20 Ekim 2019

Bisiklet Süren Kızın Aklından Geçenler #T


T. Alfabemizin 24. harfi. Birçok kelimenin başlangıcı. Herkese farklı bir şey çağrıştırır. Bir öğrenci için çizimlerin vazgeçilmezi olan T cetvelini akla getirir. Müzik severler için bazen Tarkan'ı akla düşürür. Yollarda olanlar için sarı rengiyle görmeye alışık olduğumuz taksiyi çağrıştırır. Bazısına da ingilizce zaman anlamına gelen time kelimesini hatırlatır. Şekil itibariyle insanın aklına yol ayrımını getirdiği de olur.

Benim aklıma da yol ayrımını getiriyor. Pedallarken gördüğüm tabelaların bununla bir ilişkili var mı? Bence var. Her şey birbiriyle bağlantılı değil mi sonuçta. Gördüklerimiz düşünceleri şekillendiriyor. Düşüncelerde seni sen yapıyor.

Seni sen yapabilmek için karar vermek zorundasın. İşte tam o aşamada gözümde kocamana bir T harfi beliriyor. Sağa mı gitmeli, yoksa sola mı? Karar verme süreci sancılı geçiyor. Her zaman benim için doğru olan yönü seçemiyorum. Tam ortada kalıp sağa veya sola adım atmaktan korktuğum zamanlarım oluyor. Bilinçsizce hayatımın gidonunu sola veya sağa kırdığım zamanlar da oluyor. Korktuğumda hep aynı noktada kalıyorum. Kötü de olsa bir tarafa gittiğimde, seçtiğim yol her zaman bana bir şeyler katıyor. Böylece yol boyunca deneyimlediklerim, bir sonraki T için beni hazırlıyor. Hayat düz bir çizgiden ibaret değil. Her zaman karar vermemiz gereken T ler var.

Aklımdan bunlar geçerken, önüme bir tabela çıkıyor. Biri evimin olduğu yönü gösterirken, diğer de bilmediğim bir yeri işaret ediyor. Duruyorum. Bisikletimi tam olarak T nin ortasına yerleştiriyorum. Birkaç adım geri çekiliyorum ve şu an bakmakta olduğunuz kapak fotoğrafını çekiyorum. Sonra bisikletime binip, bildiğim yöne (evime) doğru pedallıyorum.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

3 Ekim 2019

Kahve Bahane #51


Kahve hayat kurtarır. Enerjin düşükse hop iç bir kahve, sabah iş yerinde gözünü açamıyorsan hop iç bir kahve, bloga yazı yazacaksan ama başlık ne diye düşüyorsan hop yaz bir kahve bahane. İşte tam da bu yüzden hayat kurtarır diyorum. Bu blogun yaşaması için kahve bahaneye ihtiyacı var.

İhtiyaçlar hiç bitmiyor. Her zaman bir şeylere ihtiyaç duyuyor insan. Şimdilerde benim ihtiyacım olan ilgimi cezbedecek kitaplar bulmak. Bir göz atıp yok bunu daha sonra okurum dediğim kitapların sayısı gün geçtikçe artıyor. Sanırım bunda yeniden kindle geçmemim de payı büyük. Keyfimden geçmedim ki basılı kitaplarım suyunu çekti.

Suyunu çeken şeylerden biri de para. Ama para pul mevzularına hiç yer vermedim blogda bu çizgimi bozmayacağım ve üstün körü geçiştireceğim bu paragrafı.

Çizgimi bozmadığım şeylerden biri de istikrarlı bir şekilde işe bisikletle gitmek. En büyük motivasyon kaynağım bu. Yoksa işe gitmemin pek de güzel bir şey olduğunu söyleyemeyeceğim. Her akşam yatmadan hava durumunu kontrol ediyorum. Sabah yeniden kontrol ediyorum ve %20 yağmur ihtimali varsa bile "risk budur Yasemin" diyorum ve pedallıyorum. Bugün dönüş yolunda gerçekten üşüdüğümü hissettim. Soğuk hava gerçekleri yüzüme çarptı resmen. Sanırım önümüzdeki hafta bana otobüs yolları gözüktü. Yeni işime başladığımdan beri birkaç gün işe otobüsle gittim. 17 dakika süren otobüs yolculuğuna tahammül edemiyor edişime şaşırdım. Çoğu zaman birkaç durak erken inip eve yürüdüm. Hal böyleyken kış süresince otobüs kullanma fikri keyfimi oldukça kaçırıyor. Oysa ki ben 129T'de her gün neredeyse iki saatten fazla yolculuk yapmış insan evladıyım.

