Krakow etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Krakow etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ocak 2022

Kahve Bahane #Krakow'un Ağaçları


Nasipsiz dayak bile yenmez diyen atalar pek haklı. Noel zamanı ben bunları bloguma iliştirim ki diye fotoğrafladığım yılbaşı ağaçlarının yazısı yeni yıla kaldı. Adına tembellik diyemeyiz, zamansızlık mı, asla! O zaman bunun adı olsa olsa nasip olur. Yılbaşı zamanları Krakow pek renkli ve ışıl ışıl oluyor. Bu zamanlarını soğuk hariç seviyorum. İnsan sevince kötü taraflarını görmezden geliyor veya alışıyor sanırım. Ben de soğuk havaya alıştım artık. Alışmakla sevmek arasında ince bir çizgi var. Soğuk seviyor muyum? Kesinlikle hayır.

Ne diyordum, yılın bu zamanları Krakow'un her yerinde ışıl ışıl çam ağaçları var. Biraz araştırınca bu yılbaşı ağaçlarının süslenme hikayesi yine gidip Paganlara dayanıyor. Ölümsüzlüğün simgesi olarak yaprak dökmeyen ağaçları süslemek bir pagan ritüeliymiş. Sonrasında 16. yüzyılda evrimleşerek bu hale gelmiş. Yani öyle bu gavur icadı demeyin. Bu bir pagan icadı. Eğer yılbaşı ağacına laf edenlerdenseniz, ağaçlara çul çaput bağlayanlara, nazar için kurşun dökenlere de aynı şekilde laf etmelisiniz. Çünkü bunların hepsi paganizm.


 


Işıl ışıl dedim demesine de fotoğrafların pek de ışıltılı bir hali yok. Kapalı yağmurlu havalara denk geldiği için biraz kasvetli olmuşlar. Varsın bu sene de böyle olsun. Seneye yine yılbaşını görmek nasip olusa o zaman daha güzel kareler yakalamaya gayret ederim ama söz veremem. 

Şimdi bir itiraf ile yazıyı bitirme zamanı. Bir saatlik sporun ardından terim soğusunda duşa gireyim bekleyişinde yazıldı bu yazı. O yüzden böyle kısa oldu. Terim soğudu artık.Benim için duş zamanı. 

Bir sonraki yazıda görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Terli terli de su içmeyin. Sonra bademcikleriniz şişer. Bademcikler önemli. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

17 Kasım 2021

Kahve Bahane #Ben Kendimin Masalıyım




Yaprak ağaçta, ağaç ormanda, ormanlar Krakow'da olunca blogda bol bol gezi yazısı oluyor.
Geçen hafta Polonya'nın kurtuluşunun yıldönümü vesilesiyle bir gün tatili attık cebe. Gönül isterdi ki Polonya daha sıcak bir havada kurtulmuş olsun da biz de bir günlük tatili yaz tatili gibi değerlendirelim ama elde olan bu. Eldeki koşullarla en güzelini oluşturmak için yine bir araştırma yapıp, Krakow'a bir buçuk saat mesafede olan bir dağ evinde aldık soluğu.

Şöminesi sayesinde iliklerime kadar ısındım. Yapraklarla kaplı ormanda gezdim. Ara ara bi tırsmadım değil. Daha yeni Dark'ı izleyip gitmemim de bunda etkisi büyük. Her an bir mağara görsem ne yaparız şimdi dedim durdum. Muhtemelen ben mağaradan içeri girmeye cesaret edemezdim. Ormanın derinliklerinde yürürken acaba yabani bir hayvan çıkar mı diye biraz tedirgin olmadım değil. İki günlük bu heyecan dolu geziler sonrasında başıma bir şey gelmedi. Böyle dağ tepe gezmeyi de çok seviyorum artık. Beni bıraksan saatlerce gezebilirim. Ama ekip arkadaşlarım için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Tırmanırken söylenip durdular ama zirveye çıkınca afili poz vermekten geri kalmadılar. Sanırsın oflayan puflayan onlar değilmiş de tüm yolu seke seke çıkmışlar. 

















