İç Ses etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İç Ses etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Temmuz 2026

Kahve Bahane #Toprak Kokusu


Kendime bir keyif çayı yaptım. Koltuğun üzerine lehçe notlarımı yaydım. Ders çalışmaya başlamadan, az önce başlayan yağmura göz atmak için balkona çıktım ve olanlar oldu. 

Yaz yağmurlarının en sevdiğim tarafı etrafa yaydığı toprak kokusu. Usulca tabletimi ve yeni aldığım türkçe klavyemi alıp yazmaya başladım. Notlar koltuğun üstünde beklemede, masada çayım ve tabletim, dizlerimin üzerinde klavyem, kulağımda yağmur damlalarının sesi, burnumda toprak kokusu...

İzmir'den döndüğümüzden beri hava hiç beklenmeyecek derecede sıcak. Krakow'lular şaşkın, Yasemin mutlu. Sanırım ilk defa tam bir hafta boyunca her gün bisiklet sürebildim. 

Geçen hafta iş yerinde denetim olduğu için ofise gitmiştik. Sonrasında da takımla yemeğe çıktık. Müdürüme ben bu hafta mesaiye geç başlarım sabahları bisiklet süreceğim dedim ve dediğimi de yaptım. Sabah 6-7 arası çıktım ve bir saat bisiklet sürdüm. Gelin bendeki keyfi siz düşünün. 






Artık erkenci bir kuşum, erken uyuyup erken uyanıyorum. Yaz aylarında genelde böyle oluyor rutinim. Şimdi yağmurlar geri geldiğine göre spor salonu yolları bizi bekler. Bundan da şikayetçi değilim. Salona gitmeyi de seviyorum.

Sanırım ben genel olarak sevmeyi ve küçük şeyler ile mutlu olmayı seviyorum. Oldum olası bu böyleydi. Mesela altı üstü bir klavye aldım kendime. Şimdi onunla yazmayı da seviyorum.

Bir yandan içimde adını koyamadığım bir huzur varken, bir yandan da bu günlerde biraz depresif şarkılar dinliyorum. Şirket hesaplarının mutabakatını yaparken depresif, ay sonu kapanışlarını yaparken de 90lar pop dinliyorum. Ve böylece yuvarlanıp gidiyorum.

Bir anda yazılan kahve bahane yazısı ne kadar karışık olabilirse o kadar karışık bir yazı oldu. Bunu kabul ederek ortalığı daha çok karıştırmadan yazıyı sonlandırma vakti geldi.

O zaman klasikleşen kapanış cümlemiz gelsin; 
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. Kötü hissettiğiniz zamanlarda da kendinize fazla yüklenmeyin, Hayat bu, her zaman prenses gibi hissedemezsin.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

20 Haziran 2026

Kahve Bahane #Ada


Henüz tatil bitmemişken, ben rutine dönmeden bir kahve bahane yazısı gelsin istedim. Zira tatil dönemi insan pek keyifli oluyor. Günlük işlerden, iş stresinden uzaklaşmak, sevdiklerinle vakit geçirmek, aylarca hasret kaldığın güneşle doya doya bakışmak, işte benim için tatilin özeti bu. 
Tatil ayarladığım zamanlarda elim istemsizce Kuşadası’na gidiyor. Bu sene otel yerine maaile kalabileceğimiz bir villa kiraladım. Ve aldığım bu aksiyondan çok memnun kaldım. Herkes inanılmaz keyif aldı. Tatil boyunca bol bol yürüdüm, yüzdüm ve kitap okudum. Yediğim karbonhidratlardan ise hiç bahsetmek istemem. 

Bu tatilimde öğrenmenin ve denemenin yaşı yoktur sözüne bir katkıda bulundum. Beni tanıyanlar bilir ki denizi ve havuzu yani suyu sevmeme rağmen içine girmekten çok korkarım. Yüzmeyi de 30lu yaşlarımda öğrendim. Halen suya ilk temasımda istemsizce kalp atışlarım hızlanır. Kendimi bir şey olmayacağı konusunda telkin ederim. Ve balık gibi yüzenlere, atlayıp zıplayanlara çok özenirim. 

Geçen sene bir türlü cesaret edememiştim fakat bu yıl kararlıydım, havuzun kenarında durup suya atlamayı deneyimlenecektim ve yaptım. Kalbimin hızlı atışına aldırış etmeden kendimi suyun içine bırakmayı başardım. Hem de defalarca ve çok zevk alarak. Hep derim ki insan gerçekten istedikten sonra yapamayacağı şey yok. Ayrıca denemenin ve öğrenmenin de yaşı yok. 

Tatil bitmek üzere, harika hatırlar biriktirdim. Galerimde eğlendiğimiz anlara ait birçok fotoğraf var. Krakow’un sevimsiz havalarında bakıp bakıp tebessüm edeceğime eminim. Artık geri dönüş hazırlıklarına başladım. Açıkçası senelerdir gel git yapmama rağmen her seferinde buruklaşıyorum. Ne diyelim sağlık olsun. Yine güzel tatiller yapmak dileğiyle dolu kalbim; geri dönüyorum. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

30 Mayıs 2026

Kahve Bahane #Kimse Bilmez


Bir başlasam yazacak çok şeyim var aslında. Lakin yaklaşık beş dakikadır ilk giriş cümlesi yazıp yazıp siliyorum. Beş dakika kısa bir süre diye düşünebilirsin. Aslında nerden baktığına bağlı. Zaten hayat biraz öyle değil mi? Mutlu olmayı, umutsuz olmayı, hüzünlü olmayı, boşvermiş olmayı, umut dolu olmayı bizim olaylara bakış açımız belirliyor.

Uzun bir aradan sonra ilk defa koştum. Hava serindi. Koşarken çok düşünürüm ben. Mesela spor yaparken öyle olmuyor. Ama koşarken başka. Aklıma gelen düşüncelerin haddi var hesabı yok. Eskiden kendimle çok kavga ederdim. Artık kendimle barıştım. Tatlı tatlı konuşuyorum.

