14 Şubat 2021

Kahve Bahane #Parti




O kadar hiçbir şey olmuyor ki sadece bir iki aktivite yapınca, oh ne güzel, bu hafta dolu dolu geçti diyorum. Bir yandan da seviyorum. Buraya yazacak bir veri oluşuyor elimde. Bilirsiniz beni, yazmayı severim, severim de malzeme olmayınca yazmak zor. Eğer az biraz beyin kıvrımlarımı meşgul eden bir olay olursa, yazması pek bir zevkli benim için.

Bu sene sert bir kış geçiriyoruz. Neredeyse bir aydır Krakow karlar altında. Belediye harıl harıl çalışıyor. Şimdi de yollara kum dökmek yerine kahve telvesi dökmeye başladılar. Anlayacağız bundan böyle Krakow sokakları kahve kokacak.  



Kahve kokusu güzel, mesela çay da güzel ama kendine has baskın bir kokusu yok. Koku insan için önemli bir etken. Hafızanızı ve anılarınızı en çok tetikleyen şeylerin başında koku geliyor. Geçen gün Zara'dan bir mum aldım. Temiz çarşaf kokusu. Öyle güzel ki. Her yanışında beni elimden tutup çocukluğuma götürüyor. Bu hafta alışverişte gözüme çarptığı için uzun bir aradan sonra ABC çamaşır suyu aldım. Aman allahım. Evin her yeri çocukluğum kokuyor. 

Her sene bizim şirket aferin çocuklar iyi iş çıkardınız şimdi eğlence zamanı diye bizi partiye götürüyordu. Bu sene birçok aktivite gibi parti de hayal oldu. En azından biz böyle düşünüyorduk. Lakin canım şirketim biz çalışanlarını partisiz bırakmadı. Tam burada kocaman bir maşallahı hak ediyor bence. Cuma  günü online parti düzenlediler. Parti öncesi de bize bir paket gönderdi ki evlere şenlik. İçinde yok yok. Partinin en güzel kısmı kokteyl workshopuydu. Gönderdikleri içkilerle farklı kokteyller hazırladık. Afiyetle içtik. 






Bu hafta bir diğer aktivitem de alışverişe gidip hunharca ponçik almaktı. Perşembe günü özel bir gündü. O gün yiyebildiğimiz kadar ponçik yemek serbest bizim evde. Onun dışında eve pek almıyorum. Çünkü tam bir kalori bombası. Daha az hareket ettiğimiz bu zamanlarda daha fazla yememek lazım. Pandeminin başında o hataya ben de düştüm. İki kilo aldım. Sonra kendime geldim ve aldığım iki kilo üstüne bir kilo koyup toplam üç kilo verdim. Bu durumda pandemiye başladığım halimden daha iyiyim diyebilirim. 


11 Mart 2020’de şirket evlelere dağılıyoruz dedi. Neredeyse bir yıl olacak. Bu yeni düzenle boğuşuyoruz. İyiyiz, iyiyiz diyoruz da aslında zorluyor devamlı evde olmak. Bazen zaman algımı kaybediyorum. Bazen de çalışma şevkimi. Kendimi oyalayacak aktiviteler bulup, ağlayınca ağzına şeker tıkılan çocuklar gibi uslu uslu oturmaya çalışıyorum. Şimdi bundan dem vuruyorum ya, şirket hadi geri gelin derse de hoplaya zıplaya gitmem açıkcası. Eğri oturup doğru konuşmak lazım. 

Konuşmak da ayrı biz zanaat. Son zamanların en popüler uygulaması olan clubhouse, konuşma aşkı ile yanıp tutuşanların uğrak yeri halini aldı. Uygulamanın enteresan bir işleyişi var. Biraz zaman geçirdim. İçeride fazlasıyla bilgi kirliliği dolaşıyor. Maşallah herkesin her şey hakkında aşırı bilgisi var. Fazlasıyla ben merkezci insanlar bana itici geliyor. Sanıyorum ki bu yüzden clubouse benlik bir uygulama değil veya biraz daha evrimleşmesi lazım. Zaman içinde nasıl bir hal alacak, göreceğiz. 

Şu zamanın da bizden çektiği nedir. Her şeyin yükünü ona yüklüyoruz. Zamanla geçer, zamanla görürüz. Ya zaman kavramı bir sabah uyandığımızda artık olmamış olsa nasıl olurdu diye düşündünüz mü hiç? Ben ara sıra böyle şeyler düşünüyorum. Bunda okuduğum bilim kurgu kitapların da etkisi var. 

Etki, tepki, zaman, parti derken yazı akmış gitmiş. Bak buna sevindim. Uzunca bir süredir böyle peş peşe paragraflar birbirini kovalamıyordu. Ben diyorum; aktivite ve hareket şart. Gerisi çorap söküğü misali geliyor. 

