16 Ocak 2022

Kahve Bahane #Pozitif mi Negatif mi


İki senedir köşe bucak saklandığımız, eş dost sohbetlerine bizi hasret bırakan, ağız tadıyla gezmemize engel olan, her gün haberlerde, yazılı basında maruz kaldığımız, yok aşısıdır yok varyantıdır diye devamlı kendini güncelleyen, emojilerde yeşil bir ikon olarak yerini alan Covid; maalesef ki bizim evin sınırları içine sızmayı başardı. 

Her şey bey kişisinin takım toplantısına gitmesiyle başladı. Gece dışarı çıkıp hoşça vakit geçirmesi ona pahalıya mal oldu. Kurunun yanında yaş da yandı tabii. Burada yaş ben oluyorum. Onun testi pozitif çıkınca sosyal mesafeyi korumaya (hap kadar evde ne kadar başarılı olabilirsek artık) çalıştık. Belirtilerine bakarak (iki gün boyunca yüksek ateş, ara ara oluşan kuru öksürük, eklem ağrıları, halsizlik, üçüncü günde başlayan burun ve göz akıntısı göz önüne alarak) Omicron varyantına tutulduğunu veya Omicron varyantının ona tutunduğunu söyleyebilirim. Tabii pozitif testinden dolayı karantinaya da girdik. Polonya aynı evde yaşanları karantinaya alıyor, temaslı kişilerden de test yaptırmasını istiyor. Test sonucu negatif çıkarsa da karantinasını kaldırıyor. Bir gün sonra beni de teste gönderdiler. Benim testim negatif çıktı diye sevinirken, testten bir gün sonra hafif ateş, halsizlik belirtileri göstermeye başladım. Bunların yanı sıra bademciklerim değil de daha derinlerde bir yerde boğaz ağrısı ve yanması baş gösterdi. Ateşlenmem sadece bir gece sürdü fakat boğaz ağrım katlanarak devam etti. Buna ara ara oluşan eklem ağrıları da eklenince pek hoş olmayan dört gün geçirdim. Bugün beşinci gün ve kendimi en iyi hissettiğim gün bugün. Boğaz ağrım azalarak devam ediyor. Umarım ki yarına hafiflemiş olan ağrım da bitmiş olur. Pozitif miydin derseniz, hiçbir fikrim yok diyebilirim. Yeniden teste gitmedim. 

Açıkcası Corona diye bir virüsün varlığında haberdar olmasak bunu çok ağır bir grip geçirdik diye adlandırabilirdik. Hatırlatma aşılarımızı olamadan Corona denen illetle tanışmış olduk. Pek keyifli olmadı ama en azından hastanelik olmadan atlattığımız için kendimizi şanslı saydık. Bu süre zarfında bol bol ıhlamur, zencefil, bal ve limon tükettim. Sanırım uzunca bir süre bitki çayı içmek istemiyorum. İçim dışım bitki çayı oldu. 

Biz iyileştik iyileşmesine ama evde halen "pozitiftin, hayır negatifim ben" tartışması devam ediyor. Pozitif bir insan olmaya çalıştığım doğru ama söz konusu Covid olunca hiç işim olmaz. 

An itibariyle kendimi tam anlamıyla sağlık olarak tanımlayamasam da bu halime de şükür diyorum. Haftaya tam anlamıyla toparlanmış olup rutine geri dönerim diye umut ediyorum. Spor yapmayı, yürüyüşe çıkmayı özledim. Bu vesile ile bir kez daha sağlığın her şeyden önemli olduğunu kulağıma küpe yaptım. 

