24 Kasım 2021

Kahve Bahane #Dedim Olabilir


Her şey bir önceki Kahve Bahane yazısına gelen yorumları cevaplamak için çay yapmamla başladı. Random bir müzik açtım televizyondan. Güzel de çıktı. Arka fonda çalıyor. Çay bardağını sehpanın üstüne, sehpayı da koltuğumun yamacına iliştirdim. Yorumları cevapladım. Sonra bir baktım ki buradayım. 

Hop oradayım, hop buradayım demeyi isterdim ama yine tırmanışa geçen covid vakaları yüzünden bir süre daha hop salondayım, hop çalışma odasındayım demekten öteye gidemeyeceğim gibi gözüküyor. 

Yazının tam da burasında çamaşır makinesinin bitme sesiyle irkildim. Çamaşırları asıp geldim. Bu sene beyazlar içine renkli bir çamaşır (hem de turuncu renkti bu çamaşır)  karıştırıp tüm beyazları sarımtırak bir renge dönüştürdükten sonra renklerin birbirine karışmasını önleyen mendiller ile tanıştım. Oldukça başarılı. Beyazları yıkarken de beyazlaştırıcı olanını atıyorum. Misler gibi oluyor. Aklınızda bulunsun.

Beyaz demişken bu hafta Krakow'da kar yağışı bekleniyor. Bakalım hiçbir doğru tahminde bulunamayan meteoroloji bu sefer bizi şaşırtacak mı? Krakow yılın ilk karına merhaba diyecek mi? Karda yürümesi çok zevkli. Yağsın ki sabah yürüyüşlerim şenlensin. 

Bu hafta spor salonuna gitmedim. Salonun yerini sabah yürüyüşleri ve akşam yoga pratiği aldı. Bugün yürürken bol bol sincap gördüm. Ve ilk defa ayaklarımın ucuna kadar geldiler. Acaba yemek sıkıntısı mı çekiyorlar. Yarın ceplerimi doldurum yürüyüşe öyle çıkacağım. Evde onlar için ayırdığım cevizler var. Kar yağınca götürüp parkın belirli yerlerine bırakıyordum. Bu sene sanırım etrafın karla kaplanmasını beklememem lazım.

Bu hafta evimize mini mini bir misafir geldi. Demiştim Ciocia yani teyze oldum ben. Zuzi büyüsünde evcilik oynayalım diye sabırsızlanıyorum. Geçen yazımda ördüğüm battaniyelerden bahsetmiştim. Yorumlarda görselleri var mı diye sorular geldi. Birini Zuzi'me birini de Deniz'ime ördüm. Bu sene Deniz'in de teyzesi oldum ben. Ama covid yüzünden İstanbul'a gidemediğim için henüz Deniz ile tanışmadık. Şimdilik fotoğraflarıyla, videolarıyla hasret gideriyorum. Sarı olan battaniyeyi Zuzi için, gökkuşağı olan battaniyeyi de Deniz için ördüm. Düzgün fotoğrafları da yok bende. Artık elde olanlarla idare edeceğim.



Bazı şeyleri kabullenmek gerek. İstanbul'daki evi kiraya verdik. Kiracı gelmeden evdeki özel eşyalarımı boşaltmam gerekti. İşte o zaman kötü bir sürpriz ile karşılaştım. Vakti zamanında 5.000 parçalık bir puzzle yapmıştım. Neredeyse bir sene sürmüştü yapımı. Sonra taşınma süreci işin içine girince çerçeveletmeden sakladım. Geçen hafta bir çerçeveci bulup evden alınmasını sağladım. Sonrasında aşağıda gelen görseller ile kısa bir üzüntü yaşadım. Üstünü gazete kağıdıyla kapatmıştım. Gazete kağıtları puzzle yapışmış. Çerçevecim çok emek var bununla biraz uğraşıp kurtarmaya çalışacağım dedi. Bakalım şimdi haber bekliyorum. 




Şimdi ben bunu neden anlattım. Konu bir yere bağlayacağım. Eski ben olsam günlerce buna üzülürdüm. Hatta ağlardım bile. Kafama takardım. Vay efendim neden öyle değil de böyle saklamadım ben bunu derdim. Ama yeni ben, bu olayı olgunlukla karşıladı. Sonuçta 7 senedir hayatımda bir yeri yok. Onu en son 7 sene önce gördüm. Ve bir anda bir problem olarak önüme çıkması onu büyütmemi gerektirmiyor dedim. Evet ortada bir problem var. Ve ben bunu kabullendim. Fakat bu süreçte değiştiremeyeceğim bir durumdan ötürü kendimi sıkmamın hiç bir anlamı yok. 

