3 Şubat 2026

Kahve Bahane #Masakra



Bugünü tek kelime ile özetleyecek olsam, o kelime kesinlikle masakra olurdu. Masakra lehçe berbat, korkunç, felaket anlamına geliyor. 

Aslında işim gereği, ay sonlarımın yoğun bir tempoda geçmesine alışığım fakat son iki gündür yaptığım iş bana ekstra ağır geliyor. Beni hem bedensel hem de ruhen yıprattığını hissediyorum. Günün on saatini kesintisiz bir şekilde bilgisayar başında geçirmek, benim için bir hücreye tıkılmaktan farksız. Bir de tutmayan hesaplarla başım dertte. Kafamın içinde sürekli açık bir excel ekranı var. Bu haftayı sağ salim çıkartabilirsem büyük bir oh çekeceğim.

Hal böyle olunca benim stres seviyem de tavan yapmış durumda. Hop hoş geldin kortizon. Bi sen eksiktin. Stres seviyem yükselince yeme atağım tetiklendi. Oysa ki son üç haftadır süper bir düzen tutturmuştum kendime, iki ana öğün ve 1 ara öğün şeklinde ilerliyordum ve bedenime de çok iyi geliyordu. 

Ben tam bir düzen nizam intizam kadınıyım. Lakin bugün bu durumu biraz esnetmeye karar verdim. Çayın yanında kek yiyeceğim. Yine de gönlüm tamamen sağlıksız bir şey yemeye el vermedi. Rafine şekersiz, muzlu yulaflı bir kek yaptım. Az sonra masanın üstündeki yerini alır ve keyfimi bi nebze olsun yerine getirir diye umut ediyorum.

Bir umuttur yaşatan insanı diye diye, ömrümüzü heba mı ediyoruz ne? 
Umuyorum ki cuma günü işle ilgili sıkıntılarımı geride bırakmış olacağım. 
Umuyorum ki havalar düzelince yeniden sabah yürüyüşlerime dönebileceğim. 
Umuyorum ki yazın uzun uzun bisiklet sürebileceğim. 
Umuyorum ki şu Lehçe sınavını geçip rahat edeceğim. 
Umuyorum ki…

Ben bunları yaza yaza bitiremem belki. Zaten bunları yazmayı ve ummayı bitirdiğimde hayat da bitmiş olmayacak mı? Neyse bu kafayla bir de felsefe yapamayacağım. Böylesine sıkışık bir günün ardından bana iyi gelen şeyi yapıp yazdım. Şimdi biraz örgü örüp kafamı dağıtırım. Sonrası Allah kerim. 

Ne diyelim; bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Birkaç gün sonra sizin için önemsiz olacak olaylar içindeyseniz de kedinizi sıkmayı bırakın. Umut edin gitsin. 
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

20 Ocak 2026

Kahve Bahane #Tarçın


Kocaman bir derin dondurucuda yaşadığımı hissettiğim bu günlerde canım şöyle bol tarçınlı bir salep içmek istiyor. Krakow'da bulunması zor olsa gerek; tek içimlik, minik paketli olanları da çok şekerli. Gelin görün ki şu an masada olsa, şekeri fazla demez içerdim. Özlem kötü bir şey.

Mesela canım arada bir boza da içmek istiyor. Lakin boza bardakta durduğu gibi değil; görüntüsü beni çok cezbetmesine rağmen tadını hiç sevmiyorum. Şu an masanın üstünde olsa muhtemelen bir yudum alıp bırakırdım.

Bugün mail kutuma bir yorum düştü, daha çok kahve bahane yazısı olsa da okusak diyordu. Bu yorumu çok sevdim ve hak verdim. Daha çok yazmalıyım dedim. Dedim demesine de yazmak için malzeme gerek; soğuklardan ötürü burnumun ucunu dahi dışarı çıkartamazken kahve bahane için malzemeyi nereden bulabilirdim ki. 

Bu kış gerçek anlamda çetin geçiyor. Tüm sosyal aktivitelerim durmuş durumda. Sadece haftada iki gün spor salonuna gidiyorum. İki senedir de aynı salona gidince tüm yüzler artık tanıdık olmaya başladı. Oradan da malzeme çıkmıyor artık.

