Soğuk havadan ziyadesiyle bunalıp, sıcak bir yerlere gidip güneş görelim diye aylar öncesinden planladığımız Dubai tatili, bölgede yaşanan hareketlilik nedeniyle son anda iptal oldu. Deniz, güneş hayali yarıda kalınca üzüldüm fakat sonrasında iyi ki gitmedik dedim. Malum gidenler geri dönemedi. Hal böyle olunca da onaylanmış iznimiz boşa gitmesin diye son dakika kendimize bir Lizbon tatili ayarladık.
Lizbon görmek istediğimiz yerlerden biriydi, fakat uçuşları her daim el yakıyordu. Bu sefer şans bizden yana oldu ve ve uygun denebilecek bilet bulduk. 3 günlük bir Lizbon tatili yapmış oldum.
Hali hazırda, bloglarda, Lizbon’da neler yapılır, nereler gezilir yazıları bolca var.
Şimdi gelin ben size başka hiçbir yerde denk gelemeyeceğiniz Lizbon Gerçeklerini yazayım.
Lizbon, İstanbul’un aynısı değil. Yedi tepeye kurulan, her köprüsü ve yokuşu olan şehri İstanbul’a benzetme sevdasından vazgeçmek lazım. Bazı yerleri Balat’a benziyor olabilir. Lakin Lizbon tipik bir Avrupa şehri. Kendine has yokuşları ve düzensizliği var.
Avrupa’da tek bir yere gitme şansınız varsa bu Lizbon olmalı yazılarına itibar etmeyiniz. Bunu diyen kişiler sanırım İtalya sınırlarını içinde herhangi bir şehire adım atmamış olabilirler. Adriyatik kıyılarındaki şehirlerden bi haber olabilirler.
Lizbon’da sokaklar hariç diğer tarihi yerleri gezmek için hatırı sayılır paralar ödemeniz gerekiyor. Buna 1755 yılındaki depremde yıkılan kilise ve şehrin kalesi de dahil. Yani kalenin içine girmek için para ödemeyi anlarım da bahçesine girişin bile paralı olması saçma.
Lizbon denizden babam çıksa yerim diyenlerin şehri. Deniz ürünleri ile bezeli bir mutfağı var. Ve hepsi de birbirinden lezzetli.
Lizbon bebekli ve pusetli gezginler için pek uygun bir şehir değil. Dik yokuşları, bol merdivenleri ve dar kaldırımları ile anne ve babaları oldukça zorlayabilir.
Şehrin sembolü haline gelen 28 nolu tramvayı kovalamaktan vazgeçin ve adımlarınızın sizi ara sokaklara götürmesine izin verin. Karşılaştığınız duvar resimlerinin keyfini çıkarın.
Lizbon’u gezmek için emekli olmayı beklemeyin. O yokuşlar için enerji ve sağlam dizler lazım. Çünkü her adımda kardiyo yapıyorsunuz.
Lizbon’da tsunami olma olasılığa çok yüksek. Hatta sokaklarda böyle bir durumda kaç metre yukarıya doğru kaçmanız gerektiğini gösteren tabelalar var.
Lizbon’un meşhur tatlısı Nata oldukça tehlikeli bir tatlı. İnsan bir oturuşta üç dört tane yiyebilir. Tadı güzel olmasına güzel de tam bir kalori bombası.
Lizbon’da taksi ücretleri çok ucuz. O yüzden taksi kullanmaktan korkmamak lazım. Ve eko taksi çağırırsanız önünüzde bir Tesla bulabilirsiniz. . Zira şehirdeki taksilerin yarısı Tesla.
Lizbon hakkında söyleceklerim bu kadar. Kaldığım süre boyunca sadece deniz ürünleri yedim. Toplamda 40 km’den fazla yürüdüm. Bir deniz havası aldım. Bu kısa tatil bana iyi geldi. Görülecek yerler listesinden bir yer daha eksildi.
Her şey iyi hoştu lakin bunu söylemeden yazıyı sonlandırmak istemedim. Bana “Lizbon mu, Porto mu? “derseniz benim oyum Porto’ya. Bu da böyle biline.


