Bu kafaya nasıl geldin derseniz; enteresan bir şekilde bunda yaptığım yoga pratiklerinin büyük bir katkısı olduğunu düşünüyorum derim. Biraz daha ilerleyeyim ve derinleşeyim; bu süreçte hissettiğim değişiklikler hakkında daha sık yazacağım. 

O zaman yine yeniden veda vakti. Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünce dek şen ve esen kalın. 
Belli bir yaştan sonra insan değişir mi dediler. Dedim olabilir.
Siz de her şey için olabilir demeyi ihmal etmeyin. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

17 Kasım 2021

Kahve Bahane #Ben Kendimin Masalıyım




Yaprak ağaçta, ağaç ormanda, ormanlar Krakow'da olunca blogda bol bol gezi yazısı oluyor.
Geçen hafta Polonya'nın kurtuluşunun yıldönümü vesilesiyle bir gün tatili attık cebe. Gönül isterdi ki Polonya daha sıcak bir havada kurtulmuş olsun da biz de bir günlük tatili yaz tatili gibi değerlendirelim ama elde olan bu. Eldeki koşullarla en güzelini oluşturmak için yine bir araştırma yapıp, Krakow'a bir buçuk saat mesafede olan bir dağ evinde aldık soluğu.

Şöminesi sayesinde iliklerime kadar ısındım. Yapraklarla kaplı ormanda gezdim. Ara ara bi tırsmadım değil. Daha yeni Dark'ı izleyip gitmemim de bunda etkisi büyük. Her an bir mağara görsem ne yaparız şimdi dedim durdum. Muhtemelen ben mağaradan içeri girmeye cesaret edemezdim. Ormanın derinliklerinde yürürken acaba yabani bir hayvan çıkar mı diye biraz tedirgin olmadım değil. İki günlük bu heyecan dolu geziler sonrasında başıma bir şey gelmedi. Böyle dağ tepe gezmeyi de çok seviyorum artık. Beni bıraksan saatlerce gezebilirim. Ama ekip arkadaşlarım için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Tırmanırken söylenip durdular ama zirveye çıkınca afili poz vermekten geri kalmadılar. Sanırsın oflayan puflayan onlar değilmiş de tüm yolu seke seke çıkmışlar. 

















Tatildeyken yeme işini her zaman biraz abartırım. 3 günlük tatilde de ne bulsam yedim. Tabi bu yediklerim kas olarak değil yağ olarak bana geri döndü. Şimdi deli gibi spor yapıp yediklerim bünyeye yerleşmeden yansın gitsin istiyorum. 

Bu mini tatil öncesi Kulüp adlı diziyi izledim. Bittiğinden bu yana aklımda çalan masal şarkısı için diziyi yeniden izleyesim var. Dizinin müzikleri pek hoşuma gitti. Konu tam bir yeşilçam klasiği olsada dönem dizilerine hayran olan benden tam not aldı. Keşke o zamananın İstanbul'unda yaşasaymışım diye düşündüm durdum.  

 Zaman, geçmiş ve gelecek hakkında enteresan bir kitap okudum. Belleğin Kış Uykusu- Mehmet Eroğlu'nun kitabı. Biraz kasvetli olmasının yanı sıra kitap kendiliğinden aktı gitti. Hazır havalar soğumuşken, şehire gri bulutlar çökmüşken okunacak kitaplar arasında. Aklınızda bulunsun. 

Mini tatilin yazısı da mini olur. Bu günlük de benden bu kadar. Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Kalp sağlığınız için de hayatınıza hareket katmayı unutmayın. 
Sevgiler. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

3 Kasım 2021

Kahve Bahane #Ölüler Günü

 

Kahve bahanede artık ciddi şeylerden bahsetmenin zamanı geldi de geçiyor. Her zaman ooo eller havaya modunda yaşanmaz değil mi? Arada bir insanın silkelenerek kendine gelmesi lazım. Bu girişten ve başlıktan sonra sizi nasıl bir yazı bekliyor siz düşünün. Eğer kalbiniz gerçekleri kaldırabilecek kadar güçlüyse okumaya devam edin. Eğer kendinize güvenmiyorsanız, şimdi, tam şu anda kahve bahanenin bu yazısını okumaktan vazgeçin. Sonrasında olacaklardan ben sorumlu değilim. 

