Pdf Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pdf Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2018

Ücretsiz İngilizce Öğrenebileceğiniz Siteler


İngilizce, öğrenmeye çalışanlar için biraz sıkıntılı bir süreç barındırıyor bünyesinde. Bilgiye ulaşımın kolay olduğu bu çağda, gerçek anlamda işimize yarayan sitelerin yanında çöp diye adlandırılabilecek birçok site var. İngilizce öğrenme serüvenimde karşılaştığım ve verim aldığım siteleri bir yazı altında toplamak istedim. Böylelikle ingilizce çalışmak için ücretsiz yardımcı site arayanlara bir kaynak niteliği taşıyabilir. Bu sayede öğrenme yolculuğuna çıkanlara ufacık da olsa bir katkım olur diye düşündüm.


İngilizce Öğrenmek İçin Online Kaynaklar 

1 - Duolingo

İngilizce bilginiz yes ve no sözcüklerinden öteye geçmiyorsa Duolingo başlangıç için oldukça güzel bir seçim. 
Tarayıcıdan veya telefona indirdiğiniz uygulaması sayesinde kullanım imkanı sağlıyor. Sitenin tamamen amaca hizmet etmesi güzel. İlk başta sizi ingilizce ile tanıştırırken detaylar ile boğmuyor. Var olan görseller ile kelime ezberine yardımcı oluyor. Görsel hafızam daha iyidir, görerek daha çabuk öğrenebilirim diyorsanız bu siteyi çok seveceksiniz.



2- Voscreen

En uzun soluklu kullandığım uygulama Voscreen. İngilizce anlama becerinizi geliştirmeye yönelik olan bu site, sıkılmadan ingilizce çalışmanıza neden oluyor. Filmlerden, dizilerden, belgesellerden yapmış olduğu kısa kesitleri dinleterek bunları türkçeye çevirmenizi istiyor. Oyun gibi adeta. Ayrıca spesifik bir konu çalışmak isterseniz, örneğin "if" kalıbındaki cümleleri çalışmak istiyorum derseniz sadece ayarlar kısmından bunu seçmeniz yeterli. Seçiminizi yaptığınız takdirde size onunla ilgili konuşmalar getiriyor. Bunun yanı sıra farklı telaffuzlar duymanızı sağladığı için anlama beceriniz gelişmiş oluyor. Konuşmaların nereden alındığı bilgisini de kullanıcı ile paylaşıyor. Ben bu site sayesinde birçok film keşfettim. Verdiği kesit hoşuma gidince filmin geri kalanını bulup izledim.




3- Quizlet 

Quizlet yeni kelimeler öğrenmek adını oldukça faydalı. Bu siteyi diğer sitelerden ayıran en büyük özelliği ise kendi çalışma kartlarınızı oluşturmanıza imkan sağlaması. Kursa gittiğim süre boyunca her hafta öğrendiğim yeni kelimeler için 2 ayrı çalışma seti hazırladım. Böylelikle tam olarak öğrenmek istediğim kelimelere odaklanabiliyorum. 
Bunun yanı sıra ben çalışma seti hazırlamakla uğraşmak istemiyorum diyorsanız, diğer kullanıcıların hazırladıkları kartları çalışabilme şansınız var. Sitenin içinde karşılaştırma oyunu ve testler mevcut. Buna, sitenin öğretirken eğlenmenize olanak tanıyan bir başka artısı diyebilirim.


4- Okulsuz İngilizce 

Okulsuz İngilizce benim yazdığım bir blog aslında. Böyle bir liste oluştururken emek verdiğim siteyi eklememek olmazdı. Okulsuz İngilizce, ingilizce ders notlarımı dijital ortama taşıma fikrinden yola çıkarak oluştu. Seneler öncesinden defterde kalan notlarımı yazmaya başladım. Böylelikle farklı kaynak arayışında olanlara yardımcı olabilecek ve ben de genel bir tekrar yapabilecektim. Çok sık olmamakla birlikte yazmaya devam ediyorum. Bu kurstan sonra upper intermediate seviyesindeki ders notlarım da Okulsuz İngilizce'de yerini alacak. Eğer blogu takibe alırsanız yeni yazılarımdan haberdar olabilirsiniz. 

5- Lyricstraining. com

Müzik dinleyerek ingilizce öğrenmeyi isterseniz Lyricstrainig.com bu iş için biçilmiş kaftan. Sevdiğiniz müziği açın ve programın sizin için yazmanızı istediğini kelimeleri yazmaya çalışın. Bir yandan müziği dinlerken bir yandan da yazma pratiği yapın. Ben buna ikisi bir arada diyorum. İçeriği oldukça geniş. Hangi tarz müzik ile pratik yapmak isterseniz seçenekler kısmından onu işaretlemeniz yeterli. 
Şarkı başlamadan öncede ingilizce seviyenizi soruyor. Böylelikle her seviyeye hitap edebiliyor. Bu da sitenin kullanım alanını genişletiyor. 




6- English E-Reader 

English E-Reader yaklaşık iki ay önce keşfettiğim harika bir e-kitap okuma sitesi. Sitenin en güzel yanı seviyenize göre kitaplar bulabilmeniz. Ayrıca bazı kitapların seslendirmesi mevcut. Böylelikle yolda, sporda, uyumadan önce kitabı dinleyebilme imkanı veriyor. Eğer kitap okumayı seviyorsanız ve okurken ingilizcem gelişsin diyorsanız bu site kesinlikle favorileriniz arasında yerini alacak. Ben bu site sayesinde dokuz tane ingilizce kitap okudum ve okumaya devam ediyorum.



Planladığımdan daha uzun bir yazı oldu. Ama güzel oldu. Ne zamandır aklımdaydı böyle bir kaynak oluşturmak. Umuyorum ki verdiğim siteler sizin için de faydalı olur. 

Bu kadar bilgi paylaşımından sonra Montaigne'nin bir sözü ile kapanış yapmak hoş olur sanırım. 
"Başkalarının bilgisiyle bilgin olabilsek bile, ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz."

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

8 Şubat 2018

Boyalı Kuş - Jerzy Kosinski


Jerzy Kosinski'nin kaleme aldığı, konusu yüzünden yazarın anavatanında bir dönem yasaklanan kitap Boyalı Kuş. Yazar, küçük bir çocuğun Nazi katliamından kaçış yolculuğunu öyle derinlemesine anlatmış ki okurken bu nasıl bir olay döngüsü, bunlar gerçek olamaz demekten kendini alamıyor insan. Günümüzde birçok insan sıcak evinde, sıcacık kahvelerini yudumlarken okuyor bu kitabı. Belki de onun için yazılanları abartıdan ibaret görüyor olabilirler.

Ortada bu dünya döndükçe yüz karası olmaya mahkum bir Auschwitz  gerçeği var.  Düşünsenize, sizi -30 derece olan bir havada tren vagonlarına istifleyip bilinmez bir yere doğru yolculuğa çıkardıklarını. Gittiğiniz yerde sağlıklıysanız birkaç ay yaşama şansı yakaladığınız için sevindiğinizi, eğer zayıfsanız veya çocuksanız ciğerlerinizi doldurması gereken hava yerine sizi öldüren gaza maruz kaldığınızı, saçlarınızdan kumaş, yakılan bedeninizden sabun yaptıklarını. Bunların düşüncesi bile insanın için sızlatırken ve hayal etmekte zorlanırken bu döngüyü yaşayan binlerce insan yaşadı bu yeryüzünde.

Boyalı Kuş bu işkencelere maruz kalmamak için, ailesinden ayrı düşmüş bir çocuğun köyler arasında kaçak olarak geçirdiği zamanı ve ordan oraya savruluşunu anlatıyor. Bunlar bir kurgudan ibarettir canım, gerçek olamayacak kadar kötü dediğimiz anda, yazarın 10 yıl sonra kitabın sonuna eklediği notlar arasından bir satır insanın yüzüne tokat gibi çarpıyor. Yazar 1976 yılında kapısı çalan adamlar tarafından darp edildiğini yazıyor. Peki darp sebebi nedir? Gelen adamlar kuzenimiz yazdı bu kitabı diyorlar. Buradan da anlaşılacağı üzere yazılanlar bir hikayeden fazlasıdır.  Bir zamanlar birilerinin gerçekliğidir. Yaşamak istemediği, sadece ırkı yüzünden çektiği acılarıdır.