Zaman, mekan ve yaşananlar insanların tahammül sınırlarını şekillendiriyor. Eskiden eyvallah dediğiniz şeyler gün geliyor everest tepesinden hallice bir hal alıyor. Bunun tam tersi olduğu durumlarda var tabii. Eskiden kafaya taktığınız şeylere aman boşver demeye başladığınızı da fark ediyorsunuz. Her şeyin eksisi ve artısı var. İşte buna denge diyorlar.

Dengeyi iyi ayarlamak lazım. Son haftalarda yemeyi biraz abartmıştım. Bu hafta dikkat etmeye başladım. Artık akşamları atıştırmalık olarak üç beş top dondurma yerine, salatalık ve havuç var. İnce ince, kalem kalem doğruyorum, dizi-film izlerken çerez gibi gidiyor.

Dizi demişken, bugün Star Trek Discovery serisini bitirdim. İşin içinde uzay ve uzaylılar olunca pek bir hoşuma gidiyor. Keyifle izledim. Yeni sezonu seneye gelecek diyorlar. Dizilerin sezon arası vermesini hiç sevmiyorum. Mesela Dark'ın birinci sezonunu izledim. İkincisi gelene kadar birincisinde neler olduğunu unuttum. Böyle olunca da ikinci sezona başlayamadım. Yarım kalanlar listesine bir şey daha eklemiş oldum.

O listeye bu yazı eklemek istemediğim için, şimdi son paragrafı yazıp yazıyı yayına hazırlama zamanı benim için. Eğer bir gece kuşu değilseniz muhtemelen yazıyı yarın okuyacaksınız.
Şimdiden keyifli bir hafta sonu geçirmenizi diliyorum.
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye kadar şen ve esen kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

1 Ekim 2019

Ne Umdum Ne Buldum #Eylül


Ne umdum ne buldum demekten öte, kendim ettim kendim buldum yazısı yazmalıyım aslında. Fakat seriyi bozmamak adına başlığa ve içeriğe sadık kalacağım. Eylül ayı için klasikleşmiş "bu ay nasıl da bitti. Hiç anlamadım" kalıbını kullanabilirim. İş yerindeki yoğunluğun yanı sıra evle ilgili bir takım değişiklikler peşindeyiz. Bu yüzden de evde devamlı bir araştırma havası hakim. Hafta sonlarım da  pazar araştırması yapmakla geçiyor. Bunlar olurken bakalım Eylül ayından umulanlar ile bulunanlar nelermiş?

Eylül ayından tam bir sonbahar havası umdum. Umduğumu da buldum. Bu sene enteresan bir şekilde Krakow'da hava aniden soğumadı. Adı üstünde tam bir sonbahar yaşadık. Ara sıra bardaktan boşanırcasına yağan yağmurlar, bulutların ardından bize gülümseyen güneş, sararmaya başlayan yapraklar ile adına yakışır bir şekilde geldi sonbahar.

Bisiklet sürmeye devam etmeyi umdum. Güzel havalar sayesinde umduğumu da buldum. Bazı günler havanın azizliğine uğramış olsam da genel olarak kuru havalarda pedalladım. Her gün yaklaşık 14 km yol yapmanın rahatlığı yüzünden salon sporlarını biraz aksattığımı söyleyebilirim. Bisikleti garaja çekmeden önce sürebildiğim kadar sürme derdindeyim. Bisiklet garaja girince bana yine koşu bandı yolları gözükecek. Bir de üstüne bir grup salon dersi eklesem tadından yenmez.

Okumak, okumak, daha çok okumak. Bu ay da umulanlar arasındaydı. Umduğumu pek bulduğumu söyleyemem. Bazı dönemler parçalı okumalar yapıyorum. Bu da bütünü bozuyor. Ne demek bu şimdi? Bu ay 4 kitap okudum. Onun yanı sıra da farklı kitaplardan bölümler okudum.
Okuduğum kitaplar şöyle;

1- İncognito - Beynin Gizli Hayatı David Eagleman

Ders kitabından hallice bir kitaptı. Bu yüzden roman gibi aktığını söyleyemeyeceğim. Fakat beyin hakkında oldukça güzel bilgiler içerdiğini söyleyebilirim. O küçücük organın nasıl harika bir düzende çalıştığına yakından bakmak isterseniz bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.

