Ne umdum Ne Buldum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ne umdum Ne Buldum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2024

Ne Umdum Ne Buldum Mart 2024



Bir hafta gecikmeli olsa bile Mart ayı raporu ile burada olmaktan mutluyum. Ne umdum ne buldum yazmayı seviyorum. Hadi bakalım Mart ayında neler yapmak istemişim ve başıma neler gelmiş. Birlikte bakalım.

Mart ayında Lehçe'de bir üst kura geçmeyi umdum.  Umduğumu da buldum. Kaplumbağa hızıyla ilerliyorum demek isterdim lakin durum ondan da vahim. Tamam ya bunu hallederim dememe kalmıyor, her derste gördüğüm yeni gramer bilgisi ile beni şaşırtmaya devam ediyor. Bir arpa boyu yol almam çok uzun sürecek olsa bile bu sene gidebildiğim yere kadar gitme hedefimden vazgeçmeyeceğim.

Mart ayında İzmir'e gitmeyi umdum. Umduğumu da buldum. Uzunca bir aradan sonra ilk kez iş bilgisayarım yanımda olmadan tamı tamına iki hafta tatil yaptım. Ailemle vakit geçirmek kadar ruhuma iyi gelen bir şey yok. Mart ayı İzmir'de aktivite yapmak için en güzel aylardan biri olabilir. Hava insanı bunaltmıyor. Bir hafta sonu erkek kardeşimle bisiklet sürdüm. Orada birlikte pedalladığımız her dakikayı, annem ve kız kardeşimle yaptığımız kahve keyiflerini hiçbir şeye değişmem.

Mart ayında hazır İzmir'e gitmişken hasret kaldığım tiyatro oyunlarına gitmeyi umdum. Umduğumu da fazlasıyla buldum. Gittiğim hafta Karşıyaka Tiyatro festivaline denk geldim ve iki oyun izledim. Bunlardan biri Okan Bayülgen'in Otelde adlı oyunuydu. Okan Bayülgen'in canlı performansını izlemek çok güzledi. Sonrasında yapmış olduğu söyleşi hayatımda asla unutmayacağım anılarım arasında yerini aldı. 

Mart ayında sağ kulağıma ek iki delik daha açtırmayı umdum. Umduğumla kaldım. Kulak memesinin aksine diğer yerleri delerken tabanca değil de iğne kullanıldığını bilmiyordum. İşin içine iğne girince biraz tırstım ve bu delik sevdasından şimdilik vazgeçtim. İsteğim baki de cesaretimin gelmesini bekliyorum.


Mart ayında artık şeytanın bacağını kırıp altı senedir gitmediğim İstanbul'a gitmeyi umdum. Umduğumu da buldum. Kısa bir ziyaret olsa bile öyle dolu dolu geçti ki. Kızlarla doya doya vakit geçirdim. Deniz'le tanıştım. Teyze yeğen ısınma turumuzu yaptık. Artık daha sık gideceğim. Sevdiklerimle daha fazla vakit geçirmek istiyorum. 

Mart ayında önceki aylarda olduğu gibi spora devam etmeyi umdum. Umduğumu da buldum. Sporumu aksatmadım. Artık gözle görülür bir şekilde kaslarım çıkmaya başladı. Kendimi daha kuvvetli hissediyorum. Böylelikle çok güzel bir döngünün içine girdim. Kuvvetlendikçe ağırlık arttırıyorum. Ağırlıkları kaldırabilince kuvvetlendim yahu diyorum.

Mart ayında en azından 4 kitap okumayı umdum. Umduğumu da buldum. Tatilde olmanın rahatlığıyla ders çalışmanın yanı sıra kitaplara daha fazla zaman ayırabildim. İzmir'deyken okunacak yeni kitaplar aldım. 

- Tehlikeli Oyunlar -Oğuz Atay
- Üç Yıl - Anton Çehov
- Yaşamak - Yu Hua
- Okumaz Yazmaz - Agota Kristof
- Galateia - Madeline Miller
- Dansa Davet - Jean Teule

Mart ayında havalar çok soğuk olmaz diye umdum. Ve şaşırtıcı bir şekilde son hafta hava o kadar güzeldi ki bisikletimle uzun bir sürüş bile yaptım. Böylelikte bisiklet sezonunu açtım. Bisikletimin bir bakıma ihtiyacı var. Bu sene aklımda bir iki farklı rota var. Keşfedilmeyi bekliyor. 

