Hobi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hobi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2018

Kahve Bahane #35


Senenin son kahve bahane yazısı ile buradayım. Bu yazıma yeni aldığım mini moka pot ile hazırlanmış kahvem eşlik ediyor. Misler gibi oldu. Uzun zamandır almayı düşünüyordum. Bir ara kahve makinesi mi alsam dedim. Ama böyle küçük şeyler daha şirin geliyor bana. Ben de tercihimi küçük olandan yana kullandım. Süt köpüğü yapmak için minik bir köpük yapıcı el mikseri aldım. Böylelikle evde cappuccino yapma zevkine eriştim.



Çift rakamları sevmediğimden dem vururdum hep, sanırım bu sene sayesinde artık çift rakamlara daha ılımlı yaklaşacağım. Çünkü bu yıldan genel olarak memnun kaldım. Aslında bu yılın bana kattığı en büyük artı, kendimi sevmeyi keşfetmem oldu. Geçen yıllara oranla hayata daha pozitif baktım ve yılın sonuna doğru da bu pozitifliğin meyvelerini topladım.

Pozitiflikle mi alakalı, alışmaya başlamamla mı bilemiyorum lakin bu sene kış aylarını güzel karşıladım. Öyle ki snowboard yapmak için kayak pistine bile gittim geçen hafta. Normalde hava sıcaklığı 18 derecenin altına düştüğünde isyan eden ben, -2 derecede kar yağışı altında pistte 3 saat geçirdim. Geçen sene buz patenini denemiştim. Hatta nasıl beceremediğime dair buz pateni yapmanın incelikleri  adlı bir yazı yazmıştım. Buz pateninden sonra oluşan korkudan dolayı snowboard yapma fikri beni biraz gerdi. Fakat denedikten sonra iyi ki gitmişim dedim.




Arkadaş bizi başlangıç pistine götürmektense bayağı herkesin kaydığı pistin en tepesine çıkardı. Bir iki hareket gösterdikten sonra, "hadi ben gidiyorum. Aşağıda görüşürüz" dedi. İlk denemem olmasına rağmen board ile oldukça iyi anlaştım. İlk gün ancak board üzerinde durmayı öğrenirsin demişlerdi bana. Bende öyle olmadı. Kaymayı başardım. Tek sıkıntı boarda yön vermekte. Biraz hızlanınca korktuğum için kendimi yere atıp duruyordum. Pistte geçirdiğim zaman dilimi içinde çok eğlendim. Düşmesi kalkması her şey oldukça eğlenceliydi. Yaşadığım yer bu spor dalı için biçilmiş kaftan niteliğinde. Sanırım bundan sonra fırsat buldukça kendimi pistlere atacağım. 
Bu arada kara o kadar çok alıştım ki bir iddia sonucu karla kaplı masaya yüzümü gömdüm. Montumun fermuar izleri de Y şeklinde çıkmış. Ama siz siz olun denemeyin. Sonrasında yüzünüz donuyor. Benden söylemesi.


Asıl güzellik sonradan gittiğim termal otelde beni bekliyormuş. Hava 0 derece ve kar yağarken açık havuzda yüzdüm. Sıcak suyun içinde sırt üstü yüzerken kar taneciklerinin yüzüne düşmesi; ben sadece masallarda olur sanıyordum. Bir saat boyunca suyun içindeydim. Bol bol gökyüzüne baktım. Kendi kendime "bu anı hafızana iyice kazı Yasemin, iş yerinde sıkıldığın zamanlar gelirse, bu anı hayal etmeyi unutma" dedim.


Noel bayramı böyle dolu dolu geçti benim için. Ayrıca Krakow'da bunları yapabilmek için çok fazla bütçe ayırmanıza gerek yok. Fiyatlar Türkiye'de olduğu gibi uçuk değil.

Çalışmaya başladıktan sonra evde masamda zaman geçirdiğim zaman dilimler kısalmaya başladı. Kısıtlı zaman dilimlerinde boyalarımı çıkartarak mini bir tuvale korkuluk çizdim. Sanırım bu gidişle masanın üstü korkuluk dolu tuvaller ile dolup taşacak.