2- Serenad - Zülfü Livaneli

Serenad, ahh ahh ben bu kitabı beş sene önce okumuşum. Peki kitaba dair hiçbir şey hatırlamıyor oluşuma ne demeli. Bir arkadaş tavsiyesi üzerine yeniden okudum. İyi ki de okumuşum. Su gibi aktı kitap.

3- Pazartesi Cumartesiden Başlar - Strugatski Kardeşler

Strugatski kardeşlerin kalemini çok severim. Bu kitap için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Kitabın ismi çok ilgi çekiciydi oysa. Bu sefer olmamış sevgili Strugatski kardeşler. Bir bilim kurgu yazmaya çalışırken bir masal dünyası yaratmışsınız ve hikayeyi karakter çokluğunda boğmuşsunuz demek lazım. Buraya küçük bir not düşelim; Strugatski kardeşler okumaya niyetliyseniz bu kitabı göz ardı edin.

4-  A Pocket Full of Rye- Agatha Christie

Canım Agatha, sayesinde ingilizce kitap okumak oldukça keyifli. Bu güne kadar Agatha'nın türkçe çevirisini okumadım. İngilizce okumalarda ilk ve neredeyse tek tercihim Agatha. Çünkü konuyu merak ettiğim için sıkılmadan okuyorum.

Bu dört kitabın yanı sıra Ken Xiao tarafından hazırlanmış "English Speak Like a Native in 5 Lessons for Busy People" adlı kitabın ilk bölümlerini okudum. İngilizce ile ilgiliyseniz ilk 50 sayfasını okumanızı tavsiye ederim.

Arkadaşlarımla daha fazla zaman geçirmeyi umdum. Umduğumu da buldum. İş stresinden uzaklaşıp, farklı şeyler konuşmak bana iyi geliyor. Bu ay bir dil değişim toplantısına da katıldım. Aslına düzenli gitmek lazım böyle toplantılara. Pazartesi akşamları oluşu beni biraz zorluyor fakat gitmeye devam etmek istiyorum. Bakalım zaman ne gösterecek.

Bir Tutam Karınca ile daha çok ilgilenmeyi umdum. Umduğumu bulamadım. Tam bu satırları yazarken diğer sekmede kaç blog yazısı yazdığıma baktım.  Beş yazı yazmışım bu ay. Aslında toplamda beş blog yazısı kötü değil. Demek ki benim daha fazla yazasım varmış ve o isteğimi giderememişim. Darısı Ekim ayının başına diyelim şimdilik.

Fazlaca uzun olmayan bir ne umdum ne buldum yazısının daha sonuna geldim. Yayında ve yapımda emeği geçen herkese (yani hayatıma dokunup bu satırları yazmamı sağlayan her şeye) teşekkürler.
Bir sonraki ay yeni bir ne umdum ne buldum yazısında görüşmek üzere...
Şen ve esen kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

20 Eylül 2019

Karınca Kafe #Bir Tatlı Huzur


Eylül ortası. Soğuklar iyice kendini hissettirmeye başladı artık. Çay demlenirken, dışarıda olan masaları içeriye taşıdım bu sabah. Camın kenarında yer alan diğer masaların yanına koydum. İlk baharın tatlı esintisi başlayınca kadar misafirlerimi burada ağırlayacağım. Bu sabah fonda Bir Tatlı Huzur Almaya Geldik diyor sanatçı. Bir yandan şarkıyı mırıldanırken bir yandan da kış aylarında tarçınlı kurabiye ile güzel bir ikili olacak salebi menüye ekliyorum.

Karınca kafede standart menü kartlarından yok. Günün atıştırmalığını ve içeceklerini yazdığım bir kara tahta var duvarda. Arada renkli tebeşirlerle bir şeyler çiziyorum siyah tahtaya. Özellikle pembe renk tebeşiri elime alınca; omuzumlarımda iki yandan sarkmış örgüler ve yakamda beyaz bir yakalık beliriyor. Arkamı dönsem sınıf öğretmenimle ve arkadaşlarımla göz göze geleceğim gibi hissediyorum. Çizimimi bitirince sessizce arkamı dönüyorum. Tam o sırada camdan birinin bana el salladığını görüyorum. Mahallemizin tontoş teyzesi. 70 yaşında olmasına rağmen dudağından kırmızı rujunu, yüzünden gülümsemesini eksik etmez. Elimden tebeşir tozunu siliyorum ve içeri gelmesi için el sallıyorum. Kapı açılınca iki küçük zil sesi fonda çalan şarkıya eşlik ediyor. Bu ne güzel melodiler diyor içeri girer girmez. Kafenin en güzel köşesinde yer alan masaya oturuyor. Fırından yeni çıkan elmalı kurabiyelerimi bir tabağa koyuyorum,  ince belli bardakta tavşan kanı olan çaylarımızı masaya getiriyorum. O ise camdan dışarı bakarken dalmış gitmiş. Ne düşünüyorsun diyorum. Başlıyor anlatmaya...

