirleri ona hak ettiği ünü kazandırdı fakat geçirdiği bir psikolojik rahatsızlığa yenik düşerek şöhret basamaklarını tırmanmayı bıraktı. Otel odasında kendi astı. Bu olaydan daha enterasan olanıysa bir gün önce bileklerini keserek kendi kanıyla son şiirini yazmasıydı. Ölü bedeninin yanında kendi kanıyla yazılmış şiiri bulundu. Dönemin hükümeti uzunca bir süre şiirlerinin yayınlanmasını yasakladı. Sergey Yesenin'in dilimize çevrilmiş üç şiir kitabı bulunuyor.



Ejderha Dövmeli Kız adlı kitabın yazarı Stieg Larsson bilinçli olarak hayatına son vermek istemediyse de trajik bir olay sonrası öldü. 12. yaş gününde kendisine hediye edilen daktilo sayesinde yazmaya gönül veren, buna rağmen hayattayken hiçbir kitabı basılmayan bir yazar Stieg Larsson.
50 yaşında iş yerindeki asansörün bozuk olması nedeyle merdivenli kullanan yazar, ofisinde vardığında kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi. Kalbi yedi katı çıkmaya dayanamadı. Yazmış olduğu kitaplara ilişkin taslaklar bir sene sonra bilgisayarında bulundu ve ölümünden sonra dört kitap sahibi oldu. 

Romantik şiir akımının öncüleri arasında yerini alan Thomas Chatterton gençliğin vermiş olduğu cahilliye yenik düştü. Orta çağ şiirlerinden esinlenerek yazdığı şiirleri yüzünden eleştirildi ve gerekli ilgiyi görmediğini düşündü. Thomas için işler yolunda gitmedi ve parasız kaldı. 17 yaşında, Londra'da kiralamış olduğu çatı katındaki odasında, açlığın getirmiş olduğu bunalımla arsenik içerek intihar etti.




✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

5 Mart 2020

Akis #Doppelganger


Şubat ayı diğer aylara göre kısa olduğundan mütevellit bu yazı da size uzun bir okuma keyfi olanağı sunmayacak. Yazıya eşlik etmek için ince belli bir bardakta yudumlanan çay kafidir. Göz açıp kapatınca kadar geçen Şubat ayının aksini yazma işi Mart ayının bu gününe kaldı. Bir hayli yoğunluğumun bunda etkisi büyük. Yoğunluğun nedenini anlatmayı Kahve Bahaneye saklıyorum. Şimdi lafı çok uzatmadan; neler izledim, neler dinledim ve neler okudum faslına geçme zamanı.

Neler İzledim?

Açılışı fantastik dizi olan Ragnarok ile yaptım. Norveç yapımı diziyi pek beğendim. Dozunda fantastik bana keyifli geliyor. İşin içine tanrılar da girince oldukça enteresan bir yapım ortaya çıkmış. Konunun geçtiği kasabaya bayıldığımı söylemeden geçemeyeceğim. Tam bir doğa harikası. İnsan izlerken ne güzel yerler var demekten kendini alıkoyamıyor.

Ragnarok biter bitmez sevgili Netflix bunu da beğenirsin diye Lokce&Key adlı dizini gözüme soktu. Bakalım bu neymiş dedim? iyi ki de demişim. Gizem, macera ne arasan var tadında bir dizi izledim. Biraz korkabilirim diye tırstım ama öyle çıkmadı. Kaldı ki ben bir şey izlerken kapı gıcırdasa korkudan gözlerimi kapatırım.

Bu diziler bitince You adlı diziyi yeniden izlemeye başladık. Ben birinci sezonunu ingilizce pratik adına alt yazısı ingilizce olarak izlemiştim zaten.  Fakat bizim er kişisi izlememişti. Sonunu bilmeme rağmen tüm bölümlerini ilk kez izliyormuş gibi heyecanla izledim. Şimdi ikinci sezonun ortalarındayım. Yakın zamanda da üçüncü sezonu çekilecek diye bir haber okudum. Joe yine nasıl çılgınlıklara yelken açacak, oldukça merak ediyorum.


Neler dinledim?


Burada okuyacaklarınız sizi çok şaşırtabilir. Çünkü bu ay çok tuhaf şeyler oldu. Arkadaşımın Sherlock Holmes'in hafıza sarayına benzer bir müzik arşivi sarayı var kafasında. O kadar şarkı sözünü başka türlü bir insan aklında tutamaz. Klasik müzik dinlerken bi bakmışsın rap dinlemeye başlıyor. Ondan gelen linkleri tıklarken acaba bu sefer ne dinleyeceğim diye kısa bir tedirginlik yaşıyorum. İşte bu ay hayatımda ilk defa "çikolata gibi tatlısın "adlı parçayı dinledim. Hem de kimden İsmail YK'dan. Sonra sıkıyorsa yaz bunu blogunda dedi. Ben de ayıpsın Bir Tutam Karınca aşırı şeffaf ve kişisel blog dedim. Ve yazdım. Tabii ki tüm ayı çikolata gibi tatlısın parçası dinleyerek geçirmedim. 

Eve çok tatlı, mini bir ses sistemi aldık. Haliyle müzik dinleme kalitemiz de arttı. Şimdi eve gelince ilk iş spotifydan Fasıl-ı Jazz açmak oluyor. Keloğlan'ın söylediği "Sen Bir Aysın" parcasını öyle güzel söylemişler ki, bu ay kaç kez dinledim sayamadım. Hatta şu an yine fonda o çalıyor. 

Müzik listelerim oldukça dağınık. Bir boş vaktimde listelerimi düzenleyeceğim. 

Neler Okudum?

Şubat kısa olmasına rağmen okuma adına en verimli geçen aylardan biri oldu benim için. Altı kısa kitap sayesinde toplam 651 sayfa okudum. 

1- Cebi Delik- Paul Auster 


Düzenli çalışmayı benimsemeyen ve istekleri için türlü sıkıntılar çeken Paul Auster'in otobiyografisi. Uzunca bir süredir yazarların hayat hikayelerini araştırıyorum. Beni besleyebilecek bir kaynağa henüz ulaşamadım. Arada bir otobiyografiler okuyarak bu merakımı gidermeye çalışıyorum. Bu kitabı da öyle keşfettim. Kısa olduğu için okuması kolaydı. 

2-Felaketzedeler Evi - Guillermo Rosales 


Kitap birine tavsiye edilecekler listemde değil. Sadece şunu söyleyebilirim. Kitabı değerli kılan unsur ağır psikolojik sorunlar yaşayan yazarın kurtarılmış bir eseri olarak günümüze ulaşmış olması. Zira yazarın kaleme aldığı diğer yazıları bu denli şanslı değilmiş.

3- Galiz Kahraman -İhsan Oktay Anar


İhsan Oktay Anar, her kitabımı böyle güzel, böyle akıcı olur. Yazarın okuduğum yedinci kitabıydı. Arka kapağında " o hem herkes hem de hiç kimsedir" der. Kahramanını ancak bu kadar güzel tarif edebilir. Kitap biter kahramanın sokakları çınlatan hüüp nidası kulaklarda baki kalır. 

4- Kabuk Adam - Aslı Erdoğan


Bunca zamandır Aslı Erdoğan'dan nasıl haberdar olmamışım. Bir arkadaşım vesilesi ile tanıştım. Bu kitabı okuyunca kendime kızdım biraz. Bilim kadını olmak yerine kalem ve kağıtları seçmiş bir yazar. Kabuk Adam ise Karayipler'de  bir yerlinin yaşam hikayesi konu alıyor. Yazar, sanırım kendi hayat hikayesinden bir kesiti kağıda döküp, bizim söyleyemediğimiz birçok şeyi kabuk adam söyletmiş. Ne de güzel yapmış. Ortaya okuması keyifli bir eser çıkmış.