Gündüz evde olmayınca yaptığım şeylerin fotoğrafını çekme işi hafta sonlarına sarkıyor. Senenin ortasında başlayıp yakın zamanda bitirdiğim karınca da bunlardan biri. Aydınlık bir zaman dilimi yakalayıp fotoğrafını çekmeyi başardım sonunda. Kendisi Bir Tutam Karınca'nın maskotu artık.




Çalışma hayatına başladığımda bu kez kendi kendime söz verdim. İşe kendini fazlasıyla kaptırıp hayattan zevk almayı unutmayacağım dedim. Umarım 2019 yılında bu sözümü tutabilirim. Sanırım 2019 yılından beklentim bu. Hayattan zevk alarak yaşamaya devam edebilmek.

Şimdilik benden bu kadar. Hepinize mutlu seneler diliyorum.
Şen ve esen kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

23 Aralık 2018

Kahve Bahane #34


İstanbul özlemine ilişkin bir şeyler yazmak için oturdum bilgisayar başına. Tesadüf bu ya Kahve Bahane serisinin otuz dördüncü yazısına denk geldi. Otuz dört İstanbul'un plaka kodu. Özellikle işe gidiş ve geliş zamanlarında trafiği felç eden arabaların hemen hepsinde bulunan rakam.

Aslını söylemek gerekirse dün akşama kadar böyle bir özlem yoktu. Dün Türkiye'den yeni dönen arkadaşlarımla buluştum. Gitmeden önce birkaç mekan tavsiyesi vermiştim. Onlara gitmişler memnun kalmışlar. Uzun uzadıya gezi maceralarını dinledim. Onlar anlattıkça İstanbul'da arkadaşlarımla geçirdiğim günler geldi aklıma. Gecenin sonunda da ne çok özlemiş be dedim kendi kendime. Trafiğini değil, kalabalığını değil, arkadaşlarımı, yemeklerin güzelliği özlemişim.

Bu özlem duygusunun bir anda büyümesinin bir nedeni daha var aslında. Eskiden çalışmadığım için istediğim zaman diliminde Türkiye'ye gidebileceğimi bilmenin rahatlığı vardı. Şimdi beyaz yakalı olunca o rahatlık ortadan kalktı. Hani derler ya yasak olan şey insan daha cazip gelir. Benimki de o hesap oldu sanırım.

Polonya'da iş hayatına merhaba diyeli iki hafta oldu. Şimdilik her şey yolunda gidiyor. Yeniden şekillenecek hayat rutinime alışmaya çalışıyorum. Hedefim 2019 yılında iş sahibi olmaktı. Bu işe başlayarak bu hedefimi gerçekleştirmiş olmanın mutluluğu yaşıyorum. Bu iki haftada sağda solda o kadar çok lehçe duyuyorum ki; son iki gündür ciddi ciddi lehçe kursuna gidip, bu dili de öğreneme karar vermek üzerine düşünüyorum. İnsanlar mutfakta, tuvalette bir şeyler konuşuyorlar ve onları anlamıyor olmak beni bir miktar üzüyor. Sanırım yakın gelecekte bana kurs yolları gözüküyor.

İnsan sıkışık zaman diliminde öğrenmeye ve dolu dolu yaşamaya daha yatkın. Mesela ben ingilizceyi öyle öğrendim. Bankada tüm gün kafa patlattıktan sonra akşam yediden ona kadar, haftanın dört günü ingilizce kursuna gittim. Bu maraton böyle beş ay sürdü. Ve en verimli dönemimdi.
İnsanın vakti olunca; bugün yaparım, yarın yaparım diyor ve bir bakıyor hiçbir aksiyon almadan aylar geçmiş.

Bana işe başladın artık diğer hobilerinden uzaklaşırsın diyorlar. Aksine işe başladıktan sonra daha sıkı sarıldım hobilerime. Desen çalışmalarına başladım. Akşam yemekten sonra yorgunluk kahvemi yudumlarken çizim yapmak tüm günün yorgunluğunu üstümden atıyor. Desen çalışmasına başlamadan önce bilek alıştırması yaptım. Oldukça faydalı bir egzersiz. Çizime başlamayı düşünüyorsanız ara ara yapın derim.













Öyle hemen bitsin diye bir derdim yok. Yavaş yavaş çiziyorum. Çizgiler, günü geçirdiğim ruh halime göre şekilleniyor. Böylelikle ortaya farklı tarzda çizimler çıkıyor. Kalemlerime yenilerini ekledim. Sanırım bu desen çalışmalarını yapmaya uzunca bir süre devam edeceğim.

