9 Ağustos 2020

Kahve Bahane #Anda Kal


Hafta sonlarını seviyorum. Bir de böyle hızlı geçmeseler daha güzel olur. Bu hafta sonu uykumu güzelce alamamış olsam da, gün içinde enerjim yerindeydi. Bisikletle bol bol tur attım. Cumartesi sabah kahvesini dışarıda içtik. Sonra eve dönemeden bir limonata içelim dedik. Oturduğumuz mekanda bir çocuk anne anne diye bağırıp çağırıyordu. O kadar Leh çocuğu var ortalıkta; bir düzinesi bir araya gelse bir Türk çocuğunun çıkarttığı gürültüyü çıkarmıyorlar. Bu tamamen Türklerin çocuk yetiştirmeyi beceremesinden kaynaklanıyor. Gereğinden fazla şımartıyorlar ve onun bir birey olduğunu idrak edemiyorlar. Şimdi Türk anne babaları bana kızacak ama bunlar acı gerçekler.

Bugün, Rus arkadaşımız bizden bir şey almak için eve geldi. Yanında 3 yaşlarındaki oğlu ile birikte. Çocuk geldi. Babası hiç ilgilenmedi bile. Kendi ayakkabısını çıkardı. Bana el salladı. Gülümsedi. Koltuğa oturdu. Aynı şekilde eve Türk çocuğu gelseydi beş dakika içinde evde girip çıkmadığı oda kalmazdı. Babası sadece susamıştır su verelim dedi. Verdim. Yudum yudum suyunu içti. Hiç gıkı çıkmadı. Hep gülücükler dağıttı. Giderken yine ayakkabılarını kendi giydi. Öpücükler verip gitti. Bisikleti vardı, hani şu pedalsız olanlardan, onu babasının arkasından sürdü. O yaşta bisiklet alışkanlığı edinmeleri de ayrı bir güzellik.

Aslında bu yazısıyı Pazar günü (yani bugün) yapmış olduğum bisiklet yolcuğunu anlatmak için yazmaya başladım. Hava güzel, güneşin batmasına yakın bisiklet sürmeyi planladım. Çoğu zaman olduğu gibi enişteniz tarafından ekilince, tek tabanca yola çıktım. Aklımda gitmeyi planladığım bir göller bölgesi vardı. Google "Ben buraya nasıl giderim" diye sordum. Rotayı çıkardım. Başladım pedallamaya, bir yere kadar her şey çok güzeldi. Mis gibi bisiklet yolu. Bir tarafımda elma bahçeleri, bir tarafımda tarlalar. Sonra birden yolun sonuna geldim. İşte bu son aslında geri dönmem gerek yermiş; bunu sonradan anladım.

Haritayı kontrol ederek yola devam ettim. Etmez olaydım. Google beni balta girmemiş ormanlara soktu. Üstümü başımı saran sivrisineklere yem olurken, her an bir hayvan fırlayacak diye korkarken, sadece bir tane ceylan gördüm. Ben onu görünce durdum. O da beni görünce, kim bu manyak dedi sanırım, koşarak uzaklaştı. Bir yandan hava kararmaya başladı. Üstüne üstlük bisiklet yolu seçmeme rağmen, ilerlediğim yol gittikçe kötüleşti. İşte dedim. Sona geldik. Şimdi burada tekeri patlatırsam bittiğimin resmidir.

Sonra hafta sonu okumaya başladığım Osho'nun Farkındalık adlı kitabı aklıma geldi. Orada Anda kal diyor devamlı. Geçmişi ve geleceği düşünme diyor. Bir iki dakika durdum. Dedim ki son 15 dakikadır geri dönmeliydim diye kendime kızıyorum. Bu geçmişi düşünmekti. Hemen bundan uzaklaştım. Sonra bir baktım; nasıl geri döneceğim diye endişe ediyorum. Kesin buralarda kalacağım, eve dönemeyeceğim diye düşündüğümün farkına vardım. Dedim bu böyle olmayacak. Tüm kanını emen sivrisineklere rağmen anda kal Yasemin. Şimdi sakinler ve haritayı geri dönüşe farklı bir yoldan ayarla. Sevgili Osho sayesinde bir nebze olsa da rahatlattım kendimi.