Geldim, yazdım ve şimdi gidiyorum. 
Bir sonraki yazıda görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Ara sıra zamandan kendinizi soyutlamayı ve kendinizle baş başa kalmayı da ihmal etmeyin.
Sevgiler. 
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

7 Şubat 2021

Kahve Bahane #Tarçın



Şubat ayına en yakışan içecek salep olasa gerek. Sıcacık, bol tarçınlı. Pek severim. Hem dışarıda yağan lapa lapa karla da uyumlu. Bu pazar yine dışarıda kar var. Ev temizliği sonrası kendime bir yorgunluk kahvesi yerine tarçını bol bir salep hazırladım. Kitabımı okudum. Sonra aklıma uzun zamandır yazmadığım geldi. 

Kitaplarla haşır neşir olmaya devam. Zaman geçtikçe daha bilinçli okumalar yapıyorum. Hatta bir arkadaşım "Yasemin bir zaman sonra artık kitaplar seni bulacak" demişti. Sanırım okumalarım o evreye ulaşmak üzere.

Buraya dolu dolu bir kahve bahane yazmak isterdim. Fakat şu an hayatımda hiçbir şey olmuyor. Dışarıya sadece market alışverişi ve yürümek için çıkıyorum. Onun dışında sürekli evdeyim. İnsan topluma karışmayınca, dışarıda olmayınca farklı şeylere tanık olmuyor. Olmayınca da yazacak bir şey çıkmıyor ortaya. 

Geçen haftadan bu yana aklımda online lehçe kursuna katılmak gibi bir düşünce var. Daha tam anlamıyla bu fikrin doğru bir fikir olduğunu kafamda oturtamıyorum. Bir yanım artık bunu öğrenmenin vakti geldi de geçiyor diyor. Bir yanım da aman boşver diyor. Bakalım hangi taraf ağır basacak. 

Netflixte bir show programı izlemeye başladım. Tasarım yarışması. İzledikçe dikiş dikmeyi özlediğimi hissettim. Üşenmesen de depoda duran kumaşları gün yüzüne çıkarsam yeniden çanta dikmeye başlayacağım. 

Aslında pek üşengeç biri değilim. Öyle olsa içimi donduran soğuklara rağmen düzenli yürüyüşe gitmezdim değil mi? Sadece yapacağım şeyi canı gönülden istemem lazım. Yoksa bir türlü ilerlemiyor. Takma akıl misali. Üç gün çabalıyorum ve bırakıyorum.

Şu sıralar bana heyecan veren tek şey, Mart ayından sonra Türkiye'ye gitme planımı netleştirebilmek. Mart ayının başında yeni kurallar açıklanır açıklanmaz biletlere bakıp, hemen karar verip artık gideceğim. Bekledikçe düzeleceğine daha da kötüye gidiyor. Biraz daha beklersem aşı zorunluğu getirecekler. O zaman işler daha da sarpa saracak. Çünkü bize aşı sırası gelene kadar bir sene daha geçer. 

Bu sene enteresan bir şekilde kış ayıyla pek bir barışığım. Daha az üşüyorum, lahana gibi kat kat giyinmiyorum. Karda yürümekten keyif alıyorum almasına da bisikletimi de pek bir özlüyorum. Deponun kapısı her açtığımda boynu bükük bana bakıyor. Göz göze gelmemek için gözlerimi kaçırıyorum. Hava biraz ısınsa da pedallamaya başlasam. Hem o zaman bloga yazacak anılarım daha fazla olur. 

Arada böyle minik hayaller kuruyorum. Bolca okuyorum. Ve zaman su misali akıp geçiyor. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

26 Ocak 2021

Kahve Bahane #Notion Anılar ve Notlar



Çok severim; yazayım, çizeyim, notlar alayım. Sayamayacağım kadar not defterim var. Bazısı sonuna kadar dolu, bazısında henüz yazılmamış sayfalar var. Bunun yanı sıra alıp kullanmaya kıyamadığım defterlerim de var. Zamanı gelecek elbet. Bizim evde hiçbir defter boş kalmaz. 

Ben bu alışkanlığımı tamamen babamdan aldığımı söyleyebilirim. Babamın her zaman yanında taşıdığı bir not defteri vardı. Alacaklarını vereceklerini yazardı. Memur maaşıyla 3 çocuk bakmaz zor zanaattı. Elektirik mühendisiydi. Mesaiden arta kalan zamanlarda da çalışırdı. Vefatından sonra annemle açtık defterini, borcu olanlara (bize her zaman kıyafet aldığı bir mağaza vardı) ödedik borçlarımızı. Alacaklarımızdan bazılarını da alamadık. Ölenle kapandı borç dediler. Annemle Allahınızdan bulup diyip kapattık defteri. 

Sonra annem devraldı defteri. Faturalar, aylarca bağlanamayan maaş yüzünden biriken borçlar yazıldı o deftere. Biraz sıktık dişimizi, okulu bitirdim. İş buldum. Artık defterin artı kısmına emekli maaşı artı benim maaşım yazıldı. O deftere kaydede kaydede iki çocuk okuttuk.

