26 Ocak 2024

Ne Umdum Ne Buldum 2024 Ocak



Hazırsanız ne umdum serisi bu yazı ile başlıyor. Ocak ayını geride bırakmaya sayılı günler kaldı. 2024 ha geldi ha gelecek derken bir ay su gibi akıp geçmiş. Zamanın hızına yetişmek kolay değil.

Ocak ayından artık öğrenme serüvenine başlamaya karar verdiğim için Lehçe kursu bulmayı umdum. Umduğumu da buldum. Haftada üç gün toplam beş saatlik bir kursa başladım. Açıkcası iş sonrasında kursa katılmak pek kolay değil. Fakat yeni bir şey öğrenmek de hiçbir zaman kolay olmuyor. Biraz fedakarlık gerekli. Artık bende üstüme düşeni yapacağım.

Ocak ayında en azından 2 kitap okumayı umdum. Bu yıl Lehçeye ağrılık vereceğim için kitap okuma sayımı bayağı düşük tutmuştum. Buna rağmen güzel bir başlangıç yaparak 4 kitap okudum. 
Hazır yeri gelmişken okuduklarım üzerine bir iki satır yazmadan geçmeyeyim.


Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği- Milan Kundera 
Bu oldukça popüler bir kitap. Açıkcası yirmili yaşlarımda okumuş olsaydım belki sevebilirdim fakat bende öyle büyük bir etki bırakmadı. 

Uçan Sınıf- Erich Kastner
Bu kitap için hababam sınıfı tadında demek doğru olur. Kafamı dağıtmak için arada bir böyle eğlenceli kitaplar okumayı seviyorum. 

Dünya Ağrısı - Ayfer Tunç
Dünya ağrısı içinizde bir nebze yaşama ağrısı doğurabilir. Biraz depresif diyebiliriz. Hayatınızda tükenmişlik sendromu veya buna yakın duygulara yer varsa bu kitabı okumayı bi nebze ertelemenizi tavsiye ederim. 

Kahve Soğumadan Önce - Toshikazu Kawaguchi 
İçinde kahve geçen kitapları okumayı severim. Bu kitabın ismini görünce okumalıyım dedim. Sanırım ilk kez geçen sene Japonya edebiyatından bir iki kitap okumuştum. Yazım şekli bana hitap ediyor. Bu kitabın da enteresan bir konusu var. Büyük beklentilere girilmeden, çerezlik tadında okunabilir. 

Ocak ayında spor salonuna dönmeyi ve düzenli antrenmanlara başlamayı umdum. Umduğumu da buldum. Hedefim kas kütlemi arttırmak. Emin adımlarla ilerliyorum. Bunun yanı sıra koşuya da geri dönmek istiyorum. Belki yeniden yarı maraton koşarım. Sanırım düzenli koşu antrenmanımı bir sonraki aylarda umduklarım listesine ekleyeceğim. 

Ocak ayında şeker tüketimimi oldukça sınırlamayı umdum. Umduğumu da fazlasıyla buldum. Şekerle aramda uzunca bir süredir mesafe var aslında. En son çaya kahveye ne zaman şeker kattım hatırlamıyorum. Bunun yanı sıra bu yıl şöyle bir karar aldım. Hafta içi şeker tüketimimi tamamen sıfırlardım. Hafta sonu eğer canım çok isterse bir dilim sevdiğim kekten, pastadan yeme hakkı tanıdım.

Akşam yemeklerinden sonra hiçbir şey yememeyi umdum. Umduğumu da buldum. Artık en geç saat altı gibi akşam yemeğini bitirmiş oluyorum ve sonrasında sadece çay ve su içiyorum. Yani şarap yanı çerezlere bir süre ara verdim. Uyumaya yakın midem biraz boş sinyali veriyor fakat sabah kalktığımda kendimi oldukça iyi hissediyorum.

Sanıyorum ki Ocak ayından umduklarım bu kadar. Listeye baktığımda bayağı güzel bir z raporu çıkardığımı gördüm. Aferin canım kendim böyle devam. Kendi kendini motive etmeyi unutma. O zaman ne diyoruz; 
Bir sonraki yazıda görüşünceye dek şen ve esen kalın.
Sevgiler.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

20 Ocak 2024

Kahve Bahane #Ne Umdum Ne Buldum



Merhaba okuyucu. Eğer blogun eski okuyucularından biriysen Ne Umdum Ne Buldum başlığına aşinasın demektir. İlk olarak 2019 yılında bu seriyi yazmaya başladım ve bir yıl boyunca her ay için bir yazı yazdım. Eğer nasıl başladığını merak ediyorsan işte senin için buraya link bırakıyorum. Ne Umdum Ne Buldum Ocak

Kahve Bahane yazılarıyla şenlendirdiğim bloga bu sene ek olarak Ne Umdum Ne Buldum serisini de eklemeye karar verdim. Hem bloga biraz renk gelir hem de benim için yeni bir arşiv oluşmuş olur. 

