10 Aralık 2019

Yurtdışından Amazon.com Alışverişi Nasıl Yapılır? Trajikomik Bir Hikaye


Az sonra okuyacağınız olayda yer alan kişi ve kurumlar tamamen gerçektir. Keşke gerçek olmasaydı da size bu sadece trajikomik bir hikayedir diyebilseydim. Aslında ben de bu trajikomik olayı dinleyenlerden biri olacakken bir anda olayın esas oğlanı haline geldim. Peki nasıl geldim?

Her şey arkadaşımın annesine bir telefon alma isteğiyle başladı. Biliyorsunuz Amazon yakın bir geçmişte Türkiye pazarına giriş yaptı. Yaptı da iyi mi oldu kötü mü; açıkcası ben anlamadım. Telefonu Amazon.com.tr sitesinden alabilmemiz (alabilmemiz diyorum çünkü ikinci günün sonunda olaya ben de dahil oldum) üç gün sürdü. Teslimi ise sadece saatler.

Şimdi "ne var canım seçiyorsun telefonu, atıyorsun sepete, ödemesini yapıyorsun" diyorsunuz değil mi? Evet sıralama doğru ama Amazon.com.tr'nin ödemeyi kabul etme adımı oldukça sıkıntılı.

Öncelikle Amazon.com üyeliğiniz var ise Amazon.com.tr sitesinden yeni bir üyelik acmanıza gerek yok. Bu bir kolaylık. Fakat ödemeyi yurtdışında sahip olduğunuz (buna Revalut ve Transferwise dahil) bir kart ile yapmak isterseniz işin rengi değişiyor. İlk önce siparişiniz alındı diye mail geliyor. Aradan bir saat geçmeden; Amazon.com.tr ödemenizi kabul etmedi diye bir mail daha alıyorsunuz. Bu da yetmemiş gibi, hesabınızı kilitliyor. Geçen zaman diliminde sepete attığınız indirimli ürün ellerinizin arasından kayıp gidiyor.

İşte arkadaşım bu süreci iki gün boyunca yaşadı. Oluşturduğu bir hesabı bu yüzden kilitlediklerinde yeni bir hesap oluşturup, Türkiye'de ki bir kredi kartı ile almak istedi. Bu sefer Amazon.com.tr bizim 3D secure uygulamamız yok, kartınız bu özelliği taşıdığı için alışverişi tamamlayamazsınız dedi. Acılan ikinci hesapta sizlere ömür. Şüpheli işlem yapılıyor gerekçesi ile askıya alındı.

Arkadaşım üzgün, bıkmış bir şekilde konuyu bana anlatınca hadi gel bir de benim hesaptan deneyelim dedim. Attım ürünü sepete. Türkiye'de var olan kredi kartım ile alışverişi tamamladım. Heyecanlı bekleyiş başladı. Bir saat dolmadan, Amazon.com.tr hayırdır Yasemin şüpheli bir işlem yapıyorsun herhalde, hesabının ele geçirildiğini düşündüğümüz için siparişini iptal ettik hesabını da beş saat boyunca erişime kapattık dedi. Ama artık bu telefonu almak bizim için bir gurur meselesi haline gelmişti. 5 saat bekledikten sonra açılan hesabımla aynı işlemi tekrar yaptım. Bu sefer siparişiniz alındı maili geldi. Aradan bir saat geçti, iki saat geçti. Ödeme red edildi diye bir mail gelmedi. Kredi kartımı kontrol ettiğimde de işlem açık işlemlerde bekliyor diye gördüm. Bütün gün bekleyip canıma tak edince, sosyal medyanın gücünü ben de kullanayım diye kolları sıvadım. Amazon'un twitter hesabına biraz matrak, biraz sitemkar bir yazı  yazdım.  Gelen cevapla acaba bu trol hesap ve beni mi kekliyor dedim ama yok bildiğiniz Amazonun hesabıydı.



Bir günlük bekleyişin sonunda, (bankam da bu arda bana mesaj attı ve beni aradı. Yasemin hayırdır bu işlemi sen mi yapıyorsun diye) siparişim onaylandı. Ve telefon ışık hızıyla gitmesi gereken yere ulaştı.