Bak ya; bambaşka bir şey anlatacakken ta nerelere gittim. Şimdi asıl anlatmak istediğim konuya dönüyorum. Dedim ya severim yazayım, çizeyim, notlar alayım. Her şeyim kayıt altındadır. 2009 yılının Eylül ayında toplam ne kadar ödeme yaptın (fatura, kira, kredi kartı ödemesi) derseniz hemen çıkartıp gösterebilirim. Son senelerde kendime ait kişisel ajanda tutuyorum. Bullet Journal denedim. Geçen sene normal bir ajanda kullandım. Bu sene başı da acaba yeniden Bullet Journal mı yapsam diye düşünürken Notion adlı bir uygulamaya denk geldim. Kullanmaya başlayalı neredeyse bir ay olacak. Oldukça memunum ve memnun olduğum şeyleri paylaşmayı severim. 

Notion Nedir? 

Notion kullanımı oldukça eğlenceli, tamamen kişisel kullanımıza göre şekillendirebileceğiniz Bullet Journal'ın sanalı. En büyük artısı da hem bilgisayardan, hem de telefona indirdiğiniz uygulama sayesinde her yerden erişilebilir olması. Fiziksel ajandanın dezavantajını ortadan kaldırıyor. Telefonunuz veya bilgisayarınız yanınızdaysa ajandanız sizinle demek.

Notion'da Neler Yapılır? 

Bu tamamen size kalmış. Gelin ben neler yaptığımı görseller ile anlatayım. Size de kendi ajandanızı oluşturmak için bir fikir olur.
İlk önce kendime ana sayfa hazırladım. Alt başlık olarak  2021 Hedefleri, 2021 Okuma Listesi, Günlük Okuma Süresi, Araştırılacaklar, Altını Çizdiklerim, Görülecek Yerler, İç Ses, Film ve Yatırım diye sayfalar oluşturdum. Burayı kişiselleştirmek tamamen sizin elinizde.


Ana sayfadan 2021 Hedeflerine tıklayınca alttaki gibi bir sayfa açılıyor. Yapılacaklar, başladıklarım ve bitenler şeklinde ayırdım. Şimdilik yapılacaklar kısmı ağırlıkta. Yılın başı olduğu için böyle, temennim yıl sonunda tüm listeyi bitenleri kısmına taşımak.
Bir diğer sayfam da 2021 Okuma Listesi. Bu sene okuma listemde olan kitapları yazmaya başladım. Durumu kısmından da şu an ne aşamadayım diye görebiliyorum. Kitap hakkında aldığım notlarını da ekliyorum. Sene sonunda mis gibi bir arşiv oluşacak. 

Günlük okuma süresini aylık olarak hazırlayacağım. Her gün kaç dakika kitap okuduğumu yazıyorum. Kitabı okumaya başladığımda kronometremi açıyorum. Böylelikle dakikası dakikasına ne kadar okuduğumu biliyorum. Bugün itibariyle 2197 dakika neredeyse 37 saat kitap okumuşum. 



Altını Çizdiklerim en faydalı sayfalardan biri olacak. Bir yerlerde okuduğum ve minik minik not kağıtlarına yazıp sağa sola sıkıştırdığım alıntıları artık bu sayfa altında toplayacağım. Derli toplu olacak.



Bir de izleyeceğim filmler için bir sayfa oluşturdum. Burası pek aktif olmayacak gibi. Çünkü artık güzel film yok. 

Genel olarak sayfa içerikleri bundan ibaret. Her sayfayı ihtiyaca göre şekillendirebilmek büyük bir artı. Ayrıca kapak fotoğrafları arşivine de bayıldım. Bunlar şu an için oluşturduğum sayfalar. Zamanla ihtiyaca göre yenilerini ekleyebilirim. Dediğim gibi deniz derya bir uygulama. Her şeyi not alabilirsiniz. Yapacağınız şeyleri not alamak, onu yapmaya sizi motive eder. Özellikle yeni kazanmaya başladığınız ve yakın zamanda adına alışkanlık diyeceğiniz bir şeyler varsa, süregitmesi için böyle günlük verileri işleyebileceğiniz listeler altın değerinde. Deneyin, faydasını göreceksiniz. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

18 Ocak 2021

Kahve Bahane #Yılın İlk Karı



2021 yılının ilk kahve bahane yazısı ile buradayım. Bu yazı ilkleri kapsayacak. Başlıktan da anlaşılacağı üzere Krakow'a yılın ilk karı yağdı. İki gün boyunca öyle güzel yağdı ki her yer bembeyaz oldu. Bu şehire beyazlar ayrı bir yakışıyor. Her mevsimi şahsına münhasır güzel.

Ay başından beri her sabah mesaiden önce yürüyüşe çıkıyorum. 3 derece ile başladığım yürüyüşlerime -11 derece ile devam. Haftaya daha da soğuyacakmış. -20'ler kapıda. Sanırım o kadar soğukta çıkıp yürümeyi göze alamam. 

Ocak ayının meşgalesi de whatsapp oldu. Sağım solum whatsapp. Günlerce gündemi meşgul etti. Üstüne blog yazıları yazıldı. Açıkcası ben çok umursamıyorum. Benim blogumda öyle çok veri var ki. Google istese; huyu suyu hatta görüşünü bile tamamen bana benzeyen, benden bir tane yapabilir. Yani ben elimi verip kolumu kaptırmışken, whatsapp üzerinden eşe dosta yazdığım hal hatır mesajlarım için endişelenmiyorum.