Bu da böyle bir yazı olarak burada yerini alsın. 
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
İtlik ve serserilikten uzak durup, evinizde oturun ki Corona denen illet sizin eve de misafir olmasın. Çok yüzsüz, benden söylemesi; geldi mi gitmek bilmiyor. 
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

2 Ocak 2022

Kahve Bahane #Krakow'un Ağaçları


Nasipsiz dayak bile yenmez diyen atalar pek haklı. Noel zamanı ben bunları bloguma iliştirim ki diye fotoğrafladığım yılbaşı ağaçlarının yazısı yeni yıla kaldı. Adına tembellik diyemeyiz, zamansızlık mı, asla! O zaman bunun adı olsa olsa nasip olur. Yılbaşı zamanları Krakow pek renkli ve ışıl ışıl oluyor. Bu zamanlarını soğuk hariç seviyorum. İnsan sevince kötü taraflarını görmezden geliyor veya alışıyor sanırım. Ben de soğuk havaya alıştım artık. Alışmakla sevmek arasında ince bir çizgi var. Soğuk seviyor muyum? Kesinlikle hayır.

Ne diyordum, yılın bu zamanları Krakow'un her yerinde ışıl ışıl çam ağaçları var. Biraz araştırınca bu yılbaşı ağaçlarının süslenme hikayesi yine gidip Paganlara dayanıyor. Ölümsüzlüğün simgesi olarak yaprak dökmeyen ağaçları süslemek bir pagan ritüeliymiş. Sonrasında 16. yüzyılda evrimleşerek bu hale gelmiş. Yani öyle bu gavur icadı demeyin. Bu bir pagan icadı. Eğer yılbaşı ağacına laf edenlerdenseniz, ağaçlara çul çaput bağlayanlara, nazar için kurşun dökenlere de aynı şekilde laf etmelisiniz. Çünkü bunların hepsi paganizm.


 


Işıl ışıl dedim demesine de fotoğrafların pek de ışıltılı bir hali yok. Kapalı yağmurlu havalara denk geldiği için biraz kasvetli olmuşlar. Varsın bu sene de böyle olsun. Seneye yine yılbaşını görmek nasip olusa o zaman daha güzel kareler yakalamaya gayret ederim ama söz veremem. 

Şimdi bir itiraf ile yazıyı bitirme zamanı. Bir saatlik sporun ardından terim soğusunda duşa gireyim bekleyişinde yazıldı bu yazı. O yüzden böyle kısa oldu. Terim soğudu artık.Benim için duş zamanı. 

Bir sonraki yazıda görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Terli terli de su içmeyin. Sonra bademcikleriniz şişer. Bademcikler önemli. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

29 Aralık 2021

Kahve Bahane #Kapanış Konuşması



Kahve bahane, sohbet şahane dedim; bu zamana kadar sayısız kahve bahane yazdım. Bazılarında eğlendirdim, bazılarında hüzünlendirdim. Böyle böyle günler ayları, aylar yılları kovaladı. Teoman'ın da dediği gibi "Nasıl oluyor vakit bir türlü geçmezken, yıllar, hayatlar geçiyor."  tadında; hortlayan virüs, kısıtlamalar, hafif gevşetmeler ile bir yılın daha sonuna geldik. 

Ben bu sene de klasikleşen yıl sonu değerlendirmemi yapmak için kolları sıvadım. Elde pek bir şey yok gibi duruyor. Bakalım yazdıkça ortaya neler çıkacak. 2021 yılında;
  • Bir Tutam Karınca sayesinde 21 kez size merhaba dedim.
  • Sene başında 70 kitap okuma hedefimi aşıp 79 kitap okudum.
  • İş yerimde terfi aldım.
  • Sporumu hiç aksatmadım.
  • Aşı oldum olmasına da aşı yüzünden iki gün yataklara düştüm.
  • İki sene aradan sonra Türkiye'ye gittim. Mis gibi tatil yaptım. 
  • Başladığım Lehçe öğrenme maceramı maalesef ki yeniden yarıda bıraktım. 
  • Yarı maraton koştum. 
  • Yeni müzikler keşfettim. 
  • Resim çizme hobimi rafa kaldırdım. 
  • Bol bol örgü ördüm. 
  • Az ağladım, bolca güldüm. 
  • Hayatımdan kırmızı eti çıkarma çalışmalarına başladım. 
  • Kötü hava yüzünden bu sene geçen seneye göre daha az bisiklet sürdüm.