Şimdi bu trajikomik hikayeden çıkarılacak kıssadan hisselere gelirsek;

Amazon.com üyeliğiniz varsa Amazon.com.tr için yeni bir üyelik oluşturmanıza gerek yok.
Amazon.com.tr alışverişlerinde yurtdışı kartalarınızı kullanamıyorsunuz.
Amazon.com.tr 3DS özelliğini kullanmıyor. Eğer bu özelliğe sahip bir Türkiye kartınız varsa yine işlem yapamıyorsunuz.
Amazon.com.tr yardım ekibi pek bir matrak. Aman dikkat!

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

2 Aralık 2019

Ne Umdum Ne Buldum #Kasım


Yıl sonu yaklaştıkça bulduklarımdan çok, bir sonraki yılda umduklarıma odaklanmış durumdayım. Hal böyle olunca da Kasım ayından umduklarım oldukça azdı. Umulanlar az olunca bulunanlarda az oldu bittabi.
Fakat bu sene yazmaya başladığım seri bozulmasın diye yine geçtim blogumun karşısına. Tam da adına yakışır bir pazar günü oluyordu. Bu saate kadar tabiri caizse hiçbir şey yapmadım. Şimdi sallanan koltuğuma oturmuş, kucağımda bilgisayarım umulanlarla bulunanları yazma zamanı.

Yukarıdaki satırları Pazar günü yazdım. Yazma da devam edecekken bir anda dışarı çıkmaya karar verip biraz yürüdüm. Ne umdum buldum yazısını yazmak Pazartesi gecesine, yayınlamak da Salı sabahına kaldı.

Kasım ayıdır, kıştır diye oldukça soğuk bir hava umdum. Tam tersi ılık bir hava buldum. Kasım ayı beni şaşırttı. Kendine yakışır bir şekilde soğuk yapmadı bu sene. Ortama 10 derece olan sıcaklık sayesinde bu ay da iki hafta bisikletle işe gittim geldim. Kapak fotoğrafını da kurumuş yaprakları bulunca bisikletimi usulca yerleştirip çektim.

Sporuma tam gaz devam etmeyi umdum. Umduğumu da buldum. Hiç aksatmadan haftanın 4 günü spora gitmeye devam. Kas yapabilmek adına yemeyi biraz abartmış durumdayım. Ne diyordu sporcular bu döneme? Bulk dönemiydi sanırım. Yakında hunharca yeme dönemini sonlandırıp, yağ yakımına yönelik bir sporcu diyeti uygulayacağım. Bakalım sonuçları nasıl olacak. Olabilecek mi?

Blogla daha çok haşır neşir olmayı umdum. Umduğumu bulamadım. Aklıma yazacak çok şey geliyor gelmesine de onları yazıp, düzenleme konusunda pek bir tembellik yapıyorum. Birkaç konu var aklıma onları araştırıp, araştırmalarımı yazmak istediğim. Bakalım 2020 yılında belki böyle bir seri yapabilirim. Hem beni araştırmaya sevk eder, hem de blogda farklı konulara yer vermiş olurum. Ne dersiniz hoş olmaz mı?

Yılın son demleri kitap okuma hedefime yaklaşmayı umdum. Umduğumu bulabileceğim söylenemez. Sayfa sayısı kalın bir kitap seçince adet olarak hedefin gerisine düştüm. Olsun ne yapalım. Dedim ya artık yeni yıl hedeflerini oluşturma zamanı. Böyle giderse 2019 yılını 40 kitap ile bitirmiş olacağım.

Spora başladım hazır, bol bol su içerim diye umdum. Yine hüsran, yine acı, yine sussuzluk. Ne olacak benim bu su ile imtihanım. Sadece salona gittiğimde yarım litre su içiyorum. Onun dışında gün içinde 1 bardak su içmek bile aklıma gelmiyor. Bu sorunu aşmak için birçok yol denedim denemesine fakat başarı oranım sıfır.