Yasaklar, kısıtlamalar, üstüne aşı muhabbeti pek bir yoruyor artık bizi. Yılbaşı oldukça sönük geçti. Biz çekirdek kadro ile bir gün gecikmeli girdik yıl başına. Maksat bir arada olup, özlediğimiz lezzetlerle masamızı şenlendirmekti. Biraz moral depoladık. Artık evde buluşmaların ayrı bir anlamı var. 


Evde fazlaca zaman geçirince dur şurayı düzenleyeyim, şuraya da bir el atayım modumdayım sürekli. Çalışma odamızın emektar masalarından birini sattım. Yerine daha büyük bir masa aldım. Enteresan bir şekilde odaya eşya girdikçe daha da büyük gözükmeye başladı. Şimdiki halini pek sevdim. Aldığım birkaç çerçeveyi duvarlara asabilirsem daha güzel olacak. Dikiş makinemi de gün yüzüne çıkardım artık. Sıra depoda kolilerin içinde bekleyen kumaşlarda. 
Eski Hali
Eski Hali
Yeni Hali

Bu sene hedeflerimden biri daha bilinçli bir okuma takvimi oluşturmak. Her şeyi kayıt altına almaya bayılırım. Bu beni yapacağım işlerde motive ediyor. Sene başında haberdar olduğum notion uygulamasını kullanmaya başladım. Kişisel ajandanızı oluşturabiliyorsunuz. 2021 hedefleri, 2021 kitap okuma listesi, günlük okuma sürelerim ve daha birçok aktivite için tablolar hazırladım kendime. Bir nevi günlük gibi. Gün sonunda neler yaptım diye doldurması pek zevkli. Tabloda boş günüm geçmesin diye de ekstra bir özeniyorum. Çoğu kişinin aksine boş vakitlerimde kitap okumuyorum mesela. Kitap okumak için bir zaman aralığı belirliyorum kendime. Telefondaki kronometre uygulaması en büyük yardımcım. Bu sayede okuma süremdeki gözle görülür artışı takip edebiliyorum. Dediğim gibi her şeyi kayıt altına almaya bayılırım. 



Parkta bir bank var. Parkta aslında birçok bank var. Lakin bahsettiğim bankın yerini çok seviyorum. İlk fotoğrafını yazın çektim. Sonbaharda da bir fotoğrafını çektim. Cuma günü etraf karlarla kaplanınca bir fotoğraf daha çektim. İlk baharda da bir fotoğraf çekip döngüyü tamamlayacağım. Böyle minik saplantılı hareketlerim de var. 

Tatlı tatlı yazarken, ince belli bardaktan çay içme sevdası yüzünden iki kere masadan kalktım. Şimdi dumanı tüten çayımı yudumlama, kapanış yazısını yazma, ve birkaç kare fotoğrafı yazıya iliştirme vakti geldi. 
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.
Bu soğuk kış günlerinde içinizi ısıtacak şeyler içmeyi de ihmal etmeyin.
Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

16 Ocak 2021

Krakow'da Kış - Winter In Krakow


Çektiğim fotoğraflar, sıcacık eldivenin içinden çıkartılıp soğukla yüzleşen parmakların telefonla buluşması üzerine meydana geldi. Bu yüzden de telefonda kalmayı değil, mikro bir hikaye ile blogda yer almayı hak ediyorlar.

Her şey geçen hafta Krakow'da başladı. Sabah yürüyüşlerinde bana eşlik eden güneş artık yeteri kadar ısıtmıyordu.
Everything has started last week in Krakow. The sun was no longer warm enough.


Bu durumdan muzdarip olan sadece ben değildim. Park sakini sincaplar dertliydi. Artık yemek bulmak zorlaşıyordu. Şaşkındılar.
The squirrels living in the park got a bit sad just like me. It was getting harder to find food. They were bewildered.

Bir sabah uyandığımızda, kar taneleri toprak ananın üstünü adeta bir battaniye gibi örtmüştü. Artık toprak ana görünmez olmuş kış uykusuna yatmıştı.
When we woke up one morning, the earth was covered with snowflakes. She was no longer visible.

Çok değil bir gün sonra gökyüzünün mavisi kayboldu. Artık gökyüzü de beyaz renge bürünmüştü. Yaşamın tüm renkleri birer birer kayboluyor, yerini beyaza bırakıyordu.
A day later, the blue sky was disappeared. Now the sky was white too. All the colors of life were disappearing one by one.

Bir renk görebilmek ümidiyle yürüdüm, yürüdüm. Yılmadım. Saatlerce yürüdüm.
I walked for hours hoping to see some colors.


Mavi rengi görebilme umuduyla yaptığım yürüyüş sonrası karşıma soğuktan cam görünümü almış bir nehir çıktı.
After the long walk, I have seen the river that looked like glass from the cold. 