5- How I Met Myself - David A. Hill


İngilizce pratik yapmak için okumaya başladığım, konusu ile bu ayki Akise ismin babalığı yapan kitap. Yeri gelmişken açıklama zamanı. Nedir bu doppelganger? Almanca iki kelimenin birleşiminde türeyen bir kelime. Doppel çift; ganger de giden kişi demekmiş. Kelimeyi kitapta görünce araştırdım. Kendinden bir tane daha görmek anlamında kullanılıyormuş. Mecazi anlamda değil. Karşında kanlı canlı kendini görmekten bahsediyorum. Gördüğünüzde aa canım kendim diye sarılmamakta fayda var. Çünkü kendinizden bir tane daha görmek kötü bir şeyin habercisi olarak anılıyor. Bu olayı yaşadığını idda edenlerden biri de Goethe'ymiş. Mitolojide de yeri olan bu kelime oldukça ilgili çekti. Kitabın hikayesi de bu kurgu karakter üzerine kurulu. 

6- Kıtlık ve Bolluk - Massimo Montanari


Kitabı bitirmeden önce bir kare fotoğraf çektim. İşte o da bu yazının görseli olarak burada yerini aldı. Buğdayın, ekmeğin bilmediğim birçok yönünü bu kitap sayesinde öğrendim. Nasıl ki giyim sektörünün bir moda döngüsü var, sanırım aynı şey besinler için de geçerli. Ayrıca şekerin mutfaklara nasıl girdiğini, kahvenin Avrupada yaygınlaşmasını sağlayan şeyleri ve neden Avrupada bu denli patates tüketildiğini sorusunun cevapları bu kitapta gizli. Farklı şeyler okumayı ve okurken bir şeyler öğrenmeyi seviyorsanız ve yemekle aranız iyiyse bu kitap sizin için biçilmiş kaftan.

Kısa olacak derken yazı almış başı gitmiş. Tutabilene aşk olsun. Şimdi fark ettim. O zaman şimdi veda zamanı. Bir sonraki yazıda görüşünceye dek şen ve esen kalın. Kendinize çay ısmarlamayı ve kendinizi şımartmayı unutmayın. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

8 Eylül 2019

Neden Her Gün Kitap Okumalıyız?



Bugün 8 Eylül. Dünya kitap okuma günü. Bugüne özel bir şeyler yazmak istedim. Geçen hafta okuduğum ingilizce bir makaleden edindiğim bilgileri dilim döndüğünce size aktaracağım. Bu soru birçok kişinin kafasını karıştırıyor. Neden her gün kitap okumalıyız? Bir kesim okumanın yararlı olduğunu savunurken, okuma eylemini saçma bulanların sayısı maalesef çok fazla. Örneğin; okumak diyince aklına hemen aşk romanları getirip, okumam ben öyle şeyler diyenler var. Sana onları oku diyen yok ki güzel kardeşim. Okumanın bir numaralı kuralı önce neyi sevdiğini keşfetmek. Bunu bulduktan sonra eminim okumaktan herkes kadar sen de zevk alacaksın.

Neden Her Gün Kitap Okumalıyız? 

1- Mental Stimulation - Mental Stimülasyon

Stimülasyon için basitçe uyarma tanımını yapmak doğru olacaktır. Beyni bir kas gibi düşünün. Kaslarınızı güçlendirmek için düzenli egzersize ihtiyacınız var değil mi? İşte beyninize de okuyarak egzersiz yaptırmış oluyorsunuz. Böylelikle alzheimer, erken bunama riskini düşürmüş oluyorsunuz. Beyin için söylenen kural çok basit."Use it or lose it". "Kullan veya kaybet" Seçim sizin.

2- Stress Reduction - Stresi Azaltma

Günlük hayatın getirdiği birçok stres var. İşyerinde, ilişkilerimizde, kafamızı meşgul eden şeyler. İşte bunlardan uzaklaşmak için ihtiyacınız olan şey kitap satırlarında gizli. Kendinize minik aralar vererek birkaç sayfa kitap okumanın stresinizi azalttığı gözlemleyebilirsiniz. Mesala kötü bir iş günü mü geçirdiniz, işten eve dönerken, otobüste birkaç sayfa kitap okuyun. Eve gittiğinizde kendinizi bir nebze olsun daha rahatlamış hissedeceksiniz. Bence denemeye değer.

3- Knowladge - Bilgi Birikimi 

Her şeyinizi kaybedebilirsiniz. Evinizi, işinizi, arkadaşlarınızı, kaybetmeyeceğiniz tek şey bilgi birikiminizdir. Okuduğumu unutuyorum, hatırlamıyorum deriz. İşin aslı öyle değil. Beyin okuduklarınızı depolar ve bir gün hiç beklemediğinizi bir anda, ben bunu biliyorum dersiniz. İşte bilgi birikiminiz arttırmak için okumak şart. 

4- Vocabulary Expansion -  Kelime Hazinesinin Artması

Okuyan ile okumayan bir olur mu hiç? Olmaz tabii. Okudukça yeni kelimeler katarsızın kelime hazinenize. Onları kullanarak kurduğunuz cümleler daha anlamlı, daha dolu dolu olur. Kendinizi daha iyi ifade edersiniz. Bilmediğiniz her kelime yerine "şey" demekten kurtulursunuz. Böylelikle anlaşılır bir konuşmacı haline gelirsiniz. İnsanlar sizi dinlemekten keyif almaya başlar. Sosyal yönünüz güçlenir. 

5- Stronger Analytical Thinking Skills - Analitik Düşünme Becerilerinin Güçlenmesi

Daha önce içinde gizem barındıran kitaplar okudunuz mu? Eğer cevabınız evetse bu maddeye zaten aşinasınızdır. Bir kitabın olay döngüsünü takip etmek, içinde var olan gizli kahramanların peşinden gitmek, düşünce yeteneğinizi geliştiriyor. Bunun bize ne faydası var demeyin. İş hayatınızda ve özel hayatınızda bazen çözülmesi gereken zor durumlar içindeyseniz bu beceriniz size yol gösterebilir.

6- Better Writing Skills - Daha İyi Yazabilme Becerisi

Üçüncü ve dördüncü maddelerin toplamı sayesinde daha iyi bir yazar olabilirsiniz. İnsanlar bir yazıyı okuduğunda (blog yazılarını örneğin) "aman istesem ben de yazarım" diyor. İşte tam da o an onu söyleyen kişilerin eline bir kağıt bir kalem verseniz eminim birçoğu bir paragraf bile yazamaz. Aslında yazı yazmak öyle göründüğü gibi kolay değil. Yazmayı tetikleyen şeylerden biri de okumak. Yazma eylemini geliştirmek istiyorsanız okumayı bir alışkanlık haline getirmelisiniz. Yemek yemek, su içmek gibi.

7- Improved Focus and Concentration - Odaklanmanın Gelişmesi

Özellikle çağımız hastalıklarından birisi bu. Odaklanma zorluğu, konsantrasyon eksikliği. Bunu geliştirmenin bir yolu da kitaplardan geçiyor. Mesela işe gitmeden önce 15-20 dakika kitap okumanız işinize daha fazla odaklanmanızı sağlar. 

Makaleden aklıma kalanlar bunlar. Umarım bu yedi madde sizi de etkilemeyi başarabilir ve günlük yaşam akışınızın içine kitapları da eklersiniz. Her zaman söylediğim bir söz var. Bu yazının kapanışını onunla yapayım.
Okumak bu dünya üzerinde yapılabilecek en güzel EYLEMdir.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

3 Eylül 2019

Kitap Severler İçin Dizi Ve Film Tavsiyeleri


Bu bir öneri yazısı olacak. Kendi deneyimlerimden derlediğim mini bir liste ile buradayım. Kitaplar ile bir gönül bağınız varsa aşağıdaki listede yer alan dizi ve filmler ilginizi cezbedecek nitelikte. Ben bazılarını izlerken kendimi başrol oyuncusunuz yerine koydum. Konu kitaplar, yazarlar olunca izlerken bu hayallere dalmak kaçınılmaz oluyor. Kimini yakın zamanda izledim. Kiminin üstünden uzunca bir zaman geçti. Belirli bir sıraya göre değil. Aklıma geliş sırası ile yazıyorum.