Yazıyı bitirmeden önce aylık değil de yıllık olarak umduğum bir şeyden bahsedeyim. Yıl başlarken Bir Tutam Karınca'nın takipçi sayısının yıl sonunda 600 olmasını ummuştum. Bu ay umduğumu buldum. Kasım ayı itibariyle 600 kişi olduk. Blogların kan kaybettiği bu dönemde her yeni gelen takipçi inci değerinde. Hazır konu buraya gelmişken; bu satırları okuyan, Bir Tutam Karınca'yı takip eden, yorumlarını esirgemeyen herkese bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Sizin oradaki varlığınız Bir Tutam Karınca'nın kalp atışları gibi...
Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

25 Kasım 2019

Kahve Bahane #54


16 Nisan 2017 tarihinde karar vermişim Kahve Bahane demeye. O zamandan bu zamana kah sevinçlerimi, üzüntülerimi kah heyecanlarımı, beklentilerimi yazdım. 2019 yılının sonlarına doğru acaba yeni yılda da yazmaya devam etmeli mi yoksa yeni bir seri mi başlatmalı sorusu geliyor aklıma. Bakalım önümde karar vermek için en azından bir ay daha var.

Zaman yine geçti gitti. Çocukken 2020'li yıllarda uçan arabalar olacağını zannederdik. Gerçek hiç de öyle olmadı. Biz yine ulaşımı otobüslerle, uçamayan arabalarla sağlıyoruz. Arabalar uçar mı, uçması iyi mi olur, kötü mü? orası tartışılır. İçinde bulunduğumuz zamanda gelişim kaplumbağa hızıyla ilerlerken, şimdi de Mars adlı bir dizide 2042 yılında insanoğlunun Mars'a yerleşme macerası izliyorum. Ve yine aklıma o soru. 2020 yılında uçan arabalar yoksa 2042 yılında da Mars'a yolculuk olmayacak mı?

2042 benim için kritik bir yıl. Ölmez sağ kalırsam, masa başında sekiz saat geçirmeye tahammül edebilirsem, o yıl emekli olacağım. Eee o zaman emekli paramla bir Mars'a gider gelirim değil mi? Belki de hiç geri gelmem. Orada kalırım.

Şimdilerde gidip geldiğim tek yer ofis. Kasım ayıdır, soğuktur demedim geçen hafta bisikletimle gittim işe. Böylelikle hayatımda bir ilki daha gerçekleştirmiş oldum. İki derecede bisiklet kullandım. Ben ki hava 18 derecenin altına düşünce isyan eden, donan insanım. Ve şimdi geldiğim noktaya bakın.

İnsan yaşadığı ortama ayak uyduruyor. Bu net. Bu yüzden, ben hayatta orada, burada yaşayamam demeyin. Oluyor hem de bal gibi oluyor. Bir inkar evresi var; o evreyi geçirdikten sonra kabulleniş başlıyor. Sonrası da ver elini iki derecede bisiklet yolları. İş yerinde sekiz saatten geri sayıyorum. Bitse de bisikletimle dönüş yoluna düşsem diye. Kış olduğu için hava erkenden kararıyor. Karanlıkta bisiklet sürmenin keyfi ayrı oluyor. Demem o ki nereden tutarsan tut mutluluk, nereden tutarsan tut huzur.

Yazı geldi huzur ve mutluluğa dayandı. Bunda sürülen yolların ve akşam yapılan sporun etkisi büyük. Aklıma farklı şeyler gelip, yazı olumsuzluğa evrilmeden son verme zamanı. Bu da  böyle olsun.
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalmayı ihmal etmeyin.
Sevgiler.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

10 Kasım 2019

Ah be Çocuk


Ansızın çalan telefonları sevmem hiç. Belki de bu yüzden telefonunum sesi hep kısıktır. Ben canım istediğinde bakarım telefonun ekranına. Bazen gelen mesajlara geç döndüğüm için kızarlar bana veya gönül koyarlar. Yazılarları saatler sonra okurum çoğu zaman.