Son bir haftadır iş yerinde bir takım değişikliklere gebe minik bir hareketlilik var. Yakında kokusu çıkar. Genelde değişimler sancılı oluyor. Umarım bu sefer ki fazla sancılı olmaz. Zira şu an enerjimi hiç oralara yöneltemeyeceğim. Lehçe sınavı için kendime koyduğum süre her geçen gün kısalıyor. Bu zaten üzerimde yeterince stres yaratıyor. Daha fazlasına ihtiyacım yok.

Stresimi kontrol altına almak için kış gecelerinin vazgeçilmez aktivesi olan örgü örme işine yöneldim. Günü bitirince, lehçe çalıştıktan sonra, açıyorum kendime bir dizi, alıyorum elime şişleri, başlıyorum örmeye, tık modumu yakalıyorum. Yaklaşık bir saat bana terapi gibi geliyor. Ördüğüm eldivenleri atkıları hediye ediyorum. Ören mutlu, hediyeyi alanlar mutlu. Tam bir kazan kazan durumu söz konusu. Ee bundan iyisi Şam'da kayısı.

Salep ile başlayıp kayısı ile biten enteresan bir kahve bahane yazısı oldu. Zaten kahve bahanenin özelliği de bu değil mi! Her şeyden biraz, hiçbir şeyden tam değil.

Daldan dala atladığım yazımın sonu geldi. Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Bu soğuklarda kendinize renkli çoraplar almayı ihmal etmeyin. Çorap önemli.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

18 Ocak 2026

Siyez Unlu Dereotlu Poğaça Tarifi


Uzunca bir süredir yaptığım, tadına bakanlardan geçer not alan siyez unlu dereotlu poğaça tarifimi artık sizinle paylaşma vakti geldi. Sağlıklı bir spor öncesi besini olması açısından ben beyaz un yerine siyez unu ile yapmayı tercih ediyorum. Aman benim öyle takıntılarım yok derseniz normal un da kullanabilirsiniz. 

Siyez Unlu Dereotlu Poğaça Tarifi 

Malzemeler:

2 yumurta *birinin sarısını üstüne sürmek için ayırıyorum.
1 çay bardağı sıvı yağ *ben zeytinyağı kullanıyorum
1 yemek kaşığı tereyağı *oda sıcaklığında olsa iyi olur
2 tepeleme yemek kaşığı yoğurt
1 yemek kaşığı sirke
1 tatlı kaşığı tuz
1 çay kaşığı karbonat *ben soda kullanıyorum
1 paket kabartma tozu 
1 küçük demet dereotu
1 orta boy havuç rendesi *çoğu zaman eklemiyorum
3,5 su bardağı un * bardak ölçüm 200 ml. ** iki bardaktan sonrası yavaş yavaş ekliyorum. 

İç dolgusu tamamen size kalmış. Ben zeytin ve peynir dolgulu yapıyorum.

Yapılışı :

İşin en kolay kısmı burası sanırım. Onu önce ekle bunu sonra ekle diye bir şey yok. Ben yine de alışılagelmiş sırayla ilk önce yumurtayı, yağları ve yoğurdu ekleyip bi karıştırıyorum. Sonrasında incecik kıydığım dereotunu ve havucu ekliyorum. Karıştırdıktan sonra sirkeyi, tuzu, soda ve kabartma tozundan sonra da unu ekleyip yoğurmaya başlıyorum. Tek dikkat ettiğim nokta unu bir anda değil de kontrollü eklemek. İşin özü tüm malzemeleri ekleyin ve yumuşak bir hamur elde edin.

Bu sırada fırını 180 dereceye gelecek şekilde ısıtın. Fırın ısınırken minik poğaçalarınızı hazırlamaya başlayın. Bu verdiğim ölçüyle 18 tane minik poğaça yapabilirsiniz. Artık şekli sizin göz zevkinize kalmış. Ben bazen uzun, bazen de yuvarlak yapıyorum. 

