9 Haziran 2019

Ne Umdum Ne Buldum #Mayıs


Geç yazılmış bir ne umdum ne buldum yazısı olacak bu. Mayıs ayının hareketliliği geçen tüm ayları gölgede bıraktı. Klasik bir giriş ile başlayayım.

Mayıs ayından yine güzel bir hava umdum. Fakat gelmeyen bahar yine gelmedi. Mayıs ayının son haftası fırtına buldum. Bu sene yazın geleceğini dair umudumu kaybetmek üzereyim.

Düzenli spor yapmayı umdum. Pek düzenli olmasa bile (düzenden kastım gün aşırı veya her gün koşmaktı) her hafta koştum. Bol bol yürüyüş buldum. Artık spor salonundan kurtuldum. Dışarıda koşu ve yürüyüşe başladım.

Üç kitap okumayı umdum. Umduğumu da buldum. Uzun zamandır kitaplığımda okunmayı bekleyen Tolstoy'un Savaş ve Barış adlı kitabını okudum. Bu kitapla birlikte içinde savaş olaylarının anlatıldığı, cepheyi konu alan kitapları sevmediğimi keşfettim. Askerlerin hayatlarını, siperlerin arkasında yaşadıklarını gözümde canlandıramıyorum. Bunun dışında Sabahattin Ali'nin Bütün Hikayeler adlı kitabını okudum. Oldukça sevdim. Ay kapanışını M. Kemal Atatürk ile yaptım.

Artık yeşil çay içmeyi ummuyorum. Çünkü geçen dört ayın ardından yeni bir alışkanlık edindim. Her sabah kahvemden sonra yeşil çay içiyorum. Yeşil çay dengeli tüketildiğinde oldukça yararlı. Kahve demişken günlük içtiğim kahve sayısını düşürdüm. Artık günde iki bardaktan fazla kahve içmiyorum.

Su içme ile ilgili umutlarım oldum olası var. Bulduklarım ise içler acısı. Tam böyle umutsuz bir söz öbeği sonrası bu ay enteresan şeyler olduğunu söyleyebilirim. Su içme oranımı arttırmayı başardım. Sağda solda devamlı iki litre su için söylemlerine kulak tıkadım. İdrar rengini baz alıyorum artık.

Mayıs ayında geçen sene umduğum şeyi buldum. 2018 yılının sonuna doğru 2019 yılında bir iş bulacağım demiştim ve gerçekten de öyle oldu. Haziran ayında başlayacağım bir yeni bir işim var artık.

Mayıs ayından sağlık umdum. Çünkü havaların dengesizliği yüzünden tanıdıklarım hep hastaydı. Küçük bir hastalık buldum. Bu süreçte ya koşup bu hastalığı atlatırım dedim; ya da yorgan döşek yatarım. Şanslıydım sanırım. Koşu sonrası yorgan döşek yatmadan atlattım gitti. Bu arada tuhaf bir şey oldu. Hastalanacağımı hissettiğim an canım dereotu çekti. Normalde dereotunu pek sevmem. Hani derler ya kırk yıl yemesem aklıma gelmez. Öyle işte. Hafif seyreden hastalığı atlatana kadar demet demet dereotu yedim. Sonradan araştırdım. Meğer dereotunda bol derece C vitamini varmış.

Mayıs ayında Haziran ayında çıkacağım tatilin hayalini kurdum. 31 Mayıs itibariyle tatilime kavuştum. Deniz, güneş, bol muhabbet...

Şimdilik anlatacaklarım bu kadar. Bu ay ne umdum ne buldum yazısı hayli enteresan oldu. Çünkü bunu havuz başında şezlonga uzanmışken, Krakow'dan aldığım not defterime yazıyorum. Muhtemelen bilgisayar başına geçip, blog yazısı olarak yazarken hataları düzelteceğim. (düzelttim)
Bu yazının orijinal haliyse bir hatıra olarak not defterimde kalacak.

Bir sonraki ne umdum ne buldum yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.

15:57 / 02.06.2019 / Kuşadası- İzmir

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

29 Mayıs 2019

Karınca Kafe


Burası hayalleri büyük kendisi küçük bir kadının kafesi. Her sabah kapılarını umutla açtığı kafesinde, ilk önce mis kokulu bir çay demler kendine bu küçük kadın. İnce belli bardağında çayını yudumlarken bir yandan kafesine o gün misafir olacak insanlar için çörekler hazırlar. Çöreklerin kokusu dükkanın dört bir yanını sarmışken çöreklere eşlik edecek kahve tanelerini çeker, çörek kokusuna mis gibi kahve kokusunu da ekler.

Beş adet beyaz masanın çevresinde yer alan mor ve hardal rengi koltukları, masaların üzerinde taze çiçeklerin olduğu vazoları, duvarlarında kadının kendi çizdiği korkuluk resimleri, fonda 50'li yılların Fransız şarkılarının çaldığı, kapının girişinde el emeklerini sergilediği küçük bir rafı, bir duvarında ise boydan boya kitaplığı olan bir kafedir bu.

Kafenin ilk müşterisi mis gibi çöreklerin kokusuna dayanamayan, balkondan sepetini aşağı sallandıran tatlı bir teyzedir. Kadın sepetin içine çöreklerinin dışında bir kitap bırakır. Her hafta bu tatlı teyze okuduğu kitabı sepetine koyup aşağı indirirken, sepeti yeni bir kitapla yukarı çekmenin mutluluğu yaşar.