Bu sene spesifik zamanlar dışında pek sıradan geçti. Şimdi yeni hedefler ile yeni bir yıla hazırlanma zamanı. Laf aramızda çift rakamları pek sevmem ben. Umarım ki 2022 yılı geçen yılları aratmaz. Hepimize önce sağlık, sonra bolca huzur, aşk, sevgi, başarı ve para getirir. Zira bu aralar bu temennilere pek ihtiyacımız var. 

Bu senenin kapanış konuşmasını da yaptığıma göre, güle güle 2021; hoş gel 2022, yoksa bozuşuruz diyerek yazıyı sonlandırabilirim.

Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. Kendinize gaz vermekten korkmayın. Gaz vermek iyidir. İnsanı dinç tutar. 


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

24 Kasım 2021

Kahve Bahane #Dedim Olabilir


Her şey bir önceki Kahve Bahane yazısına gelen yorumları cevaplamak için çay yapmamla başladı. Random bir müzik açtım televizyondan. Güzel de çıktı. Arka fonda çalıyor. Çay bardağını sehpanın üstüne, sehpayı da koltuğumun yamacına iliştirdim. Yorumları cevapladım. Sonra bir baktım ki buradayım. 

Hop oradayım, hop buradayım demeyi isterdim ama yine tırmanışa geçen covid vakaları yüzünden bir süre daha hop salondayım, hop çalışma odasındayım demekten öteye gidemeyeceğim gibi gözüküyor. 

Yazının tam da burasında çamaşır makinesinin bitme sesiyle irkildim. Çamaşırları asıp geldim. Bu sene beyazlar içine renkli bir çamaşır (hem de turuncu renkti bu çamaşır)  karıştırıp tüm beyazları sarımtırak bir renge dönüştürdükten sonra renklerin birbirine karışmasını önleyen mendiller ile tanıştım. Oldukça başarılı. Beyazları yıkarken de beyazlaştırıcı olanını atıyorum. Misler gibi oluyor. Aklınızda bulunsun.

Beyaz demişken bu hafta Krakow'da kar yağışı bekleniyor. Bakalım hiçbir doğru tahminde bulunamayan meteoroloji bu sefer bizi şaşırtacak mı? Krakow yılın ilk karına merhaba diyecek mi? Karda yürümesi çok zevkli. Yağsın ki sabah yürüyüşlerim şenlensin. 

Bu hafta spor salonuna gitmedim. Salonun yerini sabah yürüyüşleri ve akşam yoga pratiği aldı. Bugün yürürken bol bol sincap gördüm. Ve ilk defa ayaklarımın ucuna kadar geldiler. Acaba yemek sıkıntısı mı çekiyorlar. Yarın ceplerimi doldurum yürüyüşe öyle çıkacağım. Evde onlar için ayırdığım cevizler var. Kar yağınca götürüp parkın belirli yerlerine bırakıyordum. Bu sene sanırım etrafın karla kaplanmasını beklememem lazım.

Bu hafta evimize mini mini bir misafir geldi. Demiştim Ciocia yani teyze oldum ben. Zuzi büyüsünde evcilik oynayalım diye sabırsızlanıyorum. Geçen yazımda ördüğüm battaniyelerden bahsetmiştim. Yorumlarda görselleri var mı diye sorular geldi. Birini Zuzi'me birini de Deniz'ime ördüm. Bu sene Deniz'in de teyzesi oldum ben. Ama covid yüzünden İstanbul'a gidemediğim için henüz Deniz ile tanışmadık. Şimdilik fotoğraflarıyla, videolarıyla hasret gideriyorum. Sarı olan battaniyeyi Zuzi için, gökkuşağı olan battaniyeyi de Deniz için ördüm. Düzgün fotoğrafları da yok bende. Artık elde olanlarla idare edeceğim.