Black Books - Mini Dizi 

Black Books  adlı diziyi 2015 yılında izledim. Böyle kesin tarih verebilmemi bloguma yazdığım yazıya borçluyum. Eğer bir kitapçı dükkanınızın olmasını hayal edenlerdenseniz bu dizi tam sizlik. Sahnelerde bol bol kitaplar var. Dizi bir kitapçı dükkanında geçiyor.

The Last Bookshop - Kısa Film

Bir çocuk, bir dükkan ve içeride müşterilerinin gelmesini bekleyen bir kitapçı. 23 dakikanız varsa izleyin. Bence çok seveceksiniz. 


Lütfen Beni Öldürme - (Stranger Than Fiction) 

Bir hikaye yazmak ile o hikayenin baş kahramanı olmak arasındaki farkı gözler önüne seren bir film. Üstüne fazlaca konuşup izleme keyfinizi kaçırmaktan yana değilim.


Okuyucu - (The Reader) 

Tamamen kitaptan uyarlama olan bu film, oldukça dramatik. Bir aşk hikayesini konu alan film aslında derinlerde bambaşka mesajlar içeriyor. Kitapların yanı sıra Nazi dönemiyle ilgiliyseniz bu film tam sizlik olabilir.

Güdü 

Kitap yazma isteği ile yanıp tutuşan bir adamın hayatını konu alan Güdü, enteresan olaylara gebe. Gerilimli bir yapısı vardı. Tek sıkıntısı sonunu daha vurucu beklerken sönük bir şekilde bitmesiydi diyebilirim. 

Gizli Pencere- (Secret Window) 

Bir yazarın hikayelerini yazabilmek adına sessiz sakin bir yer arayışını konu alan bu filmin bana güzel gelmesinin bir nedeni de Johnny Deep olabilir. Gizem sevenlerdenseniz bu filmde bolca gizem var. Benden söylemesi.



Kelebeğin Rüyası

Bu listede ne işi var demeyin. İçinde okunan şiirler, iki genç şairin hayatı, işte bu sebeplerden ötürü bu listede yer almayı hak ediyor bence. Henüz izlemediyseniz, izleyin. Ama sonunda hüzünlenip bir iki damla gözyaşı akıtırsanız aklınıza ben gelmeyeyim. 


Sahaf - (The Bookshop)

Bu filmi ben de izlemdim. Eee Yasemin listede işi ne demeyin. Bir filmin ismini ararken karşıma çıktı. İsmi ilgimi çekti. İzlenecekler listesine atmışken buraya da yazmak istedim. Eğer daha önce izlediyseniz, yorum kısmına film hakkındaki düşüncelerinizi yazabilirsiniz. Böylelikle hem ben hemde blog okuyucularım nasiplenmiş olur.



Benim aklıma gelen öneriler bunlar. Sizin de bu listeye eklemek istediğiniz, Yasemin bunu da kesin izlemelisin dediğiniz filmler varsa lütfen çekinmeyin yorum kısmına yazın gitsin. Az biraz etkileşimimiz olsun. Fena mı olur?

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

30 Temmuz 2019

Ne Umdum Ne Buldum #Temmuz


Ne umdum ne buldum serisine başladığımda acaba her ay sonu yaşantımın z raporunu çıkarabilecek miyim dedim. Bu yazı, z raporumun yedincisi. İstikrarlı bir şekilde devam eden bir seri oldu. Yaklaştığım, yakaladığım, geride bıraktığım, peşinden koşmaya devam ettiğim hedeflerimi görmek açısından güzel oluyor. Fakat gelin görün ki ben Temmuz ayında kendime bir plan yapmayı, hedefler koymanı unuttum. O nedenle bu yazı geçen aylardan biraz farklı olacak gibi.

Temmuz ayından tabii ki güzel bir hava umdum. Eh işte umduğumu da kısmen buldum diyebilirim. İlk iki hafta hava biraz nazlıydı. Son iki hafta ise oldukça güzel. Yani iki iyi hafta, iki kötü haftayı götürdü, elde var sıfır. Ağustos ayında da güzel bir hava umuyorum. Çünkü Eylül bir demek, artık Polonya'nın iyice soğuyacağı günlerin habercisi demek.

İşe başladığımdan bu yana hayalim güzel havalarda ulaşım aracı olarak bisikletimi kullanmaktı. Bu ay bol bol pedallamıyı umdum. Umduğumu da buldum. Toplamda 290 km pedalladım bu ay. Bisiklet kullanırken endomondo adlı bir program kullanıyorum. Böylelikle geçmişe dönük tüm verilerim elimin altında oluyor.

Kitap hedefim yoktu bu ay. Türkiye'den gelirken getirdiğim kitapları okumayı umdum. Kitaplığımda dört adet bitirilmiş kitap buldum. Okuma hızım düştü. Böyle giderse senelik kendime belirlediğim kitap okuma hedefime ulaşamayacağım. Bu ay okuduğum iki kitabı pek severek okumadığı söylemem lazım.

1- Biz Hep Şatoda Yaşadık - Shirley Jackson kitabı  
Bu kitap hakkında olumlu olduğu kadar olumsuz yorum da okudum. Gotik dönemi, o tür yapıları, yapıtları oldukça seven ben için güzel bir seçimdi. Kitapta farklı bir gizem vardı. Konu gizemli, keza anlatım tarzı da öyle. Kitabın ilk sayfalarında aklıma Küçük Prens geldi. Küçük Prens bir kız olsaydı ismi kesinlikle Merricat olurdu. Çevrilen yaprakların sayısı arttıkça, artık içinde gezintiye çıkabileceğim bir görsel oluştu beynimde. İşte o görsel "Bayan Peregrine'ın Tuhaf Çocukları" adlı film sahnesinden kesitler ile eşleşti. Merricat artık benim hayalini kurduğum dünyada anlattı hayat hikayesini ve kitap bitti.

2- Bence Katil Öldürdü -  Kurtcebe Turgul
Çerez tadında dediğim kitaplardan biri. Bir radyo tiyatrosunun kitaplaşmış hali. Nasıldı derseniz, okumasanız da olur derim. Eksikliğini hissetmezsiniz. Benim gözümde hiçbir kitap böyle acımasızca eleştiriyi hak etmez. Eminim ki radyo tiyatrosu olarak dinleseydim beğenirdim. Fakat okurken aksanlı karakterin olduğu bölümler beni çok rahatsız etti. Bu kitap hakkında şöyle bir tespitte bulunabilirim. Bu kitap benim ellerim yerine, lise veya ortaokul çağlarında birinin ellerinde olsaydı eminim daha fazla zevk alırdı.

3- Bir Ömür Nasıl Yaşanır? - İlber Ortaylı kitabı
İlber Ortaylı'nın bu kitabını sıkılmadan okudum. İçinde acımasız eleştiriler, ufuk acacak bilgiler, acaba ben ne yapıyorum sorusunu size sıkça sorduracak satırlar var. Kitabın en güzel yanı ise benim de hayran olduğum İtalya hakkında güzel bilgiler içermesiydi. İlber Ortaylı ile sohbet ediyormuşum gibi hissettim. Bu hissi de çok sevdim.

4-  Tıkanma - Chuck Palahniuk kitabı
Dövüş Kulübü'nü herkes bilir. Enteresan konusu ile oldukça ilgi çekici bir kitaptır. Evet evet yanlış duymadınız. Aslında o sevilen film senaryosu bir kitaba ait. İşte efendim Dövüş Kulübü'nün yazarının bir diğer kitabı da Tıkanma. Adı gibi okuyanı tıkıyor. İçeriği oldukça seksüeldi. Konusunu da pek beğendiğim söylenemez. Sadece yazarın kendine has anlatım tarzı güzeldi. Zaten o tarzı olmasa kitabı bitirmez yarım bırakırdım.