Gençliğinden, eski İstanbul'dan, aşklarından, onu üzenlerden, mutlu edenlerden bahsediyor uzun uzun. Biz gençken diyor... Bir yandan da çayını yudumluyor. O anlattıkça benim gözlerim dalıyor uzaklara. İnsan zaman içinde devamlı ileri yol alırken, biriktirdiği anılar sayesinde geçmişe gidiyor. Ben de tontoş teyze sayesinde bir zaman yolculuğuna çıkıyorum bu sabah. Çaylarımız bitiyor. Yenisini doldurmak için kalktığımda, artık gitmeliyim diyor. Tabakta kalan son elmalı kurabiyeyi eline alıyor. Hep böyle güzel şarkılar çal emi diyor... Ve gidiyor. Kapı açılınca, iki küçük zil sesi, Müzeyyen Senar'ın seslendirdiği Dalgalandım da Duruldum şarkısına eşlik ediyor.

Devam edecek...

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

15 Eylül 2019

Kahve Bahane #50


Erken kalkar yol alır. Soğuk ve güneşli bir pazar günü. Henüz kahvaltı yapmadım. Güne bir bardak kahve ve yanında iki üç ceviz ve bir adet hurma ile başladım. Bir pazar kahvaltısı yapacağım fakat daha geç bir vakitte. Bu satırları yazmadan önce bir saat kitap okudum. Güzellikleri uykuya tercih edenlerdenim. Tabii buradan uykuyu sevmem gibi bir anlam çıkmasın. Uykusu seviyorum sevmesine de öğlene kadar uyuyup günü hiç etmeyi sevmiyorum. İşe gitmediğim zaman diliminde bile erken kalkma taraftarıyım ben. Sonrasında gün içinde yapılan şekerlemeler bana sabah uykusundan daha cazip ve tatlı geliyor.

Sonbahar mesela, tıpkı uyku gibi onudan da sevdiğim ve sevmediğim tarafları var. Kışın habercisi olduğu için sevmiyorum. Sokağa çıktığımda tüylerimi ürperten serinliği sevmiyorum. Bunu yanı sıra yaprakların rengarenk olmasını, ağaçların altında oluşan yaprak tepeciklerini çok seviyorum. Sanırım sonbaharın en çok yakıştığı şehirlerden birinde yaşamamın da bunda etkisi büyük. Bu sene de bol bol sararmış yaprak fotoğrafları çekmeyi denerim.

Yeni şeyler keşfetmenin yolu denemekten geçiyor. Denemeden neyi sevip neyi sevmediğini bilmez insan. En son bu yazının kapak fotoğrafını oluşturan israil kahvesini denedim. İçinde bol baharat olmasına rağmen içimi oldukça yumuşak bir kahveydi. Bazı şeyleri denememe rağmen başarılı olamıyorum o ayrı bir konu. Başarısızlıklarım da bana denemiş olmanının hazzını yaşatıyor.


Hayat, kendi içinde bir dengeye sahip değil mi? Her şeyi başarsak, tüm deneyimlerimden yüzde yüz sonuç alsak, yaşam dengemizi bozmuş oluruz gibi geliyor bana. Bazı başarısızlıklar, insanı farklı şeylere motive ediyor. Denemelerin getirdiği negatif sonuçlarda çoğu zaman bardağın dolu tarafını görmeye çalışıyorum. Kışa girerken dolu tarafını görmek biraz zorlaşıyor. Güneş yoksa, hava çok soğuksa o bardak bana hep boş gözüküyor.

Bak yine aynı şey oldu. Aklımda farklı konular vardı. Yazının seyri bambaşka konulara sürükledi beni. Ne olacak böyle?


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

10 Eylül 2019

Bisiklet Anatomisi


Az çok okulda anatomi görmüş birine bana kabaca bisiklet anatomisini tamınla derseniz; aklına bir bisiklet getirip, en kaba tabirle İki yuvarlak, iki üçgenden oluşur demesi muhtemel. Anatomi dediğimiz şey beden/gövde yapısı sonuçta.