Boyalı Kuş için yazarın otobiyografisi olduğunu düşünenler var. Yazarın çocukluk döneminde yaşadığı sıkıntılı yılların izlerini taşıdığı aşikar. Yazarın böyle derin bir üzüntü içinde geçen bir çocukluk döneminden sonra 57 yaşında başına bir poşet geçirerek intihar etmesini garip karşılamam lazım.

Boyalı Kuş'u Auschwitz'i ziyaret ettiğimde hissettiğim o boğaz düğümlenmesi hissiyle okudum. Kitabı bitirdiğimde derin bir huzursuzluk içinde yüzdü hislerim.
Kitabı okuyun veya okumayın diye bir öneri yapmayacağım. Bu yazı sadece kitabın bana hissettirdiklerini açığa vurmak için yazıldı.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

12 Ağustos 2017

Boğulmamak İçin - George Orwell


Bu kitabı İzmir'de olduğum süre zarfında okumuştum. Hatta basılı olarak okuma şansı bulduğum için blog için fotoğraf çekmeyi de ihmal etmemiştim. İnceleme yazısını yazıp taslakta bıraktığım kitaplardan biriydi. Yayınlamak bu güne kısmetmiş.

Boğulmamak için; 20. yüzyılın başında yaşanan savaş neticesinde, savaşın insan benliğinde bıraktığı korkuyu, değişinen yaşam koşullarını ve insan ilişkilerindeki aksaklıkları, George Bowling'in gözünden anlatan bir kitap. Yazarın en tanınmış kitaplarından olan 1984 ve Hayvan Çiftliği'nden esintilere rastlamak mümkün.

Bir sabah uyandığınızda içinizde geçmişe karşı derin bir özlem olduğunu düşleyin. Öyleki bu özlem tüm benliğinizi sarıp sarmalar şekilde olsun. O zaman kitabın sayfalarından ilerlerken kendinizden bir şeyler bulmanız çok olası. Tabii ki şunu unutmamak lazım. Geçmiş hep hatırladığımız gibi orada olmayabilir. Gündelik yaşamımıza ait anılarımız yok olur gider. Genelde bizi çok etkileyen (iyi veya kötü) olayları hatırlarız. Bu anılarda boğulmamak için geçmişe yolculuk yapmak güzel bir seçim olabilir. Aslında kitap geçmişe yapılan yolculuk fikrinin iyi mi kötü mü olduğuna odaklı.

Yapmak istediğimiz şeylerin hep yapılamayacak şeyler olduğunu düşünerek hayatımızı geçirmemiz tuhaf değil mi?
Geçmiş tuhaf şey. Hep yanınızda taşıyorsunuz. Bana öyle geliyor ki on, yirmi yıl önce olmuş şeyleri düşünmeden geçirdiğiniz bir saat bile yoktur; ama yine de çoğu zaman geçmişin, bir tarih kitabındaki bir sürü bilgi gibi, öğrendiğiniz bir olgular kümesinden ibaret kalması dışında bir gerçekliği olmuyor. Derken rastgele bir görüntü, ses veya koku ama özelliklede koku sizi bir anda alıp götürüyor ve o zaman da geçmişi hatırlamakla kalmıyor, içine giriyorsunuz. 


Boğulmamak için, yazarın diğer kitaplarına göre daha ağır ilerlese bile, böyle büyük bir ustanın kaleminden çıkmış bir yapıt olduğu için okunmayı hak ediyor.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

29 Temmuz 2017

Köpek Kalbi

Köpek Kalbi

Havasından mı, suyundan mı bilinmez ama yazma işinde oldukça ustalaşmış olduklarını düşündüğüm Rus yazarlardan biri olan  Mihail Bulgakov’un Köpek Kalbi adlı kitabı ile karşınızdayım bu defa. Bu aralar kitap okuma hızımdan memnunum ve her kitap için bir yazı yazmak istiyorum. Bir yandan da blogu sadece kitap yorumları ile doldurmak istemiyorum. Bu nasıl bir çelişki böyle. Bitirdiğim her kitaptan sonra, bunun hakkında da birşeyler yazmalıyım diyorum. Ve sonuç ortada. Yine karşınızdayım.

Köpek Kalbi, 132 sayfada bilimkurgunun kara mizah yönünü ortaya çıkartıyor. 
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler döneminde yazılan kitapta, dönemin rejimine ait göndermeler mevcut. Öyle üstü kapalı da değil. Yazar sivri kalemini sakınmadan konuşturmuş. Tabii ki bu kadar net olmasının bedelini de uzun yıllar yasaklı kitaplar listesinde yer almasıyla ödemiş. 1925 yılında yazılan kitap, 43 senelik bir bekleyişin ardından,1968 yılında yazarın memleketinden çok uzaklarda, ABD’de basılmış. Fakat ana vatanındaki okurlar ile buluşması öyle kolay olmamış. Kitap 1987 yılında Rus okuyucularına buluşma imkanı bulmuş. 

Bulgakov, Köpek Kalbi ile La Fontaine'in masallarından aşina olduğumuz intak sanatının kalbini yeniden attırmış. Kitabın kahramanı, dönemin kısıtlamarından dolayı açlıkla mücadele ederken hayatta kalma iç güdüsü sayesinde yaşama tutunabilen; bu süre zarfında sokakta tanıştığı ve hayatına giren bir doktor ile bilinmez bir dünyanın kapılarını aralayan bir köpek. Sonrasında yaşananlar ise kan, şiddet ve başkaldırışa gebe…
Sevecenlikle, efendim. Yani canlı varlıklara yaklaşırken mümkün olan tek yöntemle. Canlılar söz konusuysa terörle bir yere varılmaz. Hangi gelişmişlik seviyesinde olurlarsa olsun. Her zaman bunu iddia ettim, ediyorum ve edeceğim. Terörden boşuna medet umuyor onlar. Hayır efendim, hiç faydası olmaz. İster beyaz, ister kızıl, isterse de kahverengi! Terör sinir sistemini tamamıyla felç eder. 
Şunu anlayın ki, asıl korkunç olan artık köpek kalbi değil, insan kalbi taşıması. Yani doğada var olanlar arasında en rezilini.

Özellikle köpek sahibiyseniz veya sokak köpekleriyle iletişim kurmaktan çekinmiyorsanız, bazı satırlar içinizi çız ettirecek türden. Bir köpeğin düşüncelerini ve bazı zamanlarda insanların ne kadar acımasız olduğunu anlatıyor. Köpek kalbi, akıcı anlatımı ve kara mizahı ile kendini hızlıca okutabilen bir kitap. H.G. Wells’in "Doktor Moreau’nun Adası" ve Mary Shelley’in “Frankenstein” adlı kitaplarına aşinaysanız bu kitabı da okuma listenize eklemenizi tavsiye ederim.
Keyifli okumalar.
Paylaş:

25 Temmuz 2017

Kıyamete Bir Milyar Yıl



Kıyamete Bir Milyar Yıl, Strugatski kardeşlerin kaleme aldığı bir bilim kurgu roman. Adını daha önce duymadığımı itiraf ediyorum. İzmir kitap fuarında karşılaştım bu kitapla. Bilim kurgu olmasının yanı sıra ismi ve arka kapak yazısı dikkatimi çektiği için aldım. Konusunu bilmeden kitap almak her zaman bir risk içeriyor. Bunun farkındayım. O nedenle vakit ayırıp okuduktan sonra güzel bir seçim yaptığım için kendimi de tebrik etmeyi ihmal etmedim.