Aman aman şu girişten sonra yazacaklarım sizi şaşırtabilir. Çünkü bu yazı beklenenin aksiye pek bir keyif içeriyor. Şu ölüler gününe bir açıklık getirmekle işe başlayalım. Efendime söyleyeyim, birçok yerde cadılar bayramı diye kutlanan gün Polonya'da bir dini bayram. Adı da ölüler günü. Bu günde mezarlıklar mumlarla dolup taşıyor. Mezarlıkta iğne atsanız yere düşmez cinsten bir kalabalık oluyor. Mumlar sayesinde de gece mezarlıklar tam bir görsel şölene dönüşüyor. Dini bayram olduğu için de tüm yurtta tatil oluyor. 

Ölüler beni pek ilgilendirmiyor. Benim ilgilendiğim kısmı tabii ki tatil oluşu. Bu sene Pazartesine gelen bu gün sayesinde uzun hafta sonu tatili yaptık. Fırsat bu fırsat dedik ve Krakow'a bir buçuk saat uzaklıkta bir göl evine gittik. Huzur dolu üç gün geçirdim. Göl kenarında yürüdüm. Akşamları barbekü keyfinden sonra şömine önünde şarap yudumladım. Sudoku çözdüm. Halloween keki de yedim.

Sudoku pek eğlenceli. Son üç aydır her akşam düzenli olarak çözüyorum. Farklı versiyonlarının olduğu sudoku kitapları aldım. Bu kısa tatilde de hunharca çözdüm. Rakamların arasına karışmışken arkadaşım Yasemin ne kadar da "geek" bir insansın dedi. Ulan dedim (tabii içimden) bu bana şimdi ne demek istedi. "Aç bakalım, bu ne demek" dedim. İnternette yaptığım araştırma sonrasında tam olarak Türkçe bir karşılığı olmadığını öğrendim. Bilimsel bir tamından bir kimlik tanımına evrimleşmiş. Fakat bazı toplumlarda halen aşağılama olarak kullanılmaya devam ediyormuş. Bizim çok çalışkan öğrencilere inek dememiz gibi. 

Geek, takıntılı sayılabilecek şekilde hobi düşkünü insanlar için kullanılıyormuş. Bu takıntı hobi olabileceği gibi sıradan bir uğraş da olabiliyormuş. Bu durumda gerçekten ben de bir geek olduğuma ikna oldum. 





 










Tatil bitti. Rutine döndüm. Bu arada saatleri bir saat geriye aldık. Türkiye ile saat farkımız ikiye çıktı. Bu pek iyi olmadı. Türkiye'dekilerle konuşurken sıkıntı oluyor. Bunun yanı sıra artık hava çok erken kararıyor. Geceler de bitmek biliyor. Sanırım iki sene önce başladığımız Dark adlı dizinin son sezonunu izlememiştik. Şimdi en baştan izlemeye başladık. Bitmesine birkaç bölüm kaldı. 

Nexflix bu aralar yüzümü güldürüyor. Sevdiğim dizilerin yeni sezonları gelmeye başladı. Good Girls bunlardan biri. Geçen sene harıl harıl Zuzinin battaniyesini örerken izlemiştim. Hiç bitmesin diyordum ama pıt diye bitti. Geçtiğimiz ay yeni sezonu geldi. Pek sevindim ama şimdi yine bitecek diye izlemiyorum. Her seferinde erteliyorum. 

You adlı dizinin de yeni sezonu gelmiş. O diziyi ingilizce altyazı ile izliyorum. Başroldeki çocuk oldukça sakin ve açık konuşuyor. Böyle olunca da tam bir ingilizce dinleme pratiği yapmış oluyorum. Açıkcası ikinci sezonunu ilki kadar sevmemiştim. Bakalım üçüncü sezonunda neler olacak? 

Ve yine yeniden Dexter geliyor. Gelsin artık. Ne de güzel izlerdim. Gerçi öyle bir sonla bitti ki nasıl yeniden devam edecek bir fikrim yok. 

Görüldüğü üzere dizileri inci gibi sıraya dizmişim. Battaniyemi büyütmek için verdiğim ip siparişlerim de geldi. Bundan sonra bitmeyen akşamlar için hazırım. 