Poğaçaların üstüne, ayırdığım bir yumurta sarısına 2 damla sıvı yağ ekleyip sürüyorum. En son dokunuşu da çörek otu ve susamla yapıp fırına atıveriyorum. Benim fırınım bu leziz poğaçaları 23 dakikada pişirmiş oluyor. Siz yirminci dakikadan sonra durumlarını kontrol etmeyi ihmal etmeyin.

Evi saran o harika koku eşliğinde, siz de kendinize  bir çay demlemeyi ihmal etmeyin.
** Sıcacık yemek güzel fakat bir gün sonraki hali de enfes oluyor. Benden söylemesi. 
Afiyet olsun






Paylaş:

5 Ocak 2026

Kahve Bahane #Kabak Tadı



Yılın ilk yazısını yazmak için bu sefer erken davrandım. Masada çay, yanında kabak çekirdeği ve televizyonda çeşme adında, hiçbir şey anlamadığım bir film var.

Ocak ayı hep yeni başlangıçların ayı. Ben de temudan aldığım dandik klavyemi tabletime bağladım ve yazmaya çalışıyorum. Bilgisayarımı emekliye ayırdığımdan bu yana yazmak için telefonumu kullanıyordum ve itiraf etmeliyim ki hiç zevk almıyordum. Böyle yaz kızım modunda, çıtı çıtı yazmak hoşuma gidiyor. Hatta yeri gelmişken size saçma bir anımı anlatayım. Vakti zamanında adliye katibi olmak için sınava girmiştim. Sınav günü herkesin elinde bir klavye vardı. Beklerken bile hazırlanıyorlardı. Açıkcası ben o kadar ciddiye almamıştım. Ben de kendi çapımda hızlı yazarım lakin hızım katip olmama yeterli gelmedi. Bu da böyle saçma bir anımdır. 

Yazmayı ve çizmeyi pek severim. Bir dönem adına Bullet Journal dedikleri, kişisel planlayıcı yapmıştım kendime. Açıkcası çok hazırlaması zevkliydi. Bu sene başında acaba yeniden yapsam mı, ya da ne umdum ne buldum serimi mi yeniden hayata geçirsem diye düşünüyorum. Ben sanırım hep çok düşünüyorum. Şu son zamanlar moda olan overthinking olayının vücut bulmuş haliyim. Bu beni gerçekten çok yıpratıyor. Bu sene bunu biraz törpülemek için çaba harcayacağım.

Bugün senenin ilk lehçe dersine girdim. Artık lehçe için son düzlükteyim diyebilirim. Run Yasemin Run diyorum kendime. Yeni eğitmenimle ilk dersimizi yaptık. Benim hakkımdaki ilk izlenimi oldukça iyi lehçe anladığım, aslında kelimeleri bildiğim halde cümle kurarken çok düşündüğüm şeklindeydi. Michal beni ilk dersten çözdü. Ben de lehçeyi çözersem oldu bu iş.

Çok maynum iştahlı olmama rağmen kafama koyduğum ve yapmam gereken işler için avına kilitlenmiş bir kaplan edasıyla hareket ederim. Bunlardan biri de uzun ve yorucu bir süreç olan kas inşaa etme süreciydi. Sanırım artık bu sürecin sonuna yaklaşıyorum. Geçen seneden bu yana kontrollü bir şekilde 4 kilo aldım. İşin zor kısmı bunun büyük bir bölümünü kas ağırlığının oluşturmasıydı. Benim hayatımdaki kilit kelime başarmak. Sanıyorum bunu başardım. Bu yüzden keyfim oldukça yerinde.

Keyif önemli. Bu aralar Krakow koca bir derin dondurucu gibi. Bu nedenle de sabah yürüyüşlerime ara verdim. Oysa ki en keyif aldığım aktivitelerden biriydi sabah yürüyüşü. Kendi kendime konuşur, bazen iç sesimle kavga ederdim. Böyle söyleyince kulağa kötü geliyor olabilir lakin beni rahatlattığı kesin. Bu nedenle bu kötü havaların sona ermesini dört gözle bekliyorum. 

Dört gözle bekledim bir diğer şey de birgün buraya "başardım, o lanet olası sertifikayı aldım" demek. Ay hadi bakalım ben evrene, sağa sola, Allah'a, Tanrı'ya enerji gönderiyorum. Onlar da bi zahmet kabul etsinler.