Velhasıl kelam göller bölgesine çok az kala geri dönme kararı aldım. Hava kararmaya da başladı. Ormandan geri dönmek, korku filmlerine konu olacak bir senaryoya davetiye çıkarmak demekti. Farklı yol seçtim. Bu yolda da farklı tecrübeler yaşadım.

Bir kısmını otoban gibi olan yoğun trafikli bir yoldan sürmek zorunda kaldım. Bu beni bayağı bir gerdi. Bu arada da telefonumun şarjı da azalmaya başlamıştı. İşte dedim buraya kadar. Sonra tramvay duraklarını gördüm. Bir baktım bizin evin önünden geçen numara var üstünde. Derin bir nefes aldım. En kötü ihtimal tramvaya binip geri dönebilirdim dedim ve o gazla eve sürdüm.

Bu sıra dışı pedallamam toplamda 26.50 Km sürdü. 1 saat 45 dakika bana saatler gibi geldi. Bu tecrübemden sonra, bilmediğim yollara, ilk kez gideceğim yerlere yalnız başına gitmeme kararı aldım. O gölleri de artık hiç merak etmiyorum. Ondan da eksik kalayım.

Bildiğim yollardan pedallamaya devam.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

6 Ağustos 2020

Kahve Bahane #Türk Kahvesi


Türk kahvesi içmeyeli uzun zaman olmuştu. Bu akşam kendime şekersiz bir Türk kahvesi yaptım. Bu şekersiz ilk deneyimim. Çayı, diğer kahveleri senelerdir şekersiz içerim lakin konu Türk kahvesi olduğunda durumlar değişirdi. Yazıya başlamadan önce yudumladım kahvemi. İtiraf etmeliyim ki şekersiz tadı daha bir güzelmiş. Şeker koyunca sadece şekerin tadını alıyormuşum.

Beni bilenler biliyor. Hayatımın hiçbir döneminde ölümcül diyetler yapmadım. Hatta hiç diyet yapmadım. Diyet yapanlara da saygım sonsuz. Elinde bir liste ile ona uymak zor iş. Sadece kontrollü yerim ara sıra. Bir dönem çok abartırım. Tam bir tazmanya canavarı gibi. Sonra kendime gelirim. Yani hiçbir zaman dizginleri midemin eline tutuşturmam. Şimdi dizginleri hafifçe kendime çektiğim dönemdeyim. Çünkü son bir aydır her gün top top dondurmayı götürüyordum. Ne yemek yapayım sorusuna "hadi gel sipariş verelim" yanıtı alıp, oh verelim gitsin diyordum. Bu gidişe bir son verdim. Bir yemek listesi oluşturdum. Buzdolabına astım. Alışverişi o listede yer alan yemekler doğrultusunda yapıp, ne yemek yapayım sorununu tamamen ortadan kaldırdım.

Bugün sabah bir video izledim. Video da sorunlara değil çözüme odaklanın diyordu. Bu aralar Türkiye'ye gidememek benim için bir sorun. Devamlı bunu düşününce kendimi mutsuz hissediyorum. Gidemedim; ailemi, arkadaşlarımı göremedim diye hüzünleniyordum. Şimdi gitmeme durumunu kabullendim. Yani ortada bir sorun var. Korona ve bunun çözümü de şimdilik yerinden kıpırdamamak. Varsın bu senede gitmeyelim dedim. Böylelikle her gün kendimi üzmeyi de bir tarafa bıraktım.