Bu akşamlık bu kadar gevezelik yeter. Dün spor salonunda aklıma eğlenceli bir yazı yazmak geldi. Bu yazısı sizinle paylaştıktan sonra onun taslağı üzerinde biraz çalışacağım. 

O zaman ne diyoruz; 
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Kendinizle (nerede ve nasıl olduğu önemli değil) kaliteli zaman geçirmek için çabalamayı da ihmal etmeyin. 
Sevgiler.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

21 Ekim 2021

Kahve Bahane #Yarı Maraton


Yakın geçmişte karar verdiğim ve bir gün o bitiş çizgisinden geçeceğim dediğim yarı maraton maceramı anlatmaya ayağımın tozuyla geldim demek isterdim lakin üzerinden neredeyse bir hafta geçti. Ayağımda toz kalmadı kalmasına da içimdeki başarabilme duygusu halen baki. 

Yazıyı geç yazmamım müsebbibi Tensor Fascia Latea, kısaca TFL dedikleri kas. Koşu gününe kadar kendisinden haberdar olmadığım bu kas meğer nelere nelere yardımcıymış. Hani okulda yarmazlık yapınca tahtaya geçip tek ayak üstünde durdururlar ya, ha işte tek ayak üstünde durmamızı da bu kas sağlıyormuş. Bunu o zamanlar bilseydik, hocam TFL kasım ağrıyor, duramam ah duramam derdik. 

Beni evde üç gün boyunca penguen gibi dolaştıran, bizim beyin Sürahi nene gibi dolaşıyorsun ortalıkta söylemlerine neden olan bu kas hakkındaki kısa bilgiden sonra koşu maceramı anlatmaya geçebilirim.
 
Pazar sabahı koşu günüydü. Hayatımda ilk defa 21 km koşacaktım. Koşu parkuru aklıma düştükçe uykum kaçtı ve heyecandan güzel bir uyku çekemedim. Heyacanım öyle çok arttı ki sabah hafif bir kahvaltı bile yapamadım. Bir muzu mideye indirip koşu alanına gittim. Süre hedefim olmadan koştum. Tek önceliğim finish çizgisini görebilmekti. 2 saat 23 dakika sürdü bu maceram. 



Koşu öncesi insanların fiziksel ve ruhsal olarak kendileriyle bir savaşa girdiğini okumuştum. Koşarken acaba ben de öyle hissedecek miyim diye düşünmeden edemedim. Açıkcası yarıda bırakmamak için biraz temkinli koştum. Bitirince aslına daha hızlı koşabileceğimi anladım. Deneyimlemek bu açıdan önemli.

5. kilometrede her şey harika gidiyordu. Heyecandan biraz kendimi sıkmış olmalıyım ki sol omuzum da bir ağrı hissettim. Sonrasında müziğin sesini biraz daha arttırım ve koşmaya devam ettim. Kendimi rahat bırakınca ağrı filan kalmadı. 

10. kilometrede beklediğimden iyi durumdaydım. Herhangi bir ağrım yoktu. Kendimi mutlu hissediyordum. Yol kenarında çak bir beşlik için bekleyen çocuklara bir beşlik vererek yoluma devam ettim. Bu arada insanların motive edici tezahüratlarını ve alkışlarını duymak da harikaydı.

15. kilometreye geldiğimde, oluyor ya, çok az kaldı, bitirebilirsin dedim. En uzun 12 km koşmuş ben için 15 km yeni bir rekordu ve yine beklediğimden iyi durumdaydım. Nefesim kesilmedi. Daha önceki sakatlığımdan yadigar kalan bilek ağrım hiç yoktu. Bu konuda biraz endişeliydim ama koşu sonrası bile ağrım olmadı. Su içme noktalarında su içtiğim için sussuzlukla da savaşmadım. 









Her şey 16. kilometrede başladı. TFL varya TFL sağlı sollu bir ben buradayım demeye başladı. Ne oluyor dedim. Daha önce ağrımayan bu kas da neyin nesiymiş diye düşünürken, yoksa bu macera buraya kadar mı diye bir an düşündüm. Kendimi ruhsal olarak çok iyi hissederken yaşadığım ağrı moralimi biraz düşürdü. İşte tam bu noktada iyi ki koşu öncesi yoga pratiğine başladım dedim. Yoga pratiği yaptığım zamanlarda Çetin Çetintaş'ın söyledikleri geldi aklıma. Özetle; "Unutma, hayatta bazı şeyleri değiştiremeyiz, değiştiremediğimiz durumları kabullenmek gerek." diyordu. Ağrıdan iyice yavaşlamışken, bu acıyı kabullenmeyi ve yoluma devam etmeyi seçtim. Son 5 km boyunca ağrımı kabullendim ve bitiş çizgisine odaklandım. Ve mutlu sona ulaştım. O kadar mutluydum ki, bunu fotoğraflardan da anlayabilirsiniz. 