Bilim kurgu kitaplarının vazgeçilmezi olan uzay ve teknoloji unsurları bu kitapta yok. Her şey bir varsayımdan ibaret. Bu açıdan farklı (felsefik) bir bilim kurgu okuma deneyimi ile karşı karşıya kalmak güzeldi.

Kitap, astrofizikçi olan Malyanov'un üzerinde çalıştığı ve Nobel ödülü almayı planladığı bir projenin bitime doğru gelişen tuhaf olayları konu alıyor. Malyanov çalışmasına odaklandığı anda çalan kapısı yüzünden tüm dikkatini kaybediyor. Davetsiz misafirleri ile baş etmeye çalışırken; kendisi gibi bilimle uğraşan arkadaşlarından da aynı şikayetleri duymaya başlıyor. Kitabı okurken neler yaşandığını sorgulayan bilim adamlarının varsayımlarına, kaygılarına, korkularına ve meraklarına ortak oluyorsunuz. Kitabın en ilginç yanı ise tartışılan birçok konuya açıklık getirilmemesi. Kitap için kesin bir son ile biliyor demek yanlış olur. Aslında kitabın arka kapak yazısında yer alan “ sorun sende değil, kâinatta” sözü kitabın bitiş cümlesi olmaya çok uygun.

Kitabın henüz taslak halindeyken sansürlenmesi de ilginç bir detay. Boris Strugatski kitabın sansürlenme sebeplerini sonsöz olarak okuyucularıyla paylaşmış; “ başarıyla atlattığımız tatsız bir durumu hatırlamaktan daha keyifli bir şey yoktur.“ sözleri ile kitabı noktalamış. Sansürün ortadan kalması ve kitabın bize kadar ulaşması; bilim kurgunun felsefik olarak satırlara yansıtılması da göz önüne alınırsa, biz okuyucular için büyük bir kazanç olmuş.

Belki de, Newton'un kutsal kitaptaki 'Kıyamet'i açıklamaya kalkması, Arşimet'in de sarhoş bir asker tarafından öldürülmesi tesadüf değildir.
Eğer kainatsa teslim olmak gerekiyor ama uzaylılarsa mücadele etmek mi gerek? 

Bu kitabı kısaca yorumlacak olsaydım; 152 sayfa ile tadı damakta kalan, Rus yazarların o güzel anlatımı ile okuma keyfini üst seviyelere taşıyan bir bilim kurgu kitabıydı şeklinde tanımlamak yerinde olurdu.

Eğer bilim kurgu okumayı seviyorsanız, Kıyamete Bir Milyar Yıl’ı okuma listenize eklemenizi tavsiye ederim.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

11 Haziran 2017

Hayvanlardan Tanrılara Sapiens – Yuval Noah Harari


Son zamanların en çok okunan kitabı, Blog Sözlük okuma grubunun 11. kitabı olarak seçilince, okunmayı bekleyen kitaplarımı bir tarafa bırakıp, Hayvanlardan Tanrılara Sapiens'i okudum. İnceleme yazısı yazarken, kitap hakkında bilgiler içermesine rağmen spoiler olmamasına dikkat ettim. Kitabı okumayı düşünenleri, okuma zevkinden mahrum bıracak şekilde bir yazı yazmama özen gösterdim diyebilirim.

Bu kitabı okumaya karar verdiyseniz ve üstüne biraz araştırma yaptıysanız, genel olarak belirli tabulara sahip olan kişilerin kitabı okumaması hakkındaki yorumlara rastlamışsınızdır. 

Kitabın konusu; özetle insanın dünya üzerinde nerden nereye geldiğini ve bundan sonraki akıbetini konu alıyor. 
Londra Doğa Tarihi Müzesi’ni gezme şansını yakalamış; Charles Darwin’in çalışmaları ve bulmuş olduğu kalıntıları görmüş biri olarak, kitabın ilk 100 sayfasını ilgiyle okudum. Evrimleşme sürecini bilimsel olmasının yanı sıra yalın bir dille anlatmış. 

Kitapta, insanoğlunun yerleşik hayata geçişiyle birlikte ihtiyaçlarının, beklentilerinin ve yaşam standartlarının değişimi uzun uzadıya anlatılıyor. Buğday hakkında birçok çarpıcı gerçeği açıklıyor. Vejetaryen olmaya yatkınsanız muhtemelen bu kitabı okuduktan sonra kesinlikle vejetaryen olma kararı verirsiniz. Çünkü, insanoğlunun tüm doğayı nasıl kendi çıkarları için telef ettiğini tane tane yazmış. Aşağıda yer alan animasyonu aylar önce izlemiştim. Bu kitabı okuyunca o animasyon canlandı gözümde. 


Paranın hayatımıza girmesini konu aldığı bölümler ve paranın hayatımıza katmış olduğu kredi, banka konularının ele alındığı bölümleri okurken biraz sıkıldığımı itiraf edebilirim. Seneler önce okuduğum ders kitaplarımı hatırlattı bana. Tabii konuya aşina olmayan kişiler için güzel bir bilgi aktarımı olmuş. 

Kitabın ilk 300 sayfası hep bizden önce yaşananları konu almış. Aman canım geçmiş, geçmişte kalmıştır diyorsanız  ve okuduklarınız sizi etkilemediyse son 100 sayfayı daha dikkatli okumanızı tavsiye ederim. 
İnsanoğlunun şu anda yaşadığı içsel kaosu ve geleceğinin belirsizliği var son 100 sayfada. İnsanın Siborglara dönüşümü hakkında enteresan bilgilere yer verilmiş. İnsan ırkının tamamen değişeceği ve Siborgların artık insan değil, hatta organik bile değil, tamamen farklı bir şeye dönüşebileceğinin sinyaller veriyor.
Gılgamış Destanı’ndaki ölümsüzlüğe duyulan özleme, Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sında yer alan mutluluğun en üst düzeyde olmasına ve George Orwell’in 1984’ün ünlü “Büyük Birader”inden de bahsetmiş olması hoşuma gitti. Yazar Frankenstein’in kehanetine de yer vermiş kitapta. Şimdilerde aslında üzerinde kafa patlatılan dijital keşiflerin ve robot üzerine yoğunlaşan çalışmaların belkide insan ırkının sonu getirebileceğini anlatmış. İnsanlığın sadece gelişebilmek adına soylarını tükettiği bir çok canlı türü ile aynı kaderi paylaşabileceği gerçeği var. Bunlar çok ürkütücü gerçekler değil mi? 

Bu kitabı okumadan önce Gılgamış Destanı’nı, Dr. Frankenstein’i, Cesur yeni Dünya’yı ve 1984’ü okumanızı tavsiye ederim. Hepsi birbirinden değerli kitaplardır. 

Matrix filminin ünlü bir sahnesi vardır. Morpheus elinde iki hap ile Neo bir seçim şansı verir ve şöyle der;  "Mavi hapı seçersen hiçbir şey hatırlamazsın, yatağında uyanırsın ve istediğin her ne ise ona inanırsın. Kırmızı hapı seçersen, sana gerçekleri gösteririm. “ 

Ben mavi hapı seçiyorum derseniz, kitabı okumak sizin için tam anlamıyla bir zaman kaybı olmasının yanı sıra işkenceye dönüşebilir. Fakat ben meraklıyım ve kırmızı hapı seçiyorum derseniz, kitaptan oldukça keyif alacağınızı söyleyebilirim.

Çıplak Yazar yorum yapana kadar, kitaptan bazı alıntılar yapıp yazıma eklemeyi unutmuştum. Kendisine bana bunu hatırlattığı için teşekkür ediyor ve hemen alıntıları buraya ekliyorum.
Pek çok memeli, anne karnından fırından çıkan toprak kap gibi çıkar, onları yeniden şekillendirmeye çalışmak onlara zarar verir. İnsanlar ise anne karnından bir ocaktan çıkan erimiş bir cam gibi çıkarlar ve şaşırtıcı oranda şekillendirilebilirler. 
Etrafımızdaki hapishane duvarlarını yıkıp özgürlüğe koştuğumuzda aslında daha büyük bir hapishanenin geniş bahçesine doğru koşuyoruz.
Lüksler zamanla ihtiyaç haline gelir ve yeni zorunluluklar ortaya çıkarır. İnsanlar belli bir lükse alıştıklarında bir süre sonra onu kanıksarlar. Onu yaşamlarında hep bulundururlar ve bir süre sonra onsuz yaşayamaz hale gelirler.