İzlediğim başka bir videoda da kendinizi neden yetersiz hissedersiniz ile ilgiliydi. "Durun ve kendinize bakın, herhangi bir konuda altı ay önceki sizden farklıysanız gelişiyorsunuz demektir" diyor. "Kendinizi birileriyle ( ortak yaptığınız bir iş için) kıyasladığınızda yapmış olduğunuz en büyük hata sanki aynı hayatı yaşamış olduğunuzu düşünmektir. Yaşadığınız, büyüdüğünüz ortamın ve imkanlarınızın farklı olduğunu unutmayın. Ayrıca her şeyi de mükemmel yapmak zorunda değilsiniz" diyor. Mesela kitap okumak istiyorum diye düşündüğünüzde illaki her gün 100 sayfa okumak zorunda değilsiniz. 10 sayfayla, 20 sayfayla başlayın. Kendini yetersiz gören insanların en yaygın sorunu mükemmel olmaya çalışmakmış. Sonra durdum ve düşündüm. Bu aynı ben. Mesela ben kendimi ingilizce konusunda hiç yeterli görmüyorum. Aslında neden görmüyorum ki. İki yılda iki başarılı mülakat geçtim. İş değiştirdim. Şu an çalıştığım iş yerimde sorunsuz çalışıyorum. Bugüne kadar ingilizce yüzünden hiçbir işimi aksatmadım. Varsın bülbül gibi şakımayayım dedim. Az biraz gaza geldim yine. Şimdi geceleri yatmadan ingilizce podcast dinliyorum.

Benim bu gaza gelmelerim ne olacak bilmem. Çok çabuk gaza gelirim. Bazen o gazla gidebildiğim yere kadar giderim, bazı durumlarda pek işe yaramıyor. Mesela bu sene doğum günümde evin bey kişisi hadi gel sana motor alalım dedi. Ben, yok şimdi süremem, hem havalar da güzel değil buralarda diye geçiştirdim. Oysa ki seneler önce motor sürme hayali ile koşa koşa motor ehliyeti almıştım. Zaman geçtikçe içime bir korku yerleşti. Şimdi çok istememe rağmen o iki tekere binmekten biraz korktuğumu itiraf etmeliyim.

İtiraf demişken; çoğu zaman aklıma bir şeyler geliyor ve bunu kahve bahane de yazmalıyım diyorum. Sonra uçup gidiyor. Bazen daha kısa, anlık o düşünceyi içeren kahve bahane yazıları mı yazsam diyorum. Mesela bir paragraf. Ne dersiniz kısa kısa kahve bahane yazıları olsun mu? Yoksa böyle her paragrafta farklı şeyleri kaleme aldığım, uzun uzadıya kahve bahane ile yola devam mı edeyim?

Siz bunun cevabını aşağıdaki yorum kısmına yazadurun. Bende o arada kapanışı yapayım.
Ne diyoruz; Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. Sosyal mesafeyi korumayı da unutmayın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

22 Temmuz 2020

Kahve Bahane #Hayaller


Kahve bahane derken, balkonda bana eşlik eden içeceğin çay olduğunu yazmak ne denli doğru bilmiyorum. Eylül görünümlü Temmuz akşamında, balkonda hırka ile otururken, kendime bir bardak çay koyup, uzun zamandır yazmadığım kahve bahane yazısını yazmak istedim.

Aslında taslakta bekleyen başka bir yazı var. İki hafta önce, fırtınaya rağmen Krakow'a iki saat uzaklıkta olan bir şehir ziyaret ettiğimi anlatan bir yazı. Yazdım, hatta yazıyı yarıladım. Sonra döndüm okudum. Sanki o yazıyı ben değil de başka biri yazmış gibi hissettim. O yüzden de taslak olarak kaldı. O öyle bekleyedursun ben yine ortaya karışık bir yazı yazmak için buradayım.