Bu kafede kitaplar bedavadır. Kafenin misafirleri bunu bilir. Bazısı kahvesini yudumlarken okur kitabını. Bazısı ise yanına alır. Kitabı bitirenler yazılı olmayan bir kural varmışcasına, kitapları aldıkları yere geri bırakırlar. Bazı misafirleri ise bir kitapla gider iki kitapla döner. Böylelikle kitapların sayısı gün geçtikçe çoğalır. Bu kafede özel günlerde, gelen misafirlere kitap hediye edilir.

Kafenin misafirleri olmadığı zamanlarda kadın bilgisayarını pencere kenarındaki masanın üstüne koyar. Kendisine koca bir fincan kahve doldurur. Uçuşan eteklerini ve saçlarını toplar. Sandalyesine yerleşir. Sandalyesinin ayak ucunda yatan köpeğinin başını okşar bir süre. Kocaman bardağında onu bekleyen kahvesini yudumlarken yeni yazıları yazar. Bazen gözü yoldan geçenlere takılır kalır. Yazı yazmayı bırakıp, yoldan geçenleri izlemeye başlar. İzledikçe yeni hikayeler gelir aklına.

Her hayat ayrı bir hikaye barındırır bünyesinde. İşte bu da karınca kafenin ve onu çok seven sahibinin hikayesidir.

Devam edecek...


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

28 Mayıs 2019

Kahve Bahane #43


Bu kahve bahane yazısı Nasa'nın kampanyası gibi adınızın yazılmış olduğu çipi uzaya götürmeyebilir; fakat üç dakikalığına Yasemin'in renkli dünyasında keyifli bir gezintiye çıkaracağını garanti eder.

Size anlatacaklarım var. Mayıs ayından beri oldukça hareketli günler geçiriyorum ve bunu bloguma en kısa zamanda yazmalıyım diyorumdum. Koşuşturmamdan fırsat bulmuşken hemen yazıp yaptıklarımı ölümsüzleştirme zamanı.

Yazısın ana teması yine yaptım. Peki ne yaptım? İstifa ettim. Böylelikle çalışma hayatımın en kısa çalışma periyodunuda anılarıma eklemiş oldum. Siz benim daha önceki istifa hadiselerime aşinaysanız, yok artık Yasemin diyebilirsiniz. Yok biz değiliz diyorsanız işte tam da buraya bir tık yaparak sil baştan adlı yazımda daha önce türlü türlü şekillerde nasıl istifa ettiğimi okuyabilirsiniz.

Çevremdekiler; "Yasemin gün geçmiyor ki hayatında bir aksiyon olmasın." diyorlar. Adamlar haklı. Şimdi gelin neden, niçin beş aydır çalıştığım şirketimden istifa ettim onu anlatayım. (İstifa ettiğim şirketin dünya sıralamasında ilk 100 içerisinde olduğunu da dip not olarak yazalım.)

Öncelikle başıma olumsuz bir şey gelmedi. Prensesler gibi işe gidip geliyordum. İş yerinde de beni ciddi derecede rahatsız eden bir hadise yoktu. Eee ne oldu rahat mı battı. Battı sanırım. Mayıs başı başka bir şirketle görüştüm. Oradaki iş yükü pek bi hoşuma gitti. Daha fazla sorumluluk alabileceğim kanısına vardım. İki gün içinde de yeni şirketime evet, eski şirketime de güle güle dedim. "Delisin sen" dediler. "Böyle büyük bir şirket bırakılır mı? İş yükün az diye, daha fazla iş olsun diye iş mi değiştirilir?" dediler. Dediler de dediler. İnsanoğlu sonuçta. Eleştirmeye bayılır. Ben ise kendim için en iyisini seçtiğimi bilmenin gönül rahatlığıyla karşımdakilere tebessüm ettim. Ayrıca bu sefer ingilizce mülakatım harika geçmişti. Görüşmeden çıktığım an artık ingilizce ile bir sorunum olmadığını fark ettim. Görüşmeye gittim gün benim için bir milattı. Şimdi eskiden olan çekingenliğimi fazlasıyla yendim. Artık yıllardır beklediğim öz güvene sahibim.

Geçen Cuma iş yerimde son günümdü. 5 ayda pek bir sevilmişim bunu gördüm. Yanımda Fransız takımında çalışan bir Polonyalı vardı. Cuma günü elinde bir gülle geldi. Takım arkadaşlarım da bana hediye olarak hesap makinesi ve çikolata almışlar. (İşe girdiğim günden beri söyleniyordum. Muhasebeciyiz biz ama bir hesap makinemiz bile yok. Artık yeni iş yerimde bir hesap makinem olacak.) Ayrıca takımdakilerin yazdığı mini mini notların olduğu bir kart aldım. Duygulandım açıkcası. Ben sessiz sedasız bir gidiş planlarken veda konuşması yaptırdılar. O gün anılar heybeme güzel şeyler ekledim.




Takım liderim istifa ettiğim günden ihbar süremin bitimine kadar; "Yasemin geç değil istifanı geri çekebilirsin. Sana farklı bir pozisyon ayarlayabilirim" dedi. Son gün veda ederken, "istediğin zaman benimle kontak kurman yeterli, kapımız sana her zaman açık bunu unutma" dedi. Bunları duymak güzel.

Güzel anılarımı, hediyelerimi yanıma aldım. Bilgisayarımı kapattım ve içim rahat bir şekilde, kafamda hiçbir soru işareti olmadan oradan ayrıldım.

Şimdi Haziran ayının 17'sine kadar izinliyim. Bu cuma bir aksilik olmazsa Türkiye tatilim başlıyor. İçimde hem Türkiye'ye gidecek olmanın telaşı hem de döner dönmez yeni işe başlamanın heyecanını taşıyorum.