Uzun zamandır dizi izleyemiyorum. Ya hemen uykum geliyor. Ya da hemencecik sıkılıyorum. Bu ay Masum adlı mini diziyi izledim. Böyle güzel diziler çekebilecek düzeydeysek neden çekmiyoruz ki! Konusu ve oyunculukları ile beni ekrana kitledi. Muhafız öyle güzel, böyle güzel demeyin lütfen. Masum'u izleyin ve aradaki farka bakın. Öyle konuşalım.


Bu ay bloguma en azından haftada bir içerik gitmeyi umdum. Umduğumu da buldum diyelim. Toplam dört adet yazı yazdım bu ay. Aslında burada bir özeleştiri yapmam lazım. Sanki bu ay blogumu biraz yalnız bırakmış gibi hissediyorum. Taslakta bekleyen dört yazı daha var. Fakat bir türlü görücüye çıkacak kıvama gelmediler, gelemediler. Arada bir tıkanıyorum. Sanırım bu dönem de onlardan biri.

Zorlamanın bir manası yok. Eminim ki yazma isteğiyle dolup taşacağım günler pek yakında yine geri gelecek.

Umulan olmayınca, bulunan da az oluyor. Temmuz ayına bakınca bunu anladım. O zaman, tez vakitte Ağustos ayında güzel bir umulanlar listesi yapmalı ve aya bomba gibi başlamalı.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

12 Nisan 2019

İlginç Ölümlere Sahip Ünlü Yazarlar


Kitap sevenler derneğine üyeyseniz, yazarların yaşam öykülerine az çok hakimsinizdir demektir. Okumak istediğiniz bir kitabı elinize aldığınızda sizi ilk önce o yazarın kısa hayat hikayesi karşılar. Nerede doğduğunu, neler yaptığını, hangi eserli yazdığını oradan öğrenirsiniz. Bu kısa bilgilendirme yazısından sonra yazarın kaleminden çıkmış olan dünya ile tanışırsınız. Bazı kitaplar sizi çok etkilerken, bazılarından beklediğiniz hazzı alamazsınız.

Bu yazı, yazdıklarıyla sizi farklı dünyalar ile tanıştıran yedi yazarın nasıl öldüğüne dair bilgiler içerecek. Konu pek bir sevimsiz gibi gözüküyor olabilir. Yazdıkları ile kalbimize dokunan yazarların hayatlarının nasıl noktalandığını bilmek ilgi çekici olabilir diye düşündüm. Bununla ilgili bir araştırma yaptım. Şimdi öğrendiklerimi sizinle paylaşma zamanı.
Kürk Mantolu Madonna'nın yaratıcısı olan Sabahattin Ali'nin bir mezarı bile yok. Yazar kimliğinin yanında, asker ve gazeteci kimliklerine sahip olan Sabahattin Ali, zamanında hükümeti eleştirdiği için adına açılan davalar yüzünden oldukça sıkıntılı dönemler geçirdi ve hapis günlerinden sonra yurt dışına gitmeyi istedi. Fakat attığı adımların onu ölüme yaklaştıracağını bilemedi. Çıktığı yolculuk sırasında hunharca öldürüldü ve cesedi Istanca Dağları eteklerinde bir çoban tarafından iki ay sonra bulundu.


Güzel dizelerin sahibi Orhan Veli Kanık'ın talihsiz ölümünü bilmeyen yoktur. Ankara'ya yaptığı kısa ziyaretinde belediyenin kazdığı çukura düşer ve başından hafifçe yaralanır. Kazadan iki gün sonra İstanbul'a döner. Aradan dört gün geçer ve arkadaşları ile yediği bir öğle yemeği sırasında fenalaşır. Arkadaşları tarafında hastahaneye kaldırılan Veli'ye alkol zehirlenmesi teşhisi konur ve o yönde tedavi uygulanır. Yanlış teşhis yüzünden hayatını kaybeder. Asıl ölüm nedeni geçirdiği kaza sonrası beyninde oluşan damar çatlamasına bağlı geçirdiği beyin kanamasıdır.

Kadınlar tüm dönemlerde bir yerlere gelebilmek, sesini duyurabilmek için oldukça zorlu yolları aşmak zorundadır. Bu zorluklarla başa çıkıp kitaplarını herkese ulaştırmayı başarmış bir kadındır Virginia Woolf.  Kitaplarında yaşadığı dönemin zorluklarına değinir. Zaman içinde psikolojini bozulur ve düzelemeyeceğine karar verir. Ceplerine doldurduğu çakıl taşları ile evinin yakınında bulunan nehire doğru geri dönülmez bir yolculuğa çıkar. Kendini suyun akışına bırakır. Cansız bedeni yaklaşık 21 gün sonra bulunur. Virginia, ardında biri kardeşine biri de kocasına hitaben yazılmış iki adet intihar mektubu bırakır.

Kısa ve çarpıcı hikayelerin yaratıcısıdır Nikolai Gogol. Palto adlı hikayesi Rus edebiyatının yapı taşlarından biridir. Dostoyevski'ye " Hepimiz Gogol'un paltosundan çıktık." sözünü söyletir. Zaman geçtikçe dine olan ilgisi artar ve eskiden eleştirdiği kiliseye bir bağlılık gösterir. Bu arada Ölü Canlar romanının ikinci kısmını yazmıştır. Fakat yazdıklarının şeytanın bir oyunu olarak görür. Gözünü kırpmadan yazdığı kağıtları yakar. Bu olayın ardından büyük bir bunalıma girer, yemek yemeyi reddeder ve yatağa düşer. İçinde yanan bu pişmanlık ateşi sönmez. Ve dokuz gün sonra acılar içinde hayata gözlerini yumar.

Soylu bir ailenin üyesi olan Aleksandr Puşkin'e tabiri caizse rahat batmış diyebiliriz. Kültürlü bir anne babanın evladı olan Puşkin'e o dönemde sunulması zor olan olanaklar sunulmuştur. 8 yaşına geldiğinde bülbüller gibi Fransızca ve Rusya bilen Puşkin, onbir yaşında fransızca şiirler yazmaya başlar. Büyür, delikanlılık çağını geride bırakır ve evlenir. Arkadaşı ile karısı arasında bir flörtleşme olduğuna dair isimsiz mektuplar alan Puşkin, karısa kur yapan arkadaşını düelloya davet eder. Yapılan düelloda, rakibini omuzundan yaralayan Puşkin karnından yaralanır ve iki gün boyunca can çekişir. Soğuk bir şubat ayında çektiği acılara daha fazla dayanamaz ve ölümün kucağına kendini bırakır.

Jerzy Kosinski, çocukluğu İkinci Dünya Şavaşına yenik düşen bir yazar. Polonya'da başlayan yolculuğu Amerika'da son bulur. Savaşın soğukluğunu anlatır kitaplarında. Psikoloji okuması bile onu hayata bağlayamaz. Çocuk yaşta şahit oldukları ve yaptığı uzun kaçış yolculuklarının kötü anısı yakasını bırakmaz. Artık onun için kaçınılmaz bir son vardır. İntihar etmeye karar verir ve bu kararından dönmez. Küvetteyken başına poşet geçirerek intihar ettiği söylenir.

Sadık Hidayet için Doğunun Kafka'sı derler. Zamanında yazdıkları tepki toplar. Sadık Hidayet'te yaşamına son vermeyi seçenlerden. Paris'te hava gazlı bir apartman dairesi kiralar. Evdeki tüm delikleri kapatır ve gaz musluğunu açar. Cansız bedeni, ertesi gün ziyaretine gelen arkadaşı tarafından mutfakta bulunur. Daha sonra olayı anlatan arkadaşı, ölüm yolculuğuna çıkmadan önce traş olmuş, temizce giyinmiş olduğunu söyler. Birçok kitabı Fransa'daki kitapçılarda ve kütüphanelerde bulunmaz. Kör Baykuş kitabının satışı Tahran Kitap Fuarı'nda yasaklanır. 2006 yılından bu yana da tüm eserleri İran'da yasaklılar listesinde yerini alır.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

17 Aralık 2018

Yılbaşına Özel Hediye Çekilişi


Blogumda geleneksel hale gelmesini istediğim yılbaşına özel hediye çekilişi için buradayım. 2018 yılına girerken de bir çekiliş yapmıştım. Aslında o tam olarak bir çekiliş sayılmazdı. Bir sene içerisinde bloguma en çok yorum bırakan iki okuruma Krakow'dan minik hediye paketleri göndermiştim.