Keyifli okumalar.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

18 Mayıs 2017

Diriliş - Lev Nikolayeviç Tolstoy


Diriliş, büyük Rus yazarlardan Lev Nikolayeviç Tolstoy'un en önemli eserlerinden biri olarak Dünya Klasiklerinde kendine yer edinmiş bir kitap. 637 sayfalık bir roman olması gözünüzü korkutmasın, çünkü Tolstoy'un akıcı yazım dili ile kitabın nasıl bittiğini anlamıyorsunuz.

Diriliş; ana karakteri Nehlüdov’un, eskilerde yapmış olduğu bir hatayı telafi etme çabası üzerine kurgulanan bir roman. Tolstoy roman kurgusu içerisinde din, adalet ve vicdan konularını derinlemesine irdelemiş. Din hakkındaki söylemleri oldukça sert. Bu sert söylemleri, Tolstoy'un Rus Ortodoks Kilisesi'nden afaroz edilmesine ve o dönemde Diriliş'in yasaklı kitaplar listesine alınmasına neden olmuş. Bunun yanı sıra, adelet sistemine bakış açısı ile kitaba farklı bir soluk getirmiş. Kitabın ilk yarısı oldukça akıcı ilerliyor.

İkinci yarı kitabın tempo biraz yavaşlıyor. Nehlüdov’un sisteme karşı, kendi içerisinde vermiş olduğu savaşı anlatıyor. Çekmiş olduğu vicdan azabının ruhuna etkilerini daha fazla hissediyoruz. Birçok farklı kişinin hayat hikayelerini de kısa kısa okuyoruz. O hikayeler çok fazla ilgimi çekmedi. Asıl ilgili çeken kısım Nehlüdov’un toprak kullanım hakkı ve Maslova hakkında alacağı nihai karardı. 

"Hayat, yapmak zorunda olduklarımızı yapmamızdan başka bir şey gerektirmez," dedi.
İnsanlar ırmaklar gibidir: Hepsinde su aynı sudur, her yerde birbirinin aynıdır, ama bir ırmak dar, hızlı, geniş, sakin, temiz, soğuk, bulanık, ılık olabilir. Her insan içinde tüm insan özelliklerinin ilk belirtilerini ve zaman zaman bu belirtilerin bazılarını, zaman zaman da diğerlerini gösterir, sık sık da her şeyiyle aynı kaldığı halde kendine hiç benzemeyen bir insan olur.
İki yıldır günlük yazmadım. Bu çocukça şeyi bir daha hiç elime almayacağımı sanıyordum. Oysa çocukça bir şey değil bu, insanın kendisiyle, her insanın içinde yaşayan ilahi ben'iyle konuşmasıdır. Bu ben iki yıldır uyuyordu ve benim konuşacak kimsem yoktu. 
Diriliş, Tolstoy'un okuduğum 14. kitabı. Eğer siz de Tolstoy okumaktan zevk alıyorsanız, Diriliş tam size göre bir kitap.
Fakat Tolstoy ile ilk tanışmanız olacak ise, size başlangıç için; İvan İlyiç'in Ölümü, İnsan Ne ile Yaşar ve Şeytan adlı kısa öykülerini önerebilirim.

Keyifli okumalar.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

12 Mayıs 2017

Bir Uyuyup Uyanalım - İrfan Değirmenci




Geçen ay, ekranların sempatik yüzlerinden biri olan İrfan Değirmenci'nin 499 sayfalık romanını okudum. Hem kitabın isminden ötürü, hem de eski bir haber spikerinin kaleminden çıkmış olması nedeniyle, kitabın siyasi mesajlar ile dolup taştığını düşünmüştüm. Kitabı okumaya başladığım an yanıldığımı gördüm.

Bir Uyuyup Uyanalım; çocukluğum dizisi olan Bizimkileri anımsattı bana. Tüm farklılıklarına rağmen, birbirini seven ve birbirine bağlı olan insanların hikayelerine yer vermiş İrfan Değirmenci.

Kitap, sokaklarda var olduklarında burun kıvırılan, belki de hor gözle bakılan insanların iç dünyalarını yansıyor. Aslında herkesin bir birey, bir canlı olarak ne kadar değerli olduğu gerçeğini gözler önüne seriyor. Bunları anlatırken, Türkiye'nin siyasi tarihinden, kişilerin uğradıkları haksızlıklardan söz etmekten de geri kalmıyor tabii. Ötekileştirmenin ne kadar kolay olduğundan, asıl zor olanın, insanı anlamaktan geçtiğinden dem vuruyor İrfan Değirmenci.


Parana bakıp yüzüne gülene âşık demezler kara gözlüm, yüzüne baktığında kendini dünyanın en zengin insanı gibi hissedip gülene âşık derler.
Küfür, son yıllarda adeta bir bağlaç ya da cümle sonuna konulan bir ünlemdi! 

Kısmet apartmanı sakinlerinden;
Belkıs Abla ile dayanışmayı,
Mert ve Poyraz ile sevgiyi,
Meryem ve Yusuf ile umudu,
Derya ile yaşam mücadelesini,
Nergis ile kararlı olmanın hayatı nasıl daha güzel kılabildiğine ve tüm olusuzluklara rağmen beraber olmanın önemine tanıklık etmek istiyorsanız, Bir Uyuyup Uyanalım'ın sayfalarını çevirmeniz yeterli.

Keyifli okumalar dilerim.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

30 Nisan 2017

Horace Walpole'nin Gotik Romanı Otranto Şatosu

Can Yayınları
Otranto Şatosu

İzmir'de son haftaya girmiş bulunuyorum. Geçen hafta kitap fuarından aldıklarımı hızlı bir şekilde okumaya devam ediyorum. Bu hafta okuduklarım arasında, blog yazısını yazdığım ilk kitap Horace Walpole'nin Otranto Şatosu.
Otranto Şatosu, 1764 yılında yazılan gotik edebiyatın ilk eseri olarak, maalesef eleştiri konusunda çok fazla haksızlığa uğramış bir eser.
Kitabı okumadan önce, kendinize gotik dönemi ve o havayı sevip sevmediğiniz sorun. Eğer ilginizi çekmiyorsa, zahmet edip başlamayın. Çünkü kitap sizi hayal kırıklığına uğratabilir.
Eğer gotik dönemleri seviyorsanız, bu kitap size oldukça güzel bir olay kurgusu okuma imkanı tanıyacaktır. Zaman kaybetmeden başlayın.
Kitabı okuduğumda keşke bunu tiyatro sahnesine taşıyabilseler diye düşünmekten kendimi alamadım. Çok güzel bir dekor ve sahne seslendirmesi ile adından söz ettirecek bir oyun olabilirdi.

Otranto Şatosu'nun konusunu anlatmak yerine, farklı eserlerden örnek vererek kafanızda bir şeyler canlandırmayı umuyorum. 

Birinci örneğimi, bundan yıllar önce televizyonda yayınlanan Merlin adlı dizinden vereceğim. En yalın tabir ile Merlin, şatoda yaşayan, Camelot kralı Kral Arthur’un koruyucusudur diyebiliriz. Şimdi bunun kitapla ne ilgisi var demeyin. Otranto Şatosu'nu okuduğumda Merlin’in dizi seti canladı gözümde. Gizli geçitler, mistik olaylar. Hatta kaçış sahneleri, Merlin'in bazı bölümler ile çok ilintiliydi. Şövalyeler, hafif doğa üstü olaylar tam o dönemin karanlık havasını yansıtıyordu.