Daha öncede yazmıştım. Yine yazıyorum. Güzel dileklerinize ihtiyacım var. Eksik etmeyin.

Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

23 Mayıs 2019

Orijinal Sezar Salata



Hadi gelin size yaptığınızda parmaklarınızı da yiyeceğiniz Orijinal Sezar Salata tarifi vereyim. Tarife geçmeden önce kısa bir açıklama eklemek blog adabından gelir. Sezar diyince insanın aklına Roma'nın meşhur Sezar'ı geliyor. Şimdi bu yüce Sezar'ın işi gücü yok da oturmuş böyle bir salata mı icat etmiş diyorsanız içiniz rahat olsun. Bu Sezar bizim Sezar değil. 1924 yılında Meksika'da yaşayan Sezar'ın icadı bu Sezar Salata. Sezar'ın Restoranında bir gün malzemeler biter. Zeki Sezar malzeme bulamayınca müşterilerine elinde olan malzemelerle bir salata hazırlar. Bu salatayı yiyen müşterileri tadını çok sever. Böylelikle mutfaklarımıza yeni bir tat katılmış olur. İlk yapıldığında içinde hamsi ve yumurta olduğu bilgisi var. Zamanla mutasyona uğrar ve içinden bazı malzemeler çıkartılır. Şimdi dünyanın her yerinde farklı kombinasyonları ile servis edilmekte olan bu leziz salata için tarif zamanı.

Orijinal Sezar Salata Nasıl Yapılır?

Sos Malzemeleri: ( iki büyük salata kasesi için)


  • 4 yemek kaşığı zeytin yağı
  • 1 yemek kaşığı mayonez
  • 1 tane limon
  • 1 diş sarımsak 
  • Karabiber
  • Tuz

Salata Malzemeleri: 


  • Yeşillik (sevdiğiniz yeşillikleri kullanabilirsiniz. Ben marul, roka, dereotu, maydonoz ve salatalığı harmanladım)
  • 6 adet tavuk nugget ( ben işin biraz kolayına kaçtım. İtiraf ediyorum. Eğer vakit ayırıp kendi nuggetlarınızı hazırlarsanız lezzetine lezzet katmış olursunuz)
  • Haşlanmış mısır
  • Kaşar peyniri ( Ben mozzarella peynini kullandım.)

Yapılışı: 


Tavuklarınızı kızartmaya başlayın. Onlar pişerken siz sosunuzu hazırlayın.
Bu arada sarımsağı ezin. Limonu sıkın ve sos malzemelerinizi ayrı bir tabakta iyice karıştırın.
Derin bir kaseye yeşillikleri koyun.
Sosu üstüne ekleyin ve iyice karıştırın. Tüm yeşillikler sostan nasibini alsın.
Salatanızı salata kasesine alın. Üstüne haşlanmış mısır ekleyin ( bu orijinal tarifte yok. Ama ben mısırı salataya çok yakıştırdığım için dayanamadım ekledim)


En son pişen tavukları üstüne dizin ve üstüne bolca kaşar peyniri rendeleyin. Elinizi korkak alıştırmayın.
İşte hepsi bu kadar. Enfes Orijinal Sezar Salatanız hazır. Şimdi afiyetle yeme zamanı.

Pek kalorili diye düşünüyorsanız, salatadan sonra uzunca bir yürüyüş öneririm. Böylelikle ne yardan ne serden durumunu kurtarmış olursunuz.

Afiyet olsun.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

19 Mayıs 2019

Kahve Bahane #42


Uzunca bir aradan sonra kahve bahane deme zamanı. Bu sene gelemeyen bahara özlem duyarken yazılıyor bu satırlar. Dört senedir Krakow'dayım. Sanırım geçirdiğim en kötü bahar bu bahar. Havalar ısınmak yerine soğuyor. İnsanda bir depresif hal oluşturuyor bu durum. Buradaki insanların birçoğu da bu yüzden kendilerini mutsuz hissediyor.

Geçen ay iş yerinde projemi değiştirdim. Buna bağlı olarak da oturduğum yer değişti. Şimdi yan masada Fransız ekibinde çalışan Polonyalı bir adam oturuyor. Çok sıcak kanlı biri. Her gün işe geldiğininde merhaba, nasılsın diyor. İyiyim dediğimde şaşırıyor. Bir gün; "biliyor musun Yasemin biz hiçbir zaman iyiyim demeyiz. Hep şikayet ederiz. Hava kötü, param yok gibi cümleler kurarız" dedi. Ben de "biz de genelde iyiyiz deriz" dedim. Sonra beraber bunun hava ile kesinlikle bir ilgisi olduğuna karar verdik. Geçen hafta nasılsın dediğinde lehçe "jaka tako" dedim. Güldü. (jaka tako; şöyle böyle demek) Ne yapabilirim hava çok kötü dedim. Gerçekten de öyle. Pozitifte kalmak zor bu havalarda.

Yukarıdaki ilk paragrafı iki hafta önce yazdığımı itiraf etme zamanı. Yazdığım anda yanınlamak içimden gelmedi. Devamı farklı bir şekildeydi. Tam da şu an, onları silip farklı şeyler yazmaya karar verdim.