Bu sene yaz ayı buralara uğramadı. Yağmurun yanı sıra hava soğuk. Yaz yağmuru olsa bir nebze sevilir fakat böyle yağmurlu soğuk havaların benim üzerimdeki olumsuz etkilerini yazmakla bitiremem. Neyse konumuz bu değil. Konumuz sümüklü böcekler. Aman nerden çıktı bu demeyin. Çünkü kendilerini her yağmur sonrası yollara vuruyor bu hayvanlar. Sabahları yürüyüşe gidiyorum. Üstlerine basmamak için gerçekten efor sarfediyorum. Resmen intihar eylemine kalkışıyorlar her yağmur sonrası. Onlarda mı yağmuru sevmiyor acaba.

Seviyor sevmiyor konusuna gelince. Bisikletimle aşk yaşadığımı bilmeyen yok. Geçenlerde de bir firmanın bisiklet baskılı t-shirtlerini gördüm. Ama gelin görün ki sadece erkekler için üretmişler. Ve en küçük bedeli L. Ayıptır dedim. Aldım attım sepete. Sonuçta terziliğimi konuşturup kendime orijinal bir t-shirt yapacağım. Dikiş dikmekten anlamanın artılarını kullanmak lazım.

Artı demişken; doğum günümün artılarından yani hediyelerimden de bahsetmeden geçemeyeceğim. Bu sene harika hediyeler aldım. Uzaklardan gelen, içinde uzay temalı birçok şey bulunduran bir paket. Astronotları pek bi severim. Kolumda da dövmesi var. O yüzden benim için mükemmel bir hediyeydi.
Bir diğeri de harika bir albüm. Ne zamandır aklımda çektiğim fotoğrafları bastırıp bir albüm yapma fikri vardı. Ve bundan kimseye bahsetmemiştim. Sanki arkadaşımın içine doğmuş gibi harika bir albüm alarak kutladı doğum günümü. En kısa zamanda basılacak fotoğrafları ayarlayıp, albümü doldurmak lazım.
Ve yine bisiklet. Çünkü Yasemin dediklerinde arkadaşlarımın aklına gelen üç şeyden biri kesinlikle bisiklet olur. Şimdi mini mini bir bisiklet kolyesi var boynumda. Arkadaşım bunu görür görmez tam olarak senin için yapıldığını düşündüm dedi. Geldiği günden beni boynumdan çıkarmıyorum. O kadar güzel ki.

Keşke her şey böyle güzel olsa. Son iki üç gündür Türkiye gündemi yine içimi daralttı. Cinayetler, saçma sapan yasaklar, bunlara devamlı maruz kalmak insanının tüm ruh sağlığını bozuyor. Uzakta olsam bile ailem, sevdiklerim orada. Kayıtsız kalamıyorum. Belki de tilki misali dönüp dolaşacağım yer orası diye endişe duyuyorum bazen. Zaten bıraktığımda kötü bir hal alıyordu. Şimdi gün geçtikçe daha da kötüye gidiyor.

Kötü giden bir diğer şey de ayağım. Tam düzeldi artık koşabilirim diye düşünken, ara ara yoklayan ağrılarım beni endişelendiriyor. Son bir haftadır hiç ağrımayan ayağım az önce yemek yaparken, mutfakta bir ileri bir geri gezinirken yeniden ağrımaya başladı. Bakalım umarım yine bana doktor yolları gözükmez.

Yol  demişken; gerçek anlamda bir tatile ihtiyacım var. Kimin yok ki? En son geçen sene iki hafta tamamen işten uzak bir tatil geçirmiştim. Şimdi tam olarak öyle bir tatile ihtiyacım var. Deniz kıyısında kitap sayfalarımı çevireyim, gün doğumunda sporumu yapayım, iki hafta, yok eftsi havalesi gitti mi? Gümrük işleri bitti mi? diye düşünmeyeyim istiyorum. Türkiye'ye gitmek hayal oldu. Polonya sınırları Ağustos ayına kadar açmıyor. Uçuş yok. Belki bir çılgınlık yapıp, buradan araba ile Hırvatistan'a gidebiliriz. Onda da yol gözümüzde büyüyor. 14 saat direksiyon sallama fikrine şimdilik uzağız.