Bence bu ayı dolu dolu  geçirdim. Kendimi sıfırladım. Şimdi vakit, Nisan ayı için yeni umutlar peşinden gitme vaktidir. O zaman ne diyoruz; Bir sonraki yazıda görüşünceye kadar şen ve esen kalın.
Sevgiler. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

26 Ocak 2024

Ne Umdum Ne Buldum 2024 Ocak



Hazırsanız ne umdum serisi bu yazı ile başlıyor. Ocak ayını geride bırakmaya sayılı günler kaldı. 2024 ha geldi ha gelecek derken bir ay su gibi akıp geçmiş. Zamanın hızına yetişmek kolay değil.

Ocak ayından artık öğrenme serüvenine başlamaya karar verdiğim için Lehçe kursu bulmayı umdum. Umduğumu da buldum. Haftada üç gün toplam beş saatlik bir kursa başladım. Açıkcası iş sonrasında kursa katılmak pek kolay değil. Fakat yeni bir şey öğrenmek de hiçbir zaman kolay olmuyor. Biraz fedakarlık gerekli. Artık bende üstüme düşeni yapacağım.

Ocak ayında en azından 2 kitap okumayı umdum. Bu yıl Lehçeye ağrılık vereceğim için kitap okuma sayımı bayağı düşük tutmuştum. Buna rağmen güzel bir başlangıç yaparak 4 kitap okudum. 
Hazır yeri gelmişken okuduklarım üzerine bir iki satır yazmadan geçmeyeyim.


Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği- Milan Kundera 
Bu oldukça popüler bir kitap. Açıkcası yirmili yaşlarımda okumuş olsaydım belki sevebilirdim fakat bende öyle büyük bir etki bırakmadı. 

Uçan Sınıf- Erich Kastner
Bu kitap için hababam sınıfı tadında demek doğru olur. Kafamı dağıtmak için arada bir böyle eğlenceli kitaplar okumayı seviyorum. 

Dünya Ağrısı - Ayfer Tunç
Dünya ağrısı içinizde bir nebze yaşama ağrısı doğurabilir. Biraz depresif diyebiliriz. Hayatınızda tükenmişlik sendromu veya buna yakın duygulara yer varsa bu kitabı okumayı bi nebze ertelemenizi tavsiye ederim. 

Kahve Soğumadan Önce - Toshikazu Kawaguchi 
İçinde kahve geçen kitapları okumayı severim. Bu kitabın ismini görünce okumalıyım dedim. Sanırım ilk kez geçen sene Japonya edebiyatından bir iki kitap okumuştum. Yazım şekli bana hitap ediyor. Bu kitabın da enteresan bir konusu var. Büyük beklentilere girilmeden, çerezlik tadında okunabilir. 

Ocak ayında spor salonuna dönmeyi ve düzenli antrenmanlara başlamayı umdum. Umduğumu da buldum. Hedefim kas kütlemi arttırmak. Emin adımlarla ilerliyorum. Bunun yanı sıra koşuya da geri dönmek istiyorum. Belki yeniden yarı maraton koşarım. Sanırım düzenli koşu antrenmanımı bir sonraki aylarda umduklarım listesine ekleyeceğim. 

Ocak ayında şeker tüketimimi oldukça sınırlamayı umdum. Umduğumu da fazlasıyla buldum. Şekerle aramda uzunca bir süredir mesafe var aslında. En son çaya kahveye ne zaman şeker kattım hatırlamıyorum. Bunun yanı sıra bu yıl şöyle bir karar aldım. Hafta içi şeker tüketimimi tamamen sıfırlardım. Hafta sonu eğer canım çok isterse bir dilim sevdiğim kekten, pastadan yeme hakkı tanıdım.

Akşam yemeklerinden sonra hiçbir şey yememeyi umdum. Umduğumu da buldum. Artık en geç saat altı gibi akşam yemeğini bitirmiş oluyorum ve sonrasında sadece çay ve su içiyorum. Yani şarap yanı çerezlere bir süre ara verdim. Uyumaya yakın midem biraz boş sinyali veriyor fakat sabah kalktığımda kendimi oldukça iyi hissediyorum.