İki hafta önce kanserli çocuklar yaranına bir koşuya katıldım. Bir hafta süren yağmurun ardından şansımıza koşu günü hava açıktı. 5 km koştum. Biraz zorlu geçti açıkcası. Parkurun büyük bir bölümü yokuştu ve çamurluydu. Görmediğim bir çukura yamuk basmaktan son anda yırttım. Sakatlıktan kıl payı kurtuldum. Son 500 metrede artık yeter dedim ve tempomu iyice düşürdüm. Tam o anda yanımdan geçen biri, hadi pes etme devam, yapabilirsin dedi. Beni gaza getirmeyi başardı. Son 100 metre kala birbirimize baktık ve depar atmaya karar verdik. Bitiş çizgisini birlikle geçtik. Sonra birbirimiz tebrik edip, çak bir beşlik dedik. Hafta sonraları da sabah koşusuna çıkıyorum nehir kenarında. Koşanların hepsi birbirine selam veriyor. Koşmak böyle güzel şeylere gebe işte.





Mayıs ayı benim için oldukça hareketli geçmeye devam ediyor. Yine yerinde duramayan ben vakası anlayacağınız. Polonya'daki iş hayatına hızlı bir giriş yaptım. Bu ay sonu Ne Umdum Ne Buldum yazısı dolu dolu olacak. Olacak olmasına da bakalım ne ara yazacağım. Haziran ayının ilk iki haftası Türkiye'de olacağım. Henüz bilgisayarımı götürüp götürmeme konusunda karar vermiş değilim. Götürürsem İzmir'den yazarım blog yazılarımı fakat bilgisayarı taşıma külfetini çekmem lazım.

Koşuşturmalı bir Mayıs ayı geçirdiğimden istediğim kadar kitap okumadım. Savaş ve Barış'ın bitmesine son 150 sayfa kaldı. Onun dışında Sabahattin Ali'nin hikayelerini ve ingilizce kısa bir kitap okuyorum. Sanırım bu ay bu üç kitabı bitirmeyi başaramayacağım. Bir yandan bitiremediğim kitaplardan dert yanarken diğer yandan Türkiye'den alacağım kitapların listesini çıkarıyorum. Türkiye'de bol bol kitapçı ve sahaf gezip istediğim kitapları alacağım.


Genelde Kahve Bahane yazarken konular birbirinden bağımsız olsa bile bir harmoni oluşturmasına dikkat ediyordum. Fakat bu sefer karışık sebze çorbası kıvamında oldu.

Bu seferlik affınıza sığınıyorum.
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye kadar şen ve esen kalın.

Dip Not: Kapak görseli, Kahve Bahane serisini okumayı seven bir takipçim tarafından çekildi. Bu güzel kare için kendisine buradan bir daha teşekkür ederim.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

12 Mayıs 2019

Krakow Sokakları


Bloga yazmayınca hep bir yanım eksik hissediyorum. Sanırım bunun adı bağımlılık. İçimden bir ses dürtüp duruyor. Olur olmaz yerde, canım bir anda yazmak istiyor. Bazı geceler tam uykuya dalmadan önce aklıma bir şeyler geliyor. Unutmamak için hemen telefondaki notlarıma ekliyorum. Kafam karışık biraz. Hafta içi oluşturduğum yazılar taslakta bekiyor. O kadar karışık oldular ki toparlamadan yayınlasam bu kız ne anlatmaya çalışıyor der; blogdan hızlıca uzaklaşırsınız. Kimseyi kaçırmaya niyetim yok. Zaten okuma oranları giderek düşüyor. Blog dünyası hızla kan kaybediyor. Böyle bir ortamda, bu işe gönül vermiş bir avuç insanız ve inadına yazmaya devam ediyoruz.

Mayıs ayı oldukça hareketli geçiyor. Her şey tam anlamıyla netleşince anlatacağım bu hareketliliğin nedenini. Hareketli bir yaşam tarzına sahip olduğumu kabul ediyorum. İlgi alanlarım, yapmak istediklerim, yaptıklarım. İşte bunlar beni ben yapan şeyler. Ben öyle hareketsiz, amaçsız, uyuşuk olamıyorum. Doğama, yaşama sevincime aykırı şeyler bunlar.

Bu yazıyı da karmakarışık bir hale getirmeden, bu hafta çektiğim fotoğrafları paylaşacağım. Bu yazıyı da onun için hazırladım. Hadi gelin sizi Krakow sokaklarında kısa bir gezintiye çıkartayım.












✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

2 Mayıs 2019

Ne Umdum Ne Buldum #Nisan


Bir ayı daha geride bıraktığımıza göre ne umdum ne buldum serisinin yenisini yazma vaktidir. Nisan ayında yazdığım yazılarda umulanlar ile bulunanlar arasında dağlar kadar fark olduğunu dile getirmiştim. Şimdi gerçeklerle yüzleşme vaktidir. Umduklarım Everest dağı gibiyken bulduğum Alaaddin tepesiydi. (Konya'yı ziyaret edenler ne demek istediğimi anlayacaktır.)

Geçen ay kazma kürek stoğunu tükettiğimizden mütevellit Nisan ayından sıcak bir hava umdum. Yine ısınmayan bir hava buldum. Son hafta Nisan ayı demeye bin şahit lazımdı. Bildiğin Kasım ayı gibi bir hava hakimdi Krakow semalarına. Bahar yağmuruna alışığım. Yağsın ki ağaçlar yeşersin eyvallah ama bu soğuk nedir böyle! Nisan ayında hava 10 derecelerde olmamalı sevgili Krakow.