Koşulan 21 km, yakılan 1320 kalori ve atılan 30 bin adım ile yapılacaklar listemde yer alan yarı maraton koş, yazısının yanına bir tik atmış oldum. Darısı diğer tiklerin başına. 

O zaman ne diyoruz. Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.
Hayallerinize ve hedeflerinize ulaşmak için asla geç değildir. Bunu da bir kenara not edin. 
Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

8 Ekim 2021

Kahve Bahane #Yasemin Ağacı



Havalar soğudu. Hadi gelin size içinizi ısıtacak görseller eşliğinde İzmir günlerimi anlatayım. Klasik kahve bahane yazısı gibi daldan dala atlamaya ben çok hazırım. Ya siz? 

Tatil de tatil diye yanıp tutuşan bedenimi ve ruhumu en sonunda Kuşadası'nın o harika sularına bırakarak söndürdüm. En az altı ay güneş yüzüne hasret kalacağımı hesaba katıp az biraz da güneşlendim. D vitamini şart. Erkek kardeşimle bol bol atıştım, kız kardeşimle dertleştim, annemle güldüm. 

                                                
                                 

                                 

Ayağımın tozuyla business run için koşumu tamamladım. Toplamda 12 saat süren yolculuk sonrası dört kilometre koşmak gözümde büyüyordu. Lakin hiç de korktuğum gibi olmadı. 

                                                  

Tatilde bu sefer çok abartmadım. Her şeyden az az yedim. Özlediğim tatlarla hasret giderdim. İnce belli bardaktan çay içtim. Sabah sporu sonrası, fırından dumanı üstünde tüten gevrekler aldım. Kokusu ile mest oldum. 

                                       

                                     

Karşıyaka Foça yolunda hayaller kurdum. Deniz kenarında rakı balık ile güneşi batırdım. Rakının üstündeki ipi o günün anısı diye koluma bileklik yaptım. Rakıdan değil, keyiften sarhoş oldum. 

                             

                             

                                        

                                                        

                                                

Bavulda yer var diye aklıma gelen kitapları aldım. Dönüşümüzde ıslanan valizlerimize rağmen kitaplarımın suya maruz kalmadıklarına sevindim. Islanan kıyafetleri yıkarken de az biraz hava yolu şirketine laf ettim. 

                                           

Karşıyaka sahilinde uzun uzadıya yürüdüm. Bostanlı'da deprem sonrası hasar almış ve yıkılmamış evleri görüp üzüldüm. 

                                          

                                          

                                          

İki hafta boyunca reformer pilates yaptım. Zaten onu da ayrıca yazdım. Sabahları salona yürürken Yasemin ağaçlarına denk geldim. Ne de güzeller dedim. Yasemin ağacı gibi kök salamadım bir yere. Bir ordayım bir burada. Buradayken oradaki ailemi, arkadaşlarımı özlüyorum, oradayken de evimi...

                                                   

                                          

                                          

                                          


Tatil dediğin bitmeye mahkum. Bitti; dönüş yolunda gözümde ayrılığa dair yaş, aklımda birçok güzel anı, yanımda da hayat arkadaşım vardı. Yine kaldık mı baş başa. Senelerdir olduğu gibi yuvarlanıp gitmeye devam.

                                 

                                            

                                            

                                           

Krakow'da havalar bildiğiniz gibi. Ağaçların yaprakları sararmaya, iç üşütecek soğuklar gelmeye başladı. Tatilin huzuru hala benimle. Bu sefer bunalıma girmeyi değil, içinde bulunduğum durumu özümsemeyi seçtim. Her şey böyle çok daha kolay ve güzel. 

Size demiştim. Klasik bir kahve bahane yazısı olacak diye. 

Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Çiçekler güzeldir. Ara sıra mis gibi kokan çiçekler alıp masanıza koymayı da ihmal etmeyin. 
Sevgiler.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.