Bazı şeyleri kabullenmek gerek. İstanbul'daki evi kiraya verdik. Kiracı gelmeden evdeki özel eşyalarımı boşaltmam gerekti. İşte o zaman kötü bir sürpriz ile karşılaştım. Vakti zamanında 5.000 parçalık bir puzzle yapmıştım. Neredeyse bir sene sürmüştü yapımı. Sonra taşınma süreci işin içine girince çerçeveletmeden sakladım. Geçen hafta bir çerçeveci bulup evden alınmasını sağladım. Sonrasında aşağıda gelen görseller ile kısa bir üzüntü yaşadım. Üstünü gazete kağıdıyla kapatmıştım. Gazete kağıtları puzzle yapışmış. Çerçevecim çok emek var bununla biraz uğraşıp kurtarmaya çalışacağım dedi. Bakalım şimdi haber bekliyorum. 




Şimdi ben bunu neden anlattım. Konu bir yere bağlayacağım. Eski ben olsam günlerce buna üzülürdüm. Hatta ağlardım bile. Kafama takardım. Vay efendim neden öyle değil de böyle saklamadım ben bunu derdim. Ama yeni ben, bu olayı olgunlukla karşıladı. Sonuçta 7 senedir hayatımda bir yeri yok. Onu en son 7 sene önce gördüm. Ve bir anda bir problem olarak önüme çıkması onu büyütmemi gerektirmiyor dedim. Evet ortada bir problem var. Ve ben bunu kabullendim. Fakat bu süreçte değiştiremeyeceğim bir durumdan ötürü kendimi sıkmamın hiç bir anlamı yok. 

Bu kafaya nasıl geldin derseniz; enteresan bir şekilde bunda yaptığım yoga pratiklerinin büyük bir katkısı olduğunu düşünüyorum derim. Biraz daha ilerleyeyim ve derinleşeyim; bu süreçte hissettiğim değişiklikler hakkında daha sık yazacağım. 

O zaman yine yeniden veda vakti. Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünce dek şen ve esen kalın. 
Belli bir yaştan sonra insan değişir mi dediler. Dedim olabilir.
Siz de her şey için olabilir demeyi ihmal etmeyin. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

17 Kasım 2021

Kahve Bahane #Ben Kendimin Masalıyım




Yaprak ağaçta, ağaç ormanda, ormanlar Krakow'da olunca blogda bol bol gezi yazısı oluyor.
Geçen hafta Polonya'nın kurtuluşunun yıldönümü vesilesiyle bir gün tatili attık cebe. Gönül isterdi ki Polonya daha sıcak bir havada kurtulmuş olsun da biz de bir günlük tatili yaz tatili gibi değerlendirelim ama elde olan bu. Eldeki koşullarla en güzelini oluşturmak için yine bir araştırma yapıp, Krakow'a bir buçuk saat mesafede olan bir dağ evinde aldık soluğu.

Şöminesi sayesinde iliklerime kadar ısındım. Yapraklarla kaplı ormanda gezdim. Ara ara bi tırsmadım değil. Daha yeni Dark'ı izleyip gitmemim de bunda etkisi büyük. Her an bir mağara görsem ne yaparız şimdi dedim durdum. Muhtemelen ben mağaradan içeri girmeye cesaret edemezdim. Ormanın derinliklerinde yürürken acaba yabani bir hayvan çıkar mı diye biraz tedirgin olmadım değil. İki günlük bu heyecan dolu geziler sonrasında başıma bir şey gelmedi. Böyle dağ tepe gezmeyi de çok seviyorum artık. Beni bıraksan saatlerce gezebilirim. Ama ekip arkadaşlarım için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Tırmanırken söylenip durdular ama zirveye çıkınca afili poz vermekten geri kalmadılar. Sanırsın oflayan puflayan onlar değilmiş de tüm yolu seke seke çıkmışlar. 

