Bir anda aldığım keskin kararlarım var benim. Kimse bilmez.
İşimden istifa etmeye karar verip banka sınavına girdiğimi…
Evlenmem ben diyip bir anda evlenmeye karar verdiğimi…
Bankada uzun yıllar çalıştıktan sonra istifa edip yurtdışına taşındığımı…
Dört sene işsiz olduğum sürede sürekli ağladığımı…
Hayatıma dair derin bir dönemeçten geçtiğimi…
Arkadaşlarla buluştuğum bir akşam iş bulacağım dediğimi…
Bunu söyledikten bir ay sonra hayatımın ilk İngilizce mülakatına girdiğimi…
Geçen sene ani bir kararla artık Lehçe işini kökünden bitireceğim dediğimi…
Ve dün itibariyle artık Lehçe sınavına hazır olduğumu düşündüğümü…

Evet insanları dinlerim. Bana söylediklerini önemserim fakat içimde, derinlerimde o kararı almamış olursam ne olursa olsun hayata geçiremem. İçimde, derinlerimde bir düğme var gibi. O düğmeye basmadığım sürece hep çalakalem oluyor kararlarım. Ama bir gün, hiç beklemediğim bir anda, nasıl oluyor bilmiyorum fakat o düğmeye basmayı başarıyorum ve olaylar hızlıca gelişiyor.

Sanırım ben o düğmeye yine basmayı başardım. Bundan sonrası Allah kerim. 



 ✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

17 Mayıs 2026

Kahve Bahane #Trençkot


Bugün neredeyse herkesin gardırobunda var olan trençkotun aslında savaş meydanlarında, çamurlu siperlerde doğduğunu biliyor musunuz? Askeri bir üniforma olarak tasarlanıp sonrasında moda dünyasına girmiş bir parça olur kendisi. Aslında bu kendi başına güzel bir blog konusu olabilirdi. Lakin bilirsiniz ki kahve bahane formatı böyle değil. Yine biraz oradan, biraz buradan bir yazı olacak.  

Dün bir anda aklıma geldi. En son sanırım 15 sene önce kendime bir trençkot aldım. İstanbul’da yaşarken, bankada çalışırken; tabiri caizse iki dirhem bir çekirdek giyinip giderdim işe. Tam da mevsim geçişlerinde trençkot hayat kurtaran bir parça olurdu. Gelin görün ki Polonya’ya taşındığımdan bu yana ara mevsimlere ait olan parçalar bir bir dolabımdan silindi. Neden!! Çünkü mevsim geçişi yok. Yılın neredeyse sekiz ayı hep kalın şeyler giymek zorundayım. 

Mayıs ayının ortasında olmamıza rağmen günlerdir süren yağmur yüzünden artık biraz depresif hissediyorum. Hadi bahar yağmurudur, sevilir diye kendimi avutayım diyorum lakin hava Ekim ayı gibi bildiğin soğuk. Bu sene yaz gelecek mi, artık gerçekten bilmiyorum. 

Balkon saksılarına ektiğim tohumlar gün yüzüne çıkmayı başaramadılar. Güneş ve sıcak yokken nasıl olacaktı ki. Yani tohumlar da çok haklı. 

Hava kış gibiyken marketlere yavaş yavaş çilek gelmeye başlamış. Bu beni bir nebze olsun mutlu ediyor. Dün çilek aldım. Tadı güzeldi. Polonya çilekleri gayet tatlı ve lezzetli oluyor. 

Pazar miskinliğinden kurtulup spora gitmeyi planlamıştım fakat ıslanmayı hiç istemiyorum. Yine bir ikilemdeyim. 

Bu sıralar iş yerindeki değişiklikler beni hem yoruyor hem de motive ediyor. Beyin yorgunluğum ziyadesiyle fazla. Böyle zamanlarda kitap okumayı biraz arttırırım, bu sanılanın aksine beynimi dinlendiren bir aktivite benim için. Belki bir ara sene başından beri okuduğum kitaplar hakkında bir blog yazısı yazabilirim.

Bilirsiniz ki buradaki yazılar bir plan dahilinde yazılmıyor. Bir anda aklıma bir kelime geliyor, o kelimenin çağrıştırdığı birkaç anı beliriyor aklımda, sonrasında ben bunu yazmalıyım diyorum ve böylelikle okuduğunuz kahve bahane yazıları oluşuyor. 

İşte yine bir kelimeden doğan kahve bahane yazısının sonuna geldim. Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Depresyona girmek kolay, çıkmak ise bir o kadar meşakkatli; siz siz olun girmeyin. 



✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

9 Mayıs 2026

Kahve Bahane #Şiraze



Kahve bahane konuları bir anda oluşuyor. Belli bir zamanı yok. Bu yazıyı yazmama neden olan kelime ise Şiraze. 
Şiraze; kitap yapraklarını düzgün tutmaya yarayan ince şerite verin ad. Eğer şiraze bozulursa kitabın düzeni, nizamı bozulur. Hepimiz hayatımızda en az bir kez şirazesi kaymış yakıştırmasını duymuşuzdur. 

Açıkçası son bir buçuk haftadır hayatını tanımla derseniz tam olarak bana yakışan metafor bu. Eve gelen davetsiz misafir ( bir virüs sanırım) yüzünden pek keyifsiz günler geçirdim. Kendimi biraz toparladım lakin tam anlamıyla iyileştiğimi söyleyemem. Üst solunum yollarımdaki tıkanıklık hissi henüz geçmedi. 
 
Ve tam böyle hastalık yüzünden yatarken, aylardır beklediğim bahar kapımıza dayandı. Hava en sonunda ısındı. Senelerdir bizim beyin bisiklet kaskını kullanıyordum, bu sene kendime bir kask aldım. Kurye kaskı teslim ettiğinde hastaydım ve bir hafta masanın üstünde duran kaskla bakıştım. Artık bakışmaya dayanamayım ve hafta sonu kendimi pek yormadan bisiklet sürdüm. Açıkçası kısa sürüşler bile beni yordu lakin bisiklet sürerken ve sonrasındaki mutluluk hissi için bu yorgunluğa değdi. 




Geçen sene balkona aldığım gül, oldukça dayanıklı çıkıp, Polonya kışını atlatmayı başardı. Yeniden filizlendi. Hazır gül var, hayatımda ilk defa Hıdrellez dileği yazıp gülün altına gömeyim dedim; dedim de onu da yanlış günde yaptım. Bir gün önceden gömmüşüm dileğimi, artık tutar tutmaz göreceğiz. 