Yasemin hayırdır bisiklet uzmanını çıktık başımıza demeyin hemen. Bu aralar bisikletler ile oldukça haşır neşirim. İnsanın fikri neyse zikri de o oluyor sanırım. Uzun zamandır bisikletleri araştırıyordum. Benim, büyüyünce BMW olma heveslisi bir bisikletim var. Onu zaten tanıyorsunuz. Blogumda ve diğer sosyal medya hesaplarımda oldukça pozu var. Pek bir havalıdır kendisi. İşte bu güzelliğe iki hafta önce bir yenisini ekledim.


Ailemin yeni üyesi bir yol bisikleti. Kendisine henüz bir ad vermedim. Diğerine kızım, benim kız diyordum. Yenisinin şimdilik bir adı yok. Kızılderililer gibi adını hak etmesini bekliyorum. Bu aralar işe yol bisikletimle gidiyorum. Havalar tam olarak soğumadan keyfini çıkarmak istiyorum.


Hem hibrit (dağ bisikletini gibi tekerlekleri var, oturuş pozisyonu olarak şehir bisikleti gibi) hem de yol bisikleti kullanma şansına erişmiş biri olarak her ikisinin de kendine has artıları ve eksileri olduğunu söyleyebilirim. Hibrit, aslında dağ bisikleti de diyebilirim; yol tutuşu çok iyi. Dağ, bayır, çayır, yağmur, çamur her koşulda kullanılır. Oturuş bakımından sizi yormaz. Kaldırımlar, bozuk yollar onunla kolayca aşılır. Bunlar benim kızımın da sahip olduğu artı özellikler. Tek eksi özelliği biraz ağır olması diyebilirim. Tabii ki hafif olan modeller var olmasına var da onlar bir araba parası.

Yol bisikleti, adı üstünde yolda akıp gidiyor. Manevra kabiliyeti daha yüksek. Hızlandıkça sağa sola daha rahat yatmasından bahsediyorum. Oldukça hafif olduğu için zorlanmadan bisikleti kaldırabiliyorum. Bunlar atıları. Eksileri ise ince tekerleklerinden dolayı en ufacık bir çakıl taşına bile dikkat etmek gerekiyor. Paldır küldür çukurlara girmemek lazım. Yoksa kaza geliyorum demez gelir. Ayrıca yüksek kaldırımlara çıkmakta zorlanıyor. Bozuk bir yolda darbeyi emen bir süspansiyonu yok. Tüm titreşimi her yerinizde hissediyorsunuz. Bu da pek bir sevimsiz oluyor.


Yeni bisikletimim de her gün fotoğrafını çekiyorum. Fakat bu sefer ilk paylaşımını sosyal medyada yapmak yerine blogumda yazmak istedim. Çünkü sosyal medyada fotoğrafların da bir kıymeti yok. Anlık gören görüyor. Sonra çöp oluyor. Ama burası öyle mi? Belki aylar sonra bir ziyaretçi gelecek bu yazıyı okuyacak ve benim çektiğim fotoğrafları görecek. İşte blog yazmanın güzelliği burada saklı.

O zaman ne diyoruz; Pedallamaya ve güzel kareler çekmeye devam.
Sizden de bir Maşallah alırım.




✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

8 Eylül 2019

Neden Her Gün Kitap Okumalıyız?



Bugün 8 Eylül. Dünya kitap okuma günü. Bugüne özel bir şeyler yazmak istedim. Geçen hafta okuduğum ingilizce bir makaleden edindiğin bilgileri dilim döndüğünce size aktaracağım. Bu soru birçok kişinin kafasını karıştırıyor. Neden her gün kitap okumalıyız? Bir kesim okumanın yararlı olduğunu savunurken, okuma eylemini saçma bulanların sayısı maalesef çok fazla. Örneğin; okumak deyince aklına hemen aşk romanları getirip, okumam ben öyle şeyler diyenler var. Sana onları oku diyen yok ki güzel kardeşim. Okumanın bir numaralı kuralı önce neyi sevdiğini keşfetmek. Bunu bulduktan sonra eminim okumaktan herkes kadar sen de zevk alacaksın.

Neden Her Gün Kitap Okumalıyız? 