Biraz klavye ile cebelleştim. Bu arada kabak çekirdeklerini çıtlattım, çayımı yudumladım. Film bitti, yerine bir diğeri başladı. Bunların hepsi yazının sonunun gelmesi gerektiğinin işaretiydi. Bu yüzden yazımı kabak tadı vermeden bitirmeye kadar verdim. 

O zaman ne diyoruz;
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.
Keyif aldığınız aktiviteler için kendinize alan açmayı da ihmal etmeyin.
Sevgiler


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

16 Aralık 2025

Kahve Bahane #Yılın Z Raporu


Yaşam biraz Teoman’ın şarkı sözündeki gibi; zaman bir türlü geçmezken, yıllar hayatlar geçiyor. Bir yıl kapanışı daha yapmaya hazırlanıyoruz. Adettendir ben de her sene yaptığım gibi bu senenin Z raporunu yazmaya geldim. Hazırsan başlıyoruz. 
Yılın başında aldığım kesin bir kararla Lehçe öğrenmeye başladım. Hemen geyiğini yapmayalım lütfen. Aman aman on senedir ordasın ve nasıl öğrenmedin diye. Buraya taşındığımızda önceliğim Lehçe öğrenmek değildi. İngilizce öğrendim ve bu sayede iş buldum. Her şeyin bir öncelik sırası var hayatımda. Lehçeye de ancak sıra geldi diyelim. 

Bahar ayında annemle yine en sevdiğim yere tatile gittim. Anneciğimle İtalya sokaklarını arşınlamayı pek seviyorum. Gideceğimiz şehirleri belirliyoruz sonrası hep spontane. 

Bu sene Krakow’a bahar ve yaz uğramadığı için çok az bisiklet sürebildim. Bunun için bir miktar üzgünüm. Oysa ki uzun uzadıya pedallamayı çok severim. 

Hep yaptığım gibi bu sene de sporumu hiç aksatmadım. Kardiyoyu oldukça azaltıp, ağırlık antrenmanlarına yoğunluk verdim. 

Yıl ortasına doğru çok ciddi olmasa da canımı sıkacak birkaç sağlık sorunuyla uğraştım. Nur potu gibi bir kolesterolüm olduğunu öğrendim. Ve açıkçası buna canım çok sıkıldı. Genetik olarak bazı şeylerin önünü alamamak kötü.

Yazın son döneminde ani bir kararla İstanbul’daki evimi sattım. Bu bahane ile kısa bir İstanbul ziyareti gerçekleştirdik. Evrak işlerini hallettim ve arkadaşlarımla özlem giderdim. Açıkçası bu kısa es bana çok iyi geldi. 

İstanbul dönüşü iş arkadaşım istifa etti. Takımdan bir kişi eksilince biraz sıkıntılı ve yoğun zamanlar geçirdim.

İş yoğunluğunun üstüne iş sonrası Lehçe çalışmak için ayırdığım zaman da eklenince kitap okuma hedefimin bayağı altında kaldım. 

Hareketli geçen aylar sonunda arabamıza atlayıp rotayı Hırvatistan kıyıları olarak belirledik. İki buçuk haftalık bir tatil yaptık. Ruhuma ve bedenime çok iyi geldi. 

Tatil dönüşü az biraz depresyona girmiş olsam da rutine hızlıca alıştım. Artık Krakow’da soğuklar kendini iyice hissettirmeye başladı. Kasım ayında bir haftalığına İzmir’e gittim. Hazır gitmişken istediğim göbek piercing işini de aradan çıkardım. Yapmak istediklerim listesinden bir satır daha eksilmiş oldu. 

Fakat İzmir’deki bahar havasını bırakıp, Krakow’un dondurucu soğuğu ile karşılaşınca toparlanmam uzun sürdü. İlk bir hafta dışarıya adım atamadım. Üstümdeki şoku ikinci haftanın sonunda atlattım. Yine sabah yürüyüşlerime başladım. 