Hayaller ve gerçekler mottosunu benimsemiş bir şekilde yaşamaya devam. Şimdiki gerçekliğime şükür ediyorum etmesine ama hayal kurmaktan da vazgeçmiyorum. Çünkü hayal kurmanın insanı yaşama bağladığına inanıyorum. O zaman inanmaya ve yaşamada devam.

Yine bitmemek için çabalayan bir kahve bahane yazısı, yine bitirmek isteyen Yasemin'in kapanışı yapabilmek için çabaları...
Sözü daha fazla uzatmadan, bir sonraki kahve bahane yazısında görüşmek üzere diyorum. Şen ve esen kalın.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

13 Temmuz 2020

Ömür Dediğimiz Nedir Ki?



Son senelerde, doğum günümde kendim için bir şeyler karalarım. İşte yine o gün geldi çattı. Ne çabuk geçiyor yıllar, peşinden koşuyorum resmen. Ömür dediğimiz kimi için doya doya yaşamaktan, kimi için de etliye sütlüye karışmadan geçirmekten ibaret. Ben elimden geldiğince doya doya yaşamaya çalışanlardanım.

Otuz yedimde; yeni bisikletimle kilometrelerce yol katettim. İşime bisikletle gitmeye başladım. Buralarda nasıl olur derken, memleketimden çok uzak olan bu yerde bir ev sahibi oldum. Böylelikle borç yiğidin kamçısıdır dedim yeniden. Çizdim, yalnız başıma çizdim, arkadaşımla buluşup çizdim. Yetmedi çizdiklerimi odamın duvarına, tam da Picasso tablosunun yanına astım. Okudum, her gün, fırsat bulduğum her an ve her yerde okudum. Kendime yeniden bir kitaplık yapmaya başladım. Polonya'da bir evde yavaş yavaş bir kitaplık oluşuyor artık. Spor yaptım. Hiç bırakmadım. Kendi ağırlığımca ağırlık kaldırmaktı hedefim. Başardım. Yılbaşına buraya gelmesini çok istediğim erkek kardeşimle girdim. On gün boyunca çocuklar gibi eğlendim. Taşındım. Balkonuma rengarenk çiçekler aldım. Soğuk olmasına aldırmadan çayımı balkonda içmenin keyfini çıkardım. Çok kısa bir zaman dilimi de olsa bir köpek sahibi olmanın tadına vardım. İzmir'de tatil hayalleri kurarken, virüs yüzünden bir yere gidemedim. Karantina süresince yeni yemekler denedim. Menümü genişlettim. Biri maske dikeceksin derse inanmazdım ama diktim. Evden çalışmaya başladım. Bir ara kendimi bilim kurgu filmlerde yaşayan bir karakter gibi hissettim. Arkadaşlarımla hafta sonu minik tatillere gittim. Posta kutumda kız kardeşimden gelen mektupları bulup saatlerce sırıtarak gezdim. Sanırım biraz daha olgunlaştım. İçimdeki çocuğu öldürmeden, olayları farklı bakış açılarıyla ele almayı öğrendim. Lehçe mi? İşte onu öğrenemedim. Başladım, belki bu sefer olur dedim. Yine yarım bıraktım. Düştüm. Mecazi anlamda değil, bayağı bayağı yere kapaklandım. Yeniden ayağımı sakatladım. Koşmaya ara vermek zorunda kaldım. Bu arada sabah yürüyüşlerine başladım. Sincapların, çiçeklerin fotoğrafları çektim. Yürümenin bedenimden çok ruhuma iyi geldiğini keşfettim.

13 Temmuz sabahı gözümü açtığımda, birlikte güzel anılar biriktirdiğim otuz yedim bana el sallayarak gözden kayboldu. Otuz sekizim ise tam da yanı başımdaydı. Ne diyelim, gelene git diyemeyiz. Ama tek bir şey söyleyebilirim. Otuz sekiz hazır ol! Seninle de harika bir yıl geçirmeyi planlıyorum. Beni yarı yolda bırakma, olur mu?