1- Mental stimulation - Mental stimülasyon

Stimülasyon için basitce uyarma tanımını yapmak doğru olacaktır. Beyni bir kas gibi düşünün. Kaslarınızı güçlendirmek için düzenli egzersize ihtiyacınız var değil mi? İşte beyninize de okuyarak egzersiz yaptırmış oluyorsunuz. Böylelikle alzheimer, erken bunama riskini düşürmüş oluyorsunuz. Beyin için söylenen kural çok basit."Use it or lose it". "Kullan veya kaybet" Seçim sizin.

2- Stress Reduction - Stresi Azaltma

Günlük hayatın getirdiği birçok stres var. İşyerinde, ilişkilerimizde kafamızı meşgul eden şeyler. İşte bunlardan uzaklaşmak için ihtiyacınız olan şey kitap satırlarında gizli. Kendinize minik aralar vererek birkaç sayfa kitap okumanın stresinizi azalttığı gözlemleyebilirsiniz. Mesala kötü bir iş günümü geçirdiniz, işten eve dönerken, otobüste birkaç sayfa kitap okuyun. Eve gittiğinizde kendinizi bir nebze olsun daha rahatlamış hissedeceksiniz. Bence denemeye değer.

3-Knowladge - Bilgi Birikimi 

Her şeyinizi kaybedebilirsiniz. Evinizi, işinizi, arkadaşlarınızı, kaybetmeyeceğiniz tek şey bilgi birikiminizdir. Okuduğumu unutuyorum, hatırlamıyorum deriz. İşin aslı öyle değil. Beyin okuduklarınız depolar ve bir gün hiç beklemediğinizi bir anda, ben bunu biliyorum dersiniz. İşte bilgi birikiminiz arttırmak için okumak şart. 

4- Vocabulary Expansion -  Kelime Hazinesinin Artması

Okuyan ile okumayan bir olur mu hiç? Olmaz tabii. Okudukça yeni kelimeler katarsızın kelime hazinenize. Onları kullanarak kurduğunuz cümleler daha anlamlı, daha dolu dolu olur. Kendinizi daha iyi ifade edersiniz. Bilmediğiniz her kelime yerine "şey" demekten kurtulursunuz. Böylelikle anlaşılır bir konuşmacı haline gelirsiniz. İnsanlar sizi dinlemekten keyif almaya başlar. Sosyal yönünüz güçlenir. 

5- Stronger Analytical Thinking Skills - Analitik Düşünme Becerilerinin Güçlenmesi

Daha önce içinde gizem barındıran kitaplar okudunuz mu? Eğer cevabınız evetse bu maddeye zaten aşinasınızdır. Bir kitabın olay döngüsünü takip etmek, içinde var olan gizli kahramanların peşinden gitmek, düşünce yeteneğinizi geliştiriyor. Bunun bize ne faydası var demeyin. İş hayatınızda ve özel hayatınızda bazen çözülmesi gereken zor durumlar içindeyseniz bu beceriniz size yol gösterebilir.

6- Better Writing Skills - Daha İyi Yazabilme Becerisi

Üçüncü ve dördüncü maddelerin toplamı sayesinde daha iyi bir yazar olabilirsiniz. İnsanlar bir yazıyı okuduğunda (blog yazılarını örneğin) "aman istesem ben de yazarım" diyor. İşte tam da o an onu söyleyen kişilerin eline bir kağıt bir kalem verseniz, eminim birçoğu bir paragraf bile yazamaz. Aslında yazı yazmak öyle göründüğü gibi kolay değil. Yazmayı tetikleyen şeylerden biri de okumak. Yazma eylemini geliştirmek istiyorsanız okumayı bir alışkanlık haline getirmelisiniz. Yemek yemek gibi, su içmek gibi.

7- Improved Focus and Concentration - Odaklanmanın Gelişmesi

Özellikle çağımız hastalıklarından birisi bu. Odaklanma zorluğu, konsantrasyon eksikliği. Bunu geliştirmenin bir yolu da kitaplardan geçiyor. Mesela işe gitmeden önce 15-20 dakika kitap okumanız işinize daha fazla odaklanmanızı sağlar. 

Makaleden aklıma kalanlar bunlar. Umarım bu yedi madde sizi de etkilemeyi başarabilir ve günlük yaşam akışınızın içine kitapları da eklersiniz. Her zaman söylediğim bir söz var. Bu yazının kapanışını onunla yapayım.
Okumak bu dünya üzerinde yapılabilecek en güzel EYLEMdir.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

3 Eylül 2019

Kitap Severler İçin Dizi Ve Film Tavsiyeleri


Bu bir öneri yazısı olacak. Kendi deneyimlerimden derlediğim mini bir liste ile buradayım. Kitaplar ile bir gönül bağınız varsa aşağıdaki listede yer alan dizi ve filmler ilginizi cezbedecek nitelikte. Ben bazılarını izlerken kendimi başrol oyuncusunuz yerine koydum. Konu kitaplar, yazarlar olunca izlerken bu hayallere dalmak kaçınılmaz oluyor. Kimini yakın zamanda izledim. Kiminin üstünden uzunca bir zaman geçti. Belirli bir sıraya göre değil. Aklıma geliş sırası ile yazıyorum.