İş yerindeki görev değişiklikleri iş yoğunluğu olarak bana geri döndü. Şikayetçi değilim. Her değişim sürecinin biraz sancılı olduğunu kabullendiğimden beri, değişime ayak uydurma hızım artıyor. 

Şiraze ile başlayan yazı yine ortaya karışık bir kahve yazısına evrildi. Bence güzel de oldu. 

O zaman ne diyoruz bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. Virüsleri de hayatınıza almayın.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

16 Nisan 2026

Kahve Bahane #Lirik Dans


Oldum olası dans etmeyi pek severim. Böyle dediysem aklınıza profesyonel olarak dans ettiğim gelmesin. Kendi kendime, kendi halimde müziğin ritmine kendimi kaptırmaktan bahsediyorum. Gerçi zamanında yönlendirilmiş olsaydım belki de bir dansçı olabilirdim. Zira küçükken sürekli parmak ucumda yürürmüşüm; balerinler gibi. Ergenlik zamanlarımda da televizyonda yayınlanan klipleri izleyip dansçıları taklit ederdim. Mesela, Tarkan’ın kuzu kuzu klibindeki tüm figürleri ezbere bilirdim. Lise yıllarımda, ders aralarında, atölyede müziği açıp, pileli eteklerimizi belinden birkaç tur kıvırıp, kravatlarımızı da kafamıza bağlar ve Özlem Tekin parçaları eşliğinde koreografi çalışıp, oynardık. Açıkçası amatör ruhumuzla güzel şeyler çıkardı ortaya. Sonra birkaç lirik dans videosuna denk geldim. Evdekilere az lirik dans gösterisi yapmadık Betül ile. 

Yıllar geçti; ve ben halen müzik dinlemeyi ve kendimi ritme bırakmayı çok severim. Hatta son zamanlarda level atladım. Artık müzik olmadan, bir anda evde oynamaya başlıyorum. Bizim bey temiz şekilde delirdiğimi düşünüyor olabilir. Çünkü beni öyle görünce sadece tebessüm ediyor. 

Danslarım beni mutlu kılıyor, etrafındakileri de güldürüyorsa bence bu güzel bir şey. 
Sanıyorum ki ömrün yettiğince müziğin ritmine kendimi bırakmaya devam edeceğim. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

7 Nisan 2026

Kahve Bahane #Demlik


Bugün sabah bir anda aklıma düştü yazmak. Bulaşıkları toparlarken, sanki yazıyormuşum gibi satırlar aktı geçti aklımdan. Genelde kahve bahane yazıları böyle ortaya çıkıyor. O anda düşündüklerimi hemen yazabilsem, okuması daha da keyifli kahve bahane yazıları olacağına eminim. Lakin olmuyor; iş güç derken kahve bahaneyi hep gece yazıyorum. 

Krakow’a taşındığımdan beri bir çaydanlığım yok. Çay demlemek için cam bir demlik kullanıyorum. Ya da çoğu zaman sallama çay içiyorum. Bu sıralar ince belli bardaktan çay içmek hoşuma gidiyor. Bardak şeklinin içtiğimiz içeceğin lezzetini etkilediğini düşünenlerdenim. Çay da ince belli bardakta içilirse pek leziz oluyor. 

İnce belli olmak da biraz genetik işi sanırım. Karın bölgesine kilo almamak ve yağlanmamak için dikkat etmeme rağmen, son zamanlardaki hormonal değişikliklerden ötürü daha da zorlanıyorum. Bu bir geçiş süreci ve bunu da elimden geldiğince iyi yönetmeye çalışıyorum. Sürecin biyolojik ve psikolojik etkilerinden belki sonra bahsederim. 

Çalışmak demişken, ben hep çalışıyorum yahu. İş yerinde çalışıyorum, akşam lehçe çalışıyorum. Beynim sadece uykudayken ve spor yaparken dinleniyor dersem hiç abartmış olmam. Beyin yorgunluğundan ara ara şikayetçi olsam da işleyen demirin pas tutmadığını bildiğim için halimden memnunum. 

Bu sıralar evin beyi de biraz yorgun. Sporda yaşadığı sakatlık yüzünden spora ara verdi. Haliyle bu aksaklıktan ben de nasibimi aldım. Spora biriyle gitmenin motivasyonu arttırdığını düşünüyorum. Şimdi yalnız gidince bir eksiklik hissediyorum.

Ben çoğu şeyi yalnız yapmayı severim. Mesela bisiklet sürmek; tek başıma, belirli bir rotaya bağlı kalmadan tamamen içimden geldiği gibi pedallamak gibisi yok. Mesela yürüyüş; sabahın serin saatlerinde, etrafta kimse yokken, kuş cıvıltıları eşliğinde nefesime odaklanarak adım atmak gibisi yok. İnsanın kendi kendine yetebilmesi lazım. Kendinle kaliteli vakit geçirebilmenin iç huzurla bir ilgisi var. 

Bu yazının da sabah düşündüklerimle hiçbir ilgisi yok. Sevgili okur, düşündüklerimden çok farklı bir kahve bahane yazısı okudun. Olsun bu da kendine has oldu. 

O zaman her zaman dediğim gibi; 
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünce dek şen ve esen kalın. 
Bazen düşündüklerinle, gerçekleşenler aynı olmaz. Kendine fazla yüklenme. 











✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

27 Mart 2026

Kahve Bahane #Ekran


Blog yazılarımın bir numaralı kahramanı olan bilgisayarım ekonomik ömrünü doldurduğundan mütevellit çekmecede atıl bir şekilde duruyor. Son birkaç yazımı telefonu kullanarak yazıyorum. Açıkçası pek keyif aldığım söylenemez. 

Elimizin altında bir dünya varmış gibi hissetmemize rağmen, aslında minicik ekrana kocaman bir hayat sığdırmaya çalışıyormuşuz geliyor bana. 

Benim için kahve bahane demek; tuşlara çıt çıt basarak yazmak demek, yanında sıcacık bir kahve yudumlamak demek, fonda hafif bir müzik demek. Bunlar bir araya gelince tam olarak kahve bahane ruhuna yakışır yazılar çıkıyor ortaya.  Bilirsiniz kahve bahane hiçbir zaman tek bir konuya odaklanmıyor. Her paragrafta farklı şeyler yazmayı seviyorum. 