İkici benzettiğim eser ise herkesin bildiğini düşündüğüm Shakespeare’in Hamlet’i. Shakespeare, Hamlet’in ölümünün ardındaki gizemini ortaya çıkarmaya çalışırken, Kral Hamlet'in hayaletini görenlerin içine düştüğü dehşeti çok güzel anlatır. Otranto Şatosun’da da buna çok yakın bir konu ele alınmakta. Yine bir cinayet söz konusudur ve krallığın devamı için bir çözüm yolu arayışlarını anlatır.

Açıkcası yazım yılı dikkate alındığında, ben eseri beğendiğimi söylemekte hiçbir sakınca görmüyorum. Shakespeare gibi afili cümleler olmasa bile, bol dialogları seviyorsanız kitap sizi kesinlikle sıkmayacaktır. Hatta sonunu merak edeceğiniz için, kitabın elinizden bırakamayacağınızı ve bir solukta okuyabileceğinizi söyleyebilirim.
Şimdiden keyifli okumalar dilerim. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

24 Nisan 2017

Marsta Zaman Kayması - Philip K. Dick


Bu yazımın konuğu bilim kurgu kitapların üstadı olan Philip K. Dick. Daha önce beş kitabını okuduğum için hiç tereddüt etmeden bu kitabını da okudum.

Marsta Zaman Kayması 1962 yılında yazılmış 370 sayfadan oluşan bir bilim kurgu.

2045 yılında Mars'ta koloni kuran insan ırkının orada yaşayanları köle edişini konu alıyor. Kurulan koloninin en büyük sorunlarından biri sudur. Eski Dünya'da yer alan kavgalar ve iktidar sorunları da yavaş yavaş yeni oluşum içinde kendini göstermeye başlamasıyla olaylar gelişiyor. Yeni oluşumda kusursuz bir ırk yaratma çalışmaları, şizofren tanısı konulan çocukları oldukça zor bir durumda bırakıyor. Bu süreç içerisinde eski bir şizofren olan tamirci Jack Bohlen'in hikayeye dahil olduğunu görüyoruz. İktidar hırsı içinde yanıp tutuşan Arnie Kott ile bir takım anlaşmalar yapıyor ve kitapta olayların akışı farklı bir yönde ilerliyor.

Kitaptan alıntılar;

Solup giden bir ırk için ne yapılabilirdi? Mars'ın yerli halkı için zaman, 60'larda ilk Sovyet gemisinin televizyon kameralarıyla birlikte gökyüzünde belirmesinden çok daha önce tükenmişti. Hiçbir insan grubu onları yok etmek için komplo kurmamıştı, çünkü buna gerek kalmamıştı. İlk başlarda muazzam bir merak kaynağı olmuşlardı. Çünkü onlar, uğruna milyarlar harcanan Mars'a ulaşma projelerinin sonucunda elde edilen keşiflerdi. Onlar dünya dışı bir ırktı.
Bir şey var ki, eğer biri intihar ettiyse adamın şunu bildiğinden emin olabilirsin: o, toplumun yararlı bir üyesi olmadığını biliyordur. Yüzleştiği asıl gerçeklik ve onu intihara götüren şet de budur; hiç kimse için önemli olmadığının farkına varmak. Emin olduğum bir şey varsa o budur. Bu bir doğa kanunu harcanabilenler de yok olurlar, bunu kendi elleriyle de yaparlar. Bu yüzden, bir intihar olayı duyduğumda uykularım kaçmıyor. Mars'taki doğal olarak nitelendirilen ölümlerin kaçının aslında intihar olduğunu duysan şaşarsın. Yani şunu demek istiyorum; içinde yaşadığımız çevre zalim ve acımasız. Yaşadığımız bu yer, uyumsuz olanı uyumlular içinden çıkarıp atar, ayıklar.
Kendilerini ilgilendiren bir şey söz konusuysa, zekidirler. Belki de bu, bize gerçek zekânın ne olduğunu görmekte yardımcı olur; zeki olmak, bir sürü kalın kitap okumak ya da uzun sözcükler bilmek değildir. Kendi yararınıza olabilecek bir şeyin farkına varabilmektir. Gerçek zekâ kullanışlı olabilmektir.

Yazar otoriteye uyum göstermeyen herkesin içinde bulunduğu tehlikeleri çarpıcı bir dil ile aktarıyor. Yazıldığı dönem göz önüne alınınca oldukça başarılı bir bilim kurgu olduğunu söylemek mümkün.

Okuma keyfinizi kaçırmamak adına çok fazla detay vermeden kitabı anlatmaya çalıştım.
Keyifli okumalar.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

15 Nisan 2017

Hayalperestler Patti Smith


Hayalperestler'i kimin tavsiyesi üzerine okuduğumu şu an hatırlamıyorum. Bir şekilde okunacaklar listemde yerini aldığı için okudum. 92 sayfadan oluşan, çok dağınık bir şekilde kaleme alınmış kısa otobiyografi kitabı demek çok yerinde bir tanım olur. Belki Patti Smith'in hayat hikayesine hakim olan okuyucular için bir şeyler ifade edebilir. Ben de ise derin duygular yaratmayan bir kitap oldu.
Kimse olmadığı birine dönüşemez.

Bazı kitaplar  için okunmasam da olurmuş diyorum. Sanırım bu kitap da o listede yerini aldı. Buna rağmen yazarın çocukluğuna ait anıları okumak isteyenler için güzel bir kaynak olduğunu söyleyebilirim.
Keyifli okumalar.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

8 Nisan 2017

Huckleberry Finn'in Maceraları - Mark Twain


Blog Sözlük okuma etkinliğinin daimi katılımcısı olarak, seçilen tüm kitapları okumaya özen gösteriyorum. Huckleberry Finn'in Maceraları da etkinliğin 6. kitabıydı.

Kitap 1884 yılında yazılmış 367 sayfadan oluşan bir macera romanı.

Tom Sawyer'in arkadaşı olan Huck ayyaş babasından kurtulmak için bir kaçış planı düzenler. Eğer planında başarılı olabilirse herkes Huck'ın hayatını kaybettiğini zannedecektir ve Huck istediği özgürlüğü elde edebilecektir. Yolculuğu sırasında kendisi gibi kaçak olan zenci köle Jim ile yolları kesişir. Birlikte macera dolu bir yolculuk yapmaya başlarlar. Tek istedikleri özgürlüklerine kavuşmaktır. Bu arada uğradıkları yerlerde yeni yol arkadaşları edinirler. Bu yeni yol arkadaşları yüzünden oldukça zor durumlarda kalırlar. Bu zorluklar içinden sıyrılıp, özgürlükleri için seyahatlerine devam etmeyi başarırlar. Kitabın sonlarına doğru yolları Tom Sawyer'in teyzesi ile kesişir. Böylelikle büyük bir hayalperest olan Tom da kitaba dahil olur. Ondan sonrası ise akıl almaz olaylara gebedir.

Tek istediğim bir yerlere gitmekti; sadece değişiklik istiyordum, belli bir yere gitmek değildi amacım.
 Yeni dul bayan ya da rahip dua edince işe yarıyordu, ama benim gibiler edince bir şey olmuyordu, anlaşılan sadece doğru kişiler dua edince işitiliyordu.  
Doğruyu yapmaya öğrenmeye çalışmamın boşa olduğunu anlamıştım; küçükken iyi terbiye almayan, yol yordam öğrenmeyen bir insan ne kadar çabalarsa boş.
Bu son zamanlarda okuduğum ikinci macera kitabıydı. Sanırım yolculuk kurgusu içinde yazılmış kitaplar beni tam anlamıyla içine çekmiyor.
Tabii burada " Don Kişot" yapıtını tenzih ettiğimi belirtmeliyim.

Keyifli okumalar.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

26 Mart 2017

Sol Ayağım Christy Brown



Sol Ayağım, beyin felcinin kurbanı olarak hayata merhaba diyen Christy Brown'un gerçek yaşamından bir kesit okumamıza olanak sağlayan 189 sayfalık bir otobiyografi.

