Tüketim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tüketim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2018

Yeni Başlayanlar İçin Sushi Önerileri


"Ben küçüklüğümden beri sushi yerim ve sushisiz bir hayat düşünemiyorum" dersem nasıl yapmacık bir başlangıç yapmış olurdum. Çünkü bunların hepsi külliyen yalan. Ben küçükken hamsi ve mezgitten başka balık yemezdim. Sonra ne oldu da sushi yedim? Açık konuşmak gerekirse, hep meraktan...

Sushi geçmişim yaklaşık altı sene öncesine dayanır. Daha geriye giderseniz dediğim gibi yurdum balıkları var anılarda. Neyse konumuz sushi. Dağıtmadan geri dönüyorum.

Gönül isterdi bir Japon arkadaşım olsun. Onun deneyimlerini size aktarayım ama yok. Elde var Yasemin deneyimleri.

Bu sushi denen mereti yemek istiyorum lakin nerden başlayacağım diyenlere bir yol haritası çizdim.

  • Öncelikle, tadını merak ettiğiniz için sakın marketlerde satılan sushi paketlerini alıp denemeyin. Sushinin tazesi makbuldur.  
  • Tazesini yemek için gittiğiniz mekanda siz menüye, menü de size bakıyor olacak. Telaşlanmayın. 
  • Menüde yer alan Uramaki bölümü bulup, California veya Philadelphia Roll ile göz göze gelirseniz işiniz çok kolay.
Şimdi sıra sushi çeşitlerini yakından tanımaya geldi.

Uramaki 

Uramaki hep görmeye alışık olduğumuz, dışı yosunla kaplı sushinin tersten sarılması ile oluşur. Başlangıç için size 3 adet çeşidini tanıtmak istiyorum. Görünüşlerinin yanı sıra tadları da oldukça güzel.

1-California Roll 


Sushi yemeye başlayanlar için en güzel seçimlerden biridir kendisi.
İçeriğinde; pirinç, salatalık, avokado, yengeç ve karides eti var. Yenilebilir deniz yosunu ise incecik bir katman olarak içinde eser miktarda var. Böylelikle tadını hiç almıyorsunuz. Üstünde balık yumurtası olması sizi derin düşüncelere sürüklemesin. Çünkü tadı tuzu yok o balık yumurtalarının. Süs için orada varlar.
California roll'u ağzınıza attığınızda damağınızdaki baskın tat pirinç ve avokado olmaktan öteye geçmiyor. 

2- Philadelphia Roll 


Ben öyle üstünde balık yumurtası istemem diyorsanız Philadelphia roll tam sizlik.
İçeriğinde; pirinç, avokado, salatalık, krem peynir ve yengeç eti var. Deniz yosunu yine ortasında ince bir katman halinde yerini alıyor. Ama yerken hiç hissedilmiyor. Üstünde de susam ve çörek otu var.


3- Ebi Tempura Roll


Pişmemiş veya tütsülenmiş balık eti yiyemem ben diyorsanız ve bir yandan da sushinin tadını merak ediyorsanız alın size mis gibi Ebi Tempura Roll. İçinde kızartılmış karides var. Sıcak servis edildiği için de tadı oldukça yerinde. 

Bunları yemeyi deneyip ben sevdim bu sushi olayını diyebildiyseniz artık bir üst seviyeye geçmenin vakti geldi demektir. Yok ben pek hoşlanmadım diyorsanız bundan sonrasını zinhar denemeyiniz.

Maki


Maki, sushi denildiğinde aklımıza gelen dışı siyah içi beyaz görselin ta kendisidir. Uramakinin tam tersine deniz yosunu dış kaplama olarak kullanılır. İçeriğinde ise pirinç, somon, salatalık vardır. Menüde türlü çeşitlerine rastlamak mümkün. Açıkcası ben dışındaki o siyah görüntüden ötürü pek sempati duymuyorum kendisine. Ağzıma attığımda ilk onu hissetmek hoşuma gitmiyor.

Nigiri


Bana göre içlerinde en cesuru bu. Pirinç topunun üstünde servis edilen balık parçacıkları var. Yosunsuz olması, yosun sevmeyenler için bir artı. Fakat pirinç ve balıktan oluştuğu için içinde farklı tatlar yok. Baskın bir balık tadı alıyorsunuz.

Buraya kadar okuduysanız, sushi yemeye oldukça niyetlisiniz demektir. Sıra sunum sırasında masanızda yer alan diğer şeylerin ne olduğunu açıklamaya geldi.