Bu sıralar biraz da sağlığıma odaklanmış durumdayım. Genel olarak gidişatımdan memnun olsam da, birkaç test yaptırdım. Sol göğsümde minik bir kitle olduğunu, lakin korkulacak bir durum olmadığını ve altı ayda bir kontrole gitmen gerektiği öğrendim. Stres hormonum bi tık yüksekmiş, minik minik hormonal değişiklikler olması normalmiş. Bu döngüyü bozabilirmiş. 

Bu bilgiler doğrultusunda spor yoğunluğumu bir tık düşürdüm. Bedenime bir sıkıntı yok, her şey yolunda sinyalini göndermeyi hedefliyorum. 

Bak hedef demişken, tam da bir sene önce verdiğim karar doğrultusunda Lehçe öğrenme hedefimi sanırım gerçekleştirdim. Tam olmasa da sonuça bayağı yakınım. Açıkcası bu süreci de akışına bırakmaya karar verdim. Çünkü son zamanlarda her gün ağlıyordum. Ve bu da bedenimde gereksiz bir stres yükü yaratıyordu. 

Mümkün olduğunca az yük almak istiyorum omuzlarıma. Artık bi sal kendini Yasemin modunu açma zamanı geldi. Ne demiş Cemal Süreya “ hayat kısa, kuşlar uçuyor” 

Kahve bahane yazısı da böyle son buluyor. Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Kendinize alan tanımayı da ihmal etmeyin. 





✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

3 Şubat 2026

Kahve Bahane #Masakra



Bugünü tek kelime ile özetleyecek olsam, o kelime kesinlikle masakra olurdu. Masakra lehçe berbat, korkunç, felaket anlamına geliyor. 

Aslında işim gereği, ay sonlarımın yoğun bir tempoda geçmesine alışığım fakat son iki gündür yaptığım iş bana ekstra ağır geliyor. Beni hem bedensel hem de ruhen yıprattığını hissediyorum. Günün on saatini kesintisiz bir şekilde bilgisayar başında geçirmek, benim için bir hücreye tıkılmaktan farksız. Bir de tutmayan hesaplarla başım dertte. Kafamın içinde sürekli açık bir excel ekranı var. Bu haftayı sağ salim çıkartabilirsem büyük bir oh çekeceğim.

Hal böyle olunca benim stres seviyem de tavan yapmış durumda. Hop hoş geldin kortizon. Bi sen eksiktin. Stres seviyem yükselince yeme atağım tetiklendi. Oysa ki son üç haftadır süper bir düzen tutturmuştum kendime, iki ana öğün ve 1 ara öğün şeklinde ilerliyordum ve bedenime de çok iyi geliyordu. 

Ben tam bir düzen nizam intizam kadınıyım. Lakin bugün bu durumu biraz esnetmeye karar verdim. Çayın yanında kek yiyeceğim. Yine de gönlüm tamamen sağlıksız bir şey yemeye el vermedi. Rafine şekersiz, muzlu yulaflı bir kek yaptım. Az sonra masanın üstündeki yerini alır ve keyfimi bi nebze olsun yerine getirir diye umut ediyorum.

Bir umuttur yaşatan insanı diye diye, ömrümüzü heba mı ediyoruz ne? 
Umuyorum ki cuma günü işle ilgili sıkıntılarımı geride bırakmış olacağım. 
Umuyorum ki havalar düzelince yeniden sabah yürüyüşlerime dönebileceğim. 
Umuyorum ki yazın uzun uzun bisiklet sürebileceğim. 
Umuyorum ki şu Lehçe sınavını geçip rahat edeceğim. 
Umuyorum ki…

Ben bunları yaza yaza bitiremem belki. Zaten bunları yazmayı ve ummayı bitirdiğimde hayat da bitmiş olmayacak mı? Neyse bu kafayla bir de felsefe yapamayacağım. Böylesine sıkışık bir günün ardından bana iyi gelen şeyi yapıp yazdım. Şimdi biraz örgü örüp kafamı dağıtırım. Sonrası Allah kerim. 

Ne diyelim; bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Birkaç gün sonra sizin için önemsiz olacak olaylar içindeyseniz de kedinizi sıkmayı bırakın. Umut edin gitsin. 
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

20 Ocak 2026

Kahve Bahane #Tarçın


Kocaman bir derin dondurucuda yaşadığımı hissettiğim bu günlerde canım şöyle bol tarçınlı bir salep içmek istiyor. Krakow'da bulunması zor olsa gerek; tek içimlik, minik paketli olanları da çok şekerli. Gelin görün ki şu an masada olsa, şekeri fazla demez içerdim. Özlem kötü bir şey.

Mesela canım arada bir boza da içmek istiyor. Lakin boza bardakta durduğu gibi değil; görüntüsü beni çok cezbetmesine rağmen tadını hiç sevmiyorum. Şu an masanın üstünde olsa muhtemelen bir yudum alıp bırakırdım.

Bugün mail kutuma bir yorum düştü, daha çok kahve bahane yazısı olsa da okusak diyordu. Bu yorumu çok sevdim ve hak verdim. Daha çok yazmalıyım dedim. Dedim demesine de yazmak için malzeme gerek; soğuklardan ötürü burnumun ucunu dahi dışarı çıkartamazken kahve bahane için malzemeyi nereden bulabilirdim ki. 

Bu kış gerçek anlamda çetin geçiyor. Tüm sosyal aktivitelerim durmuş durumda. Sadece haftada iki gün spor salonuna gidiyorum. İki senedir de aynı salona gidince tüm yüzler artık tanıdık olmaya başladı. Oradan da malzeme çıkmıyor artık.

Son bir haftadır iş yerinde bir takım değişikliklere gebe minik bir hareketlilik var. Yakında kokusu çıkar. Genelde değişimler sancılı oluyor. Umarım bu sefer ki fazla sancılı olmaz. Zira şu an enerjimi hiç oralara yöneltemeyeceğim. Lehçe sınavı için kendime koyduğum süre her geçen gün kısalıyor. Bu zaten üzerimde yeterince stres yaratıyor. Daha fazlasına ihtiyacım yok.