Hava her geçen gün soğuyordu. Kar tanecikleri tüm şehri ele geçirmeyi başarmıştı. Her şey birer birer kayboluyordu. Güneş, mavi gökyüzü, akan nehir, kuşlar, sincaplar...
The weather was getting colder by day by. Snowflakes managed to capture the entire city. Everything was disappearing one by one. Sun, blue sky, flowing river, birds, squirrels, even people!


Şehir kar altındayken, ellerim donarken, sincaplar şaşkın, kuşlar sessizken, Krakow'un yeni sahipleri her köşe başında boy göstermeye başlamıştı.
When the city was covered with snow, my hands were frozen, the squirrels were confused and the birds were silent, Krakow's new owners began to appear everywhere.

Son.
The end.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

25 Aralık 2020

Kahve Bahane #Kafeinsiz



Bir mikro öykü yazmaya başlayıp yarım bırakmışım. Geçen gün taslaklarda karşıma çıktı. Son bir haftadır yine birçok şey yapmayı arzularken buluyorum kendimi. Mesela bu yazıya başlamadan önce kendime kafeinsiz bir kahve yaptım. Belki biraz çizim yaparım dedim. Son anda kararımı değiştirdim. Kahvenin yanında iyi gider diye minik bir tabağın içine iki tane kurutulmuş incir, birkaç tane ceviz koydum. Müziğimi açtım ve kitap okumaya başladım. Kitaptan bir bölüm bitirdiğimde gözüm bilgisayara kaydı. Ve sonuç Kahve Bahane. 

Aralık ayının başından beri kalan izinlerimi bitirmek için Cuma günleri izinliyim. Dört gün çalışmaya pek alıştım. Polonya yasaları çalışanlarını oldukça düşünüyor. 26 iş günü (iş günü olarak belirtmekte fayda var, çünkü hafta sonları dahil olmuyor) izniniz var. Resmi tatil Cumartesi gününe geliyorsa onu istediğin bir zamanda izin olarak almak zorundasın. Ne yapalım kısmet hafta sonuna geldi diye bir şey yok. Bunların dışında bizim şirket o yıl hak ettiğin iznini ilgili yılda kullanıp bitirirsen ekstra gün veriyor. 
2021 yılına 2020 yılından hiç harcamamış (korona yüzünden harcayamamış) olduğum 26 gün izinle gireceğim. Bu demektir ki haftaya sisteme baktığımda izin hanemde 52 iş günü izmin olduğu yazacak. Türkiye'de çalıştığım zamanlarda böyle bir şeyi hayal dahi edemezdim.

Bu hafta havanın soğukluğuna aldırış etmeden sabah yürüyüşü yaptım. Bir sabah ziyadesiyle soğuktu. Yürürken kirpiklerim dondu. Bugün de hava durumu raporunu inanıp yürüyüşe çıktım. Yürüyüş sonrasında yağmura yakalanıp ıslandım. Hava tahminlerini kim yapıyorsa hiç tutturamıyor. 








Plan yapmayı severim. 2021 yılında okuyacağım kitapların bir listesini oluşturmaya başladım. Geçen senelerde Bullet Journal tekniğiyle kullandığım bir defterim vardı. Bu sene onun gibi çok kapsamlı olmamakla birlikte yapacaklarımı not almanın faydalı olacağını düşünüyorum. Havalar soğuk artık. Evde geçirdiğim zaman arttı ve ben bu zamanı boşa harcamak istemiyorum. 

Eskiden film izlemekten zevk alırdım. Şimdi uzun uzadıya ekran karşısında oturmak beni sıkıyor. Sonra elime telefonu alıp kurcalıyorum, üstünden biraz zaman geçince de vaktimi boşa harcadığım için kendime kızıyorum. Bunun adı bir şeyler yapma arzusu içindeyken ne yapacağını bilememek oluyor. 

Son dört beş aydır tek kitap yerine birkaç kitabı aynı zaman diliminde okuyorum. Biri hafif roman veya öykülerden oluşuyor. Biri ingilizce kitap oluyor. Biri de genelde bilgilendirici bir kitap oluyor. Kitapların bitirilme süresi uzuyor ama serde var olan maymun iştahlılık ancak böyle tatmin ediliyor. 

Mesela bir hevesle yazmaya başladığım bu satırlardan sonra şimdi yine farklı bir şey yapmak istiyorum. Gözüm masa başında duran kitaplara kayıyor. 
Hadi hayırlısı... 

✄----------------------------------------------------------------------

Paylaş:

17 Aralık 2020

Kahve Bahane #Çift Sayının Laneti



Hey sen! Kahve bahane yazılarının müdavimi, hoş geldin. Ben de bir hoş geldinini alırım. Biliyorsun ki son aylarda pek keyifsizdim. Depresyon hırkasını giymiş ve koca koca düğmelerini iliklemeye başlamıştım. Kahve bahane yazıları sütü bol kahve tadında yani kahve tadından yoksun olmaya başlamıştı. Bak dikkatini çekerim. Geçmiş zaman ekleriyle yazıyorum. Çünkü o hırkayı omuzlarımdan aşağı sıyırmayı başardım. Bu durumda Yasemin is back diyebiliriz. Is back ne Allah aşkına Yasemin. Sen ki hiç sevmezsin Türkçe cümlelerin arasına yabancı dilde kelimeler sıkıştırmayı. Ama böyle söyleyince de bir havalı oluyor. 