Buraya kadar hiç es vermeden yazdım. Masadaki kahvem bitti. Çizdiğim görselleri yazıya ekleyince içimde yeniden bir şeyler karalama istedi doğdu. Şimdi, özlem barındıran bu yazıyı sonlandırıp, fonda çalan fransız parçalar eşliğinde bir şeyler karalamaya devam etme vakti.
Güzel bir gün geçirmeniz dileğiyle.
Şen ve esen kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

24 Ekim 2018

Kahve Bahane #31


Güneşli olmasının yanı sıra artık buz gibi bir hava hüküm sürüyor burada. Zaten normal olanı buydu. Geçen senelerden farklı olarak, bu sene Krakow tam anlamıyla bir sonbahar yaşattı bize. Bu yüzden olsa gerek, dün yağan yağmura ve kasvetli havaya ses çıkartmadım. Bakalım sonbaharın ruhumda yarattığı o güzel etki ne zaman geçecek ve ben kış havasından ötürü ne zaman dert yanmaya başlayacağım.

İnsan garip bir varlık. Genlerimizde hayatta kalma kodları var. Hangi iklim şartlarında yaşarsak oraya ister istemez alışıyoruz. Eskiden 15 derecenin altına düşen hava sıcaklıklarında dışarı çıkmak benim için bir zulümden öteye gitmiyordu. Şimdi hava 0 ile 10 derece arasında ise "hava bugün güzelmiş" diyorum.

Geçen hafta 7 derece hava sıcaklığında 7.2 km koştum. Meme kanseri farkındalığı için Krakow'da kadınlar koşusu düzenlendi. Oldukça yüksek bir katılım ile 7 derece olan havaya aldırmadan koştuk. Çok da eğlendik. Parkuru tamamladıktan sonra hatıra madalyamı aldım ve yüzümdeki mutluluk ile objektiflere gülümseyip o anı ölümsüzleştirdim. Şimdi hedef 10 km koşmak.





İnsanın kendine hedefler koyup bu uğurda çabalaması güzel. Yavaş yavaş ilerliyor olabilirim lakin asla geri adım atmıyorum. Dil öğrenme ve spor serüvenimi bunu örnek olarak verebilirim. Koşmaya başladığım ilk zamanlar, erkek kardeşim "abla unutma, kayaları aşındıran dalgaların kuvveti değil sürekliliğidir" demişti. Bu süreçte motivasyonum her düştüğünde bu sözü tekrarladım kendi kendime.

Süreklilikten konu açılmışken, boya kalemlerim ve fırçalarım ile olan yolculuğum devam ediyor. Günde en az bir saat masa başında kendimi bir şeyler karalarken buluyorum. Kalem ve kağıt tam anlamıyla bir terapi yöntemi benim için. Müziğimi açıyorum. Kahvemi yapıyorum. Sonra kendimi öyle bir kaptırıyorum ki çizim işine, kahvem bardakta soğuyor. Masada haksızlığa uğrayan tek şey soğuyan kahvem oluyor.










Bazen çok pozitif olduğunu söyleyen insanlar ile karşılaşıyorum. Nasıl bu kadar pozitif olabiliyorsun diye soruyorlar. Aslında bu bir tercih meselesi. Uzunca bir süre negatif düşünceler içinde boğuldum durdum. Adına toyluk mu denir, yaşam mücadelesinin insanı yıpratmasını denir bilmiyorum. Sonra yaşadıklarımı, deneyimlerimi, üzüntülerimi uzun uzun düşündüm. Anlayacağız, bu pozitifliğe geçiş işi tam anlamıyla bir gecede olmadı. Bir sabah gözlerimi açınca, "bu günden sonra çok pozitif olacağım, çiçekler böcekler ne kadar da güzel" demedim. Bu bir geçiş süreciydi. Halen pozitifte kalmayı başaramadığım durumlar var. Örneğin iş arama sürecimde, aklım hep negatif düşüncelere doğru kayıyor. İşte o anda farkındalığı kullanıp, aklımı gitmeye çalıştığı yerden, hop tutup geri çekiyorum. İşe yarıyor mu derseniz, çoğunlukla yarıyor. Her gidişinde peşinden koşup geri çekiyor oluşum nedeniyle o da artık negatifliğe doğru gitmemesi gerektiğine alışıyor gibi. Bakalım el mi yaman, bey mi yaman.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

2 Ekim 2018

Kahve Bahane #29



Benim için kahve bahane yazmanın en güzel yanı daldan dala atlayabilmek. Fakat bazen sadece bir konuya odaklanıp yazmak için kollalı sıvıyorum. Serinin 29. yazısını da uzun bir aradan sonra haşır neşir olduğum boya kalemlerim ve resim malzemelerim için yazıyorum.