Stresimi kontrol altına almak için kış gecelerinin vazgeçilmez aktivesi olan örgü örme işine yöneldim. Günü bitirince, lehçe çalıştıktan sonra, açıyorum kendime bir dizi, alıyorum elime şişleri, başlıyorum örmeye, tık modumu yakalıyorum. Yaklaşık bir saat bana terapi gibi geliyor. Ördüğüm eldivenleri atkıları hediye ediyorum. Ören mutlu, hediyeyi alanlar mutlu. Tam bir kazan kazan durumu söz konusu. Ee bundan iyisi Şam'da kayısı.

Salep ile başlayıp kayısı ile biten enteresan bir kahve bahane yazısı oldu. Zaten kahve bahanenin özelliği de bu değil mi! Her şeyden biraz, hiçbir şeyden tam değil.

Daldan dala atladığım yazımın sonu geldi. Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Bu soğuklarda kendinize renkli çoraplar almayı ihmal etmeyin. Çorap önemli.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

5 Ocak 2026

Kahve Bahane #Kabak Tadı



Yılın ilk yazısını yazmak için bu sefer erken davrandım. Masada çay, yanında kabak çekirdeği ve televizyonda çeşme adında, hiçbir şey anlamadığım bir film var.

Ocak ayı hep yeni başlangıçların ayı. Ben de temudan aldığım dandik klavyemi tabletime bağladım ve yazmaya çalışıyorum. Bilgisayarımı emekliye ayırdığımdan bu yana yazmak için telefonumu kullanıyordum ve itiraf etmeliyim ki hiç zevk almıyordum. Böyle yaz kızım modunda, çıtı çıtı yazmak hoşuma gidiyor. Hatta yeri gelmişken size saçma bir anımı anlatayım. Vakti zamanında adliye katibi olmak için sınava girmiştim. Sınav günü herkesin elinde bir klavye vardı. Beklerken bile hazırlanıyorlardı. Açıkcası ben o kadar ciddiye almamıştım. Ben de kendi çapımda hızlı yazarım lakin hızım katip olmama yeterli gelmedi. Bu da böyle saçma bir anımdır. 

Yazmayı ve çizmeyi pek severim. Bir dönem adına Bullet Journal dedikleri, kişisel planlayıcı yapmıştım kendime. Açıkcası çok hazırlaması zevkliydi. Bu sene başında acaba yeniden yapsam mı, ya da ne umdum ne buldum serimi mi yeniden hayata geçirsem diye düşünüyorum. Ben sanırım hep çok düşünüyorum. Şu son zamanlar moda olan overthinking olayının vücut bulmuş haliyim. Bu beni gerçekten çok yıpratıyor. Bu sene bunu biraz törpülemek için çaba harcayacağım.

Bugün senenin ilk lehçe dersine girdim. Artık lehçe için son düzlükteyim diyebilirim. Run Yasemin Run diyorum kendime. Yeni eğitmenimle ilk dersimizi yaptık. Benim hakkımdaki ilk izlenimi oldukça iyi lehçe anladığım, aslında kelimeleri bildiğim halde cümle kurarken çok düşündüğüm şeklindeydi. Michal beni ilk dersten çözdü. Ben de lehçeyi çözersem oldu bu iş.

Çok maynum iştahlı olmama rağmen kafama koyduğum ve yapmam gereken işler için avına kilitlenmiş bir kaplan edasıyla hareket ederim. Bunlardan biri de uzun ve yorucu bir süreç olan kas inşaa etme süreciydi. Sanırım artık bu sürecin sonuna yaklaşıyorum. Geçen seneden bu yana kontrollü bir şekilde 4 kilo aldım. İşin zor kısmı bunun büyük bir bölümünü kas ağırlığının oluşturmasıydı. Benim hayatımdaki kilit kelime başarmak. Sanıyorum bunu başardım. Bu yüzden keyfim oldukça yerinde.

Keyif önemli. Bu aralar Krakow koca bir derin dondurucu gibi. Bu nedenle de sabah yürüyüşlerime ara verdim. Oysa ki en keyif aldığım aktivitelerden biriydi sabah yürüyüşü. Kendi kendime konuşur, bazen iç sesimle kavga ederdim. Böyle söyleyince kulağa kötü geliyor olabilir lakin beni rahatlattığı kesin. Bu nedenle bu kötü havaların sona ermesini dört gözle bekliyorum. 

Dört gözle bekledim bir diğer şey de birgün buraya "başardım, o lanet olası sertifikayı aldım" demek. Ay hadi bakalım ben evrene, sağa sola, Allah'a, Tanrı'ya enerji gönderiyorum. Onlar da bi zahmet kabul etsinler.

Biraz klavye ile cebelleştim. Bu arada kabak çekirdeklerini çıtlattım, çayımı yudumladım. Film bitti, yerine bir diğeri başladı. Bunların hepsi yazının sonunun gelmesi gerektiğinin işaretiydi. Bu yüzden yazımı kabak tadı vermeden bitirmeye kadar verdim. 

O zaman ne diyoruz;
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.
Keyif aldığınız aktiviteler için kendinize alan açmayı da ihmal etmeyin.
Sevgiler


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

16 Aralık 2025

Kahve Bahane #Yılın Z Raporu


Yaşam biraz Teoman’ın şarkı sözündeki gibi; zaman bir türlü geçmezken, yıllar hayatlar geçiyor. Bir yıl kapanışı daha yapmaya hazırlanıyoruz. Adettendir ben de her sene yaptığım gibi bu senenin Z raporunu yazmaya geldim. Hazırsan başlıyoruz. 
Yılın başında aldığım kesin bir kararla Lehçe öğrenmeye başladım. Hemen geyiğini yapmayalım lütfen. Aman aman on senedir ordasın ve nasıl öğrenmedin diye. Buraya taşındığımızda önceliğim Lehçe öğrenmek değildi. İngilizce öğrendim ve bu sayede iş buldum. Her şeyin bir öncelik sırası var hayatımda. Lehçeye de ancak sıra geldi diyelim. 

Bahar ayında annemle yine en sevdiğim yere tatile gittim. Anneciğimle İtalya sokaklarını arşınlamayı pek seviyorum. Gideceğimiz şehirleri belirliyoruz sonrası hep spontane. 