Tatildeyken yeme işini her zaman biraz abartırım. 3 günlük tatilde de ne bulsam yedim. Tabi bu yediklerim kas olarak değil yağ olarak bana geri döndü. Şimdi deli gibi spor yapıp yediklerim bünyeye yerleşmeden yansın gitsin istiyorum. 

Bu mini tatil öncesi Kulüp adlı diziyi izledim. Bittiğinden bu yana aklımda çalan masal şarkısı için diziyi yeniden izleyesim var. Dizinin müzikleri pek hoşuma gitti. Konu tam bir yeşilçam klasiği olsada dönem dizilerine hayran olan benden tam not aldı. Keşke o zamananın İstanbul'unda yaşasaymışım diye düşündüm durdum.  

 Zaman, geçmiş ve gelecek hakkında enteresan bir kitap okudum. Belleğin Kış Uykusu- Mehmet Eroğlu'nun kitabı. Biraz kasvetli olmasının yanı sıra kitap kendiliğinden aktı gitti. Hazır havalar soğumuşken, şehire gri bulutlar çökmüşken okunacak kitaplar arasında. Aklınızda bulunsun. 

Mini tatilin yazısı da mini olur. Bu günlük de benden bu kadar. Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Kalp sağlığınız için de hayatınıza hareket katmayı unutmayın. 
Sevgiler. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

16 Ocak 2021

Krakow'da Kış - Winter In Krakow


Çektiğim fotoğraflar, sıcacık eldivenin içinden çıkartılıp soğukla yüzleşen parmakların telefonla buluşması üzerine meydana geldi. Bu yüzden de telefonda kalmayı değil, mikro bir hikaye ile blogda yer almayı hak ediyorlar.

Her şey geçen hafta Krakow'da başladı. Sabah yürüyüşlerinde bana eşlik eden güneş artık yeteri kadar ısıtmıyordu.
Everything has started last week in Krakow. The sun was no longer warm enough.


Bu durumdan muzdarip olan sadece ben değildim. Park sakini sincaplar dertliydi. Artık yemek bulmak zorlaşıyordu. Şaşkındılar.
The squirrels living in the park got a bit sad just like me. It was getting harder to find food. They were bewildered.

Bir sabah uyandığımızda, kar taneleri toprak ananın üstünü adeta bir battaniye gibi örtmüştü. Artık toprak ana görünmez olmuş kış uykusuna yatmıştı.
When we woke up one morning, the earth was covered with snowflakes. She was no longer visible.

Çok değil bir gün sonra gökyüzünün mavisi kayboldu. Artık gökyüzü de beyaz renge bürünmüştü. Yaşamın tüm renkleri birer birer kayboluyor, yerini beyaza bırakıyordu.
A day later, the blue sky was disappeared. Now the sky was white too. All the colors of life were disappearing one by one.

Bir renk görebilmek ümidiyle yürüdüm, yürüdüm. Yılmadım. Saatlerce yürüdüm.
I walked for hours hoping to see some colors.


Mavi rengi görebilme umuduyla yaptığım yürüyüş sonrası karşıma soğuktan cam görünümü almış bir nehir çıktı.
After the long walk, I have seen the river that looked like glass from the cold. 




Hava her geçen gün soğuyordu. Kar tanecikleri tüm şehri ele geçirmeyi başarmıştı. Her şey birer birer kayboluyordu. Güneş, mavi gökyüzü, akan nehir, kuşlar, sincaplar...
The weather was getting colder by day by. Snowflakes managed to capture the entire city. Everything was disappearing one by one. Sun, blue sky, flowing river, birds, squirrels, even people!