İnsanın koşulsuz sevgi ile içindeki cevheri keşfedebileceğinin en güzel kanıtı bu kitabın satır aralarında gizlidir. İnsanoğlu için istedikten ve inandıktan sonra aşılamayacak hiçbir engelin olmadığını görebilmemize ve acaba ben olsam " bu kadar güçü olabilir miydim? " sorusunu akla getirir.

Yaşam içerisinde karşılaştığımız küçücük zorluklara karşı ne kadar çabuk pes ettiğimiz gerçeğini tokat gibi yüzümüze çarpıp, yenilgilerimizden dolayı oluşan büyük hayal kırıklıklarımızın ne kadar gerekesiz olduğunu görmenize yardımcı olur.

Kitap bir otobiyografi olduğu için çok yalın ve akıcı bir dille yazılmış. Böylelikle çok kolay okunabiliyor.

Artık her şeyi, eğlence ve merakla dolu küçük bir çocuğun gözleriyle değil de bir sakatın, kendi kaderini keşfetmiş bir sakatın gözleriyle görüyordum.

Benden veya hayattan bir şeyler eksilmiş gibiydi, ama hangimizden olduğunu bilemiyordum.

Bundan önce çok fazla okumamıştım. Kitaplar bizim evimizde nadir rastlanan bir şeydi. Ekmeğin daha önemli bir şey olduğu düşünülürdü. Midelerimizi doldurmak zihinlerimizi beslemeye oranla daha önemli bir şeydi.

Eğer kendinizle barışık değilseniz (özellikle dış görünüşünüzden dem vurup duruyorsanız) bu kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.

Keyifli okumalar.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

19 Mart 2017

Olağanüstü Bir Gece Stefan Zweig

Stefan Zweig

Bu kitabı okumamın iki nedeni vardı. Birincisi;  Stefan Zweing’in kalemi.
İkincisi ise kitap kapağında, kendisine büyük bir hayranlık duyduğum Van Gogh’un Yıldızlı Geceler adlı tablosunun yer alması.

Bazı yazarları okurken kitabın kötü çıkma ihtimalinin %0 olacağını biliyorum. İşte Olağanüstü Bir Gece adlı bu kitapta onlardan biri. 80 sayfada bir insanın içsel yolculuğu ancak bu kadar güzel anlatılabilir. 

Avusturya’da katıldığı bir çarpışmada şehit düşen bir baron’un notlarının Zwing’e ulaştırılması sayesinde yazılmış. Kitabın konusu oldukça sıradan. Ana karakteri varlıklı olmasına rağmen duygu yoksulluğu çeken bir bey. Bir pazar gününün sonunda tesadüfen olağanüstü bir gece geçiriyor. Geçirdiği bu gece sayesinde, kendi derinliklerini sorgulamasıyla hayatının sonsuza kadar nasıl değiştiğini anlatıyor. Körelen ve belli bir yaşam standartlarında sıkışıp kalan duyguların, bir gecede zincirlerinden kurtuluşunu okuyoruz. Derin bir kişilik analizi ile karşı karşıya kaldığımız bu kitapta, herkesin kendinden bir şeyler bulabileceğini düşünüyorum. Yapılan betinlemeler ve kurulan uzun cümlelere rağmen kitap su gibi akıp geçiyor. 

Kendi kendimi anlamaya başladığımdan beri diğer pek çok şeyi de anlıyorum: Açlıkla bir vitrini seyreden birinin bakışları beni kahreder, bir köpeğin neşeyle sıçrayışı büyüleyebilir.

Kendi kendiyle yüzleşmek ve kendini tanımlayabilmek, insan hayatında bir dönüm noktasıdır. 


Keyifli okumalar. 

Değmesin yağlı boyayın yorumundan sonra bu müziği eklemek şart oldu. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

14 Mart 2017

Mucize R. J. Palacio


Pegasus yayınlarının kitapları okumayalı çok uzun bir zaman olmuştu. Lakin Mucize'ye ait son 1 yıldır birçok yerde paylaşım gördüm ve çerez tadında bir kitap okumak istediğim bir dönemde başlayıp, kısa sürede bitirdim. 336 sayfa olan Mucize, sıra dışı bir çocuğun gözünden, insanların çoğu zaman ne kadar açımasız olduğunu anlatan, yazım dili oldukça basit bir kitap.

August'un penceresinden bakınca insanın içindeki nezaketin, sevginin tüm kapıları aralayabildiğine şahitlik ediyorsunuz. İnişli çıkışlı bir ruh halini ele almasına rağmen asla yılmamak gerektiğini kendi kelimeleri ile anlatıyor August. Ayrıca kitabın ana temalarından biri de önyargı denen illet. Çoğu insanın hayatında yer alan ön yargılar, tanınmaya değer insanlar ile iletişim kurmasına bir engel ve bu engelleri aşmak tamamen insanın elinde.

Tanrı'dan doğmuş olan herkes dünyayı yener.
Kısacası, öğreti gerçekten önemli şeylerle ilgili karar vereceğimiz zaman bize yol gösteren herhangi bir şeydir.
Haklı olmak ile nazik olmak arasında seçim yapmanız gerektiğinde, nazik olmayı seçin.
Bu çok garipti aslında; sizin için hayatınızın en kötü gecesiyken diğer herkes için sıradan bir akşam olabiliyordu. Mesela evdeki takvimime bugünü hayatımın en korkunç günlerinden biri olarak işaretleyebilirdim. Ama dünyanın geri kalanı için bu sadece sıradan bir gündü. Hatta belki de güzel bir gündü. Belki birileri bugün piyangoyu kazanmıştı. 
"Kişinin cesareti," dedi sessizce başını sallayıp gülümseyerek. Sağ elini, bir şey sayacakmış gibi kaldırdı. "Cesaret. Nezaket. Dostluk. Karakter. Bunlar bizi insan olarak tanımlayan ve zaman zaman yüce gönüllülüğe taşıyan niteliklerdir.
 Bu kitabı ortaokul ve lise öğretmenlerinin öğrencilerine okutmasını kendi adıma çok isterdim.
Keyifli okumalar.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

9 Mart 2017

Sis Miguel De Unamuno



225 sayfa olan bu kitabı okumaya başladığımda, kendimi bir tiyatro salonunun en güzel koltuğunda oturuyormuşum ve sahnede de çok güzel bir oyun izlemenin hazzını yaşıyormuşum gibi hissettim.

Roman kahramanımız Augusto’nun hayata bakış açısını ve yaşamı sorgulamasına tanık olurken; aşkın Augusto üzerindeki etkilerini özümsüyor ve felsefi açıdan konuyu ele alışını okuyorsunuz.
Kitapta karşılıklı diyaloglar oldukça fazla. Bu ise kitabın akıcılığı sağlıyor. Karakterlerin az olması kişi takibi yapabilmek adına bir artı.

Aslında kitabı iki bölüm olarak değerlendirmenin daha uygun olacağı kanısındayım. Çünkü ilk sayfalarda okuduklarınız bir aşk hikayesi gibi gözükebilir. Sonlara doğru ise işlenmek istenen konunun aşktan daha derinlerde saklanan varoluşçuluğa dönüştüğünü görüyorsunuz. Augusto varoluşunu sorguluyor. Konuyu fikrine önem verdiği insanlar ile tartışıyor ve kitap sürpriz bir son ile bitiyor.
Kitapta üstünde durulması gereken bir karakter ise Augosto’nun köpeği Orfeo. Kitabın sonunda Orfeo’nun düşüncelerini okumak ise kitaba ayrı bir doku kazandırmış.

Çok yolculuk yapan, vardığı yeri arayan değildir, ayrıldığı yerden kaçarcasına çekip gidendir.
Biz insalar ne büyük acılara, ne büyük mutluluklara dayanıyoruz, çünkü bu acılar ve mutluluklar küçük olaylardan oluşmuş büyük bir sis tabakasına bürünerek geliyorlar. Yaşam bu işte, sis. İşte yaşam bir nebülözdür. 
İnsan iyi olarak doğar, doğal olarak iyidir; toplum onu bozar, yoldan çıkarır... 
Benim başımdan geçen ve benim çevremdeki insanların başından geçenler gerçek mi, kurgu mu? Bütün bunlar Tanrı'nın ya da uyanır uyanmaz buharlaşan başka bir varlığın düşü olmasın? Bunun için mi ona dua ediyoruz, onu uyutmak ve düş görmesini sağlamak için, ona şarkılar, ilahiler söylüyoruz? Bütün dinlerde yapılan ibadetler, Tanrı'nın düşünü sürdürmesi ve uyanmaması ve bizim de düş görmemizi sağlamak için değil mi?