2019 yılına girerken de buna benzer bir çekiliş yapma fikri vardı aklımda. Fakat yılı bitirmeme yakın iş görüşmeleri, bekleyişler ve yeni bir işe başlamanın heyecanı derken biraz geç kaldım. Yılın bu zamanları, yoğunluktan dolayı burada posta biraz gecikmeli işliyor. Türkiye'ye bir paketin ulaşması ortalama bir buçuk ayı buluyor.

Hal böyle olunca ben de bu sene Krakow'dan bir hediye paketi göndermek yerine, D&R online mağazada kullanılabilecek bir hediye kartı hediye etmeyi yeğledim. Böylelikle çekilişi kazanan kişi hediyesine hemen ulaşabilecek. Okumak istediği bir kitap olur, dinlemek istediği bir cd olur. Yani demem o ki ilgi alanı doğrultusunda hediye çekini kullanabilecek.

Şimdi niyetimi ve hediyenin ne olduğunu açıkladıktan sonra gelelim bu çekilişe nasıl katılacağınız kısmına.
Eğer hediye kartı benim olsun diyorsanız;
Öncelikle yorum kısmına katıldığınızı belli edecek bir yorum bırakanızı rica ediyorum. Blogumu da takibe alsanız güzel olur.  

Bu olmazsa olmazımız. Bunun dışındakiler ise kazanma şansınızı yükseltebilecek aksiyonlar. Yani paşa gönlünüze göre takılabilirsiniz.

** İnstagram kullanıyorsanız blogumun Bir Tutam Karınca adlı bir hesabı var. Hesabımı takip edip, çekiliş ile ilgili paylaştığım görseli kaydedip, yorum kısmına arkadaşlarınızı etiketlerseniz artı bir şansınız daha olur. (Lütfen çekiliş hesaplarını ve sahte hesapları etiketlemeyin. Burada amaç blog okumaktan keyif alan kişilere ulaşmak.)

*** Twitter kullanıyorsanız Bir Tutam Karınca  olarak orada da varım. Hesabımı takip edip, çekiliş ile ilgili gönderdiğim twitti beğenip, retweet yaparsanız artı bir şansınız daha olur.

**** Blogunuzda çekilişi duyuran bir yazı yazabilirseniz mutlu olurum. Böylelikle daha çok kişiye ulaşırım. Siz de artı bir şansa daha sahip olursunuz.

Bu yazısı hazırlarken blogumu Türkiye dışından okuyan arkadaşlarımı da unutmadım. Eğer çekilişi onlardan biri kazanırsa, D&R hediye kartını kullanamam ki derse ona farklı bir hediye alternatifi sunacağım.

Kimin kazandığını 29 Aralık Cumartesi günü, blogumdan, instagram hesabımdan ve twitter hesabımdan duyuracağım.
Umarım güzel bir etkinlik olur. Şimdiden herkese bol şans diliyorum.
Sevgiler.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

26 Eylül 2018

Okuyucu - Bernhard Schlink


Yıl sonu yaklaşırken hedeflediğim kitap okuma sayısına neredeyse ulaştım. Sene başında yetmiş kitap okurum demiştim. Bugün itibariyle 67 kitabı geride bıraktım. Bugünün blog konusu olan Okuyucu adlı kitapta her nasılsa (ne ara listeye eklediğimi hatırlayamadığım içindi bu her nasılsa) bu sene okuyacağım kitaplar içinde yerini alıyordu.

Genelde bilim kurgu okuyorum. Bunun yanı sıra farklı türde kitap okumaları da yapıyorum. Sürekli aynı türde okumalar yapınca kendimi tekrara düşmüş gibi hissediyorum. İşte böyle bir arada tanıştım bu kitapla.

Genelde okunacak kitapların ilk bakıldığı yer arka kapak yazısı olur. Fakat bu sefer arka kapak yazısını okumadan, hemen kitaba başladım. İlk 50 sayfada acaba ne okuyorum ben dedim. Yani bu bir ergen kitabı olabilir mi? Eğer öyleyse benim listede ne işi var diye durdum düşündüm. Çok fazla ipucu içermeyen, kısa bir araştırma yaptıktan sonra kitabı yan tarafa koymak yerine okumayı tercih ettim. Kitabı bitirdiğim zaman oldukça doğru bir karar verdiğimi anladım. Araştırma yaparken kitabın filmi olduğunu da öğrendim. Belki izlerim.

Kitabın geçtiği zaman dilimi İkinci Dünya Savaşı Almanya'sı. Ana karakter ise 30 yıllık bir yaşam hikayesi tam anlamıyla okuyucuya geçiren (buradaki okuyucu ben oluyorum) Michael Berg. Kitabın yazım dili çok akıcı. İlk defa Bernhard Schlink kitabı okudum. 

Ergenlikten olgunluğa değişen hisler ve baki kalan alışkanlıklar, vazgeçişler ve hayata tutunmaya yarayan sebepler, unutmalar ve hiç akıldan çıkmayan anılar ile dolu bir kitap.

Kitaptan etkilenmemin bir nedeni ise dört yıldır içinde yaşadığım şehirden bahsetmesi. Toplama kamplarının yer verildiği kitapları artık daha farklı bir duygu içinde okuyorum. Gidip gördüğüm için sanırım yaşananları daha içten hissedebiliyorum. Bu da beni kitaba daha çok bağlıyor.

Kitaptaki kadın karakter Hannan ise diğer kitaplarda gördüğünüz kadın karakterlerden çok farklı. Hayata karşı duruşu ve içselleştirdiği pişmanlıklarını anlamak için sabredip kitabın sonuna kadar gitmek gerek. Hannan'a kızmak yeri onu anlamaya çalışın. Kitabın sonunda ah be demekten ben kendimi alamadım. Bakalım sizde nasıl bir etki bırakacak?

Kitabın konusunu detaylı bir şekilde yazmamın bir nedeni var. Sizi okuma keyfinden alıkoymamak. Eğer kitabı okumaya karar verirseniz ve okursanız, bitirdikten sonra yorum kısmına kitap hakkındaki düşüncelerinizi yazarsanız sevinirim.

Kitaptan bir alıntı ile yazımı sonlandırırken okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar diliyorum.
Yoksa "çok geç" kalınmaz mı hiçbir zaman; yalnızca "geç" mi kalınır ve "geç" olması, her şeye karşın "hiç" olmamasından daha mı iyidir? Bilemiyorum.




✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

25 Haziran 2018

Polonya'lı Yazarlar




Bir ülke düşünün. Tarihinde birçok şansızlıklar yaşamış. Üstünden kuşatmalar eksik olmamış. Yeryüzünün en büyük katliamlarından birine ev sahipliği yapmış. Ve tüm bu olumsuzluklara rağmen sanattan kopmamış. Yok canım olmaz böyle bir şey diyorsanız, az sonra okuyacağınız dünyaca tanınan ve enteresan hayat hikayelerine sahip Polonyalı yazarlar ile yollarınız kesişmemiş demektir.
Bir ülkenin kültürünü yakından tanımanın en güzel yollarından biri, o ülkenin yetiştirdiği yazaları okumaktır. Yaşar Kemal kitapları okurken doğunun sıcaklığı, Halide Edib Adıvar kitapları okurken ise Kurtuluş Şavaşını acılarını iliklerimize kadar hissederiz.
Şimdi gelin hep beraber Polonyalı yazarlar kimmiş bakalım.