Bisikletimle işe gitmeyi umdum. Kendimi arabanın ön koltuğunda buldum. Bir hafta sonu hava güzeldi. O gün bisikletimi temizledim. Lastiklerini şişirmem lazım. Belki bir servise verebilirim bisikleti. Hem daha detaylı bir temizlik yapmış olur. Şimdilik karar veremedim. Öncesinde havalar düzelsin diye bekliyorum.

Her hafta bir kere koşmayı umdum. Umduğumu da buldum. Cumartesi sabahları koştum. Geçen hafta da 10 km koşusuna katıldım ve tamamladım. 2 hafta sonra da yeni bir koşu var. Bu sefer kanserli çocuklara yardım için 5 km koşacağım. Ayrıca bu koşu kostümlü olacak. Bir süper kahraman kostümü bulmam lazım.

Nisan ayında 3 kitap okurum diye umdum. Ay sonunda ne eksik ne fazla bir rakam buldum.  Bu ay okuduğum kitapların türü biraz daha farklıydı. Ayrıca Türk yazarların kitaplarına yer verdim. Serkan Karaismailoğlu'nun; "Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum" ve "Kadın Beyni Erkek Beyni" adlı kitaplarının yanı sıra beni hayal kırıklığına uğratan Nedim Gürsel'in "Bana İtalya'yı Anlat" adlı kitabını okudum. Serkan beyin kitapları hakkında bir blog yazısı bile yazdım.

İki adet ingilizce hikaye kitabı okumayı umdum. Sadece umduğumla kaldığımı buldum. Agatha Christie'nin "A Pocket Ful of Rye" adlı kitabına başladım. Henüz bitmedi. İngilizce roman okurken polisiye tarzı okumayı seviyorum. Olaylar sürükleyici olunca okumak ve anlamak için daha fazla efor sarf ediyorum.

Aksatmadan Lehçe çalışmayı umdum. Ay sonunda güzel bir performans tablosu buldum. İngilizce öğrenirken yaptığım hatayı lehçe öğrenirken yapmıyorum. Yani aklıma gelen her şeyi söylemeye çalışıyorum. Konuşurken utanmıyorum. İş yerinde haftada bir gün 1,5 saat gittiğim kursun yanı sıra her hafta catch polish buluşmasına gidiyorum. Ana dili lehçe olanlarla ile 1,5 saat sadece konuşma pratiği yapıyoruz. İş yerindeki Polonyalılar ile lehçe konuşmalara başladım ufaktan. Umarım ki bu isteğimi kaybetmem. Zira ben çok maymun iştahlıyımdır bu da biraz beni korkutuyor.

İş yerinde abur cubur yemeyi kesmeyi umdum. Umduğumu da kısmen buldum. Birinin doğum günü, yok biri tatilden dönmüş diye devamlı çikolata dağıtılan bir ortamda pek kolay olmadı. Kendime bir çerez kutusu aldım. İçine hurmamı cevizimi koyuyorum. Çayın yanında onları atıştırıyorum. Öğleden sonraları ise kendime meyveli yoğurt yapıyorum. Yeni düzenime alıştım. Abur cubur yemeye geri dönmek gibi bir niyetim yok.

Haftada bir gün blog yazısı yazmayı umdum. Umduğumdan fazlasını buldum. Bir hikaye, bir mim, yazarlar hakkına bir yazı, iki adet gezi yazısı, kitap inceleme yazısı ve kahve bahane yazısı yazdım. Şimdi buraya yazınca performansıma ben de şaşırdım. Çünkü bu ay çok verimli geçmedi diye düşünüyordum. Sanırım bu verimsizlik BTK'yı etkilememiş.

Bir Tutam Karınca'da küçük bir değişiklik umdum. Umduğumu kısmen de olsa buldum. Yardımını benden esirgemeyen sevgili blog arkadaşım Dikkat Çekiyorum sayesinde oldu. Bilgisayardaki bir tarayıcıdan açıyorsanız sağ tarafta, telefondan açıyorsanız sayfanın altına görünen öyküler kısmını ekledim. Sayfa yenilendiğinde farklı öykülerim size hoş geldiniz diyor.

İyisile, kötüsüyle bir ayı daha geride bıraktım. Mayıs ayı hareketli geçecek. Ay sonu Türkiye yolcusuyum. 15 gün Türkiye'de olacağım. Şimdiden alacaklarımı, yiyeceklerimi, gezeceğim yerleri planlamaya başladım.

Bir sonraki ne umdum ne buldum yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.
BTK

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

1 Mayıs 2019

Hedef Yarı Maraton


Yazının başlığı yeni bir hedefin habercisi. Evet! Hedef yarı maraton. Kendime hedef koyup bunu gerçekleştirdiğimi görmeyi seviyorum. Kim sevmez ki? Blogun eski takipçileri koşuya nasıl başladığıma, kendimi nasıl geliştirdiğime ve gaza getirdiğime aşinalar. Biz senin bloga geçerken uğradık, bu yüzden de bi haberiz diyenler için yazının sonuna eski yazıların linklerini bırakıyorum.

Harekete geç, sağlıklı bir hayat için spor yap, spor salonlarında vakit geçir. Bunlar muhtemelen çok sık karşınıza çıkan sözler. Buradaki sözlere katılmakla birlikte en önemli noktanın insanın sevdiği ve zevk aldığı şeyi yapması. Yani biriniz yürüyüşten zevk alır, bir diğeriniz bisiklet sürmekten. Bu yüzden insanın kendine biraz zaman tanıması lazım. Ben koşuyu sevdiğimi zaman içinde anladım. Şimdi çevremdekilere koşuyorum dediğimde "ay ben hiç seviyorum, yapamam diyorlar" İyi de denedin mi? Bi dene bakalım. Denemeden neyi sevip neyi sevmediğine nasıl karar verebiliyorsun.