Şehir kar altındayken, ellerim donarken, sincaplar şaşkın, kuşlar sessizken, Krakow'un yeni sahipleri her köşe başında boy göstermeye başlamıştı.
When the city was covered with snow, my hands were frozen, the squirrels were confused and the birds were silent, Krakow's new owners began to appear everywhere.

Son.
The end.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

22 Ekim 2020

Kahve Bahane #Muhteris


Bu kahve bahane yazısı, soğuk bir Krakow gecesinde yazılıyor. Masada, minik bir fenerin içinde, vanilya kokulu bir mum var. Sırf mumu daha kolay yakabilmek için ucu uzun olan çakmaklardan aldım. Evdeki tek işlevi mum yakmak olan bu çakmak, kitaplıkta duruyor. Evin muhtelif yerlerinde böyle tuhaf şeyler var. Mesala koridoru mesken tutmuş iki noel baba var. Birinin görevi kapı kolunun duvara temas etmesini önlemek. Bir diğeri de kitapların üstünde oturmuş durumda. Keyfi yerinde.

Kahve bahane yazmaya başlarken nasıl giriş yapacağım diye düşünüyorum. Ama bir yerinden tutarsam gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Yazı kendi kendine akıyor. Sonra bir bakıyorum asıl yazmak istediklerimi yazmayı atlamışım. Sırf bu yüzden yaptıklarımı not alıyorum artık. Çünkü burası benim günlüğüm gibi. Ara sıra dönüp en eski yazılarımı okuyorum. Bu beni keyiflendiriyor. 

Bir şeyleri keyifli hale getirmek için biraz çaba gerekli. Geçen hafta bilgisayarımdaki bir sorunu gidermeleri için ofis yollarına düştüm. Hava soğuktu ama yağmur çamur yoktu. Toplu taşıma kullanmak yerine bisikletime atladım gittim. Açıkcası işe gitmeyi değil de bisikletimle gittiğim iş yollarını özlediğimi fark ettim. 

Fark ettiğim şeylerden biri de evde Barış Manço gibi gezmeye başladığım. Her geçen gün parmaklarımdaki yüzüklerin sayısında bir artış söz konusu. Takıp takıştırıyorum sürekli. Ara ara böyle oluyor. Ne bulsam takasım geliyor. Sonra bir dönem her şeyi çıkartıyorum. Saatim hariç. Sanırım ben saatle doğmuşum. Kendimi bildim bileli saat takıyorum. Akıllı saat aldığımdan bu yana saatlerim dolapla tik tak yapmaya devam ediyor. Akıllı saatler benim gibi saat sever biri için doğru tercih değil. 

Doğru tercihlerden biri de en üst katta oturmak. Eğer bir üst kat komşunuz varsa, hayatınızdan gürültü eksik olmuyor. Geçen gün artık dayanamayıp yukarı çıktım. Çünkü devamlı eşyaları bir yerden bir yere sürterek götürüyorlar. Evin beyi açtı kapıyı. Derdimi anlattım. Özür diledi. Fakat yine aynı şekilde saçma sapan sesler çıkartmaya devam ediyorlar. Bu arada kapıyı açtıklarında evin görüntüsünden ötürü kısa süreli bir şok yaşadım. Koridorda ne ararsanız vardı. Böyle darmadağınık bir ev görmemiştim. Tüm ev böyleyse evde yürümek için bir şeyleri sağa sola itip çekmeleri mantıklı tabii. Aklıma geldikçe öyle darmadağınık bir halde nasıl yaşadıklarına hayret ediyorum.

Geçen hafta yaptığım en verimli işlerden biri de darmadağınık olan notlarımı bir deftere toplamak oldu. Birçok deftere, not kağıtlarına ve telefonun not kısmına yazmış olduklarımı güzelce bir araya getirdim. Aralarında üç mikro hikaye var. Onun yanı sıra gitmek istediğim yerlerin listesini de artık bu defterde tutacağım. Aslında bu defter artık benim elim kolum diyebilirim. Hatta kahve bahane yazısının başlığını o defterde yazan kelimelerden seçtim. Okuduğum kitaplarda yer alan, dikkatimi çeken kelimeleri de defterime yazıyorum. Artık aklıma ne gelirse o defterde yerini alacak. 