Soya Sosu


Sushinin olmazsa olmazı soya sosudur desem yeridir. Tuzlu olan bu sos sayesinde sushi lezzetlenir. Sushiyi ağzınıza atmadan önce soya sosuna batırmayı unutmayın. İlk başlarda çubuklar ile cebelleşirken sosa batırmak biraz zor geliyor. Bunu dert etmeyin. İnsan zamanla alışıyor.

Wasabi ve Gari


Açıkcası pek haz etmediğim ikili olur kendileri.

Wasabi görselde gördüğünüz yeşil macun kıvamındaki sosun adı. Bir bitkinin kökünden elde ediliyor. Oldukça acı benden söylemesi. Bu neymiş diyip yanlışlıkla ağzınıza atarsanız yanıp pişersiniz. Wasabiyi soya sosuyla karıştırıp tüketiyorlar. Lakin benim tabağımda süs olmaktan öteye bir işlevi olmuyor.

Gari tabakta turşu gibi duruşu ile gönlünüzü çelebilir. Zencefilin incecik dilimlenerek şeker ve sirke içinde bekletilmesiyle elde ediliyor. Genellikle ağızdaki sushi tadını yok etmek için aralarda yeniyor. Zencefili sevmeme rağmen tadı hiç benlik değil. Bu nedenle o da benim tabağımda sadece süs olarak yerini alıyor.

İşte bunlar benim sushi deneyimlerim. Benim de sushi hakkında söyleyeceklerim var diyorsanız, yorum alanına şenlendirmeyi unutmayın.

Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

4 Ekim 2017

Kahve Bahane #5


Ona en güzel anılarımı yükledim ve benden çok uzağa gönderdim. O, artık uzunca bir süre başkalarının pencerelerinde doğacak ve batacak. Başkalarının en güzel anılarında yer alacak ve başkalarının içini ısıtacak. Onun bana geri döneceği döneme dek, ben artık farklı şeylerden zevk almanın peşinde koşmaya başladım. Çünkü dışarısı onsuz buz gibi. Çimenler eskisi kadar yeşil değil. Renkler tüm parlaklığı kaybetti.

O gittikten sonra Filharmonia Krakow'da, Charles Olivieri'nin şefliğinde Gustav Mahler'in II. senfonisini dinledim. Bu benim ilk klasik müzik konserine gidişimdi. Şimdi gitmediğim günlere ve dinleyemediğim senfonilere yanarım. Yaklaşık bir saat kırkbeş dakika süren bu harika konserde hiç sıkılmadım. Bilgisayardan klasik müzik dinlemek ile tüm enstrümanların yer aldığı bir salonda dinlemek arasında ciddi bir fark var. Çünkü orada, o koltukta oturup tüm benliğinizle müziğe odaklanabiliyorsunuz. Kemanın naif sesi, üflemeli çalgıların kulağınıza fısıldaması ve arpların tınısı ile bedeniniz orada olsa bile, ruhunuz bilinmez düşlere doğru koşuyor. Klasik müzik bende daha çok yazma duygusunu tetikliyor. Ne zaman dinlesem, aklıma bunu kesin yazmalıyım dediğim konular geliyor. En büyük hatam ise o anda onları bir yere not etmemek. Çünkü geldikleri hızla gidiyorlar.


Onsuz geçen ilk hafta sonumu sanatla doldurdum lakin onsuz daha geçecek nice hafta sonlarım olacak. Onun için kendime devamlı bir aktivite yaratmaktan geri kalmadım. Onu göremeyeceksem, sokaklarda gezmenin ne anlamı var dedim ve kendimi odalara kapattım. Burada bahsi geçen oda depresyona girip kapatılan odalardan değil. Kış aylarımın en güzel aktivitesi olan escape room'dan bahsediyorum. Yazın rafa kaldırdığım bu aktiviteme hız kesmeden devam ediyorum. Geçen hafta ve bu hafta sonu olmak üzere, kendimi iki kere bir odaya kapatıp, 1 saat içinde odadan kaçmayı başardım. Tabii bunu ekip halinde gerçekleştirdik. Harika ekip arkadaşlarım var. Biz üç kişiyiz. Her gittiğimiz odada harika vakit geçiriyoruz.

 Escape room genelde korku odaları ile karıştırılıyor ama öyle değil. Burada amaç sizi korkutmak değil. Belirli bulmacalar çözmeniz. Tüm odaların bir konsepti ve hikayesi var. Bizim önceki hafta gittiğimiz odanın konsepti steampunk tarzında döşenmiş olan ve gizli bir kişilik deneyi yapan Doktor Veba'nın laboratuarındaydı. Deneylerinde insanları kullanan Veba, kendi ismini taşıyan ölümcül hastalığın çaresini bulmuştu. Fakat doktor saplantılı ve çılgın olduğu için tarifi hiç bir siville paylaşmıyordu. Bizim görevimiz ise bu sihirli tarifi Doktor Veba'nın laboratuarından çalmaktı. Eğer 60 dakika içinde formülü bulursak, kendimizi yakalanmış olan vebadan kurtarıp, özgürlüğümüzü elde edebilecektik.