Sene başından bu yana okuduğum kitaplar arasında bitiş şekli itibarıyla beni çok şaşırtan bir kitap oldu. Sanırım bu nedenle üstünden uzun yıllar geçse bile kitabın konusunu unutmayacağım. Siz de sürpriz sonları seviyorsanız kesinlikle bu kitapla tanışmanızı tavsiye ederim.

Keyifli okumalar.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

25 Şubat 2017

Kör Baykuş Sâdık Hidâyet


İran edebiyatının güçlü kalemine sahip Sâdık Hidâyet'in gerçek ile hayali iç içe işlediği bir kitaptır Kör Baykuş. 95 sayfa olmasına rağmen sizi alır bambaşka bir ruh haline düründürür. Sanırım Sâdık Hidâyet için Doğu'nun Kafka'sı demek çok yerinde bir tabir olur.


  • Kitabı okumaya başladığınızda, ya sayfalar size bir okyanus kadar derin gözükür ya da bu ne saçmalıyor der, hızlıca kapağını kapatıp kitabı bir tarafa atarsınız.


Kör Baykuş'un ne anlattığını birkaç cümle ile özetlemek çok zor. İnsanın en derin düşüncelerini, bazen kendine bile itiraf etmekten korktuğu buhran anlarını, düş ve gerçek hayat ile harmanlayarak bize anlatıyor demek, belki Kör baykuş için yapılabilecek en yalın tanımdır.

Sâdık Hidâyet'in intihar ile sonuçlanan yaşam öyküsünü bilenler için kitabın derinliklerinde saklı duran keder hissini yakalamak çok kolay. Kitabın içinde yazarın kendi kendiyle olan kavgası yer alıyor. Mutlak olarak düşündüğü tek çıkış yolunun ölüm olduğunu; fakat ölümden sonra bile düşüncelerinin onu terk etmeyeceğinden korktuğunu ifade ediyor.

Böyle bir durumda herkes, güçlü bir alışkanlığa, bir tutkuya sığınır: Ayyaş içer, edebiyatçı yazar, yontucu taşı yontar, acısını dindirmek için her biri, en kuvvetli iç güdüsünden medet umar ve gerçek sanatçı, kendi bağrından şaheserler yaratır. 
Parmak uçlarına basa basa çekilip gidiyordu gece.
Yalnız ölüm yalan söylemez! Ölümün varlığı bütün vehim ve hayalleri yok eder. Bizler ölümün çocuklarıyız, hayatın aldatmacalarından bizi o kurtarır. Hayatın derinlerinden seslenir, yanına çağırır bizi. Ve biz, henüz insanların dilini bile anlamadığımız yaşlarda, ara sıra oyunlarımızı yarıda kesiyorsak, bunun nedeni, ölümün seslenişini duymuş olmamızdır... Ömrümüz boyunca ölüm bize el eder, çağırır bizi. Her birimiz ansızın, sebepsiz düşüncelere dalmıyor muyuz, bu hayaller bizi öylesine sarıyor ki zamanı, mekânı farketmez olmuyor muyuz? İnsan bilmez bile ne düşündüğünü: ama sonra kendini ve dış dünyayı hatırlamak, düşünmek için toparlanmak sorundadır. Bu da bir sesidir ölümün.

Kör Baykuş'u Behçet Necatigil'in duru çevirisiyle okumak ise ayrı bir güzellik. Bu tarz derin konuların işlendiği kitaplarda çevirinin yerinde olması konu bütünlüğünü anlamamıza yardımcı oluyor.

Eğer sağlam bir psikoloji içindeyseniz kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Yoğun bir ölüm teması işlendiği için gerçek anlamda ağır bir kitap.

İntihar düşünceniz varsa, kitabın kapağını açmak şöyle dursun, kitapla aynı ortamda bulunmayın bile.

Keyifli okumalar.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

19 Şubat 2017

Yalnızız Peyami Safa



Blog Sözlük kitap okuma grubu etkinliğinin 7. kitabı olarak seçilen Yalnızız ile karşınızdayım.

Peyami Safa'nın son kitabı olan Yalnızız, 451 sayfadan oluşan, aynı evde yaşadıkları halde birbirlerinden oldukça farklı mizaç, düşünce ve insan ilişkilerine sahip aile fertlerinin yaşantılarından kesitler sunar.
Her şeye şüphe ile yaklaşan bir anne, evin hırçın kızı Selmin, büyük dayı Samim ve devamlı rahat tavırlar sergileyen Besim kitabın kahramanlarıdır. Kitap başladığı kurgu ile bitmediğinden dolayı, içinde birbiri ile ilişkili üç hikaye barındırıyor diyebiliriz.

İlk hikayede evin kızı olan Selmin'e ait bir konu işleniyor. Aileyi bayağı zora sokan bu konu üzerinden, her bireyin kendi kişilik özellikleri doğrultusunda olaya bakış açısına tanıklık ediyoruz. Olaylar çözümlenmeye başladığı sırada kitabın dili biraz daha farklılaşıyor ve Samim'in felsefik konuşmaları ile karşı karşıya kalıyoruz.

İkinci hikayede kitabın içinde bir başka kitap olan Simeranya'dan bahsediyor Peyami Safa. Simeranya, Samim'in üzerinde çok düşünüp yazmaya çalıştığı, örnek bir toplumun nasıl olmasını gerektiğini açıklayan bir kitap olarak karşımıza çıkıyor. Samim'in dili biraz ağır olduğundan ikinci hikaye diye adlandırdığım bölüm biraz daha yavaş akıyor.

Üçünçü hikayede, ilk hikayede var olan birçok sır açıklığa kavuşuyor. Bu arada kitaba Meryem isminde yeni bir karakterler dahil oluyor. Peyami Safa, Meryem'in hikayesi üzerinden, insanoğlunun yapmış olduğu seçimlerinin hayat üzerindeki etkilerini bize aktarıyor. Yaşanmak istenen bir hayatın yanına toplum baskınının insanı nasıl bir buhrana sürüklediğini görüyoruz.

Okul kitapları ve dersleri bize başkalarının bilgilerini ve keşiflerini gösteriyor ve gûya, bilgi yolunda en kısa yoldan götürüyor. Hakikatte bu öğretim usulü, bize gerçekleri ve fikirleri anlamak yerine, hazırlop bilgileri ezberlemekten başka bir şey olmayan bir papağanlık öğretiyor.
Kalbin bütün meseleleri yalnız kalbde halledilir. Çünkü bir hissin hakkından ancak başka bir his gelir. Ümitsiz bir aşkın panzehiri nefrettir. 
İnsanın içinde ne kadar başka başka insanlar var. ne çabuk değişiyor insan. 

Eğer kitabın ilk 150 sayfasını sabır ile okursanız üçüncü hikayede olay akışı oldukça hızlanıyor. Türk yazarların kitaplarında devamlı bir Türk filmi havası hakim. Bu kitapta da onu oldukça fazla hissettim. Bunun yanı sıra Peyami Safa'nın bilgi birikimini satır aralarını serpiştirmesi kitabı zenginleştirmiş bir detay.

Keyifli okumalar.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

12 Şubat 2017

Kitab-ül Hiyel İhsan Oktay Anar


Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar'ın 1996 yılında okuyucuları ile buluşturduğu ikinci kitabıdır. 144 sayfa olan kitabın her sayfasında bir olay vuku bulmaktadır. İçinde birçok mekanik çizim de bulundurduğundan, mühendislik mesleğini icra edenlerin oldukça ilgisini çekeceğini düşünüyorum.