Black Books - Mini Dizi 

Black Books  adlı diziyi 2015 yılında izledim. Böyle kesin tarih verebilmemi bloguma yazdığım yazıya borçluyum. Eğer bir kitapçı dükkanınızın olmasını hayal edenlerdenseniz bu dizi tam sizlik. Sahnelerde bol bol kitaplar var. Dizi bir kitapçı dükkanında geçiyor.

The Last Bookshop - Kısa Film

Bir çocuk, bir dükkan ve içeride müşterilerinin gelmesini bekleyen bir kitapçı. 23 dakikanız varsa izleyin. Bence çok seveceksiniz. 


Lütfen Beni Öldürme - (Stranger Than Fiction) 

Bir hikaye yazmak ile o hikayenin baş kahramanı olmak arasındaki farkı gözler önüne seren bir film. Üstüne fazlaca konuşup izleme keyfinizi kaçırmaktan yana değilim.


Okuyucu - (The Reader) 

Tamamen kitaptan uyarlama olan bu film, oldukça dramatik. Bir aşk hikayesini konu alan film aslında derinlerde bambaşka mesajlar içeriyor. Kitapların yanı sıra Nazi dönemiyle ilgiliyseniz bu film tam sizlik olabilir.

Güdü 

Kitap yazma isteği ile yanıp tutuşan bir adamın hayatını konu alan Güdü, enteresan olaylara gebe. Gerilimli bir yapısı vardı. Tek sıkıntısı sonunu daha vurucu beklerken sönük bir şekilde bitmesiydi diyebilirim. 

Gizli Pencere- (Secret Window) 

Bir yazarın hikayelerini yazabilmek adına sessiz sakin bir yer arayışını konu alan bu filmin bana güzel gelmesinin bir nedeni de Johnny Deep olabilir. Gizem sevenlerdenseniz bu filmde bolca gizem var. Benden söylemesi.



Kelebeğin Rüyası

Bu listede ne işi var demeyin. İçinde okunan şiirler, iki genç şairin hayatı, işte bu sebeplerden ötürü bu listede yer almayı hak ediyor bence. Henüz izlemediyseniz, izleyin. Ama sonunda hüzünlenip bir iki damla gözyaşı akıtırsanız aklınıza ben gelmeyeyim. 


Sahaf - (The Bookshop)

Bu filmi ben de izlemdim. Eee Yasemin listede işi ne demeyin. Bir filmin ismini ararken karşıma çıktı. İsmi ilgimi çekti. İzlenecekler listesine atmışken buraya da yazmak istedim. Eğer daha önce izlediyseniz, yorum kısmına film hakkındaki düşüncelerinizi yazabilirsiniz. Böylelikle hem ben hemde blog okuyucularım nasiplenmiş olur.



Benim aklıma gelen öneriler bunlar. Sizin de bu listeye eklemek istediğiniz, Yasemin bunu da kesin izlemelisin dediğiniz filmler varsa lütfen çekinmeyin yorum kısmına yazın gitsin. Az biraz etkileşimimiz olsun. Fena mı olur?

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

1 Eylül 2019

Ne Umdum Ne Buldum #Ağustos


Ne umdum ne buldum serisi hız kesmeden devam ediyor. Bir önceki ayı sanki geçen hafta yazmışım gibi. Nasıl su gibi akıp geçiyor zaman. Yaz gelsin diye beklerken, yazın gelmesi de bitmesi de bir göz kapayış açısı kadar kısa geldi bana. Yazı seven biri olarak onu uğurlamak kolay değil. Bu yüzden Ağustos ayı bende bir miktar hüzün yaratır. Çünkü yaz ayının bitişini hatırlatır bana. Gelelim Ağustos ayında neler udum neler buldum kısmına.