Jerzy Kosinski


1933 yılında Polonya'nın Łódź şehrinde dünyaya geldi. II. Dünya Savaşı içinde geçen çocukluğu ona türlü acılar tattırdı ve kitapları bu acılar ile beslendi. Kendi ülkesinde bir dönem yasaklı olan Boyalı Kuş kitabı onu dünyaca tanınan bir yazar haline getirdi. Yazdığı bu kitap için yazarın otobiyografisi olduğunu söyleyenler oldu. Psikoloji doktorası yapan Jerzy belli ki kendi acılarını sarmakta pek başarılı olamadı ve 57 yaşında kafasına bir poşet geçirerek intihar etti.

Bruno Schulz


Öykü yazarlığı yapan Bruno Schulz 1892-1942 yıllarında yaşamış. Bruno Schulz için Polonya'nın Kafka'sı demek oldukça yerinde olur. Kafkaesk tarzını benimseyen yazarın öykü kitapları türkçeye çevrilmiştir. Bruno, bir gün ekmek almak için sokağa çıkmamış ve bir nazi subayı tarafından vurulmamış olsaydı belki bugün daha fazla öyküsünü okuyor olacaktık.

Stanislaw Lem


Bilim kurgu okumayı seviyorsanız yolunuz elbet Stanislaw Lem kitaplarından geçmiştir. 1921 yılında dünyaya gözlerini açan Lem, Yahudi soyundan geldiği için II. Dünya Savaşı yıllarında sahte bir kimlik ile geçirdi ve Nazi katliamından kendini kurtarabildi. Sovyet rejiminin baskıcı politikaları nedeniyle yazdığı kitapları kendi ülkesinde yayınlayamadı. Edebiyatın dışında bilim felsefesi ve bilimsel spekülasyon alanlarında çalışmalar yaptı. Bu çalışmaları sayesinde birçok üniversiteden fahri doktora ünvanı aldı. 2006 yılında Krakow'da hayata gözlerini kapadı.

Henryk Sienkiewicz


1846-1916 yıllarında yaşamıştır. 1905 tarihinde "Ateş ve Kılıç" adlı kitabı ile ilk nobel ödülünü alan dünyaca ünlü yazar olarak tanıyoruz onu. "Quo Vadis" adlı kitabı ise tarihsel bir roman niteliği taşır. "Muzıkacı Yanko ve Kamyonka" 1900 yılında Ahmet Rasim çevirisi ile Osmanlıca yayınlanan bir hikaye kitabıdır. Savaş yıllarında İsviçre'de yaşamını yitiren Henryk ülkesine gömülemedi. Aradan sekiz yıl geçtikten sonra külleri Varşova'ya getirildi ve anısına bir anıt yapıldı.

Adam Mickiewicz


Yaşamını Polonya’nın bağımsızlığa adamış ünlü şair Adam Mickiewicz. Çocuk yaşta yazdığı şiirler geniş bir okuyucu kitlesi ulaşır. Vatanını bu denli severken, kurtuluş ayaklanma denemesi başarısız olan yazar çok sevdiği vatanını terk etmek zorunda kalır.
Vatanından uzak kalması onu yıldırmaz. 1855 yılında İstanbul’u ziyaret eden yazar, Kırım savaşında Türklerin yanında olduğu mesajını iletir. Ve İstanbul’da kaldığı süre boyunca bol bol tavuklu pilav yer. Yediği pilav çok hoşuna gitmiş olacak ki mektuplarında bundan defalarca bahseder. Fakat ne acıdır ki, İstanbul’a geldiği dönemde İstanbul’da Kolera salgını vardır ve yazar kolera mikrobu yüzünden Pera’da yani bugün ki Beyoğlu’nda yaşadığı küçük odasında hayata gözlerini yumar. 
Adam Mickiewicz öldüğünde, iç organları çıkartılarak İstanbul’da yaşadığı binanın bodrumuna gömüldü. Fransa elçiliği tarafından alınan cesedi Paris’te toprağa verildi. 1890 yılında ise Paris’te ki mezarı açılarak kemikleri Krakow’da bulunan Wawel kalesindeki mezarlığa nakledildi. Şimdi üç farklı ülkede Adam Mickiewicz'den parçalar bulunur. 
1984 yılında İstanbul’da son zamanlarını geçirdiği ev müzeye çevrildi. Yolunuz Tatlı Badem sokağına düşerse 23 numaralı binada bu enteresan yaşam hikayesine sahip yazar ile karşılaşabilirsiniz.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

24 Mayıs 2018

Tut Elimi Gidelim - Ferit Günaydın


Bir Tutam Karınca okurları blogda kitap yorumları görmeye alışkın. Bugün biraz çizgimden uzaklaşıp, size "Tut Elimi Gidelim" adlı şiir kitabından bahsedeceğim. Bunun iki önemli nedeni var. Birincisi, kitabın yazarı Ferit Günaydın'ı tanıma şansına nail olmam. İkincisi ise uzun zaman sonra yeniden şiir okumaktan aldığım hazzı satırlara dökmek istemem diyebilirim.


Hayatınızın belirli bir dönenimde, günlük rutininiz içinde, size sihirli bir dokunuş yapan biriyle karşılaştınız mı hiç? Yaşam enerjisini size geçiren, sizi cesaretlendiren, olmuyor dediğiniz her an tatlı bir tebessümle "olur, olur" diyen. Eğer karşılaşmadıysanız, bu demek oluyor ki yolunuz Ferit Günaydın ile kesişmemiş.

Bizim yollarımız gittiğim ingilizce kursunda kesişti. Bana lanetler okuduğum ingilizceyi sevdirdi. Yönlendirmesi sayesinde çok kısa bir sürede ingilizce ile aramdaki buzları erittim. Kursa başladığım ilk akşam böyle donanımlı bir öğretmenle karşılaşacağımı ummuyordum. Zaman içinde kurs bitti ama bizim iletişimimiz kopmadı.

Ferit Günaydın'ı birkaç cümle ile anlat derseniz; anneciğine hayran, edebiyat sevdalısı, kendi işine aşık bir eğitmen, tiyatrocu, sıkı bir Sezen Aksu takipcisi, gönlü tüm evreni sevebilecek kadar büyük, kedisi Duman'ın ev arkadaşı diyebilirim.

Şimdi gelelim ilk çıkardığı şiir kitabı Tut Elimi Gidelim adlı kitaba. Şiir serisinin birinci kitabı. Ben şiirlerin biraz sindire sindire okunması taraftarıyım. Bu yüzden bir çırpıda okumadım. Aralarda es verdim devamlı. Şimdi kitaptaki şiirlerden yaptığım alıntıları sizinle paylaşma zamanı. Kitabı alıp Ferit hocama destek dememe gerek yok. Çünkü şiirlerden yaptığım alıntıları okuduktan sonra kitabı alacağınızı biliyorum.


Elbette kırılır dalların buz tutar yaprakların
Her ağaç kış için yaratılmamıştır
Ama unutma güçlüyse kökleri sevdanın
Hiçbir bahar zamanını şaşmamıştır. 
Bahar- Ferit Günaydın

Umutsuzluğun içindeki umudu ne güzel anlatır Bahar şiirinde.

Tutmasaydın ellerimi bakmasaydın gözlerime
Sermeseydin bedenini çarşaf gibi üzerime
Değmeseydi dudakların bir kor gibi yüreğime
Başkasının kollarında olmayı da bilirdim.
Bilirdim- Ferit Günaydın


Yaşanacak olanın önüne geçilmiyor
Yanlışlardan öğreniyoruz doğrulardan değil
Bir yasa var ki asırlardır değişmiyor
Sen dahil hiç kimse vazgeçilmez değil
Değil - Ferit Günaydın

Bilirdim ve Değil şiirleri biraz sitem biraz kırgınlı içerir. Yaşananların izleri ve insan üzerinde bıraktığı etkileri kelimeler ile üzerine serpiştirir. Sizi geçmişe götürür ve aslında gerçekten kimsenin vazgeçilmez olmadığını size yeniden hatırlatır.