Tatildeyken yeme işini her zaman biraz abartırım. 3 günlük tatilde de ne bulsam yedim. Tabi bu yediklerim kas olarak değil yağ olarak bana geri döndü. Şimdi deli gibi spor yapıp yediklerim bünyeye yerleşmeden yansın gitsin istiyorum. 

Bu mini tatil öncesi Kulüp adlı diziyi izledim. Bittiğinden bu yana aklımda çalan masal şarkısı için diziyi yeniden izleyesim var. Dizinin müzikleri pek hoşuma gitti. Konu tam bir yeşilçam klasiği olsada dönem dizilerine hayran olan benden tam not aldı. Keşke o zamananın İstanbul'unda yaşasaymışım diye düşündüm durdum.  

 Zaman, geçmiş ve gelecek hakkında enteresan bir kitap okudum. Belleğin Kış Uykusu- Mehmet Eroğlu'nun kitabı. Biraz kasvetli olmasının yanı sıra kitap kendiliğinden aktı gitti. Hazır havalar soğumuşken, şehire gri bulutlar çökmüşken okunacak kitaplar arasında. Aklınızda bulunsun. 

Mini tatilin yazısı da mini olur. Bu günlük de benden bu kadar. Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Kalp sağlığınız için de hayatınıza hareket katmayı unutmayın. 
Sevgiler. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

3 Kasım 2021

Kahve Bahane #Ölüler Günü

 

Kahve bahanede artık ciddi şeylerden bahsetmenin zamanı geldi de geçiyor. Her zaman ooo eller havaya modunda yaşanmaz değil mi? Arada bir insanın silkelenerek kendine gelmesi lazım. Bu girişten ve başlıktan sonra sizi nasıl bir yazı bekliyor siz düşünün. Eğer kalbiniz gerçekleri kaldırabilecek kadar güçlüyse okumaya devam edin. Eğer kendinize güvenmiyorsanız, şimdi, tam şu anda kahve bahanenin bu yazısını okumaktan vazgeçin. Sonrasında olacaklardan ben sorumlu değilim. 

Aman aman şu girişten sonra yazacaklarım sizi şaşırtabilir. Çünkü bu yazı beklenenin aksiye pek bir keyif içeriyor. Şu ölüler gününe bir açıklık getirmekle işe başlayalım. Efendime söyleyeyim, birçok yerde cadılar bayramı diye kutlanan gün Polonya'da bir dini bayram. Adı da ölüler günü. Bu günde mezarlıklar mumlarla dolup taşıyor. Mezarlıkta iğne atsanız yere düşmez cinsten bir kalabalık oluyor. Mumlar sayesinde de gece mezarlıklar tam bir görsel şölene dönüşüyor. Dini bayram olduğu için de tüm yurtta tatil oluyor. 

Ölüler beni pek ilgilendirmiyor. Benim ilgilendiğim kısmı tabii ki tatil oluşu. Bu sene Pazartesine gelen bu gün sayesinde uzun hafta sonu tatili yaptık. Fırsat bu fırsat dedik ve Krakow'a bir buçuk saat uzaklıkta bir göl evine gittik. Huzur dolu üç gün geçirdim. Göl kenarında yürüdüm. Akşamları barbekü keyfinden sonra şömine önünde şarap yudumladım. Sudoku çözdüm. Halloween keki de yedim.

Sudoku pek eğlenceli. Son üç aydır her akşam düzenli olarak çözüyorum. Farklı versiyonlarının olduğu sudoku kitapları aldım. Bu kısa tatilde de hunharca çözdüm. Rakamların arasına karışmışken arkadaşım Yasemin ne kadar da "geek" bir insansın dedi. Ulan dedim (tabii içimden) bu bana şimdi ne demek istedi. "Aç bakalım, bu ne demek" dedim. İnternette yaptığım araştırma sonrasında tam olarak Türkçe bir karşılığı olmadığını öğrendim. Bilimsel bir tamından bir kimlik tanımına evrimleşmiş. Fakat bazı toplumlarda halen aşağılama olarak kullanılmaya devam ediyormuş. Bizim çok çalışkan öğrencilere inek dememiz gibi. 