Ağustos ayından sıcak bir hava umdum. Umduğumu da buldum. Başlangıçı beni derinden etkileyen hava ile yapıyorum devamlı. Çünkü hava durumunun benim ruh halim üstüne ciddi bir etkisi var. Yağmur yağarken gözlerime hemen bir hüzün çöker. Ruhum daralır. Kendimi bir mekiğin içine koyup bulutların ötesine fırlatma isteği ile dolar taşarım. Peki güneş öylemi! Işığı bana enerji yükler. Sebepsizce gülmeme neden olur.

Bu ay daha fazla egzersiz yapmayı umdum. Umduğumu da buldum. Hareket hareket daha çok hareket. Akıllı telefonların, masa başı işlerin, toplu taşıma araçlarının bizi aptallaştırdığı, hareketsizliğimizi kamçıladığı bu dönemde, insanın hareket etmesi için belirli bir bilinçte olması lazım. Kavun da değiliz, karpuz da. Bu gerçeği göz ardı eden, aslında gelecek hayatından çalıyor. Amaç uzunca bir yaşam sürmek değil. Bu dünyanın kahrını uzun süre çekmeye pek hevesli değilim. Tek amacım yaşamaya devam ettiğim müddetçe yaşamımı daha kaliteli bir hale getirmek. Bu yüzden hareket etmeyi ihmal etmiyorum.

Bu ay verimli bir okuma serüveni umdum. Umduğumu tam anlamıyla buldum. Birbirinden güzel beş kitap okudum.

1- Kağıt Ev- Carlos Maria Dominguez
Bu kitabı La case Del Papel ile ilişkilendiriyorlar. Sanırım tek ortak noktaları isimleri. Onun dışında kitabın konusunun diziyle alakası yok. Ben kitabı severek okudum. Kitap sever herkesin de aynı tadı alacağını düşünüyorum.

2-  Yüzünce Ad- Amin Maalouf
Beni şaşırtan bir yolculuk kitabı. İlk defa bu kadar beni içine çeken bir yol hikayesi okudum. Kitabın yazılış tarzını çok beğendiği söyleyebilirim. Yazarın diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum.

3- Pia Mater - Serkan Karaismailoğlu
Bu kitap için aşkın bilim hali demek doğru olur. Kitapla ilgili birkaç eleştirim var aslında. Serkan Karaismailoğlu'nun ilk iki kitabını okuyup hemen ardından bu kitabı okursanız, ilk iki kitapta yer alan bazı satırların aynen bu kitapta yer aldığını görüyorsunuz. Açıkcası bu beni biraz rahatsız etti. Bu yüzden benden size bir tavsiye. Eğer Serkan Karaismailoğlu'nu okumaya karar verdiyseniz ilk önce Pia Mater'i okuyun.

4- Hayatımızdaki İnce Şeylere Dair - Ahmet İnam
Kitaplığımda  yaklaşık beş senedir okunmayı bekliyordu. Bir doğum günümde iş arkadaşım bana hediye etmişti. Keyifle okudum.

5- Size Nasıl Geliyorsa - William Shakespeare
Tiyatroyu çok severim. Buralarda tiyatroya gitmeye hasretim maalesef. Ben de bu açığı oyun kitapları okuyarak kapatıyorum. Ayrıca oyun kitapları okumak çok eğlenceli.

Bu ay daha fazla sosyal bir hayat umdum. Onu da buldum. Arkadaşlarıma daha fazla vakit ayırdım. Uzun bir süredir görüşmediğim arkadaşlarımla görüştüm. Ay sonu yoğun bir çalışma temposuda olduğum için son hafta pek verimli geçmedi. Ay sonunu atlattığıma göre kaldığım yerden devam edebilirim.

Bu ay yeşil çayı içmeyi umdum, umduğumu bulamadım. Nedenini bilmiyorum fakat bu ay tansiyonumla ilgili bir problem yaşadım. Bu yüzden bir süre yeşil çay içmeye ara verdim. Tansiyonu düşürücü etkisinden etkilenmemem lazım. Tansiyonum zaten oldukça düşük. Onu düşürecek şeyler yiyip içtiğimde tabiri caizse ölüm sınırına yaklaşıyorum. Pek hoş bir deneyim olmuyor benim için.

Yaz sezonunun son ayını böylece uğurladım. Eylül hüzün mevsimi. Yaprakların rengarenk oluşuna ve dalları terk edişine tanıklık etme zamanı yaklaşıyor. Havalarda soğumaya başlar artık. Adı üstünde, sonbahar geldi, kapımız çaldı, içeri buyur ettik. Temennim bize güzel şeyler getirmesi. Eylül'den umulanlar ve bulunanlar yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.