2025 benim için dolu dolu geçti. İçimdeki çocuk büyümedi lakin ben olgunlaştım. Yıl biterken kendime yüklenmeyi bırakmaya karar verdim. Zira kendime karşı her zaman çok acımasızım. Kendimi hunharca eleştiriyorum. Bir şeyleri dört dörtlük yapmaya çalışmak beni yoruyor.
Artık aynamın kenarında “ Şu an için elimden gelen bu ve bu yeterli” yazan bir not iliştirdim. Güne başlarken artık kendime bunu hatırlatmış olacağım. 

Sevgili okur, eğer buraya kadar okuduysan teşekkürü bir borç bilirim. Yeni yıl sana istediğin tüm güzellikleri getirsin. Keyifli bir yıl geçirmeni temenni ederim. 

Kendime ise içsel savaşlarımın azaldığı bir yeni yıl diliyorum. 

Sevgiler 


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

22 Kasım 2025

Kahve Bahane #Biri Kış Nerede Mi Dedi!



Sizin oraları bilmem lakin Krakow’a resmen kış geldi diyebilirim. Artık hava durumu tahminlerinde çift haneli sayları göreceğimiz günler pek uzak. Bugün sabah kar yağışıyla güne merhaba dedik. Nedense bu sene; bu kış hayatta kalamayacakmışım gibi hissediyorum. Canım evden dışarı adımımı atmak dahi istemiyor.

Bakmayın böyle serzenişte bulunduğuma mental olarak kendimi hazır hissettiğimde sabah yürüyüşlerime geri dönerim. 

Sanırım böyle hissetmemin bir nedeni de İzmir’den yeni dönmüş olmak. Orada tişörtle gezerken bir anda sıfır derecelere maruz kalan bünye şaşkın ve üzgün. 

Şaşkın olan bir diğer şey de göbeğim. Hazır İzmir’e gitmişken uzun zamandır sahip olmak istediğim göbek piercingini yaptırım. Şu an süreç sıkıntısız ilerliyor. İnternette pek kötü senaryolar okudum. İyileşme süreci sıkıntılı oluyor deniyordu. Umarım öyle şeyler yaşamam. Şimdilik beni tek zorlayan şey düşük bel giymek. 

Bir ara ne modaydı şu düşük bel. Sonra yüksek beller çıktı. Şimdi de yüksek bel giymeye alışmışım. Düşük bel giymek bi garip geliyor. Biz de her şeye pıt diye alışmaya meyilliyiz maşallah. 

Bir maşallah da kendime alayım. Çünkü istikrarlı bir şekilde ilerlediğim Lehçe dilinde bayağı yol katetmişim. Yeni bir kurs ile görüşüyorum. Ve oradaki seviye tespit sınavında beklediğimden daha iyi bir sonuç aldım. Lakin, biliyorum ki sınav için daha kat etmem gereken yol uzun ve çetrefilli. Açıkçası Aralık ayında kendimi biraz dinlendirmek istiyorum. Ocak ayında yeniden maratona başlarım. 

Bu kısa arada, İzmir’den aldığım kitaplarımı okurum. Seneler sonra ilk defa yıllık kitap okuma hedefimin altında kaldım. Hayatıma Lehçeyi dahil ettikçe Türkçe okumalardan uzaklaştım. 

Beynim ise çorbaya dönmüş durumda. Gün içinde çalışma dilim İngilizce, süreli İngilizce mail oku, mail yaz, milletle konuş. Akşam özel derste Lehçe konuş. Gün sonunda beynimin içinde üç dil halay çekiyor. Ve bazen Türkçe bir şeyler anlatırken akıcı olamıyorum. 

İnsan kınadığını yaşamadan gitmezmiş bu dünyadan. Umarım benim de sonum yarım yamalak Türkçe konuşan Almanlar gibi olmaz. Tam bu sebepten ötürü fırsat  bulduğum her zamanda Türkçe kitap okumaya sürdürüyorum. 

İki satır yazarım diye oturdum ekran başına lakin laf lafı açtı, kahve bahane için uzun bir yazı oldu. Sırf bu yüzden şimdi yazmayı sonlandırıyorum.
O zaman ne diyoruz; 
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek; 
Şen ve esen kalın. 