Bugün güne güzel başlamıştım. Sabah sporumu yaptım. Spor sonrası enfes bir kahvaltı hazırladım. Hava yağmurlu, her yer kapalı olduğundan; kitabımı alıp bir kafeye gittim. Gittiğim kafede de telefon çekmiyordu. Bir şeye bakmak için telefonu kafenin internetine bağladım. İşte o anda ekrana bir mesaj düştü. Abla nasılsın? Nerdesin? diye. Biraz tedirgin etmişti bu mesaj beni. Kız kardeşimle her gün yazışıyoruz ama bu sefer yazan erkek kardeşimdi. Onunla öyle sık sık yazışmayız biz. Zaten yazım tarzından da bir şeyler olduğunu anlamıştım. İyiyim kafede oturuyorum dedim. Sana kötü bir haberim var ve benden duy istedim dedi. Ne oldu acaba diye düşünürken, çocukluk arkadaşım hayatını kaybetti, intihar etti diye yazdı. Okuduğumda ilk önce inanamadım. Nasıl yani dedim. Dün oldu, Boğaz köprüsünden atlamış dedi. Bir anda çocukluğuma döndüm. Aramızda altı yaş var. Ben onun da Yasemin ablasıydım. Tüm yaramazlıklarına tanıklık etmiştim. Bir anda sesi çınladı kulaklarımda. Büyümüş, koca adam olmuştu en son görüştüğümüzde. Şimdi ise bir hastane morgunda otopsi için bekliyordu cansız bedeni. İçim cız etti. Gözlerimden akan yaşları durduramadım uzunca bir süre. Boğazım düğümlendi. Gencecik bir hayat sönüp gitmişti. Sebebi ne olursa olsun böyle bitmemeliydi.

Akıl ve yaşam bir pamuk ipliğine bağlı. O ipliği koparıp hayata gözlerinizi yumduğunuzda geride sizi tanıyanların canı çok ama çok acıyor. Sadece ah be diyorsunuz. Ah be çocuk!

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

9 Kasım 2019

Kahve Bahane #53


Bol köpüklü bir türk kahvesi eşliğinde yazılsaydı bu yazı, eminim daha derin daha uzun olurdu. Hele bir sohbet etmeye başlayayım; (sonuçta kahve bahanenin önceliği kahve içmek değil sohbet etmek) belki yazının ortalarına doğru kendime bir bardak kahve hazırlarım.

Hazırlanmak, hazırlamak; yaşamın süregittiğinin göstergesi. Kendi ahenginde akarken hayat ben de bazen akıntıya kendimi bırakıyorum, çoğu zaman isyan ediyorum ve ters yöne yüzmeye çalışıyorum, nadiren de olsa su üstünde durmaktan yorulup dibe batıyorum. Sanırım bunun adına yaşam diyorlar.

Geçenlerde, uzun bir zamanın ardında resim çizdiğim arkadaşımla buluştum ve yarım kalan sanat eserlerimizi (en azından bizim için öyleler) tamamladık. Bir yandan çizdik bir yandan da sohbet ettik. Sohbetin konusu memnun olmaya geldi. Arkadaşım kadınların neredeyse çoğu zaman bir memnuniyetsizlikleri olduğu söyledi. Durdum düşündüm. Gerçekten de öyle. Her zaman şikayet edecek bir şeyler bulabilme konusunda biz kadınlardan iyisi yok. Derin sohbete kahvelerimiz eşlik etti. Resimlerimizi tamamladıktan sonra bir sonraki buluşmada renkli kalemlerimizle bir şeyler karalama kararı aldık ve ayrıldık. Böylelikle rutin hayatımızı azıcık da olsa hareketlendirmiş olacağız.


Hareket demişken yeniden spora başladım ben. Bu sefer haftanın dört günü gidiyorum. Üçüncü haftayı geride bıraktım. Spor candır derken hiç mübalağa etmiyorum. Nasıl iyi geliyor bana anlatamam. Ne iş stresi kalıyor ne de baş ağrısı. Geceleri daha kolay uyuyorum. Spor sonrası kendimi daha dinç hissediyorum. Bundan iyisi şamda kayısı...

Şam'a değil fakat Antep'te bir köy okulunun kitaplığına kitap aldım geçenlerde. Denk geldiğiniz mi bilmiyorum bir tanıtım yazısı yayınlamıştım. İşte o yazıdan elde ettiğim geliri böyle değerlendirdim. Umudum bir çocuk bile olsa okuma sevgisini o küçük yüreğine düşürebilmek.

Hazır konu çocuklardan açılmışken geçenlerde blogların yapmış olduğu bir mimden bahsetmek istiyorum. 10 yaşına bir mektup yazacak olsan nasıl olurdu gibi bir başlığa sahip. Denk geldikçe kim kendine nasıl bir mektup yazmış diye okuyorum. Geçen hafta da koşu bandında koşarken aklıma geldi. Acaba ben kendime bir mektup yazsam nasıl olurdu diye düşündüm. Pek iç acıcı şeyler yazmayacağımı anladım ve boş ver Yasemin eğer onları yaşamamış olsaydın belki de sen, sen olmayacaktın dedim. Mimi yazmadan rafa kaldırdım.