Sanıyorum ki Ocak ayından umduklarım bu kadar. Listeye baktığımda bayağı güzel bir z raporu çıkardığımı gördüm. Aferin canım kendim böyle devam. Kendi kendini motive etmeyi unutma. O zaman ne diyoruz; 
Bir sonraki yazıda görüşünceye dek şen ve esen kalın.
Sevgiler.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

5 Mart 2020

Akis #Doppelganger


Şubat ayı diğer aylara göre kısa olduğundan mütevellit bu yazı da size uzun bir okuma keyfi olanağı sunmayacak. Yazıya eşlik etmek için ince belli bir bardakta yudumlanan çay kafidir. Göz açıp kapatınca kadar geçen Şubat ayının aksini yazma işi Mart ayının bu gününe kaldı. Bir hayli yoğunluğumun bunda etkisi büyük. Yoğunluğun nedenini anlatmayı Kahve Bahaneye saklıyorum. Şimdi lafı çok uzatmadan; neler izledim, neler dinledim ve neler okudum faslına geçme zamanı.

Neler İzledim?

Açılışı fantastik dizi olan Ragnarok ile yaptım. Norveç yapımı diziyi pek beğendim. Dozunda fantastik bana keyifli geliyor. İşin içine tanrılar da girince oldukça enteresan bir yapım ortaya çıkmış. Konunun geçtiği kasabaya bayıldığımı söylemeden geçemeyeceğim. Tam bir doğa harikası. İnsan izlerken ne güzel yerler var demekten kendini alıkoyamıyor.

Ragnarok biter bitmez sevgili Netflix bunu da beğenirsin diye Lokce&Key adlı dizini gözüme soktu. Bakalım bu neymiş dedim? iyi ki de demişim. Gizem, macera ne arasan var tadında bir dizi izledim. Biraz korkabilirim diye tırstım ama öyle çıkmadı. Kaldı ki ben bir şey izlerken kapı gıcırdasa korkudan gözlerimi kapatırım.

Bu diziler bitince You adlı diziyi yeniden izlemeye başladık. Ben birinci sezonunu ingilizce pratik adına alt yazısı ingilizce olarak izlemiştim zaten.  Fakat bizim er kişisi izlememişti. Sonunu bilmeme rağmen tüm bölümlerini ilk kez izliyormuş gibi heyecanla izledim. Şimdi ikinci sezonun ortalarındayım. Yakın zamanda da üçüncü sezonu çekilecek diye bir haber okudum. Joe yine nasıl çılgınlıklara yelken açacak, oldukça merak ediyorum.


Neler dinledim?


Burada okuyacaklarınız sizi çok şaşırtabilir. Çünkü bu ay çok tuhaf şeyler oldu. Arkadaşımın Sherlock Holmes'in hafıza sarayına benzer bir müzik arşivi sarayı var kafasında. O kadar şarkı sözünü başka türlü bir insan aklında tutamaz. Klasik müzik dinlerken bi bakmışsın rap dinlemeye başlıyor. Ondan gelen linkleri tıklarken acaba bu sefer ne dinleyeceğim diye kısa bir tedirginlik yaşıyorum. İşte bu ay hayatımda ilk defa "çikolata gibi tatlısın "adlı parçayı dinledim. Hem de kimden İsmail YK'dan. Sonra sıkıyorsa yaz bunu blogunda dedi. Ben de ayıpsın Bir Tutam Karınca aşırı şeffaf ve kişisel blog dedim. Ve yazdım. Tabii ki tüm ayı çikolata gibi tatlısın parçası dinleyerek geçirmedim. 

Eve çok tatlı, mini bir ses sistemi aldık. Haliyle müzik dinleme kalitemiz de arttı. Şimdi eve gelince ilk iş spotifydan Fasıl-ı Jazz açmak oluyor. Keloğlan'ın söylediği "Sen Bir Aysın" parcasını öyle güzel söylemişler ki, bu ay kaç kez dinledim sayamadım. Hatta şu an yine fonda o çalıyor. 

Müzik listelerim oldukça dağınık. Bir boş vaktimde listelerimi düzenleyeceğim. 

Neler Okudum?

Şubat kısa olmasına rağmen okuma adına en verimli geçen aylardan biri oldu benim için. Altı kısa kitap sayesinde toplam 651 sayfa okudum. 

1- Cebi Delik- Paul Auster 


Düzenli çalışmayı benimsemeyen ve istekleri için türlü sıkıntılar çeken Paul Auster'in otobiyografisi. Uzunca bir süredir yazarların hayat hikayelerini araştırıyorum. Beni besleyebilecek bir kaynağa henüz ulaşamadım. Arada bir otobiyografiler okuyarak bu merakımı gidermeye çalışıyorum. Bu kitabı da öyle keşfettim. Kısa olduğu için okuması kolaydı. 

2-Felaketzedeler Evi - Guillermo Rosales 


Kitap birine tavsiye edilecekler listemde değil. Sadece şunu söyleyebilirim. Kitabı değerli kılan unsur ağır psikolojik sorunlar yaşayan yazarın kurtarılmış bir eseri olarak günümüze ulaşmış olması. Zira yazarın kaleme aldığı diğer yazıları bu denli şanslı değilmiş.