Kendinize renki bir çift çorap almayı ihmal etmeyin. Hem kış ayında ayaklarınız sıcacık olur hem de hayatınıza biraz renk katmış olursunuz. Fena mı olur! 

Sevgiler. 
 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

3 Kasım 2025

Kahve Bahane # Bu Hayatın Pause Tuşu Nerede


Uzun bir aradan sonra yeniden hoş geldin sevgili okur. Bir şeye ara verdiğinde yeniden başlamak zor derler. Sanırım bu sigara dışında her şey için geçerli bir tespit. Zira sigarayı bırakanların çok kolay bir şekilde başladıklarına şahit olmuşluğum var. 
Yazı yazmaya ara verince de yeniden yazmaya başlamak zor. En azından benim için öyle. Eskiden peş peşe dizdiğim kelimelerin hepsi kaybolmuş gibi. Yazarken bir tıkanma yaşıyorum. 
 
Ara ara bunu hemen yazmalıyım dediğim konuları not almıyorum ve aklımdan çıkıp gidiyorlar. Gerçi bu aralar kafam o kadar meşgul bir hal almış durumdaki. Lehçe tüm ayarlarımı bozdu. Kendime koyduğum süre yaklaştıkça strese girdiğimi fark ettim. Çoğu zaman kendimi Lehçe sınavına girerken hayal ediyorum.

Biraz uzun bir girişten sonra her zamanki gibi kısa kısa birbiriyle alakasız konular hakkında yazmaya başlayabilirim. Zira kahve bahanenin olayı bu. 

Hayatımın hiçbir döneminde kilo problemin olmadı. En kilolu olduğum dönem doğduğum dönemdi sanırım. Bir topaç gibi dünyaya gelmişim. Sonrasında hastalıklar peşimi bırakmamış. Çocukluğum ve gençliğimde hep zayıftım. İtiraf etmeliyim bir ara daha fazla kilo verip baklavalarımı saymak istedim. Fakat kilo öyle bir şey ki, istediğiniz yerdeki yağları yakıp diğerleri tutamıyorsunuz. Birkaç kilo verdim vermesine de yüzüm çöktü. Yok dedim bu iş böyle olmaz. Şimdi kontrollü bir şekilde ilerleyip kilo alıyorum. Kas kütlemi bayağı arttırdım. Bu da kendimi daha kuvvetli hissetmemi sağlıyor. Bu hissi seviyorum. 

Sevdiğim şeylerden biri de seyahat etmek sanırım. Yeni yıla girmeden bir Türkiye tatili ayarladım. Böyle söylemek de bir garip aslında. Çünkü tatilden öte aile ziyareti demek daha doğru. Şimdi her sabah yiyeceğim taze gevreklerin hayali kuruyorum. 

Eskiden çok hayalperestim. Lakin gerçekçi hayaller kurarım. Ulaşılabilir olması benim için önemli. Boşa kürek çekmeyi sevmiyorum. Yaş aldıkça daha az hayal kurmaya başladığımı fark ettim. Nedenini de bilmiyorum. 

Her şeyi de bilmek zorunda değilim ki. Bu kendimde sevmediğim ve değiştirmek istediğim bir özellik. Bir işe kalkıştığım zaman en iyi, en güzel, kusursuz şekilde yapmaya zorluyorum, bu da beni ekstra yoruyor. Sanıyorum ki biraz yavaşlamayı, kendime çok yüklenmemeyi öğrenme vaktim geldi de geçiyor…

Ordan buradan yazarım dedim lakin evdeki hesap çarşıya uymadı. Biraz iç dökercesine bir yazı oldu. Olsun bu sefer de böyle olsun Yasemin dedim. 

Şimdi şu üç günü bitirip, ailemle kucaklaşacağım günün hayalini kurup mutlu olma zamanı. 

O zaman ne diyoruz; 
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. Arada bir de hayatın pause tuşuna basmayı unutmayın.
Sevgiler.   