✄----------------------------------------------------------------------


Paylaş:

1 Temmuz 2020

Kahve Bahane #Yaz Dostum


Sağa baktık, sola baktık, kimi zaman oldu dedik, kimi zaman gemileri batırdık, yok gelmiyor artık derken en sonunda bize yaz geldi. Gelsin artık. Temmuz ayında da havalar kötü olmasın. Temennimiz bu yönde fakat Krakow'un sağı solu belli olmaz. Yeni normal kavramına yavaş yavaş alışırken bazı artıları yüzünden sevdiğimi söylemeden geçemeyeceğim.

Yeni normale başladığımızdan bu yana, hayatıma sabah sporunu yeniden soktum. Sabah alarm çalmadan uyanıyorum. İşe başlamadan bir saat yürüyorum. Bazı günler bisiklet sürüyorum. Araya koşuyu sıkıştırıyorum fakat bileğimdeki hafif sızı beni durduruyor. Spor sonrası daha verimli çalışıyorum. Kendimi daha enerjik hissediyorum. Bu yeni normalin artılarından biri.

Bizim ofis 1 Temmuz itibariyle kapılarını yeniden açtı. Ofiste işiniz yoksa gelmeyin diyorlar. Muhasebeci olmanın sevimsiz taraflarından biri kağıt kürek işlerinin olması. Sanırım ayda birkaç gün ofise gidip onları halletmem gerekecek. Tam olarak dijital arşive geçsek süper olur ama onu gel de denetçilere anlat. Onun dışında ofise adımımı atmayı düşünmüyorum. Evde mis gibi çalışıyorum. Klima savaşı, ışık savaşı, perde savaşı yok. Ve evden çalışmak kesinlikle verimliliğimi arttırdı. Tabii ki her şeyin bir iyi bir de kötü tarafı var. Sürekli evde olmanın kötü tarafı da sıfır sosyallik. Yine de şükretmeyi ihmal etmiyorum. Şimdiki evimde mis gibi balkonum var. Balkonumda bitkilerim var. Onlarla bol bol vakit geçiriyorum. Sanırım daha önce oturduğumuz evde oturmaya devam etseydim azıcık kafayı yiyebilirdim. Buradaki azıcık terimi pek bir iyimser oldu. Laf aramızda düpedüz tırlatırdım.

Ara sıra kendimi kötü hissediyorum. Bugün nehir kenarında bisiklet sürdüm. Bir ara suyun kokusu çalındı burnuma. Ah dedim. Bu sene bir deniz kokusuna hasret kaldık. Oysa ki ben deniz kokusunu da pek sevmem. İyot kokusu midemi bulandırır. Fakat denizi görmeyi özlüyorum. Dünya'ya gözümü açtığımdan bu yana deniz görmüşüm. Sanırım nedeni bu.

Özlem konularına girersem bu yazıyı salya sümük sonlandırabilirim. Zira sevdiklerimi, arkadaşlarımı özledim. Polonya, Türkiye ile uçuşları açmıyor. Ağustos ayına kadar açılmayacak dediler en son. Bakalım, Türkiye'yi ziyaret etme umutlarım sonbahara kalıyor. Ne diyelim. Sağlık olsun. Vuslat elbet gerçekleşir. Yeterki can sağlığı olsun.

Sağlık demişken, bu aralar bol bol video izliyorum. Sağlıklı yaşam üzerine. Bazılarını uygulamaya çalışıyorum, bazıları ise kulağa çok saçma geliyor. İzlediğim farklı videolardan sonra şunu gözlemledim. Herkesin kendine göre bir doğrusu var. Asıl mesele size mental olarak uyanı bulmak sanırım. Yoksa onu yap, bunu yap diyenler ile bu iş bir yere varmaz. Hatta daha da kötüsü olabilir, sağlığınızı kaybedebilirsiniz.