Geek, takıntılı sayılabilecek şekilde hobi düşkünü insanlar için kullanılıyormuş. Bu takıntı hobi olabileceği gibi sıradan bir uğraş da olabiliyormuş. Bu durumda gerçekten ben de bir geek olduğuma ikna oldum. 





 










Tatil bitti. Rutine döndüm. Bu arada saatleri bir saat geriye aldık. Türkiye ile saat farkımız ikiye çıktı. Bu pek iyi olmadı. Türkiye'dekilerle konuşurken sıkıntı oluyor. Bunun yanı sıra artık hava çok erken kararıyor. Geceler de bitmek biliyor. Sanırım iki sene önce başladığımız Dark adlı dizinin son sezonunu izlememiştik. Şimdi en baştan izlemeye başladık. Bitmesine birkaç bölüm kaldı. 

Nexflix bu aralar yüzümü güldürüyor. Sevdiğim dizilerin yeni sezonları gelmeye başladı. Good Girls bunlardan biri. Geçen sene harıl harıl Zuzinin battaniyesini örerken izlemiştim. Hiç bitmesin diyordum ama pıt diye bitti. Geçtiğimiz ay yeni sezonu geldi. Pek sevindim ama şimdi yine bitecek diye izlemiyorum. Her seferinde erteliyorum. 

You adlı dizinin de yeni sezonu gelmiş. O diziyi ingilizce altyazı ile izliyorum. Başroldeki çocuk oldukça sakin ve açık konuşuyor. Böyle olunca da tam bir ingilizce dinleme pratiği yapmış oluyorum. Açıkcası ikinci sezonunu ilki kadar sevmemiştim. Bakalım üçüncü sezonunda neler olacak? 

Ve yine yeniden Dexter geliyor. Gelsin artık. Ne de güzel izlerdim. Gerçi öyle bir sonla bitti ki nasıl yeniden devam edecek bir fikrim yok. 

Görüldüğü üzere dizileri inci gibi sıraya dizmişim. Battaniyemi büyütmek için verdiğim ip siparişlerim de geldi. Bundan sonra bitmeyen akşamlar için hazırım. 

Bu akşamlık bu kadar gevezelik yeter. Dün spor salonunda aklıma eğlenceli bir yazı yazmak geldi. Bu yazısı sizinle paylaştıktan sonra onun taslağı üzerinde biraz çalışacağım. 

O zaman ne diyoruz; 
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Kendinizle (nerede ve nasıl olduğu önemli değil) kaliteli zaman geçirmek için çabalamayı da ihmal etmeyin. 
Sevgiler.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

21 Ekim 2021

Kahve Bahane #Yarı Maraton


Yakın geçmişte karar verdiğim ve bir gün o bitiş çizgisinden geçeceğim dediğim yarı maraton maceramı anlatmaya ayağımın tozuyla geldim demek isterdim lakin üzerinden neredeyse bir hafta geçti. Ayağımda toz kalmadı kalmasına da içimdeki başarabilme duygusu halen baki. 

Yazıyı geç yazmamım müsebbibi Tensor Fascia Latea, kısaca TFL dedikleri kas. Koşu gününe kadar kendisinden haberdar olmadığım bu kas meğer nelere nelere yardımcıymış. Hani okulda yarmazlık yapınca tahtaya geçip tek ayak üstünde durdururlar ya, ha işte tek ayak üstünde durmamızı da bu kas sağlıyormuş. Bunu o zamanlar bilseydik, hocam TFL kasım ağrıyor, duramam ah duramam derdik. 