Escape room sayesinde daha önce hiç deneyimlemediğim şeyleri yaşıyorum. Mesela geçen sene kelepçe ile kalorifer direğine bağlandım. Böylelikle kelepçe bileğimdeyken devamlı çekiştirmemem gerektiğini öğrendim. Her çekişinizde kelepçe bileğinizi sıkıyor. Benim gibi bilmeyenler varsa şimdi öğrenmiş oldular.

Doktor Veba'nın odasında ise gözlerim kapalı bir sandalyede başladım oyuna. Kollarım sandalye koluna bağlı bir vaziyette. Kafamı eğip, gözümdeki bandı bağlı olan elimi kullanarak çıkarmayı başardım. Bir sandalyeye bağlı olmak gerçekten insanı geriyor. Filmlerde gördüğümüz gibi kurtulmak ise pek mümkün değil. Siz siz olun bir sandalyeye bağlanmaktan kaçının. Tüm zorlu ve bir o kadar da eğlenceli şifreleri çözerek, 60 dakika dolmadan odadan çıkışımızı sağlayan formüle ulaştık. İşte bu da mutluluğumuz objektife yansıması. Çünkü ölmemiştik.


Gelelim bu hafta sonu gittiğimiz escape room maceramıza. Bu zamana kadar 10 kere escape room deneyimi yaşamama rağmen en tırstığım oda olur kendisi. Odanın ismi Karabasan. Zaten bu bile korkmam için başlı başına bir neden. Konsept ve konu ise ismini destekleyen unsurlar barındırıyordu. Karanlıktan korkan ve fısıltılar duyan bir çocuğun ortadan kaybolduğu odada 60 dakika geçirerek hayatta kalmak ve kaçış için gizli geçidi bulmak. Görevimiz buydu. Bu sefer içeride var olan müzik tüm konsantrasyonunu aldı götürdü benden. Kapı gıcırtıları, derinlerden gelen fısıltılar oldukça gerçekçiydi. Arada bir bize göz kırpan ve kapanan aydınlatmalar tuzu biberi oldu resmen. Şimdi diyeceksiniz daha bir iki paragraf öncesi korku odası değil diyorsun Yasemin. Dediğim gibi sağdan soldan fırlayan ve size fiziksel olarak zarar verecek hiçbir unsur yok içeride. Sadece öyle bir hava verilmek üzere tasarlanmış. Yine biz bulmacalar çözdük, anahtarlar bulup kilitli dolapları açtık. Arada bir müzik yüzünden kulaklarımı kapatmamı ve oyun arkadaşlarımın arkadamdan belime sarıldıklarında attığım çığlıkları saymazsak 60 dakikayı eğlenceli bir şekilde geçirdim. Kaçış için yatağın altında bulduğumuz mini bir tünel vardı. Oradan geçerken çok eğlendim.
İşte bu da kabustan hiçbir yara bere alamadan uyanmanın vermiş olduğu huzurun fotoğrafı.


Bunların yanı sıra board game oyunlarında da bayağı ustalaştık. Ama şimdilik bana müsade. Board game oyunları için ayrı bir yazı yazacağım. Orada görüşmek üzere.
Size ve en kısa sürede geri dönmesi dileğiyle, ona, yani güneşe sevgilerimle.

Kahve bahane serisini sevdim derseniz serinin diğer yazıları için tam olarak burayı tıklamanız yeterli.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

15 Şubat 2017

Para biriktirmenin 10 altın kuralı


Herkesin genel sorunlarından biridir para biriktirememek. Kiminle muhabbet etsem "aslında çok harcamıyorum ama ay sonu bir bakıyorum ki hesapta hiç bir şey kalmamış" diyor.  İşte yanıldığımız noktalardan biri bu. Bir ay içinde yapmış olduğumuz minik harcamalar, ay sonunda yüksek meblağlara tekabül ediyor.

Aşağıda sıraladığım maddeleri bir yıldır kendi üzerimde uyguluyorum ve emin olun hepsi çok etkili.