Başlıktan da anlaşılacağı üzere 2020 yılının değerlendirmesini yapmak için buradayım. Saçma sapan (yeri gelince öz eleştirimi yaparım) tek sayı takıntısı olan ben için pek keyifsiz bir yıldı 2020. Daha baştan kaybetti. Nerden tutarsam tutayım elimde hep çift sayı kalıyordu. Ben benim için keyifsiz olur diye düşünürken tüm dünya bu yıla lanetler okumaya başladı.

Yılın başında nur topu gibi bir virüsümüz oldu. Yaşadığım ülke, nur topu gibi olan bu virüsü besleyip büyütmekten yana değildi. Bu yüzden bizi evlere kapattılar. Dünyalara sığamayan duygularımızı evlerde yaşamaya çalıştık. Bu durumdan en çok hümanistler etkilendi diye düşünüyorum ben. Sarılmak yok, sevmek yok. Dokunmak yok.

Yılın ilk iki ayında yapılan planlar Mart ayında kucağımıza bir bomba misali bırakılan virüs yüzünden bilinmez bir tarihe ertelendi. Memleket hasreti çektim. Halen de çekmeye devam ediyorum. Memleket, lafı güzaf aslında; insan taşı toprağı neden özler ki! Benim için asıl özlenenler aile ve arkadaşlar. 

Özlem baki, hayat devam ediyor. Mart ayından bu yana işimi eve sığdırdım. Sporumu eve sığdırdım. Altı üstü 59 metre kare evsin sen, nasıl da gıkın çıkmadı. Helal olsun.

Bahar geldi, yasaklar esnedi. Parkları açtılar. Sporumu parklara taşıdım. Bol bol yürüdüm. Sabahları en büyük eğlencem sincaplara günaydın demek ve gizlenen mantarları bulmaktı. Havalar iyice ısındıktan sonra bisiklet maceralarım da oldu. İlk defa kayboldum. Sivrisineklerin saldırısına uğradım. Sonunda sağ salim evin yolunu buldum.

Nur topu gibi doğan virüsümüz büyüdü okul çağına geldi. Serpildi her yere. Eldeki imkanlar dahilince, içimde beni tatile götür diye bağıran, bağırmak ne kelime çığlık atan iç sesimi susturmak için tatilin daniskasını yaptım. Tatil her koşulda güzel bir eylem. Polonya içinde yapılan kısa kısa tatiller hiç tatile gidememekten evladır dedim. 

Sene başında bu sene okusam okusam 55 kitap okurum dedim. Şu an 62. kitabı okuyorum. Yıl bitmeden bu rakam 63 olacak. Çünkü bilirsin tek rakam seviyorum ben. Yıl bitsin, okuduklarım hakkında detaylı bir yazı yazarım. 

Bizim ergenliğe adım atan virüs ortalıkta kol gezerken, son iki ayda yaşadığım sağlık problemlerimden dolayı doktor randevularına gittim geldim. Gerildim. Sağlığım mı bozuluyor diye üzülürken bir yandan da doktor yolunda virüs mü kapacağım endişesi yaşadım. Yapılan ziyaretler sonuç verdi. Sağlığım düzeldi. Bu vesileyle de keyfim yerine geldi.

Bu sene keyfimi yerine getiren ve beni heyecanladıran ender hadiselerden biri de canım ciğerim, arkadaştan öte kardeşim dediğim Dilek'imin hamile oluşu haberiydi. Şimdi mesajlarımız konusu hep bizim minik haribo. Evet ben teyzesi olarak ona haribo diyorum. 
 
Yapılabilecekler kısıtlıyken, anlatacak, yazılacak şeyler de haliyle az oluyor. Bir sene içinde yazdığım 33. kahve bahane yazısı bu. Uzunca bir süredir böyle keyif alarak bir kahve bahane yazısı yazmamıştım. Umarım ki siz de okurken aynı keyfi alırsınız. 
 
Bizim ergen virüs ortalıkta kol gezerken, herkese sağlıklı günler dilemekten daha iyi bir yeni yıl dileği gelmiyor aklıma. Kendinize ve sevdilerinize iyi bakın. 2021 dememize sayılı günler kaldı. Umarım ki gelen gideni aratmaz. Şimdiden herkese Mutlu Yıllar. 
Hadi artık sen de gel 2021. 

 ✄--------------------------------------------------------------------
Paylaş:

7 Aralık 2020

Kahve Bahane #Hayat Bu


Kahve bahane bu sıralar pek tatsız olabilir. Bunun müsebbibi kafein alımını bir süre durdur diyen doktordan başkası değil. Başımı ellerimin arası aldım, masanın üstüne, dumanı tüten siyah çayımı usulca iliştirdim, kafeinsiz bir kahve bahane yazısı nasıl yazılır diye düşünmekteyim. Hafif bir baş ağrım var. Kafein yoksunluğundan veya evdeki boya kokusundan mütevellit olabilir. Bilmiyorum. Zaten çok da önemsemiyorum.