Benim aklıma koşarken çok şey geliyor. O an kağıda dökebilsem enteresan hikayeler çıkabilir ortaya. Geçen gece de tam uykuya dalıyorken yazacağım kitabın giriş paragrafı geldi aklıma. Fakat üşendiğim için bir yere not almadım. Sabah kalktığımda ise kurduğum cümlelerin bir çoğunu anımsayamadım. İşte tembellik kötü bir şey. Şimdi bekle dur ki o ilham perisi yeniden gelsin de kulağına fısıldasın.

Yazacağım kitabın dediysem öyle büyük boylu bir hayalim yok. Yazdığım mikro öykülerimi, blogda zamandan bağımsız yazdığım (Seni Sen Yapan Sevdiğin Şeyler, Sil Baştan, Ben Küçükken tarzında) yazılarımı bir kitapta toplamayı istiyorum. Sonra o kitabı bastırıp sahaflara vereceğim. Günü birinde, bir kitap sever tozlu kitaplar arasıdan belki benim kitabımı alır. Hoş olmaz mı?
Bence çok hoş olur.



✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

7 Kasım 2019

Ne Umdum Ne Buldum #Ekim


Kasım ayının ortasına doğru yol alırken bu Ekim yazısı nereden mi çıktı? Ekim ayı tüm verimsiziliği ile geçti gitti. O kadar verimsizdi ki ne umdum ne buldum demek bile bu zamana kaldı. Geç oldu. Bir söz var, gelirsen Ekime kadar gelmezsen ..... diye devam eder. Tövbe bak ağzımı bile bozdurdu bana. Böyle gelecekse bu Ekim hiç gelmesin daha iyi.

Her şeyin başı hava. Evet yanlış okumadın sevgili okuyucu. Çünkü havalar bozulunca bizim sağlıklar da bozuluyor burada.

Ekim ayından güzel bir hava ummadım. Ummadığımı da buldum. Havalar kötüleşti. Kötüleşen havaların neticesinde hasta oldum. İlaç içersem bir haftada geçecek olan hastalığımı; ıhlamur, limon ve bal üçlüsü ile yedi günde atlattım. Gitti mi bir hafta! Kaldı sana üç hafta. Bunun son haftası da iş yoğunluğuyla geçti. Kaldı sana iki hafta.

Bu iki hafta da üstünüze afiyet biraz tembeldim. Hastalıktan çıkış, havalara alışma telaşı, otobüsle işe gitmenin huzursuzluğu derken, ay sonu bir baktım kayda değer hiçbir şey yapmamışım.

Topu topu ( aslında buraya hepi topu yazacaktım. Fakat TDK yoo Yasemin onun doğrusu topu topu dedi) 2 kitap okudum. Aslında bu sayının azlığını mazur gösterecek bir sebebim var. Telefona indirdiğim birkaç uygulamadan makale okuyorum. Kitap okumaya ayırdığım zamanı makale okumaya harcayınca böyle oldu.

Yazının başlarında her şeyin başı hava dedim ya buna bir de huzuru eklemek lazım. Ekim ayının son haftası iş yerinde de keyfimi kaçırdılar. Burada uzun uzadıya anlatılacak şeyler değil. Sadece sinek küçüktür ama mide bulandırır yazayım, gerisini siz anlayın.

Velhasılıkelam, ben bu Ekim ayını hiç sevmedim. Böyle geleceksen gelme iki gözüm.

Sevilmiyorsun.




✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

31 Ekim 2019

Polonya Usulü Kabak Çorbası


Her yerde halloween çılgınlığı yüzünden sarı sarı kabaklar varken size gerçek bir kabak çorbası tarifi vermeye geldim. Polonya'da oldukça popüler bir çorba. Ben de her tattığımda da nasıl böyle güzel yapıyorlar bu çorbayı diye düşünmekten kendime alı koyamıyordum. 4 senenin sonunda gerçek tarife eriştim. Paylaşımcı bir insan olduğum için çorbayı denedikten sonra fotoğrafını çektim. Şimdi size Polonya Usulü Kabak Çorbası yapmanın inceliklerini anlatacağım. Kağıt ve kaleminiz hazırsa başlıyorum.