Bu sene Krakow’a bahar ve yaz uğramadığı için çok az bisiklet sürebildim. Bunun için bir miktar üzgünüm. Oysa ki uzun uzadıya pedallamayı çok severim. 

Hep yaptığım gibi bu sene de sporumu hiç aksatmadım. Kardiyoyu oldukça azaltıp, ağırlık antrenmanlarına yoğunluk verdim. 

Yıl ortasına doğru çok ciddi olmasa da canımı sıkacak birkaç sağlık sorunuyla uğraştım. Nur potu gibi bir kolesterolüm olduğunu öğrendim. Ve açıkçası buna canım çok sıkıldı. Genetik olarak bazı şeylerin önünü alamamak kötü.

Yazın son döneminde ani bir kararla İstanbul’daki evimi sattım. Bu bahane ile kısa bir İstanbul ziyareti gerçekleştirdik. Evrak işlerini hallettim ve arkadaşlarımla özlem giderdim. Açıkçası bu kısa es bana çok iyi geldi. 

İstanbul dönüşü iş arkadaşım istifa etti. Takımdan bir kişi eksilince biraz sıkıntılı ve yoğun zamanlar geçirdim.

İş yoğunluğunun üstüne iş sonrası Lehçe çalışmak için ayırdığım zaman da eklenince kitap okuma hedefimin bayağı altında kaldım. 

Hareketli geçen aylar sonunda arabamıza atlayıp rotayı Hırvatistan kıyıları olarak belirledik. İki buçuk haftalık bir tatil yaptık. Ruhuma ve bedenime çok iyi geldi. 

Tatil dönüşü az biraz depresyona girmiş olsam da rutine hızlıca alıştım. Artık Krakow’da soğuklar kendini iyice hissettirmeye başladı. Kasım ayında bir haftalığına İzmir’e gittim. Hazır gitmişken istediğim göbek piercing işini de aradan çıkardım. Yapmak istediklerim listesinden bir satır daha eksilmiş oldu. 

Fakat İzmir’deki bahar havasını bırakıp, Krakow’un dondurucu soğuğu ile karşılaşınca toparlanmam uzun sürdü. İlk bir hafta dışarıya adım atamadım. Üstümdeki şoku ikinci haftanın sonunda atlattım. Yine sabah yürüyüşlerime başladım. 

2025 benim için dolu dolu geçti. İçimdeki çocuk büyümedi lakin ben olgunlaştım. Yıl biterken kendime yüklenmeyi bırakmaya karar verdim. Zira kendime karşı her zaman çok acımasızım. Kendimi hunharca eleştiriyorum. Bir şeyleri dört dörtlük yapmaya çalışmak beni yoruyor.
Artık aynamın kenarında “ Şu an için elimden gelen bu ve bu yeterli” yazan bir not iliştirdim. Güne başlarken artık kendime bunu hatırlatmış olacağım. 

Sevgili okur, eğer buraya kadar okuduysan teşekkürü bir borç bilirim. Yeni yıl sana istediğin tüm güzellikleri getirsin. Keyifli bir yıl geçirmeni temenni ederim. 

Kendime ise içsel savaşlarımın azaldığı bir yeni yıl diliyorum. 

Sevgiler 


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

22 Kasım 2025

Kahve Bahane #Biri Kış Nerede Mi Dedi!



Sizin oraları bilmem lakin Krakow’a resmen kış geldi diyebilirim. Artık hava durumu tahminlerinde çift haneli sayları göreceğimiz günler pek uzak. Bugün sabah kar yağışıyla güne merhaba dedik. Nedense bu sene; bu kış hayatta kalamayacakmışım gibi hissediyorum. Canım evden dışarı adımımı atmak dahi istemiyor.

Bakmayın böyle serzenişte bulunduğuma mental olarak kendimi hazır hissettiğimde sabah yürüyüşlerime geri dönerim. 

Sanırım böyle hissetmemin bir nedeni de İzmir’den yeni dönmüş olmak. Orada tişörtle gezerken bir anda sıfır derecelere maruz kalan bünye şaşkın ve üzgün. 

Şaşkın olan bir diğer şey de göbeğim. Hazır İzmir’e gitmişken uzun zamandır sahip olmak istediğim göbek piercingini yaptırım. Şu an süreç sıkıntısız ilerliyor. İnternette pek kötü senaryolar okudum. İyileşme süreci sıkıntılı oluyor deniyordu. Umarım öyle şeyler yaşamam. Şimdilik beni tek zorlayan şey düşük bel giymek. 

Bir ara ne modaydı şu düşük bel. Sonra yüksek beller çıktı. Şimdi de yüksek bel giymeye alışmışım. Düşük bel giymek bi garip geliyor. Biz de her şeye pıt diye alışmaya meyilliyiz maşallah. 

Bir maşallah da kendime alayım. Çünkü istikrarlı bir şekilde ilerlediğim Lehçe dilinde bayağı yol katetmişim. Yeni bir kurs ile görüşüyorum. Ve oradaki seviye tespit sınavında beklediğimden daha iyi bir sonuç aldım. Lakin, biliyorum ki sınav için daha kat etmem gereken yol uzun ve çetrefilli. Açıkçası Aralık ayında kendimi biraz dinlendirmek istiyorum. Ocak ayında yeniden maratona başlarım. 

Bu kısa arada, İzmir’den aldığım kitaplarımı okurum. Seneler sonra ilk defa yıllık kitap okuma hedefimin altında kaldım. Hayatıma Lehçeyi dahil ettikçe Türkçe okumalardan uzaklaştım. 

Beynim ise çorbaya dönmüş durumda. Gün içinde çalışma dilim İngilizce, süreli İngilizce mail oku, mail yaz, milletle konuş. Akşam özel derste Lehçe konuş. Gün sonunda beynimin içinde üç dil halay çekiyor. Ve bazen Türkçe bir şeyler anlatırken akıcı olamıyorum. 

İnsan kınadığını yaşamadan gitmezmiş bu dünyadan. Umarım benim de sonum yarım yamalak Türkçe konuşan Almanlar gibi olmaz. Tam bu sebepten ötürü fırsat  bulduğum her zamanda Türkçe kitap okumaya sürdürüyorum. 