1- Abur cubur alışverişlerinizden kurtulun. Aman onlardan ne olur canım demeyin. 1 TL, 3 TL, 5 TL verdiğiniz o minik kalori bombaları hem kesenize zarar hem de sağlığınız için bir tehdit. Örneğin her gün 1 TL lik çekirdek almaktan vazgeçerseniz ay sonunda cebinizde fazladan 30 TL kalır.

2- Kozmetik alışverişlerinden uzak durun. Bu sanırım en çok bayanların sorunu. Yani bir rujunuz, rimeliniz varsa ikincisine, üçüncüsüne ihtiyacınız yok. Bu gerçeği kabullenin. İlk öncelikle elinizin altındaki ürünleri bitirmeye bakın. Unutmayın ki aldığınız her ürünün bir son kullanım tarihi mevcut.

3- Sizi kandıran promosyonlardan uzak durun. Marketlerin bir çoğu aslında ihtiyacımız olmayan şeyleri bize satma çabasında. Şunu alırsan bu bedava hikayesi külliyen yalan. Dikkat! Aslında 20 TL harcayıp sadece ihtiyacınız olan bir ürünü almak yerine, sizi kandırarak iki katı para harcatabiliyorlar.

4- Giyecek hiçbir şeyim yok demekten vazgeçin. Beyninizi devamlı yeni şeyler almaya şartlayan bu sihirli sözcükten ivedilikle kurtulmanız şart.

5- Evinizin temizliği için temizlikçi tutup, kendinize yarattığınız boş vakiti alışveriş merkezlerinde geçirmeyin. Ya oturun kendi evinizi temizleyin ya da bu süre zarfında mağaza gezmek yerine uzun bir yürüyüşe çıkmayı tercih edin.

6- Ev için gereksiz kıvır zıvırlar almayı bırakın. Aaaaa bu minik süs eşyası tv ünitesine ne kadar çok yakışır demekten vazgeçin. Muhtemelen tv ünitenizde hali hazırda o minik süslerden vardır. Yenilerini eklemenin hiçbir anlamı yok.

7- Kıtlık çıkacakmış gibi alışveriş yapmaktan vazgeçin. Böylelikle mutfak masrafınızı aylara bölmüş olmanın yanı sıra bayat ürün tüketmekten veya  belirli dönemlerde dolaplarda unutulan süresi geçmiş ürünleri çöpe atmaktan kurtulursunuz.

8- Eğlence için illa lüks mekanlarda takılmak zorunda değilsiniz. Bunu aklınızın bir köşesine yazın. Konsepti çok güzel olan ve fiyatları ucuz olan mekanlar keşfedebilirsiniz. Böylelikle her hafta Starbucks bardağı ile fotoğraf çekip instagramda hava atmak yerine farklı mekanlarda çekilmiş birçok fotoğraflara da sahip olabilirsiniz.

9- Taksi kullanmaktan vazgeçin. Evet yanlış okumadınız. Eğer gidebileceğiniz yer 2 km kadar uzağınızdaysa yürümeyi tercih edin. Unutmayın ki yürümek sağlığımız için çok fayladı. Daha uzun mesafe gidecekseniz toplu taşıma yollarını araştırın. Eminim ki karşınıza taksiden daha ucuz olan birçok alternatif çıkacaktır.

10- Bir şeyi almadan önce gerçek anlamda ona ihtiyacınız olup olmadığına sorgulayın. Almaya karar verdiğiniz anda almayın. Kendinize 1 hafta süre tanıyın ve 1 hafta sonunda muhtemelen almak istediğiniz o eşyadan vazgeçeceksiniz. Denemesi bedava.


Bonus: Kötü alışkanlıklarınız içinde sigara içmek varsa bir an önce ondan kurtulun. Böylelikle daha kaliteli bir yaşam elde etmiş olursunuz. Ayrıca sigara bu yazdığım maddeler içinde en masraflısı sanırım. Ondan uzak durmak kesenize bir hayli faydalı olacaktır. ( Ben sigara içmediğim için bunu uyguladığım maddeler içinde yazmak yerine bonus olarak yazmayı tercih ettim.)


Yazdığım 10 maddenin hepsi çok basit ve uygulanabilir önlemler. Bonus madde için aynı şeyi söylemek biraz daha zor ve onu bu 10 madde dışında tutuyorum.

İşin aslını sorarsanız (ki ben sorduğunuzu farz ediyorum) bu listeye eklemek istediğim çok madde var. Lakin sizi yazıya boğup burdan kaçırmak istemiyorum. 10 madde +1 bonus ile yazıyı tamamlamak istedim.

Unutmayın ne demiş atalarımız : Damlaya damlaya göl olur.

O zaman başlayalım;  üç, iki, bir.



✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.