Az biraz serzenişte bulunduktan sonra geçen hafta sonu koştuğum gece koşundan bahsetme zamanıdır. 26 Nisan cumartesi akşam 10 km koşusuna katıldım. Bu benim ilk uzun koşumdu (antrenmanlarım dışında). Daha önce 3,5 km, 5 km ve 7 km koşusuna katılmıştım. 10 km'yi 66 dakikada tamamladım. Koşarken çok eğlendim. Yaklaşık 5.000 kişi ile koşmanın zevkini tattım. Kenarda bizi desteklemek için bekleyen çocukların ve insanların yanından geçerken çak bir beşlik yaptım. Madalyalarımızı alıp arkadaşlarla bu anıları ölümsüzleştirecek fotoğraflar çektirdim.  Koşu sonrası yaşadığım mutluluk hissi, tüm yorgunluğu unutturdu bana. Sonraki gün oluşan kol ve omuz ağrılarımdan bile zevk aldım. Bitirme çizgisine geldiğimde "işte bu Yasemin, şimdi hedefin yarı maraton yani 21 km koşmak" dedim.








Linkleri aşağıya ekledikten sonra Atatürk'ün güzel bir sözünü de buraya eklemek istedim.

"Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar."


https://www.birtutamkarinca.com/2018/10/kahve-bahane-31.html

https://www.birtutamkarinca.com/2018/09/kahve-bahane-26-kosuya-ozel.html

https://www.birtutamkarinca.com/2018/11/kosmasaydm-yazamazdm.html


Unutmayın, sevdiğiniz şeyi yaptığınız sürece yorulmazsınız. Sevdiğiniz şeyleri keşfedebilmeniz dileğiyle.

Sevgiler.
BTK

✄----------------------------------------------------------------------

Paylaş:

24 Nisan 2019

Bahar Mimi


Yeni bir kitaba başladım bu akşam. Fakat beklediğim gibi çıkmadı, biraz zaman geçtikten sonra usulca kapattım kapağını. Sonra kahvemi yudumlayıp, bloglarda neler varmış diye bakarken Efsunvari tarafından mimlendiğimi gördüm. Masada kahve varken mime cevap yazmalıyım dedim ve işte buradayım.

1- Bahar bir insan olsaydı onunla aranız nasıl olurdu?

Bu baharın nerede yaşadığına göre değişirdi. Eğer Bahar İzmirli olsaydı çok iyi arkadaş olurduk. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Fakat Polonya'lı olsaydı, biraz didişirdik. Ben hep soğuk olduğundan dem vururdum. O da hıh der küser giderdi.

2- Şu ana kadar yaşadığınız hayatın bahar kısmı hangi döneminiz? O dönemde neler yaşadınız? 

Birinci, ikinci, üçüncü... Pek bir bahar yaşadım sanırım. Tam tepetaklak olurken düze çıktığım dönemler oldu. İşte onların hepsi hayatımın baharıydı. Birini anlatsam diğerinin hatrı kalır.

3- Bahar bir arkadaşınız olsaydı onun okumaya ihtiyacı olan kitabın ne olduğunu düşünürdünüz? 

Bahar arkadaşımsa zaten kitap okumuyor olma olasılığı çok düşük olurdu. Bir insana bunu oku demeyi pek sevmiyorum aslında. Çünkü herkesin ilgi alanı farklı. Sanırım ilk önce ilgi alanlarını öğrenip, ondan sonra ona bir kitap tavsiyesinde bulunurdum.

4- Size baharı anımsatan insanlar var mı çevrenizde, varsa kimler? 

Babaannem sanırım. Bu dünya üzerinde en yakınlarını (annesini, babasını, kardeşlerinin tümünü, kocasını ve evladını) kaybetti. Buna rağmen solmadı, şükrünü bildi. Dimdik ayakta durdu. Ve durmaya devam ediyor. 

5-  Bahar temalı bir yağlı boya tablo yapmak isteseniz resmin içinde olmazsa olmazınız ne olurdu? 

Bazen küçük tuvallere akrilikle bir şeyler çiziyorum. Çoğunda da bahar teması hakim. Ve korkuluk çizmeden edemiyorum. Korkuluğun altında rengarenk çiçekler oluyor her zaman. 

6- Bahar yorgunluğu ile mücadele eder misin? Yoksa kendini baharın kollarına yorgunca bırakmayı mı tercih edersin.

Ben mücadeleci bir insanım. Yorgunluğu yok saymaya çalışırım çoğu zaman. Fakat bazen insanın kendini öylece bırakası geliyor. Bir öyle bir böyle, tez vakitte, az zararla atlatmaya çalışırım diyelim.

7- Baharda gitmek istediğin coğrafya

Uzak doğu. Japonya olabilir. Yanılmıyorsam Nisan ayında Sakura (kiraz çiçekleri) ile bezeniyor ortalık. Doğanın uyanışını farklı bir coğrafyada gözlemlemek isterdim. 

Baharın gelemediği bu günlerde, böyle güzel bir mim yapmak, baharın hayalini kurmak güzel oldu. Bende bu mime yedi blog arkadaşımı davet ediyorum. 

Ezgissimo
Dikkat Çekiyorum
Ben Kuzgun
Deep
Yaşamdan Yazılar
İş Bu Fikir Bu
Aslıha'nın Dünyası

Fakat unutmayın, soruları sevdiyseniz siz de bu mime katılabilirsiniz. 