Bu aralar o kadar çok okuyorum ki, kitaplarım hızla tükeniyor. Bir çılgınlık yapıp kitap yurdundan sipariş verdim. Bakalım kitapların başına bir şey gelmeden bizim evin yolunu bulabilecekler mi? Onlar geledursun ben e-kitap ile okuma serüvenime devam edeyim. Benim için okumak yazmayı tetikliyor. Okudukça yazma isteği ile doluyorum. Bu da buraya, Kahve Bahane olarak yansıyor. 
 
Şimdi, alevi fenerin camına yansıyan, odayı misler gibi vanilya kokutan muma üfleme ve yazısı sizinle buluşturma zamanı. 

O zaman ne diyoruz; Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.
Siz, siz olun ve muhteris ile muhteriz kelimelerini birbirine karıştırmayın. 
Sevgiler.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

1 Temmuz 2020

Kahve Bahane #Yaz Dostum


Sağa baktık, sola baktık, kimi zaman oldu dedik, kimi zaman gemileri batırdık, yok gelmiyor artık derken en sonunda bize yaz geldi. Gelsin artık. Temmuz ayında da havalar kötü olmasın. Temennimiz bu yönde fakat Krakow'un sağı solu belli olmaz. Yeni normal kavramına yavaş yavaş alışırken bazı artıları yüzünden sevdiğimi söylemeden geçemeyeceğim.

Yeni normale başladığımızdan bu yana, hayatıma sabah sporunu yeniden soktum. Sabah alarm çalmadan uyanıyorum. İşe başlamadan bir saat yürüyorum. Bazı günler bisiklet sürüyorum. Araya koşuyu sıkıştırıyorum fakat bileğimdeki hafif sızı beni durduruyor. Spor sonrası daha verimli çalışıyorum. Kendimi daha enerjik hissediyorum. Bu yeni normalin artılarından biri.

Bizim ofis 1 Temmuz itibariyle kapılarını yeniden açtı. Ofiste işiniz yoksa gelmeyin diyorlar. Muhasebeci olmanın sevimsiz taraflarından biri kağıt kürek işlerinin olması. Sanırım ayda birkaç gün ofise gidip onları halletmem gerekecek. Tam olarak dijital arşive geçsek süper olur ama onu gel de denetçilere anlat. Onun dışında ofise adımımı atmayı düşünmüyorum. Evde mis gibi çalışıyorum. Klima savaşı, ışık savaşı, perde savaşı yok. Ve evden çalışmak kesinlikle verimliliğimi arttırdı. Tabii ki her şeyin bir iyi bir de kötü tarafı var. Sürekli evde olmanın kötü tarafı da sıfır sosyallik. Yine de şükretmeyi ihmal etmiyorum. Şimdiki evimde mis gibi balkonum var. Balkonumda bitkilerim var. Onlarla bol bol vakit geçiriyorum. Sanırım daha önce oturduğumuz evde oturmaya devam etseydim azıcık kafayı yiyebilirdim. Buradaki azıcık terimi pek bir iyimser oldu. Laf aramızda düpedüz tırlatırdım.

Ara sıra kendimi kötü hissediyorum. Bugün nehir kenarında bisiklet sürdüm. Bir ara suyun kokusu çalındı burnuma. Ah dedim. Bu sene bir deniz kokusuna hasret kaldık. Oysa ki ben deniz kokusunu da pek sevmem. İyot kokusu midemi bulandırır. Fakat denizi görmeyi özlüyorum. Dünya'ya gözümü açtığımdan bu yana deniz görmüşüm. Sanırım nedeni bu.