Polonya Usulü Kabak Çorbası

Malzemeler:

Bir adet orta boy bildiğimiz turuncu renkli kabak.
2 tane orta boy patates
1 çorba kaşığı tereyağı
1 diş sarımsak
1 çay kaşığı zerdeçal tozu
1 çay kaşığı zencefil tozu
Tuz
1 domates
Yarım su bardağı bulyon ( et veya tavuk suyu da olabilir)
Yarım su bardağı sıcak su
1 su bardağı süt

Yapılışı:

Tereyağı tencerede ısıtılır. Gelişi güzel doğranmış soğanlar eklenerek pembeleşinceye kadar kavrulur. Sonrasında sarımsak eklenir. ( ince ince doğramaya gerek yok. En sonunda mikserle bııızzzttt yapacağız.) 

Soğan ve sarımsaktan sonra içine gelişi güzel küp küp kestiğimiz kabak ve patatesler eklenir. Üstüne zerdeçal, zencefil, tuz eklendikten sonra 5 dakika karıştırılarak kavrulması sağlanır. (İşin püf noktası burada bence. Çünkü bu aşamada mutfaktan enfes kokular yayılmaya başlıyor.)

Güzelce kavrulan karışıma yarım su bardağı bulyon eklenir. Kabaklar yumuşayıncaya kadar ortalama 10 dakika pişirilir. (Ocağın altı çok açık olmasın. İçli içli pişsin, ben bu aşamada yarım su bardağı sıcak su ekledim. Kıvamı çok koyu olmasın diye)

Artık tamam dediğiniz noktada doğranmıs domatesler de karışıma eklenir. ve 3 dakika daha pişirilir.
Sondan bir önceki aşama ise çorbamızı pürüzsüz bir hale getirmek. Mikser yardımı ile tüm taneciklerin ezilmesi sağlanır.

En son yarım su bardağı süt ilave edilir, 5 dakika daha kaynatılır. Ve çorba hazır olur.

Servis yaparken üstüne kabak çekirdeği, bir kaşık yoğurt (veya krema) ve kırmızı biber ekleyerek lezzetin doruklarına çıkabilirsiniz.
Şimdiden afiyet olsun.

Arkadaşım bu satırları okuyamayacak olsa da buradan bir kez daha kendisine teşekkürü bir borç bilirim.
Dzieki Karolina




✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

28 Ekim 2019

Kahve Bahane #52


Duydum ki kahveler yalnız içiliyormuş. Kahve bahane yazılarını özleyenlerin sayısı artmış. Bu ay yazma konusunda pek bir verimsizdim. Bunu kabul ediyorum. Şimdi bir yorgunluk kahvesi yaptım kendime. Aldım kalemi elime. Eğer sizin kahveler de hazırsa, sohbetimize kaldığımız yerden devam edebiliriz.

Ekim ayı, pek bir yordu beni. Ne umdum ne buldum serisinde detaylıca anlatacağım. Özet geçmek gerekirse, bir anda soğuyan ve aniden ısınan havalar yüzünden hasta oldum. İnsan hasta olunca da gözü bir şey görmez derler ya; doğruluğunu bir kez daha tatmış oldum. Çok şükür hastalıkları geride bıraktım. Umarım bir daha bana uğramaz. Uğrasa bile teğet geçerse kabülümdür. Yeter ki baki olmasın.

İnsanoğlu işte güzel olan şeyler hiç bitmesin. Sürekliliği olsun istiyor. Uzun bir aradan sonra spora yeniden başladım. Gunki ile veriyoruz gazı birbirimize. Böyle olunca da pek bir keyifli oluyor. Hedeflerimiz var, motivasyon tamam. Umarım böyle devam eder. Ağırlık çalışmaya başladım. Yaz boyu bana eşlik eden bisikletim sağ olsun. 4 ayda bacak kaslarımı inanılmaz geliştirdi. Böyle yazınca hanımların korkulu rüyası; aman bacakların mı kalınlaştı sorunu geliyor akıllara. Öncelikle gönül rahatlığıyla dört ayda Arnold Schwarzebegger gibi şişmediğini söyleyebilirim. Sadece sıkılaştı ve toparlandı. Bu yüzden üst beden çalışıyorum salonda.