Kahve bahanelerim eski tadı kalmadı mı ne? Bir hevesle yazmaya koyuluyorum, bir yere kadar hiç düşünmeden sanki karşımda biri varmış da ben ona anlamıyormuşum gibi yazıyorum. Sonra bir anda, ne olduğunu anlamadan kal geliyor bana. Çok hızlı bir şekilde kesiliyor. Sanki aklımdaki kelimeler bir anda buharlaşıyor. Elimde kupam, öylece ekrana bakıyorum bir süre. Sonra diyorum ki ne yapalım sağlık olsun. Hatırlayamadıklarını da bir sonraki yazıda yazarsın. Sen yeter ki yaz dostum!

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

25 Haziran 2020

Polonya'dan Slovakya'ya Nasıl Gidilir?


Geldik gezinin ikinci kısmını anlatmaya. Daha öncesinden habersiz olanları Kahve Bahane Mini Tatil Şahane  adlı yazıya ışınlayalım. Eğer o yazısı okuyanlardansanız az sonra göreceklerinizden haberdarsınız demektir.

Polonya'dan yürüyerek Slovakya'ya geçişin öyküsü bu. Zaman zaman dere tepe düz gittiğimizin, dağlara tırmanıp en güzel peyniri satın aldığımızın, Trzy Korony (Dağ olur kendisi) uzaktan gördüğümüzün, bir kareyi ölümsüzleştirirken ölümsüz olduğumunuz, bir köprü yardımı ile ülke değiştirdiğimizin, Slovakya kıyısındaki uzun yürüyüşümüz, yorulup soluklanışımızın, uzun yürüyüş sonunda Polonya'ya giriş tabelasını görüp sevindiğimizin, sonrasında enteresan bir mekanda yemek yediğimizin ve bunu tekrar yapmalıyız düşünceleriyle geri döndüğümüzün öyküsü bu. Eğer bu anlattıklarım gözünüzde canlanmadıysa gelin size yardımcı olayım. Şimdi yavaşça ekranınızı aşağı doğru kaydırın. Üsteki öykünün bir fotoromana dönüştüğünü göreceksiniz.



























Paylaş:

18 Haziran 2020

Kahve Bahane # Minik Tatil Şahane


Mini mini bir virüsün evlerde bize hapis hayatı yaşattığı aylardan sonra, tatil yaptım. Değmeyin keyfime. Uzun bir aradan sonra ilk defa deliksiz bir uyku çektiğimi, sayamayacağım kadar rüya gördüğümü, kilometrelerce yol yürüdüğümü, yürüyerek ülke değiştirdiğimi, uçan leylek gördüğümü, harika lehçemle alay konusu olduğumu ve çok utandığımı, kamp ateşini aratmayacak güzellikteki ateşimizi ve etrafındaki eğlenceli sohbetlerimizi, hiç sevmemene rağmen nargileden birkaç fırt çektiğimi, akdeniz akşamlarını (bunun bu yazıda işi ne demeyin, çünkü ateş başında söylense söylense akdeniz akşamları söylenir dedi arkadaşım), kızım diye sevdiğim hayvanların erkek olduğunu öğrendiğimi, tüm engellemelere rağmen götürdüğüm kitabın yarısı okuyabildiğimi, ineklerle bol bol öz çekim yaptığımı, ilk gün gördüğüm her köpekten tırstığımı (köy köpekleri biraz daha saldırgan geliyor bana), sonraki akşam iki minik köpeği ellerimle beslediğimi uzun uzadıya size anlatmayacağım. Bunun yerine çektiğim fotoğrafları paylaşıyorum. Her kare geçirdiğim harika dakikaları ve huzur bulduğun anların hatırası olarak burada olmayı hak ediyor. Fotoğraflar oldukça fazla. Bu yüzden ülke değiştirdiğim fotoğraflar ile yürüyüş yaptığım yerlerin fotoğraflarını bir sonraki yazıda paylaşacağım. Beni izlemeye devam edin.


































Devamı gelecek...

Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.