Daha önce blogumu takip edenler arasıra bir şeyler karaladığımdan haberdarlar. Bloguma yeni gelenler için kısa bir açıklama yapayım hemen. Daha mini mini bir kız çocuğuyken annemin ressam arkadaşı beni keşfetmiş aslında. Onların evine yaptığım her ziyarette kendimi kocaman tuvalin önünde buluyormuşum. Elimde fırçalar ile adeta bir Picasso edasıyla çizip duruyormuşum. Komşu teyze, bu kızda ışık var demiş. Bizimkiler de olayı kavrayamamış olacaklar ki liseye kadar resim yeteneğimi geliştirecek hiçbir aktiviteye dahil etmemişler beni. Hal böyle olunca benim gelişecek olan yeteneğim körelmiş. Peki neden liseye kadar dedim. Çünkü liseyi kız meslek lisesinde okudum.
Meslek liselerinde normal derslere pek ağırlık verilmez. Onun yerine branşına uygun derslere ağırlık verilir. Benim bölümüm giyim olduğu için lise birinci ve ikinci sınıfta bol bol çizim yapma şansı yakaladım yine. Seneler önce körelen yeteneğim biraz olsun gün yüzüne çıktı. Tasarladığım elbiseler yıl sonu sergisinde yerini aldı. Lise bitince bölümle alakasız bir üniversiteye gittim. Körelen yeteneğim tam filizlenmişken yine gelişemedi.

Bu yatkınlığın gelişememesi benim boya kalemlerine ve resim malzemelerime olan ilgimi hiç azaltmadı. Evde çizim yapmasam bile rengarenk boya kalemleri oldu devamlı. Onları kalemliğimde görmek beni hep mutlu etti. Geçen sene kitapçıda gezinirken kendime bir resim defteri aldım ve yeniden birkaç şey karalamaya başladım. Beş altı çizimden sonra onu da rafa kaldırdım.

Son bir aydır yine olanlar oldu. Aldığım resim defterine yeniden bir şeyler karalamaya başladım. Farkındayım hiçbiri sanat eseri değil. Hatta bir çoğu karalamadan öteye gidememiş. Ama olsun hepsinde benim emeğim var. O nedenle blogda yer alamayı hak ediyorlar. Günde bir saatimi çizime ayırdım. Çizdikçe gelişir miyim, yoksa maymun iştahlı olan ben yine çizmekten vazgeçer miyim? Bilemiyorum. Ben zamana bıraktım. Zaman gösterecek. Eğer sıkılmadan çizmeye devam edersem yeni çizimlerimi de buraya eklerim.
Şimdilik tamamen amatör ruhla çizilmiş olan çizimlerimlerimle sizi baş başa bırakıyorum.

Çizdiğim her şeyi bir hikaye ile bağdaştırmayı seviyorum. Daha dolu dolu geliyor bana o zaman.

Bu çizimi Teoman ile Bülent Ortaçgil'in seslendirdiği Eylül Akşamı şarkısını dinlerken çizdim. İstanbul'da yaşayıp buluşamayan iki kalbi anlatıyor şarkı. Tıpkı Galata'nın Kız Kulesi'ne olan aşkı gibi...


Bazen sadece yalnız kalıp saatlerce gökyüzüne bakmak isteyen bir adamın hikayesi bu. Kalabalıktan bunalan, kendini dinlemek isteyen...

Bu ise dünya içi ve dünya dışı adlı çizimim. Sıradanlığı ve farklı olamayı anlatıyor.

Bu küçük tepecikler üzerine kurulmuş olan minik bir mahalle. Bunu çizerken çok keyif aldım. Bunun daha büyüğünü ve detaylı halini çizmek istiyorum.

Herkesin kendine has hayalleri olabilir...  Kimi uçsuz bucaksız denizlere açılmak ister, kimi mega kentlerde yaşamak, kimi ise sadece rüzgarın esişine kendini bırakmak ister.