Arşiv oluşturmak benim işim. Bu sanırım bankacılık günlerimden kalma bir mesleki deformasyon. Hiçbir kağıt parçasını atmam. Her şeyi en az beş sene saklarım. Sonra kağıtlar birikir birikir bir dağ halini alır. Artık kutuya sığmayınca eski evrakları ayıklar ve yenileri için yer açarım. Bu ders notlarım için de öyle. Geçen gün eski lehçe notlarıma bakarken yine minik bir kağıt yığınıyla karşılaştım. Ama ders notlarımı hiçbir zaman atmam. Bi ara gaza gelip lise zamanında yapmış olduğum çizimlerimi atmıştım. Ara sıra aklıma geliyorlar. Atmasam orada bir defile düzenleyecek kadar kıyafet çizimim vardı.

Kıyafetlerin de eski kalitesi kalmadı artık. Çok kısır bir döngünün içindeyiz. Mesela bir şey almaya karar veriyorsun ve kıyafette şöyle bir etiketle karşılaşıyorsun. Bu ürün tamamen geri dönüşümden elde edilmiştir. Yani üstüne çer çöp giyiyorsun. Şimdi burada çevreciler bu iyi bir şey diyebilir ama benim kızdığım nokta o zaman gereksiz ambalajlardan kurtulmanın sağlanması. Ne bileyim mesela diş macunları için üretilen karton kutulara hiç ihtiyacımız yok. Sırf reyonda güzel duruyorlar diye ekstra kutuları var. Bunun gibi birçok ürün sayabilirim. Bunun yanı sıra eskiden alınmış %100 pamuk bir ürünü yıllardır kullanabiliyorken yeni ürünlerin ömürleri çok kısa oluyor. Bir iki sene içinde artık kullanılmaz hale geliyor. Yani kısacası geri dönüşüm adı altında kendimizi kandırıyoruz. 

Aslında birçok şeyi kendi kendimize yapıyoruz değil mi? Kendimizi depresyona sokuyoruz, sıkıyoruz, bunaltıyoruz, mış gibi yaşıyoruz. Sonra da başkalarından medet umuyoruz. İçimizdeki sıkıntıları geçirmek için kendi kendimizi dinlemek yerine sağa sola saldırıyoruz. En sonunda da salıp depresyon hırkasını üstümüze geçiriyoruz. 

Hırka önemli bir detay. Mesela ben hırka giymeyi severim. Sıcacık tutar, kolayca giyersin çıkartırsın. Tutarsız havaların baş düşmanıdır. Sizi sarıp sarmalar üşümenizi engeller. Şimdi hırka en az bir sevgili kadar işe yarar diyebilir miyiz? Bence deriz. 

Sanırım bu yazı da Ne Umdum Ne Buldum serisini tanıtmak için işe yarayacak. O zaman ne diyoruz bir sonraki yazıda görüşünceye dek şen ve esen kalın. İçinizi ısıtan şeylere sarılmaktan da geri kalmayın. 
Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

14 Ocak 2024

Kahve Bahane # Hızlı Bir Giriş




Kış aylarının Kahve Bahane yazıları yaz aylarına göre biraz daha depresif olur burada. Hava sıcaklığının eksilerde seyretmesi, üstüne geçirdiğim mide rahatsızlığı derken ben bu Ocak ayında sevilecek bir yan bulamadım henüz. Hazır böyle hızlı bir giriş yapmışken, bu aya Lehçe kursunu da sıkıştırarak iyice sevimsiz olmasını sağladım. 

Geçenlerde bir yerde "Kaygı yarının faresinin bugünün peynirini yemesidir" diye bir söz okudum. Sonra durdum düşündüm. Lehçe dil serüvenim için kaygı duyuyorum. Evet! Tek odak noktam dil sınavını nasıl geçebileceğim. Açıkcası korkuyorum. En son bir sınava ne zaman girdim hatırlamıyorum. Üstüne bir de dil öğrenme konusunda pek başarılı değilimdir. Ayrıca şu an öğrenmeye çalıştığım dil dünya üzerinde zorluk konusunda rüştünü ispat etmiş bir dil. Tüm bu olumsuzluklara rağmen hadi dedim kendime. Denemeden sonucun ne olacağını göremezsin. 


Denemeyi severim. Bilirsiniz 3 sene önce yarı maraton koşmayı denedim ve koştum. Şimdi yeniden koşu antrenmanlarıma başladım. Belki bir sene sonra maraton koşmak için kendimi hazır hissederim. Dediğim gibi denemeden bilemezsin. 

Her zaman ilk adımı atarken biraz çekinirim ben. Bu tüm işlerim için böyledir. Bunun her şeyi dört dörtlük yapmam gerektiğini düşündüğüm için olduğun keşfettim. Ve ben de saldım artık. Bundan sonraki mottom "Sen yap, artık olup olmayacağını zaman gösterir be kızım". Hayata böyle yaklaşınca daha bi çekilesi oldu diyebilirim. 

Şimdi dışarıda çok tatlı bir kar yağışı var. Televizyon ekranına yanan bir şömine görüntüsü, evin içinde tınlayan bir müzik, masada kahve, dizimde bilgisayar.  Bugün değil fakat pek yakında artık soğuklardan ve kış ayından dem vurmaya başlarım. Ben yaz insanıyım ve kış soğuklarını sevmiyorum. Tahammülüm seviyem arttı artmasına da yine de artık yeter diyeceğim günler yakındır biliyorum. 

İşte böyle, Ocak ayını yarılarken benim cephemde durumlar böyle. O zaman ne diyoruz bir sonraki Kahve Bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. Peynirinize sahip çıkın. Fareler de gidip az ötede oynasınlar değil mi? 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.