İki satır yazarım diye oturdum ekran başına lakin laf lafı açtı, kahve bahane için uzun bir yazı oldu. Sırf bu yüzden şimdi yazmayı sonlandırıyorum.
O zaman ne diyoruz; 
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek; 
Şen ve esen kalın. 

Kendinize renki bir çift çorap almayı ihmal etmeyin. Hem kış ayında ayaklarınız sıcacık olur hem de hayatınıza biraz renk katmış olursunuz. Fena mı olur! 

Sevgiler. 
 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

3 Kasım 2025

Kahve Bahane # Bu Hayatın Pause Tuşu Nerede


Uzun bir aradan sonra yeniden hoş geldin sevgili okur. Bir şeye ara verdiğinde yeniden başlamak zor derler. Sanırım bu sigara dışında her şey için geçerli bir tespit. Zira sigarayı bırakanların çok kolay bir şekilde başladıklarına şahit olmuşluğum var. 
Yazı yazmaya ara verince de yeniden yazmaya başlamak zor. En azından benim için öyle. Eskiden peş peşe dizdiğim kelimelerin hepsi kaybolmuş gibi. Yazarken bir tıkanma yaşıyorum. 
 
Ara ara bunu hemen yazmalıyım dediğim konuları not almıyorum ve aklımdan çıkıp gidiyorlar. Gerçi bu aralar kafam o kadar meşgul bir hal almış durumdaki. Lehçe tüm ayarlarımı bozdu. Kendime koyduğum süre yaklaştıkça strese girdiğimi fark ettim. Çoğu zaman kendimi Lehçe sınavına girerken hayal ediyorum.

Biraz uzun bir girişten sonra her zamanki gibi kısa kısa birbiriyle alakasız konular hakkında yazmaya başlayabilirim. Zira kahve bahanenin olayı bu. 

Hayatımın hiçbir döneminde kilo problemin olmadı. En kilolu olduğum dönem doğduğum dönemdi sanırım. Bir topaç gibi dünyaya gelmişim. Sonrasında hastalıklar peşimi bırakmamış. Çocukluğum ve gençliğimde hep zayıftım. İtiraf etmeliyim bir ara daha fazla kilo verip baklavalarımı saymak istedim. Fakat kilo öyle bir şey ki, istediğiniz yerdeki yağları yakıp diğerleri tutamıyorsunuz. Birkaç kilo verdim vermesine de yüzüm çöktü. Yok dedim bu iş böyle olmaz. Şimdi kontrollü bir şekilde ilerleyip kilo alıyorum. Kas kütlemi bayağı arttırdım. Bu da kendimi daha kuvvetli hissetmemi sağlıyor. Bu hissi seviyorum. 

Sevdiğim şeylerden biri de seyahat etmek sanırım. Yeni yıla girmeden bir Türkiye tatili ayarladım. Böyle söylemek de bir garip aslında. Çünkü tatilden öte aile ziyareti demek daha doğru. Şimdi her sabah yiyeceğim taze gevreklerin hayali kuruyorum. 

Eskiden çok hayalperestim. Lakin gerçekçi hayaller kurarım. Ulaşılabilir olması benim için önemli. Boşa kürek çekmeyi sevmiyorum. Yaş aldıkça daha az hayal kurmaya başladığımı fark ettim. Nedenini de bilmiyorum. 

Her şeyi de bilmek zorunda değilim ki. Bu kendimde sevmediğim ve değiştirmek istediğim bir özellik. Bir işe kalkıştığım zaman en iyi, en güzel, kusursuz şekilde yapmaya zorluyorum, bu da beni ekstra yoruyor. Sanıyorum ki biraz yavaşlamayı, kendime çok yüklenmemeyi öğrenme vaktim geldi de geçiyor…

Ordan buradan yazarım dedim lakin evdeki hesap çarşıya uymadı. Biraz iç dökercesine bir yazı oldu. Olsun bu sefer de böyle olsun Yasemin dedim. 

Şimdi şu üç günü bitirip, ailemle kucaklaşacağım günün hayalini kurup mutlu olma zamanı. 

O zaman ne diyoruz; 
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. Arada bir de hayatın pause tuşuna basmayı unutmayın.
Sevgiler.   

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

23 Eylül 2025

Rovinj Bu Kadar Sevimli Bir Şehir Olamazsın


Trieste hezimetinden sonra bir sonraki durağımız olan Pula'ya doğru yola çıktığımızda yol üstünde böyle sevimli bir şehirle karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Rovinj sokalarında gezmekten inanılmaz keyif aldım. Sokaklarında gezinirken; Trieste yerine iki günümü Rovinj'de geçirseydim diye düşündüm.

Planlı bir gezi olmadığı için sokaklar beni nereye götürürse oraya gittim diyebilirim. Sadece yolda giderken birkaç blog okudum ve o sayede denize inen saklı bir merdiven buldum. O merdiveni görmek güzeldi. İşte tam da bu yüzden blog okumaktan hiç vazgeçmem. Böyle minik detaylar genellikte bloglarda yazıyor. 

Dediğim gibi plansız bir gezi olduğu için, bir kahve ve yemek molasından sonra Pula’ya doğru yola çıktık. 

Rovinj bana 17 sene önce gittiğim Dubrovik şehrini anımsattı. Açıkçası tadı damağımda kaldı. Eğer yolum tekrar Rovinj düşerse bir iki gün kalıp şehrin keyfini çıkarmak istiyorum. Hatta şehrin çok yakınında yer alan bir ada oteli var. Orada bile kalınabilir. 

Bu kısa gezime dair birkaç fotoğrafı da buraya iliştireyim ve bir sonraki blog yazımı yazmaya başlayayım. 
















✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

21 Eylül 2025

Trieste Kendini Kandırma Sen Bir İtalya Şehri Değilsin




Sayısız kez İtalya hayranlığımı dile getirdiğim yazılarla dolu blogumda bir gün gelecek, böyle bir başlık atıp, hiç keyif almadığım bir İtalya şehrinden bahsedeceğim aklıma  gelmezdi.