Bu mimi yazarken Candan Erçetin'in Bahar adlı şarkısını mırıldanıp durdum. O yüzden kapanışı o şarkı ile yapıyorum. 




✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

22 Nisan 2019

ZOO Kraków Hayvanat Bahçesi



Krakow'da dört sene geçirmeme rağmen gitmediğim yerlerden biriydi hayvanat bahçesi. Bir dağın yamacında kurulmuş, oldukça büyük olan hayvanat bahçesini bugün arkadaşım daveti üzerine ziyaret ettim. Hayvanat bahçelerine karşı biraz tepkiliyim aslında. Çünkü hayvanlar doğal yaşamlarından uzaklaştırılıyor ve bir kafese tıkılıyor. Düşünün bir zaman sonra sizden daha akıllı bir ırk ortaya çıkıyor. (Biz onları yavaş yavaş üretiyoruz aslında. Robotlardan bahsediyorum.) Sonra farklı kıtalardan insanları toplayıp belirli bir bölgede sergiliyorlar. Kötü değil mi?

Bu konuda farklı bakış açıları var. Mesela arkadaşıma "yazık bunları böyle çitlerin, kafeslerin arkasına koymuşlar" dedim. O da bana "ama belki doğal yaşamda öleceklerdi. Burada en azından güvendeler ve keyifleri yerinde. Mesela bir çoğu burada doğuyor ve zaten dışarıdaki yaşamı bilmiyor" dedi. Bu söz bana Truman Show adlı filmi hatırlattı. Henüz izlemediyseniz, en kısa sürede izleme listenize ekleyip, izlemenizi tavsiye ederim. Bu duygu karışıklığı içinde gezdim, gezerken blog için birkaç kare fotoğraf çektim. Doğal yaşamlarında göremeyeceğim hayvanları görme şansını yakaladım da onların bizi görmekten ne kadar memnun oldukları konusunda şüphelerim halen devam ediyor. Benim ilgilimi en çok penguenler, zürafalar ve zebralar çekti. Çok tatlı hayvanlar. Aslan, kaplan yani kedigillerin uyku saatine denk geldiğimden onların fotoğraflarını çekemedim. Poz verdiğim lama ile ortak noktamız ise kesinlikle çok havalı olan saçlarımızdı.
















✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

21 Nisan 2019

Kadın Beyni Erkek Beyni - Serkan Karaismailoğlu



Okuduğum kitaplar hakkında yazmayalı oldukça uzun bir zaman oldu. Bu yazıyı yazmamın müsebbibi Serkan Karaismailoğlu'nun son dönemde okuduğum iki kitabı. "Kadın Beyni ve Erkek Beyni" ve "Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum" kitaplarının yazarı Serkan Karaismailoğlu. Doktorasını Hacettepe Üniversitesi'nde "beyin cinsiyeti" üzerine yapmış. Ben bilim adamıyım kasılmalarından eser yok kendisinde. Tıbbi terimlere hakim olmayanların da "neler dönüyor içimizde" sorularına yanıt verme becerisine sahip. Daha ne olsun!

Kadın Beyni Erkek Beyni

Adı itibariyle etrafta kol gezen psikoloji kitaplarından biri olarak algılanabilmeye çok müsait. Fakat kitabın içi öyle değil. İçinde birçok bilimsel araştırma verileri var. Fakat bu sizi ben öyle bilimsel kitapları okuyup hiçbir şey anlamıyorum endişesine kapılmaya sevk etmesin. Zira Serkan Karaismailoğlu'nun dili çok sade ve anlaşılır. Kitabın başında, ortasında ve sonunda kısa bir hikaye var. İlk sayfada sizi karşılayan hikaye yüzünden "acaba bir aşk hikayesi mi okuyacağım" diye düşünürseniz kesinlikle yanılırsınız. Bu bir aşk romanı değil. Bu kitapta yazılan her şey biziz. Çünkü bizim biz olmamızı sağlayan beyin bu kitabın baş kahramanı. 

Şimdi gelelim kitabın bana ne kattığına; 
Bu kitap sayesinde çok sinirlendiğim kişilere bundan böyle gerizekalı demek yerine "gangliyon" diyebileceğim. Çevrenizde zeka yoksunu insanlar varsa sizi sinirlendiriyorlarsa siz de gönül rahatlığıyla gangliyon beyinli diyebilirsin. Gangliyon ilkel canlılarda beyin görevi gören bir yapı. Detaylarını öğrenmek istiyorsanız kitabın 25. sayfasına göz atabilirsin. 

Bu kitap sayesinde, zigot, limbik, oksitosin ve orbicularis oculi kavramlarına aşınalık kazandım. Bunları bilimsel bir makalede okusaydım muhtemelen ders çalışıyormuş hissine kapılıp okumayı bırakırdım. Fakat bu kitabın en önemli özelliği bunları sizi sıkmadan açıklayabilmesi.

İnsanların birbirinden farklı olmalarının nedenleri araştırmayı seviyorsanız, adına beyin dediğimiz bu karışık yapının derinliklerinde neler barındırdığını merak ediyorsanız bu kitap tam sizlik. Ayrıca sıkıcı olmayan dili sayesinde bir çırpıda okunabilir. Hazır yaz geliyorken ve tatil planları yapılmaya başlanmışken, bavulunuza bu kitabı atın derim. 


Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum

Kitap, ismi nedeniyle bir diyet kitabı gibi algılanabilir. Sanırım Serkan Karaismailoğlu sağ gösterip sol vurmayı sevenlerden. Bu kitabını bir diyet kitabı diye alıp okumak isteyenleri şaşırtacak bilgilerle bezemiş. Kitap, bağırsaklarımızın bizi nasıl yönettiği konusunun uzun uzun işlendiği bir kitap. İçindeki bilgiler oldukça güzel. Kitabın tek eskisi bazı yerlerde tekrar düşmesi. "Bunu daha önce anlattınız" diyesi geliyor insanın. Ama her güzelin bir kusuru olur diyip okumaya devam ederseniz bu kitap sayesinde yararlı bilgiler edinebilirsiniz. Son zamanlarda adından sıkça bahsedilen mikrobiyota hakkında merak ettikleriniz bu kitabın içinde gizli. Ayrıca şok diyet yapanları üzecek bilgiler içeriyor. Bu kitap sayesinde beslenmenizi nasıl düzene sokacağınızı ve sizi devamlı abur cubur yemeye iten iç sesinizi nasıl alt edeceğiniz öğrenebiliyorsunuz. Hem de öyle üç kaşık ondan, beş kaşık bundan ye tavsiyeleri olmadan. Dedim ya bu bir diyet kitabı değil. Bu bilimsel veriler ile dolu bir kitap. Daha fazla ayrıntı verip, kitabı okuyacakların okuma zevklerini azaltmak istemem. Bu kitabı da bavula atalım mı Yasemin diyorsanız, şimdi pek emin olamadım. Çünkü tatilde kaçamaklar yapıyoruz, bu kitap size birazcık vicdan azabı yaşatabilir.

Ben kitapları büyük bir ilgi ile okudum. Son dönemlerde, özellikle beslenme konusunda insanların beynini yalan yanlış bilgilerle dolduran sahte insanların varlığından sıkılanların kesinlikle okuması gereken iki kitabın tanıtımı vardı bu yazıda.
Herkese keyifli okumalar.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

20 Nisan 2019

İlkbahar - Paskalya Bayramı


Bir ilkbahar sabahı rastladım size demiş şair. İlkbahar sarhoşluğundan nasibini almayan yoktur sanırım. Ağaçların üstünde beliren rengarenk çiçekler, güneşin iç ısıtan sarısı, gökyüzünün canlı mavisi, insanı içmeden sarhoş etmeye yeter.

Polonya'da ilkbahar dönemini doya doya yaşamak oldukça zor. Bir anda soğuyabilen havası ile o sarhoşluk hissi yerini kısa süreli bir şoka bırakabiliyor. Gelin görün ki bahar yorgunluğu baki kalıyor. 2019 yılının dördüncü ayını neredeyse geride bırakacağız ve ben en çok kendimi bu ay tembel hissettim. Yapılacaklar listesinde yapılmayı bekleyenlerin hazin sonunu ay sonu ne umdum ne buldum serisinde yazacağım.

Şimdi azıcık oradan buradan yazma zamanı. Dün, birkaç kare fotograf çekmek için iş çıkışı merkezde kurulan küçük dükkanları ziyaret ettim. Paskalya bayramına sayılı günler kaldı. Oruç tutan katoliklerin bir nevi bizdeki ramazan bayramını gibi bu paskalya. Hatırlarsanız daha önce fat thursday olayını anlatan bir yazı yazmıştım. Fat thursday gününden sonra paskalyaya kadar bir şeyi yememe ve içmeme kararı alıyorlar. Bu bireysel bir karar. Ondan sonra oruçları başlıyor. Yemeyeceğim, içmeyeceğim dedikleri şeyi tüketmiyorlar; ta ki paskalya gününe kadar. Paskalya günü sepetlerin içine tuz, et, yumurta koyup kliseye götürüyorlar. Peder sepetlerini kutsuyor ve o kutsal yiyeceklerle bir softa hazırlıyorlar kendilerine. İşte böyle buralarda bu bayramın hazırlığı var. Şehir paskalya tatile hazır.








Tatil demişken en sonunda Türkiye için gidiş tarihimi netleştirdiğimi söyleyebilirim. Uçak biletleri alındı ve geri sayım başladı. Dört sene içerisinde ilk defa bu kadar uzun süre ara verdim. Türkiye'ye gitmeyeli tam bir sene olacak. Eskiden gittiğimde uzun uzadıya vakit geçirebiliyordum. Şimdi ise sadece iki hafta kalabileceğim. Sanırım hiç yetmeyecek bana. Şimdiden her gün çiğ köfte ve ezine peyniri yeme hayalleri kuruyorum. Polonya'da beni en çok zorlayan şey ezine peynire benzer bir peynir bulamamak. Ezineyi geçtim beyaz peynire benzer peynir bulmak bile çok zor.

Polonya'daki iş hayatı hakında ayrı bir yazı yazmak istiyorum. Kahve bahanede işimle ilgili pek bir şey anlatmadığımın farkındayım. Şimdilik her şeyin maşallahı var. Güzel gidiyor. Çalışma şartlarının Türkiye'den çok daha iyi olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Çalışana verilen bir değer var ve bunu fark edebilmek güzel. Ayrıca birçok farklı ülkeden insanla birlikte çalışma deneyimi elde ediyorum. Bunlar güzel ilerde anlatılabilecek güzel anılar olarak birikiyor. Tek sıkıntı arkadaşlık kavramlarının bizim gibi olmaması. Bireysellik ön planda. Herkes kendi halinde.
Ben de bu aralar kendimi kendi halime bıraktım. Bir şeyleri yapmak için kendimi zorlamıyorum. Olduğu kadar diyorum artık. Oluyor mu olmuyor mu; onu da zaman gösterir.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.