Beni evde üç gün boyunca penguen gibi dolaştıran, bizim beyin Sürahi nene gibi dolaşıyorsun ortalıkta söylemlerine neden olan bu kas hakkındaki kısa bilgiden sonra koşu maceramı anlatmaya geçebilirim.
 
Pazar sabahı koşu günüydü. Hayatımda ilk defa 21 km koşacaktım. Koşu parkuru aklıma düştükçe uykum kaçtı ve heyecandan güzel bir uyku çekemedim. Heyacanım öyle çok arttı ki sabah hafif bir kahvaltı bile yapamadım. Bir muzu mideye indirip koşu alanına gittim. Süre hedefim olmadan koştum. Tek önceliğim finish çizgisini görebilmekti. 2 saat 23 dakika sürdü bu maceram. 



Koşu öncesi insanların fiziksel ve ruhsal olarak kendileriyle bir savaşa girdiğini okumuştum. Koşarken acaba ben de öyle hissedecek miyim diye düşünmeden edemedim. Açıkcası yarıda bırakmamak için biraz temkinli koştum. Bitirince aslına daha hızlı koşabileceğimi anladım. Deneyimlemek bu açıdan önemli.

5. kilometrede her şey harika gidiyordu. Heyecandan biraz kendimi sıkmış olmalıyım ki sol omuzum da bir ağrı hissettim. Sonrasında müziğin sesini biraz daha arttırım ve koşmaya devam ettim. Kendimi rahat bırakınca ağrı filan kalmadı. 

10. kilometrede beklediğimden iyi durumdaydım. Herhangi bir ağrım yoktu. Kendimi mutlu hissediyordum. Yol kenarında çak bir beşlik için bekleyen çocuklara bir beşlik vererek yoluma devam ettim. Bu arada insanların motive edici tezahüratlarını ve alkışlarını duymak da harikaydı.

15. kilometreye geldiğimde, oluyor ya, çok az kaldı, bitirebilirsin dedim. En uzun 12 km koşmuş ben için 15 km yeni bir rekordu ve yine beklediğimden iyi durumdaydım. Nefesim kesilmedi. Daha önceki sakatlığımdan yadigar kalan bilek ağrım hiç yoktu. Bu konuda biraz endişeliydim ama koşu sonrası bile ağrım olmadı. Su içme noktalarında su içtiğim için sussuzlukla da savaşmadım. 









Her şey 16. kilometrede başladı. TFL varya TFL sağlı sollu bir ben buradayım demeye başladı. Ne oluyor dedim. Daha önce ağrımayan bu kas da neyin nesiymiş diye düşünürken, yoksa bu macera buraya kadar mı diye bir an düşündüm. Kendimi ruhsal olarak çok iyi hissederken yaşadığım ağrı moralimi biraz düşürdü. İşte tam bu noktada iyi ki koşu öncesi yoga pratiğine başladım dedim. Yoga pratiği yaptığım zamanlarda Çetin Çetintaş'ın söyledikleri geldi aklıma. Özetle; "Unutma, hayatta bazı şeyleri değiştiremeyiz, değiştiremediğimiz durumları kabullenmek gerek." diyordu. Ağrıdan iyice yavaşlamışken, bu acıyı kabullenmeyi ve yoluma devam etmeyi seçtim. Son 5 km boyunca ağrımı kabullendim ve bitiş çizgisine odaklandım. Ve mutlu sona ulaştım. O kadar mutluydum ki, bunu fotoğraflardan da anlayabilirsiniz. 

Koşulan 21 km, yakılan 1320 kalori ve atılan 30 bin adım ile yapılacaklar listemde yer alan yarı maraton koş, yazısının yanına bir tik atmış oldum. Darısı diğer tiklerin başına. 

O zaman ne diyoruz. Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.
Hayallerinize ve hedeflerinize ulaşmak için asla geç değildir. Bunu da bir kenara not edin. 
Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.