En deli at bile dizgine gelir durulur
Ne büyük aşklar zamanla unutulur
Kan kırmızı güller defterlerde kurutulur
Giden gider kalanlar sabırla avutulur
Sensiz Kalbim- Ferit Günaydın

Tam evet kimse vazgeçilmez değildir diye düşünürken, biten ve unutulmayan aşkı anlatan Sensiz Kalbim çıkar karşınıza. İçiniz burkulur. Bir hüzün çöker derin derin.

Şiirler bırakıyorum sana
Onlar anlatır dilimin varamadıklarını
Açık ederek zaman zaman kalbinin yaralarını
Şairin Vedası- Ferit Günaydın


Şairin Vedası ile kitap biter. Aslında bu bir veda değildir. Çünkü Ferit Günaydın için bu bir başlangıç kitabıdır.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

29 Mart 2018

Kitap Çekilişi Sonucu


Bu ayın başında çekilişten kazandığım kitaplardan bahsetmiştim. Onlar İzmir'de okunmak için beni bekleye dursun. İçlerinden birini okuduğum için ben de bir çekiliş düzenleyerek o kitabı bir okuyucuma hediye etme niyetiyle yola çıktım. Çekilişime 16 kişi katıldı. Bugün, şanslı kişiyi belirlemek adına bilgisayarın başına geçtim. Şeffaf bir çekiliş olması önemliydi benim için. İnternette bunu yapan siteler var. Bunlardan birini kullanarak çekilişi gerçekleştirdim. Ve şanslı kişi Feriperi oldu. Feripericim bu satırları okuyorsan twitter veya blogumun iletişim kısmından bana ivedilikle adres bilgilerini göndermeni rica edeceğim.
Eğer FeriPeri'ye ulaşamazsam ve kitap sahipsiz kalmasın diye bir yedek talihli daha belirledim.


Bu arada anneciğime ve kız kardeşime bir teşekkür borcum var. Bana kitabın görselleri lazım dedim ama güzel kareler olsun kızlar dedim ve oldu.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

14 Mart 2018

Kahve Bahane #16


Kahve, müzik ve hafifçe yağan yağmur bende yazma isteği uyandırıyor. Ayrıca bu aralar gece tam kafamı yastığa koyduğum anda kelimeler kafamda dans edip duruyor. O kadar güzel cümleler oluşuyor ki aklımda, bunu yazmalıyım diyorum. Peki sonra ne oluyor? Sabah kalktığımda o kelimelere dair hiçbir şey hatırlamamış oluyorum. Sanırım bundan böyle yazı yazma işini gece yarılarına erteleyeceğim.



Okumanın yazmaya etkisi inkar edilemeyecek bir gerçek. Geçen seneden beri okunmayı bekleyen Elias Canetti'nin Körleşme adlı kitabı ile Connie Willis'in Kıyamet Kitabı'nı en sonunda okudum. Körleşme çok beğenilen bir kitap olmasına rağmen beni pek etkilemedi. Aslında çok güzel yorumlar almıştı. Maalesef hayran kitlesinde bıraktığı etkiyi bende bırakamadı. Kitabı hangi ruh haliyle okuduğunuz da önemli bir detay. Belki farklı bir dönemde okumuş olsaydım severdim. Bilemiyorum.


Kıyamet Kitabı ise tam anlamıyla benlik bir kitaptı. Bilim kurgu dense bile aslında sadece zaman yolculuğu ile ilgili bir bölüme sahipti. Geri kalanı 14. yüzyılda Veba'nın kol gezdiği İngiltere'de geçiyordu. Kitap için bir inceleme yazısı yazsam güzel olur. Eski dönemde geçen kitapları okumayı; dizileri & filmleri seyretmeyi seviyorum.


The Frankenstein Chronicles adlı diziyi izlemeye başladım. Birinci sezonu bitti. 19. yüzyıl Londra'sında bir cinayeti çözmekle görevli bir memurun hikayesini ele alıyor. Görselleri benim için oldukça ilgi çekici. Ayrıca o dönemlerde bilimin ve doktorluğun çektiği sıkıntılara da değinmesi güzel. Ben izlerken zevk alıyorum.


Kesin hatırlayanlar olacaktır.  6. yüzyılın başlarında yaşadığına inanılan Merlin adlı büyücünün konu edildiği bir dizi vardı. Onu da çok severek izlemiştim. Kimilerine biraz çocuksu gelse bile dönem dizilerini severler için güzel bir diziydi diye düşünüyorum.


Dizilerden bahsederken aklıma Midnight in Paris ( Paris'te Gece Yarısı) adlı film geldi. Henüz izlemediyseniz tavsiye ederim. Filmin müzikleri de konusu gibi çok tatlıydı. Filmi izledikten sonra keşke ben de böyle bir şey yaşamış olsaydım dedim. Konusunu anlatmamayı tercih ediyorum. Çünkü gizemi konusunda gizli.

Oradan bakıldığında zaman kavramına kafayı takmış gibi durduğumun farkındayım. Bu düşünceler aslında çok güzel bir hikayeye gebe. Yakın bir gelecekte, bir gece yarısı, tüm cesaretimi toplayıp belki hikayemi burada yayınlayabilirim.

Hikayeden söz etmişken, güzel bir hikaye kitabı tavsiyesi ile yazıyı sonlandırayım. İlk nobel ödülünü alan Henryk Sienkiewicz'in Muzıkacı Yanyo ve Kamyonka adlı kitabını dün okudum. Çerez tadında okuma yapmak isteyenler için güzel bir seçenek. Aklınızda olsun.

Bugün de okumak, yazmak ve izlemek üzerine bir yazı çıktı ortaya.
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye kadar şen ve esen kalın.
Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

9 Mart 2018

Çekilişten Hediye Kazanmak


Kitap çekilişlerine kayıtsız kalamıyorum. 13 Ocak günü Gönülden dile  blogunun sahibi Zafer'in  yazmış olduğu yedinci yıla özel çekiliş yazısına da  kayıtsız kalamazdım. Yazılarını severek okuduğum bloglardan biri Gönülden Dile. Çekiliş hediyesi olarak 5 adet kitap seçmiş. Ben de "çıkmaz demeyin şansınızı deneyin!" ilkesinden yola çıkarak hemen yorum yazdım. Sonrası uzun bir bekleyiş. Bir gün, tam umudu kesmişken bir baktım ki mesaj kutumda yedeklere kaldın Yasemin yazısı var. Açıkcası yedeklere kaldıysam o kitaplar bana yar olmaz dedim. Ama yanılmışım. Asıl kazanan iletişime geçmeyince 5 adet kitabım oldu. Ne güzel değil mi?

Kitaplarını annemin adresine göndermesini rica etttim. Annem postayı teslim alınca, kız kardeşim yeni kitaplar almış diye düşünmüş. Bize mesaj attı. Kızlar kitaplar geldi diye. Kardeşim de "ben kitap almadım ki dedi. "Ay" dedim. "O gördüğünüz kitapları ben kazandım. Çekilişten kazandım, ben kazandım" dedim. Havaya bak. Sanki milli piyango biletinden büyük ikramiye kazanmışım.



Kardeşim de benim gibi bir kitap kurdu. Okuyacak yeni kitapları oldu. Türkiye'ye gittiğimde okunacak kitaplara yenileri eklendi. Kazandığım kitaplardan sadece Katre-i Matem'i okumuştum.

Sabırla buraya kadar okuduysanız kitap sever ve kitaplara ilgi duyan birisi olduğunuz düşünüyorum. Bir evde aynı kitaptan iki tane neden olsun diye düşündüm ve ben de çekilişle İskender Pala'nın Katre-i Matem adlı kitabını birinize hediye etmeye karar verdim.