Kitabın konusuna geçmeden önce Hiyel'in kitaptaki tanımı yer vermek lazım.
"Hiyel ilmi, emirlere asla karşı gelmeyecek sadık köleleri, yani makineleri yaratma sanatıydı."


İhsan Oktay Anar'ın hayal gücünü en iyi kullandığı romanlarından biridir Kitab-ül Hiyel. Osmanlı döneminde yaşayan 3 hiyelkarın hikayesini konu alır.

Kitabın ilk kahramanı Yasef Çelebi, bir denizaltı yapma hayali ile yanıp tutuşur. Mühendisliğe olan merakı sayesinde hesaplamalar yapar, bunları çizime döker ve bir denizaltı tasarlar. Siz de tasarım sürecinde yaşadıklarına sayfaları çevirdikçe tanıklık edersiniz.

İkinci kahramanımız Calüd ile tanışmamıza vesile olan da Yasef Çelebidir. Calüd'ü köle olarak satın alır ve tüm bilgisini ona aktarır. Köle öğrendiği bilgiler ışığında yeni tasarımlar için kolları sıvar.  Calüd'ün en büyük hayali ise bir devri daim makinesi yapmaktır. Fakat Yasef Çelebi gibi ince düşünemez. Aç gözlü ve kibirli bir karaktere sahiptir. Bu da onun sonunu getirir.

Kitabı noktalayacak olan kişi ise Üzeyir'dir. Yazar, Calüd'ün yetimhaneden sahiplendiği Üzeyir üzerinden insan psikolojisinin değişim sürecine derin göndermeler yapar. Üzeyir oldukça ağır bir imtihandan geçer. Tek yoğunlaştığı konu olan hiyel üzerine düşünmesi son bulur ve beynindeki o ince ipin koptuğuna tanıklık edersiniz.

İşte iktidar susuzluğu çeken kendisi, Dünya'yı yıllardır bu güçlerin, cebirlerin ve kuvvetlerin toplamı olarak görmüş ve ona hakim olmak istemişti.
Mucizelere inanması gerektiğini, çünkü mucizelerin gerçeklik duygusunun değil, gerçeğin bir parçası olduğunu anlatıyordu: Zaten gerçeğin kendisi bir mucizeydi. O her bakımdan şaşılacak, hayret edilecek ve hayran olunacak bir yaratıydı.  


Daha önce İhsan Oktay Anar kitapları okumaya alışıksanız hiç yabancılık çekmeyeceğinizi söyleyebilirim. Kitabın içinde yer alan çizimler de kitabın kendisi kadar enteresan. Ben okurken keyif aldım. Umarım verdiğim bilgiler kitap hakkında bir fikir sahibi olmanıza yardımcı olabilmiştir.
Keyifli okumalar.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

5 Ocak 2017

2016 yılında okuduğum kitaplar ve kitaplara ilişkin notlarım ( Bölüm 5)

Daha önce 4 bölüm halinde, 2016 yılında okuduğum kitaplara yer vermiştim. Şimdi paylaşacağım kitapları Blog sözlük kitap etkinliği çerçevesinde keşfettim.

Etkinlik kapsamında kitap okumanın birçok artı yönü var.

1-Belli bir süre belirlendiği için, sizi düzenli okumaya teşvik ediyor. O süre içinde kitabı bitirmek için çaba sarf ediyorsunuz.
2- Ayrıca ne okumalıyım acaba sorunundan sizi kurtarıyor.
3- Yapılan yorumlar sayesinde, aynı dönemde okunan bir kitabın, her bireyde bıraktığı farklı etkiyi gözlemleme şansınız oluyor.
4- Öneriler sayesinde bir çok yeni kitap keşfedebiliyorsunuz.
Kitap okuma grubuna göz atmak ve sözlüğe üye olmak isterseniz, link burada;


Şimdi gelelim kitaplar hakkında bir kaç satır karalama işine.

Kitap adı: Çavdar Tarlasında Çocuklar
Yazarı: J. D. Salinger
Sayfa Sayısı: 208

Ne bir tarla, ne de bir çavdar var kitabın içinde. Hatta konuya mekan New York sokakları. Kitap, kendini yaşadığı topluma bir türlü adapte edemeyen ergenlik çağındaki bir bireyin,  okuldan atıldıktan sonraki 3-4 günün konu alıyor. Kitabın yazılış tarzı bana biraz Dövüş Kulübü adlı kitabı hatırlattı. Tabii burda sadece ergen bir gençlik vakasına tanıklık ediyorsunuz. Konu bakımında hiç bir benzer yönleri yok.

"Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşı olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir."

" Bir şeyi çok iyi yapıyorsanız, bir süre sonra, dikkatli olmazsanız gösteriş yapmaya başlıyorsunuz. Ve sonunda da iyi olmaktan çıkıyor yaptığınız. "



Kitap adı: Yılanı Öldürseler
Yazarı: Yaşar Kemal
Sayfa Sayısı: 112


Yaşar Kemal'in kalemine alışık olanlar içini içinde birçok sosyal mesaj barındıran, hikaye kurgusu biraz fantastik olan eserdir.
Üstat, sosyal ve kültürel baskıların insan üzerinde yarattığı psikoloji ve yaptırımları, bir çocuk üstünden kitaba işlemiş.







Kitap adı: Oğullar ve Rencide Ruhlar 
Yazarı: Alper Canıgüz
Sayfa Sayısı: 204

Kitabın giriş cümlesi," Beş yaş insanın en oldun çağıdır; sonra çürüme başlar." Böyle bir cümlenin arkasından 5 yaşında bir çocuğun absürt bir serüveni ile karşı karşıya kalırsınız. Olay kurgusunda ilerlerken bazen o çocuğun kocaman bir insan olduğunu düşünürsünüz. Ama asıl gerçek öyle değildir. O çocuk hiç büyümemiştir ve halen 5 yaşındadır.

"Bazen de saygıdeğer abilerim ablalarım, dünyası yerle bir olur insanın. Hayat, fazla yarmadan idare etmeyi sağlayan bütün anlamlarını yitiriverir. En akıllıca saydığınız fikirlerinizin saçmalığını, en içten duygularınızın yapmacıklığını kavrarsınız. Aslında hiçbir konuda bir fikriniz bulunmadığını, aslında hiç kimseye karşı bir şey hissetmediğinizi ve tüm evrenin de size karşı aynı gaddarca kayıtsızlık içinde olduğunu. Hep gözünüzün önünde durduğu halde o güne dek her nasılsa yok saymayı başardığınız bu gerçeği fark ettiğiniz anda ilahi işleyişi de çözmek üzeresiniz demektir."

" Bildiğiniz gibi bir şeylerin olması için mutlaka müteşebbis ruhlu bir ahmağın bu kuralı çiğnemesi gerekir."


Bir yazı dizisinin daha sonuna geldim. Farkındayım 2016 yılı kitap okuma sayım çok yukarlarda değil. Lakin ben böyle durumlarda bardağın dolu tarafını görmeyi seviyorum.

2016 yılını  23 kitap (7065 sayfa) ile noktaladım.

Şimdi 2017 yılında okunacakların listesini oluşturdum. Şu an listemde hali hazırda 19 kitap var. Listeme katkıda bulunmak amacıyla kitap önerilerinizi yazarsanız çok mutlu olurum.


1-  Suskunlar
2-  Cinler
3-  İlyada
4-  Kosmos
5-  Marsta Zaman Kayması *okudum.
6-  O
7-  Tesla Anlaşılmamış Dahi *okudum.
8-  Veba
9-  Dune Çocukları
10- Boğulmamak İçin
11- Ölümlü Makineler
12- İnsanın 1 Dakikası
13- Kadınsız Erkekler
14- Bana İtalya'yı Anlat
15- Golem ve Cin
16- Sis *okudum.
17- Kopyalanmış Adam
18-Savaş ve Barış
19- Kitab-ül Hiyel * okudum.















Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.