Bu sene tatilimizi Adriyatik kıyılarında geçirmeye karar verdiğimizde ilk durağımızı Trieste diye belirledik. Trieste İtalya ruhundan nasibini alanmış bir şehir. Dağlar denize paralel olduğu için çok küçük bir kıyı şeridine yerleşmişler. Hal böyle olunca da kaldığım süre boyunca aralıklı yağan şiddetli yağmuru, sürekli esintili olan havası ile hafızamda pek güzel bir yer edinmedi maalesef. Ayrıca şehirde her şeyin fiyatı çok uçuktu. Yani bir kahveye 4 Euro verilmez. 5 ay önce Floransa’nın göbeğinde 2 Euro verdiğim kahvenin aynısından bahsediyorum. Mesela İtalya’dayım şöyle güzel bir pizza yiyeyim diyeceğiniz mekan neredeyse yoktu. Hırvatistan kültürüne daha yakın bir mutfağı vardı. Tabii tam bu noktada yiğidi öldürüp hakkını yememek gerek. Sanırım son zamanlarda yediğim en güzel kahvaltıyı hazırlayan mekan da Trieste’deydi. 

Bunların dışında beni şaşkına çeviren bir başka olay; plajının haremlik selamlık olmasıydı. Kadınların ve erkeklerin giriş yerini ayırmışlar. Yani ailece denize gireyim diye gidersen, giremiyorsun. Bu bilgiyi edinince denize de gitmedim. 

Gittiğim şehirlerde sabah yürüyüşleri yapmayı, yakında bir parka varsa keşfetmeyi severim. Lakin Trieste’de ne uzun uzadıya yürüyecek bir sahil şeridi ne de içinde gezebileceğim bir park vardı.

Şehrin ana geçim kaynağı sanırım her gün limanına yanaşan dev Cruiser gemileri. Hiç böyle devasa gemiler görmemiştim. Hatta birinin limandan ayrılışına denk geldim. Benim için enteresan bir deneyimdi. 

    


Açıkçası şehri hakkında daha fazla yazacak bir şey aklıma gelmiyor. Aslında en son söyleyeceğimi başlıkta söyledim. Ve söylediğimin sonuna kadar arkasındayım. Az biraz tarihi eserlerin olsa da, yağmur sonrasında gökyüzünü gökkuşağı süslese de ; Trieste, kendini kandırma sen bir İtalya şehri değilsin.






✄----------------------------------------------------------------------





Paylaş:

30 Mart 2025

Kahve Bahane #Mart


Yeni bir kahve bahane yazmak için kolları sıvadığımda ilk yaptığım şey, en son yazdığım kahve bahane yazısına bir göz atmak oluyor. Böylelikte tekrara düşmemiş yazılar yazma ihtimalim artıyor. Elbette ki bazı zamanlar yazılarım tekrara düşüyor. En nihayetinde stabil bir hayatım var. Netflix dizisi değil ki hayatım. Her günüm aksiyon dolu geçmiyor. 

Yaklaşık bir aylık zaman dilimine bir dağ evi tatili, iki koşu yarışması sığdırmışım bu sefer. Polonya'da yapmayı sevdiğimiz aktivitelerden biri dağ evi kiralamak; evin çevresinde bulunan yürüş parkurlarında gezmek. Bunu yıl içinde birkaç defa tekrarlıyoruz. Mart ayının başında da böyle mini bir tatil yaptım. Her şey çok güzeldi lakin döndükten sonra hasta oldum. 





Kadınlar gününe özel Krakow'da bir kadınlar koşusu düzenlendi. Ben de o koşuda yerimi aldım. Mart ayında olmamıza rağmen hava harikaydı. Sanırım en son 2021 yılında yarı maraton koşmuştum. Ondan sonra herhangi bir yarışa katılmadım. Son yıllarda da aslında koşudan biraz uzaklaşıp daha çok ağırlık antrenmanlarına yoğunlaşmıştım. Uzun bir aradan sonra bir koşu organizasyonda yer almaktan büyük bir keyif aldım. O kadar çok keyif aldım ki bir sonraki hafta da daha önce deneyimlemediğim bir koşu yarışmasındaydım. 



İlk kros koşumdu ve hava çivi gibiydi. Polonya'nın soğuğunu bilen bilir. Bir gün öncesinde yağan yağmur yüzünden toprak zeminin yumuşaması da parkuru ekstra zorlaştırdı. Bir de şans bu ya bu koşu öncesi ciddi derecece hastaydım ve her şeye rağmen koşmayı seçtim. Koşu bitti, eve geldim ve organizasyonun sayfasında, koşarken çekilmiş bir fotoğrafımı gördüm. O fotoğrafı görünce iyi ki koşmuşum, aferin canım kendim dedim. 

Hani bazı zamanlar olur; insan bir ikilemde kalır ya; şirketin bir eğlencesi vardı. Öncesinde gidip gitmeme konusunda arada kaldım. Dil bariyeri yüzünden sosyal ortamlara girdiğimde bir çekingenlik yaşıyorum. Gerçi haklarını yememem lazım. Takım arkadaşlarım benim rahat hissetmem için ingilizce konuşuyorlar, eğer ortamda lehçe bir şeyler söyleniyorsa hemen ingilizceye çeviriyorlar. Aslında ortamdaki konuyu anlıyorum lakin konuşmak apayrı bir konu. Gittiğim eğlenceden oldukça keyif almış bir şekilde eve döndüm ve iyi ki gitmişim dedim. 


Şimdi yazarken fark ettim. Mart ayında ne çok şey yapmışım. Tam bitti derken aklıma klasik müzik konserine gittiğim geldi. Klasik müzik dinlemeyi çok severim. Kitap okurken, yazı yazarken arka fonda çalması odağımı artırıyor. Hal böyle olunca canlı bir şekilde sergilenen performanslardan aldığım hazzı gelin siz düşünün. Resmen büyüleniyorum ve ruhumun dinlendiğini hissediyorum. 


Yaşamın her geçen gün zorlaştığı bu dönemlerde, ruhun huzur bulabileceği şeylere yönelmek mental sağlık için gerekli. Gündem herkesi oldukça yıpratıyor farkındayım. Hep bir belirsizlik var. Neyse...

Bu kahve bahane yazısı da böyle son bulsun. Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.
Her zaman dediğimiz gibi her şey çok güzel olacak diyelim de olsun artık. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.