Akrilik boya aldığımda boyanın nasıl seyreltileceğini denemek için çizmiştim. Biraz karanlık bir çizim oldu bu.

Bu çizimde aslında göremediğiniz şeyler var. Mesela o evin içinde yanan minik bir şömine, masanın üzerinde duran sıcak şarap ve okunmayı bekleyen kitaplar...


Sokak lambası hep yalnızdır bu hayatta ama ışıldamaktan hiç vazgeçmez. Bilir ki ışıldarsa, biri onun ışığından faydalanmak için yanına gelir ve böylelikle yalnızlıktan kurtulur.

Bu ise sonbaharın kağıda yansıması. Akrilik boyayı ikinci deneyişim. Sanki her seferinde biraz daha iyi oluyor gibi.

Küçük ve detaylarda iki ayrı insan gizli bir çizim. En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir birbirini anlamayan sözünden yola çıkarak çizdim.

Renkli şehirleri ve yaz ayını düşünerek çizdim bunu. Renklerin dansı diyebilirim.

Dağları çizmek istiyorum. Bu yüzden biraz deneme yanılma yaparak nasıl çizeceğimi görmek istedim. Daha çok pratik yapmalıyım.

Bu çay bardağının hikayesi biraz düşünceye sevkediyor insanı.
Ya senin dünyan sadece birinin dekoruysa...

Bunun çok kötü olduğunun farkındayım. Ama böyle bir çizim yapmayı istiyorum. Bunu taslak olarak kabul edelim şimdilik. Gölgelendirmeyi ve astronotu daha güzel çizeceğim günler gelir inşallah.


Bu ise dünyayı nasıl da yamuk gördüğümü gösteren bir kara kalem çalışması. Neredeyse hiç düz bir çizgi yok. Belkide benim kendine has tarzımda budur. Kim bilir?


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

6 Şubat 2018

200 Days Of Granny Square - Meydan Okumaya Var mısın?



Gün eldeki yünleri değerlendirme günü fikrinin olgunlaşması ile sevgili Ezgissimo'nun başlattığı bir bir meydan okumada ben de yerimi aldım. Açıkcası elde avuçta pek bir yün yoktu. Daha önce yapmış olduğum kindle kılıfımdan kalan 7 renk ile yola çıktım.
Maymun iştahlı olan ben ve 200 koca gün. Yan yana koyunca pek bir uyum içinde değiller farkındayım. Bugün etkinliğin 16. günündeyiz. Geç başladığım için ilk günler ikişer motif yaparak aradaki açığı kapattım. Bugün sekizinci renk olacak gri ipimi de aldım.

Daha önce böyle motif deneyimim hiç olmamıştı. Kindle kılıfını saymıyorum. Onlar minicikti. Motifler için en büyük ilham kaynağım pinterest. Bazen tam anlamıyla motife sadık kalarak bazen de küçük değişiklikler yaparak, birbirinden bağımsız ve rengarenk motiflerim oldu. Eklediğim motifleri görmek için yeşil renk olan pinterest yazısına tıklamanız yeterli. Boyutları birbirinden farklı olan motifleri nasıl birleştireceğime dair pek fikrim yok. Aman olsun, o zaman gelince bakarım ben çaresine.

Motiflerimin fotoğraflarını çekmek için gün ışığını kovalayıp durdum. Geçen sene, doğum günümde arkadaşımın aldığı tatlı çantanın içini boşaltıp tüm malzemelerimi içine yerleştirdim. Şimdi çantama baktıkça beni dürten örme hissimin önüne geçemiyorum. Kış ayı dolayısıyla dışarısı çok soğuk olduğundan şimdilik cam kenarındayım, bahar geldiğinde bisikletimin sepetine çantamı atıp kendimi parklara atacağım günleri iple çekiyorum.

Yeter bu kadar lafügüzaf. Artık görseller gelsin.



 







Bu meydan okuma beni heyecanlandırdı. Ben de yapabilirim. Neden olmasın diyorsan hadi gel katıl aramıza. İnstagram hesabımızda da motiflerimizi paylaşıp duruyoruz. #200daysofgrannysquare  hashtagi ile neler yapıyoruz takip edebilirsin.
Kendimizi durduracak değiliz. Yaşasın rengarenk motifler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.