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

23 Eylül 2025

Rovinj Bu Kadar Sevimli Bir Şehir Olamazsın


Trieste hezimetinden sonra bir sonraki durağımız olan Pula'ya doğru yola çıktığımızda yol üstünde böyle sevimli bir şehirle karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Rovinj sokalarında gezmekten inanılmaz keyif aldım. Sokaklarında gezinirken; Trieste yerine iki günümü Rovinj'de geçirseydim diye düşündüm.

Planlı bir gezi olmadığı için sokaklar beni nereye götürürse oraya gittim diyebilirim. Sadece yolda giderken birkaç blog okudum ve o sayede denize inen saklı bir merdiven buldum. O merdiveni görmek güzeldi. İşte tam da bu yüzden blog okumaktan hiç vazgeçmem. Böyle minik detaylar genellikte bloglarda yazıyor. 

Dediğim gibi plansız bir gezi olduğu için, bir kahve ve yemek molasından sonra Pula’ya doğru yola çıktık. 

Rovinj bana 17 sene önce gittiğim Dubrovik şehrini anımsattı. Açıkçası tadı damağımda kaldı. Eğer yolum tekrar Rovinj düşerse bir iki gün kalıp şehrin keyfini çıkarmak istiyorum. Hatta şehrin çok yakınında yer alan bir ada oteli var. Orada bile kalınabilir. 

Bu kısa gezime dair birkaç fotoğrafı da buraya iliştireyim ve bir sonraki blog yazımı yazmaya başlayayım. 
















✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

21 Eylül 2025

Trieste Kendini Kandırma Sen Bir İtalya Şehri Değilsin




Sayısız kez İtalya hayranlığımı dile getirdiğim yazılarla dolu blogumda bir gün gelecek, böyle bir başlık atıp, hiç keyif almadığım bir İtalya şehrinden bahsedeceğim aklıma  gelmezdi.

Bu sene tatilimizi Adriyatik kıyılarında geçirmeye karar verdiğimizde ilk durağımızı Trieste diye belirledik. Trieste İtalya ruhundan nasibini alanmış bir şehir. Dağlar denize paralel olduğu için çok küçük bir kıyı şeridine yerleşmişler. Hal böyle olunca da kaldığım süre boyunca aralıklı yağan şiddetli yağmuru, sürekli esintili olan havası ile hafızamda pek güzel bir yer edinmedi maalesef. Ayrıca şehirde her şeyin fiyatı çok uçuktu. Yani bir kahveye 4 Euro verilmez. 5 ay önce Floransa’nın göbeğinde 2 Euro verdiğim kahvenin aynısından bahsediyorum. Mesela İtalya’dayım şöyle güzel bir pizza yiyeyim diyeceğiniz mekan neredeyse yoktu. Hırvatistan kültürüne daha yakın bir mutfağı vardı. Tabii tam bu noktada yiğidi öldürüp hakkını yememek gerek. Sanırım son zamanlarda yediğim en güzel kahvaltıyı hazırlayan mekan da Trieste’deydi. 

Bunların dışında beni şaşkına çeviren bir başka olay; plajının haremlik selamlık olmasıydı. Kadınların ve erkeklerin giriş yerini ayırmışlar. Yani ailece denize gireyim diye gidersen, giremiyorsun. Bu bilgiyi edinince denize de gitmedim. 

Gittiğim şehirlerde sabah yürüyüşleri yapmayı, yakında bir parka varsa keşfetmeyi severim. Lakin Trieste’de ne uzun uzadıya yürüyecek bir sahil şeridi ne de içinde gezebileceğim bir park vardı.

Şehrin ana geçim kaynağı sanırım her gün limanına yanaşan dev Cruiser gemileri. Hiç böyle devasa gemiler görmemiştim. Hatta birinin limandan ayrılışına denk geldim. Benim için enteresan bir deneyimdi. 

    


Açıkçası şehri hakkında daha fazla yazacak bir şey aklıma gelmiyor. Aslında en son söyleyeceğimi başlıkta söyledim. Ve söylediğimin sonuna kadar arkasındayım. Az biraz tarihi eserlerin olsa da, yağmur sonrasında gökyüzünü gökkuşağı süslese de ; Trieste, kendini kandırma sen bir İtalya şehri değilsin.






✄----------------------------------------------------------------------





Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.