Bir süredir sağlık sorunlarımla baş etmeye çalışıyorum. Kısa bir doktor macerasından sonra şimdilik beklemedeyim. Aldığım ilaç ve vitamin takviyesi umarım işe yarar. Zira kan vermekten pek haz etmiyorum. Geçirdiğim bir ay içinde dalgalı ruh halim dolayısıyla bir hayli zorlandım. İşte buraya kadar artık depresyon hırkasını giymek üzereyim derken, vitaminler sanki bir nebze olsun iyi geldi. Son iki gündür kendimi biraz daha iyi hissediyorum. Lakin tam anlamıyla iyi değilim. Oysa ki Aralık ayı pek umut dolu yazılar yazardım buraya. Yaptıklarımı anlatırdım. Bir sonraki sene için planlarımı yazardım. Yeni bir seriye başlayacağımı duyururdum. Şimdi yarın ne yapacağımız bile muamma iken uzun uzadıya plan yazısı yazmak içimden gelmiyor. 

Yana yakıla beklediğim kitap yurdu siparişim en sonunda geldi. Şimdi okunacak kitaplarım var. Bak işte bunlar beni bir nebze mutlu ediyor. Hepsini peş peşe okumayacağım. Çünkü hemencecik bitsin istemiyorum. Araya e-kitap serpiştirmeye devam. 

Geçen hafta buraya kar serpiştirdi. Karı seviyorum. Gerçi onu da sadece yağarken seviyorum. Sonrası tam bir işkence. Donuyor. İnsan yürürken bir hayli zorlanıyor. Öyle böyle derken, ben kış ayına bayağı alıştım. Hava 3 derece olunca " bügün hava güzelmiş" diyorum. İlk sene kat kat giyinirken, geçen beş senenin ardından, bir kazak ve montla dışarı çıkabiliyorum. İnsan bu. Yaşadığı ortama ayak uydurunca sorunsuz geçirebiliyor hayatı. 

Yaşadığım ortam yüzünden bir noel ruhu kaplıyor beni bu sıralar. Evde mumlar, ışıl ışıl olan çam ağacım. Geçen postacının kapıyı çalıp, şirketin gönderdiği xmas paketini uzatınca bu ruh daha da bir tetiklendi. Dışarısı cıvıl cıvıl. Çam ağaçları süslendi. Ama insanların gözlerinde o eski neşe pek yok gibi. Herkeste bir yorgunluk, bıkmışlık belirtisi var. Bu seneki kutlamalar daha öncekiler gibi olmayacak. Hatta hiçbir kutlama olmayacak.



Hiçbir şey eskisi gibi değil ki. En son ne zaman bir kafede oturup kahvemi yudumlayıp bir dilim pasta yedim diye soruyorum kendime ve hatırlayamıyorum. İşte bu da canımı acıtıyor. Evet ev güzel, huzurlu ama insanın gerçekten küçücükte olsa mekan değişikliğine ihtiyacı var. Sizi bilmem ama benim var.

Daha önceki kahve bahane yazımda depresif hissettiğimi ve bu ruh haliyle kahve bahane yazmak istemediğimi dile getirdiğimde birkaç mesaj aldım. Senin depresif yazım tarzını merak ediyoruz dediler. Şimdi döndüm ve az önce yazdıklarımı okudum da pek bir keyifsiz olmuş. Görünüşte bir yazı var ama kahve bahanenin tadı yok.

Buradaki pastalar da öyle. Vitrinlerde al benileri öyle yüksek ki, ama tadları hiç yerinde değil. Bol bol krem şanti kullanıyorlar pastada. Pastacı kreması ve gerçek pastacı keki kullanan çok nadir. Geçen böyle bir yer keşfettim. Butik bir pastacı. Kendimi şımartmaya ihtiyacım var. Ara sıra aldığım pastalar çayın yanında bana eşlik ediyor. Çok abartmadan insanın kendini şımartması şart.

Kafamdan bu olumsuz düşünceleri bir yana süpürüp yeniden eski neşeme kavuşacağım günleri iple çekiyorum. O zaman belki yine kahve eşliğinde kahve bahane demeye devam ederim. 

İlk defa içten değilde adetten olduğu için klasik kapanış cümlemi buraya iliştiriyorum.
Bir sonraki yazıda görüşünceye dek şen ve esen kalın.
Belli mi olur bir sonraki yazıda belki ben de kaybolan neşemi geri kazanmış olurum. 
Sonuçta hayat bu; sürprizlerle dolu.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

26 Kasım 2020

Kahve Bahane #Bazan



Kahve bahaneye bazan kahve bazan çay eşlik eder. Bu gece çayı erken içtiğimden mütevellit su eşliğinde yazılmış bir kahve bahane ile karşı karşıya kalacaksınız. Bazan yazma aşkıyla yanıp tutuşurken bazan bir satır yazacak gücü bulamıyorum kendimde. 