Çekiliş içinde çekiliş gibi oldu. Çekilişe katılmak isterseniz yazını altına yorum bırakmanız yeterli.

Gönül isterdi ki beni twitter, instagram ve facebook grubu hesaplarımdan da takip edin. Lakin böyle bir şart getirip kimseyi sıkmak istemiyorum. İstemiyorum dediysem takip etseniz de mutlu olurum. Yalan yok. Ben takip edemem Yasemin! ama blogumda çekiliş yazısını paylaşırım derseniz ona da yok demem.

Çekilişin bitiş tarihi 28 Mart 2018 olsun.
Şimdiden herkese bol şans.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

20 Şubat 2018

Kitapların Vazgeçilmezi Kitap Ayraçları Bookmark

Vakti zamanında basılı kitaplar oldukça nadir elde edilirmiş. Öyle her baba yiğidin harçı değilmiş, kitaplığı kitaplarla doldurmak. Gel zaman git zaman bu kadar nadir ve değerli olan kitapların herhangi bir yerine zarar vermeden işaretleyebilmek için bir nesneye ihtiyaç duyulmuş. Bu yer işaretleyici yani bugünkü adı ile kitap ayracı böylelikle hayatımıza girmiş. İlk yaygın kullanımı 16. yüzyılın sonunda varlığını göstermiş. Kraliçe Elizabeth'in kitaplarını süslemiş.

Tarihte kurdela şeklinde ortaya çıkan kitap ayracı daha sonraları ipekten yapılmış ve özel günlerde bir hediye alternatifi halini almış. Zaman ilerledikçe evrimleşen kitap ayraçları kağıttan, plastikten de yapılmaya başlanmış. Piyasada kendine bir pazar yeri edinmiş ve günümüze kadar gelmiş.

Yasemin bu bilgiyi bize neden verdi diyorsanız, sorunuzun cevabı için okumaya devam edin.

Geçenlerde çekmeceleri düzenlerken kitap ayraçlarımı buldum. Uzun zamandır kindle kullandığım için onlardan bir hayli uzağım. Lakin hepsinin bende özel bir anısı var. Tam olarak koleksiyonunu yapıyorum diyemem. Benim içi özel ve hikayesi olan yerlerden bir adet kitap ayracı almaya çalışıyorum demek daha doğru olur.

Hadi gelin size kısa hikayeleri ile birlikte kitap ayraçlarımı tanıtayım. Bu arada fotoğrafların üstüne tık yaparsanız net gözüküyorlar.

1- The Kiss Bookmark 

Belvedere Sarayının içinde sergilenen The Kiss adlı tablonun yer aldığı kitap ayracım. Bu tabloyu içinde barındırdığı ayrıntılardan ötürü seviyorum. Tabloya baktığımda, adamın kıyafetinde yer alan düz çizgilerin, erkeklerin kesin ve daha realist olan hayata bakış açılarını yansıttığı düşünüyorum. Kadının giydiği yuvarlak çizgilere sahip giysinin ise kadınların içinde var olan karmaşık duygularının dışa vurumu olarak algılıyorum. Bunlar tablonun bende yarattığı düşünceler. Ayrıca arada kesin bir çizgi olmadan yekvücut resmedilmesi uyumsuzluktan doğan uyumu gözler önüne koymuyor mu?



2-  Livraria Lello Bookstore

Geçen sene Porto ziyaretimde keşfettiğim ve kendisine hayran olduğum bir kitapçıdan aldığım kitap ayraçlarım. Peki nedir bu kitapçıyı bu kadar ilgi çekici kılan. Harry Potter hayranları bilir belki. Harry Potter bu kitapçıda yazılmış. Yazarı kitapçıda oldukça vakit geçirmiş ve aldığı ilham sayesinde şimdi milyonlar satan kitabın yazmış.


3-  Burj Khalifa Bookmark

Bu ayracı, Dubai seyahatimde ziyaret ettiğim, dünyanın en yüksek binası ünvanına sahip Burj Khalifa'yı bana hatırlatsın diye almıştım. 124. kata 1 dakikada çıkan asansör ve yukarıda bizi bekleyen enteresan manzarası ile unutamayacağım yerlerden biridir.


4-  You've Got Mail Bookmark 

Mesajınız var adlı eski bir film vardı. İzlediniz mi? Orada, yan konu olarak minik bir kitapçı dükkanı işleten bir kadının, büyük bir kitapçı dükkanına karşı verdiği yaşam savaşı anlatılır. Bu kitap ayracını Amerika gezimde, filmde yer alan büyük kitapçı dükkanın zincir mağazalarından biriden aldım. Üstünde yazan mesajı (Fly away with a good book ) ve ucuna takılabilen kelebek, yusufçuk ve uğur böceği detayı ile en sevdiğim ayraçlarımdan biridir.



5- Van Gogh Bookmark

Van Gogh hayranlığını duymayan kalmadı sanırım. Sene 2013, Amsterdam ziyaretimde Van Gogh müzesi gezisinden sonra bende ayrı bir yeri olan tablosunun var olduğu bu kitap ayracını aldım. Van Gogh'un Kıyıda Kayıklar adlı tablosunu üniversite de çizmiştim. Yıllar sonra tablonun orjinalini gördüğüm için kendimi şanslı sayarım. 


6- Roma Bookmark

Roma'yı ziyaret ettiğim dönemde kitap ayracı almadım. Dedim ki böyle bir kere ile olmaz. Ben Roma'yı birkaç kez daha ziyaret ederim. Peki bu ayraç nereden çıktı? Bunu Krakow'a ziyarete gelen Roma'lı bir arkadaşım bana hediye olarak getirdi. İçinde her ay için Roma'nın farklı güzelliklerinin yer aldığı 12 adet kitap ayracı var. 


7- Ampelmann Bookmark

Berlin ziyaretimde bana enteresan gelen bir detay ile karlılaşmıştım. Trafik ışıklarında yer alan bu ampelmann ilgimi çektiği için onları bana hatırlatan bir kitap ayracı almak istedim. Bir taşla iki kuş vurmak gibi oldu. Nedeni ise fotoğrafta gördüğünüz bir kitap ayracının farklı açılardan bakıldığında farklı görüntülere bürünmesi.


8- Galata Hurts Bookmark

Bu ayraç etipufumun hediyesinin içinden çıktı geçen sene. Tim Burton ve İstanbul sever biri için oldukça güzel ve anlamlı bir hediye değil mi? 
"One person's craziness is another person's reality" demiş Tim Burton. Çok da güzel söylemiş.




9-  Wroclaw Bookmark

Wroclaw Polonya'nın şirin şehirlerinden biri. Onu enteresan kılan detayları ise şehrin her yerinde karşınıza çıkan cüce heykelleri. Akıllı bir çocuk olursanız şirinleri görebilirsiniz derler ya, Wroclaw'da akıllı olmanıza gerek yok. Gözlerinizi fıldır fıldır döndürürseniz her yerde bu sevimli cüceleri görebilirsin. İşte o cüceleri bana hatırlatacak kitap ayracım.

 


10- Happy Girl Bookmark 


Bu kitap ayraçları yeni yılda uzaklardan gelen bir paket içinden çıkıp gönlümü fethetmeyi başardı ve  anısı olan diğer ayraçlarımın arasında yerini aldı.

 

Kitap ayraçlarıma eşlik eden kitabım hakkında da küçük bir bilgi paylaşamadan yazıyı bitirmeyeyim. Kitabı Porto'da ki ünlü kitapçıda gördüm. "Alis Harikalar Diyarında" adlı kitabın el yazması versiyonu. Kitabı görür görmez aşık oldum. Ayrıca okuması da çok zevkliydi. Okurken keşke tüm kitaplar böyle yazılsa dedim.

Kişisel blog yazmak böyle bir şey. Bir çekmece düzenlemeden bir blog yazısına uzanan yolculuğa tanıklık ettiniz. Yeni yazılarıma ilham olacak farklı şeyler bulana kadar şen ve esen kalın.
Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.