Özlem konularına girersem bu yazıyı salya sümük sonlandırabilirim. Zira sevdiklerimi, arkadaşlarımı özledim. Polonya, Türkiye ile uçuşları açmıyor. Ağustos ayına kadar açılmayacak dediler en son. Bakalım, Türkiye'yi ziyaret etme umutlarım sonbahara kalıyor. Ne diyelim. Sağlık olsun. Vuslat elbet gerçekleşir. Yeterki can sağlığı olsun.

Sağlık demişken, bu aralar bol bol video izliyorum. Sağlıklı yaşam üzerine. Bazılarını uygulamaya çalışıyorum, bazıları ise kulağa çok saçma geliyor. İzlediğim farklı videolardan sonra şunu gözlemledim. Herkesin kendine göre bir doğrusu var. Asıl mesele size mental olarak uyanı bulmak sanırım. Yoksa onu yap, bunu yap diyenler ile bu iş bir yere varmaz. Hatta daha da kötüsü olabilir, sağlığınızı kaybedebilirsiniz.

Kahve bahanelerim eski tadı kalmadı mı ne? Bir hevesle yazmaya koyuluyorum, bir yere kadar hiç düşünmeden sanki karşımda biri varmış da ben ona anlamıyormuşum gibi yazıyorum. Sonra bir anda, ne olduğunu anlamadan kal geliyor bana. Çok hızlı bir şekilde kesiliyor. Sanki aklımdaki kelimeler bir anda buharlaşıyor. Elimde kupam, öylece ekrana bakıyorum bir süre. Sonra diyorum ki ne yapalım sağlık olsun. Hatırlayamadıklarını da bir sonraki yazıda yazarsın. Sen yeter ki yaz dostum!

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

29 Mayıs 2020

Koşmasaydım Çekemezdim


Merhaba sevgili okuyucu. Az sonra göreceğin güzelliklerin hepsini koşmama borçluyum. Koşmasaydım Yazamazdım der Haruki Murakami. Bir zamanlar onun kitabından etkilenip kaleme aldığım yazıyı ve mikro öykümü okumak istersen yukarıda gördüğün renkli yazıya tık yapman yeterli. Ben de bu yazıyı sizlerle buluşturmamı koşmama borçluyum. Koşmasaydım çekemezdim. Çekmeseydim de böyle bir yazı yazamazdım. Aslında bu sefer yazıdan çok görselin olduğu bir paylaşımla seni baş başa bırakmak istiyorum. Hepsi farklı günlerde, Krakow'nun parklarında beni büyüleyen karelerden oluşuyor. Hiçbirinde filtre yok. Bu çekimlerin amatör birinin elinden çıktığını unutma. O an ne gördüysem onun ekrana yansıması içeriyor bu kareler.

Güneşin doğuşunu karşılayan çalı çiçeklerini, baharın müjdecisi olan papatyaları, göklere uzanan beyaz çiçekleri, çimlerin arasından kafasını uzatan minik çiçekleri ve daha fazlasını görmeye hazırsan ekranı kaydırmaya başlayabilirsin. Ama dur! Gitmeden önce seninle minik bir sır paylaşacağım. Fotoğrafları hızlıca geçmezsen, içlerinden birinde koşu yolumun üzerinde keşfettiğim dev salyangozu görebilirsin. O benim için Alice Harikalar Diyarındaki karakterlerden biri. Yolunu kaybedip bu parka gelmiş; onu kimse fark etmesin diye yakınına gidince kendisine bir ağaç kabuğu görünümünü vermiş. Ve sadece büyük bir hayal gücü olanlara kendini gösteriyormuş. Bakalım sen bu dev salyangozu görebilecek misin? 
Eğer göremediysen üzülme, herkes şirinleri görmek zorunda değil; böyle düşün ve ilerlemeye devam et. Az kalsın unutuyordum bıkmadan ilerlersen yazının sonunda seni tatlı bir sürpriz bekliyor. 
Şimdi, hazırsan başlıyoruz.














































Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.