Bu gece ne içimde yanan bir aşk var, ne de güçsüz hissediyorum. Odamdayım; aynamı çevreleyen minik ışıkları karanlığı yok etmesi için açtım. Bardağımın hemen yanında, masanın üstünde, kendi halinde yanan bir mum var. İlmek ilmek ördüğüm battaniyem sallanan koltuğumun baş ucunda. Ayaklarımı pilates topuna uzattım. Dizimde bilgisayarım, kulaklığım sayesinde müzik dışında hiçbir şey duymadan yazıyorum. 

Bazan yazacaklarımı saatler öncesinden kafamda planlıyorum bazan aniden gelen bir istek sonucunda çalakalem yazılar çıkıyor ortaya ve itiraf etmeliyim; ne zaman çalakalem bir yazı yazsam daha fazla etkileşim alıyor. O yazılarımın daha çok okuyucuyu sarıp sarmaladığını hissediyorum. 

Hissetmek bazan acı verici. Buradaki önemli nokta, acının neyin sonucunda ortaya çıktığı. Her acı insana kötü şeyler hissettirmiyor. Mesela spor yaptıktan sonra hissedilen kas ağrısı insana güzel gelirken, yorucu bir günün sonrasında hissedilen baş ağrısı çekilmez oluyor. Bu aralar bazan baş ağrısı çekiyorum. Anlık ve kısa olsa bile pek bir sevimsizler. 

Sosyal hayat artık yok denecek kadar az. Ve enteresan bir şekilde bu hayata alıştım. Bazan isyan etsem bile bu yaşam tarzı artık canımı eskisi kadar sıkmıyor. Havalar oldukça soğudu. Hava durumuna bakınca bu hafta kar gelir diyor. Sabah kalkıp, perdeyi araladığımda donmuş kaldırımlar karşılıyor beni. 

Polonya'ya taşınmadan önce soğuktan nefret ederdim. Şimdi itiraf etmeliyim ki artık bu soğukları da seviyorum ve sanırım eskisine nazaran daha az üşüyorum. Bazan soğuk havada kısa bir yürüyüş hoşuma bile gidiyor. 

Hoşuma giden şeylerden biri de bitki ve meyve çayları. Her çeşit çay olmasına rağmen elma cenneti dediğim Polonya'da bir türlü elma çayı bulamamıştım ki bu akşam gittiğim markette buldum. Tadı Türkiye'de içtiklerimden farklı ama nefsimi köreltmiş olması güzel. 

Nefsimin yanında öğrenme isteğim de köreldi sanırım. Bazan gaza geliyorum. Yeni şeyler öğrenmeliyim diyorum. Bazan amacsızca, ne aradığımı bilmeden bakınırken buluyorum kendimi. Bu dönem aslında yeni şeyler öğrenmek için oldukça uygun. İşe gidiş gelişte harcanan zaman yok, sağa sola gidemediğimiz için tüm zamanı evde geçiriyoruz. Aslında isteğim var fakat bu isteğimi harekete geçirecek bir motivasyon kaynağım yok. Sanıyorum içimde yaşadığım duyguların en yalın tanımı bu. 

Kitap okumaktan ölesiye zevk aldığımı bilmeyen yok sanırım. Bazan kitap okumaktan bile sıkılıyorum. Bu yaşadıklarımın hepsi belki bir depresyona gebe. Bunu da bilmiyorum. Kendimle daha fazla konuşmaya başladım. Bazan kendi kendimi azarlarken yakalıyorum kendimi. Sonra illa her şeyi dört dörtlük yapmak zorunda değilsin diyip kendime kızan kendime kızıyorum. 

Bazan de böyle deneysel karalamalar yapıyorum. Eğer bu satıra kadar yazıyı okuduysanız eminim yazıda çokça kullandığım "bazan" kelimesi dikkatinizi çekmiştir. Belki de birçoğunuzu rahatsız etmiştir. Yazıyı okurken nasıl hissettiğinizi yorumlar kısmına yazarsanız sevinirim. 

Bu deneysel karalamayı Orhan Pamuk kitaplarından esinlenerek hayata geçirim. Orhan Pamuk, bu kelimeye romanlarında sıklıkla yer verir. Bazan, Orhan Pamuk'un imzası gibi resmen. Orhan Pamuk okumaktan pek haz etmem. Seneler sonra bir kitabını daha okudum ve  bir sayfada kullanmış olduğu yirmi adet (evet üşenmedim ve saydım) bazan kelimesinden sonra böyle bir yazı yazmak fikri düştü aklıma. 

Ne diyelim, aklıma fikirler düşemeye devam etsin ki kahve bahaneler yazılsın. Okuyucularıyla buluşsun. O zaman bir sonraki kahve bahane de buluşuncaya dek şen ve esen kalın diyorum. 
Hayat siyah ve beyazdan ibaret değil. Bazan ara renklere de bir şans vermeyi ihmal etmeyin. 
Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.