Kapalı alanlarda ruhum daralıyor. Bu aralar iş yerindeki ışıklara takmış durumdayım. Beni oldukça rahatsız ediyor. Baş ağrısı da yapıyor. Ofis yönetimi ile sıkı bir pazarlık sürecindeyiz. Onlar iş kanunu diyor. Ben de benim gözlerimin ve baş ağrılarımın müsebbibisiniz diyorum. Bakalım bu zorlu savaşın kazananı kim olacak?

Kazanmak, kaybetmek. Neyi kazandığına veya kaybettiğine göre insan üzerinde etkisi farklı olan iki zıt kavram. Mesela para kaybettiğinde üzülen insan, kilo kaybettiğinde sevinebiliyor. Bu yüzdendir ki her cümleye tek bir anlam yükleyip onu yargılamamak gerek.

Kahve bahane yazacakken konu aniden felsefi içeriğe büründü. Hemen toparlıyorum. Hafta sonu başımdan geçen trajikomik bir olayı anlatmakla işe başlayabilirim. Markette ampul reyonunda bir ürünün fiyatını bulamadım. Yakınlarda bir görevli vardı. Gidip fiyatını sorayım diye yanına yaklaştım. İngilizce pardon dedim. Görevli de bana baktı. Yaklaşık 20 saniye kadar ( ki bu 20 sn bana dakikalar gibi geldi)"yaw ingilizce bunun fiyatı nedir?" diye nasıl soracağımı düşündüm. Bir anda kal gelir ya insana. Tam anlamıyla öyle oldu. Benim nöronlar beynimde fink atarken ağzımdan "ile kosztuje" sözcüğü döküldü. Sen ben lehçe bilmiyorum diye ortalıkta gezin dur. Sonra da git satıcıya lehçe bu ne kadar de. Olacak iş mi?  Aslında pasif öğrenme denilen şeye maruz kalmış durumdayım. Sadece beynim bunu kabullenmiyor.

Bir sonraki gün de markette bir ürün ararken, telefondan fotoğrafını gösterdim ve ingilizce bu nerede diye sordum. Görevli 60 yaşlarında bir kadındı. Aradığım ürünün olduğu reyona beni götürdü ve bunlar farklı firmaların ürettiği aynı ürün dedi. Ve bunların hepsini lehçe söyledi. Ben de anladım. Kendime şaşırdım.

Benim yabancı dille aramda garip bir bağ var. Beynimi nasıl olumsuz kodlamışsam, anladığıma ve konuştuğuma şaşırıyorum. Yok artık bayağı anlıyorum ve konuşuyorum diye insan kendine şaşırır mı? İşte bu blogun sahibi şaşırıyor. Böyle tuhaf durumlarım var. Kimine garip, kimine aptalca, kimine de eğlenceli geliyor. Artık size nasıl geliyorsa. Ne olursa olsun. Bu detaylar beni ben yapıyor.

Size nasıl geliyorsa bir kitap ismi. Hazır yazımda yer vermişken kitaptan bir alıntı yapmak farz oldu.
Sevgili William Shakespeare der ki; Budala, akıllıyım sanır, ama akıllı budalalığını bilir.

İnsanın iyi ve kötü yönleriyle kendini bilmesinden a'la ne olabilir?
Bu da başka bir yazının konusu olsun. Şimdilik bende bu kadar.
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

23 Ekim 2019

Bilsem Deneme Sınavı




Bilim ve Sanat Eğitim Merkezleri olarak açıklanabilen BİLSEM, kendine has becerileri olan öğrencilerin, bu becerileri nitelikli biçimde geliştirmesini sağlayan sürecin adıdır. Kendi yaş grupları arasında kişisel yetenekleri daha gelişkin olan öğrencilerin sınavla alındığı bu sürece dahil olmak için Bilsem sınavını kazanmak gerekmektedir. Bunun için de en çok tercih edilen yollar arasında Bilsem deneme sınavı başı çekmektedir. Peki, Bilsem’e hazırlık için deneme sınavı çözmek dışında uygulanması gereken yöntemler nelerdir?

Bilsem Deneme Sınavı - Bilsem’e Nasıl Hazırlanılmalı?

Bilsem’e hazırlanan öğrenciler ve velileri şunu unutmamalıdır: Bu sınava hazırlanırken ezber yapmak hiçbir fayda sağlamaz. Söz konusu sınav tamamen bireysel yeteneklere yönelik olarak gerçekleştirilir. 

Bilsem sınavlarında 2017 yılından itibaren tablet kullanılmaya başlandığı için Bilsem uygulamaları ve egzersizleri ile çalışmak son derece yararlı olacaktır. Ayrıca daha önce Bilsem sınavlarında sorulmuş soru örneklerine ve cevaplarına bakarak, yeni dönemde ne tür soruların çıkacağına dair bilgi edinmek de mümkündür. 

Bilsem sürecindeki öğrencilere, aileleri ve öğretmenleri tarafından şu bilgi kesinlikle verilmelidir: Bilsem’de verilen yanlış cevaplar, doğru cevapları götürmüyor. Yani 4, yanlış 1 doğruyu götürür gibi bir durum Bilsem’de yok. Onun için de öğrencilerin mantık yürüterek, emin olmadıkları sorularda bile cevap haklarını kullanmaları önerilir. 

Bilim ve Sanat Merkezleri sınavlarına hazırlanan öğrencilerin bireysel yeteneklerini geliştirebilecekleri aktivite ve egzersizlerle onların bu sürecini desteklemek aileler ve öğretmenlerin birincil görevidir. Alanında yetkinliğini kanıtlamış ve öğrencilerin severek kullanacağı uygulamalar da bu anlamda son derece yararlı olacaktır. 

Bilsem Sınav Tarihleri

Bilsem sınavlarına girecek öğrencilerin ve onları hazırlayan öğretmenler ile velilerin en merak ettiği soruların başında Bilsem sınav tarihleri geliyor. Bu tarihlerin sürekli olarak kontrol edilmesinde yarar var. Zira tarihler, MEB resmi sitesinde yayınlanıyor. Zaman zaman bu tarihlerde değişmeler olabiliyor. Bu tarih değişiklikleri Bilsem öğretmenlerine bildiriliyor olsa da velilerin de takip etmesi iyi bir süreç yönetimi açısından yararlı olacaktır. 

2019 yılında Bilsem sınav takvimi şu şekilde oluştu:



Bilsem’e Hazırlık Uygulaması

Bilsem sınavları 2017 yılından itibaren tablet sınavı şeklinde yapılmaya başlandığı için hazırlık sürecinde Bilsem Demo’yu kullanmak yarar sağlayacaktır. Ayrıca daha önceki yıllarda çıkmış Bilsem sorularını incelemek de ne tarz sorular çıktığına dair fikir vereceğinden iyi bir hazırlık süreci için önemlidir. 

Bilsem Demo’nun soru çeşitliliği ve sürekli uygulamaya imkan vermemesi açısından zayıf kalması nedeniyle veliler ve öğretmenler, Bilsem’e hazırlık uygulamaları ile çözüm aramaktadırlar. Bu noktada, Bilsem sınavlarında çıkmış sorulara çok benzer örnekler sunan MentalUP birkaç adım öne çıkmaktadır. 

Her yıl binlerce öğrenci tarafından Bilsem’e hazırlanmak için kullanılan, çocuk gelişim uzmanlarından onaylı zeka egzersizleri uygulaması  MentalUP’ı hemen deneyin!

Bilsem’e Bireysel Başvuru Yapılabilir mi?

Bilsem sınavlarına girmek isteyen öğrencilerin ya da velilerinin bireysel başvuru yapma imkanı yoktur. Bu süreçte sadece öğretmenleri tarafından aday gösterilen öğrenciler sınavlara katılma hakkı kazanırlar. 

1.2 ve 3. sınıflarda öğrenim görenler arasından seçilen ve kendine has yetenekleri olan öğrenciler, öğretmenleri tarafından Bilsem'e aday gösterilirler. 

Bilsem Sınavı Ücretli mi?

Daha önceleri ücretli olan Bilsem sınavları artık ücretsiz hale getirildi. Yani, Bilsem sınavına girmek için öğrencilerin ücret ödemesi gerekmiyor. Öğretmenleri tarafından Bilsem’e aday gösterilen öğrenciler, hiçbir ücret ödemeden Bilsem’e girebiliyor. 

Bu yazının geliri bir köy okulunun kütüphanesine birkaç kitap ekleyerek, minik kalplere kitap sevgisini aşılamak için kullanılmıştır.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.