3- Galiz Kahraman -İhsan Oktay Anar


İhsan Oktay Anar, her kitabımı böyle güzel, böyle akıcı olur. Yazarın okuduğum yedinci kitabıydı. Arka kapağında " o hem herkes hem de hiç kimsedir" der. Kahramanını ancak bu kadar güzel tarif edebilir. Kitap biter kahramanın sokakları çınlatan hüüp nidası kulaklarda baki kalır. 

4- Kabuk Adam - Aslı Erdoğan


Bunca zamandır Aslı Erdoğan'dan nasıl haberdar olmamışım. Bir arkadaşım vesilesi ile tanıştım. Bu kitabı okuyunca kendime kızdım biraz. Bilim kadını olmak yerine kalem ve kağıtları seçmiş bir yazar. Kabuk Adam ise Karayipler'de  bir yerlinin yaşam hikayesi konu alıyor. Yazar, sanırım kendi hayat hikayesinden bir kesiti kağıda döküp, bizim söyleyemediğimiz birçok şeyi kabuk adam söyletmiş. Ne de güzel yapmış. Ortaya okuması keyifli bir eser çıkmış.

5- How I Met Myself - David A. Hill


İngilizce pratik yapmak için okumaya başladığım, konusu ile bu ayki Akise ismin babalığı yapan kitap. Yeri gelmişken açıklama zamanı. Nedir bu doppelganger? Almanca iki kelimenin birleşiminde türeyen bir kelime. Doppel çift; ganger de giden kişi demekmiş. Kelimeyi kitapta görünce araştırdım. Kendinden bir tane daha görmek anlamında kullanılıyormuş. Mecazi anlamda değil. Karşında kanlı canlı kendini görmekten bahsediyorum. Gördüğünüzde aa canım kendim diye sarılmamakta fayda var. Çünkü kendinizden bir tane daha görmek kötü bir şeyin habercisi olarak anılıyor. Bu olayı yaşadığını idda edenlerden biri de Goethe'ymiş. Mitolojide de yeri olan bu kelime oldukça ilgili çekti. Kitabın hikayesi de bu kurgu karakter üzerine kurulu. 

6- Kıtlık ve Bolluk - Massimo Montanari


Kitabı bitirmeden önce bir kare fotoğraf çektim. İşte o da bu yazının görseli olarak burada yerini aldı. Buğdayın, ekmeğin bilmediğim birçok yönünü bu kitap sayesinde öğrendim. Nasıl ki giyim sektörünün bir moda döngüsü var, sanırım aynı şey besinler için de geçerli. Ayrıca şekerin mutfaklara nasıl girdiğini, kahvenin Avrupada yaygınlaşmasını sağlayan şeyleri ve neden Avrupada bu denli patates tüketildiğini sorusunun cevapları bu kitapta gizli. Farklı şeyler okumayı ve okurken bir şeyler öğrenmeyi seviyorsanız ve yemekle aranız iyiyse bu kitap sizin için biçilmiş kaftan.

Kısa olacak derken yazı almış başı gitmiş. Tutabilene aşk olsun. Şimdi fark ettim. O zaman şimdi veda zamanı. Bir sonraki yazıda görüşünceye dek şen ve esen kalın. Kendinize çay ısmarlamayı ve kendinizi şımartmayı unutmayın. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

31 Aralık 2019

Ne Umdum Ne Buldum #2019


Yılın son ne umdum ne buldum yazısının başlığını #2019 olarak yazıp, bu yıl genel olarak umduklarımla bulduklarımı yazmak istedim. Bu aralar bloglarda bol bol bu tür içeriklere rastlamak mümkün. Yıl biterken blog yazarlarını tatlı bir heyecan sarıyor. Yapılanlar ve yapılacaklar üstüne birçok yazı yazıyoruz. Ben bu yazı içeriklerini seviyorum. Bir yılın muhasebesi yapmaya ve gelecek yıla dair umutlar barındırıyor içinde. Yeni yıla ilişkin bir yazı yazar mıyım, bilmiyorum. Vakit 2019 yılını değerlendir vaktidir.

2018 yılının son aylarında 2019 yılında iş sahibi olmayı umuyordum. Umduğumu da buldum. Bir sene içerisinde iki iş görüşmesine girdim. İkisi de olumlu sonuçladı. Şimdi uzun yıllar yolumu ayırmayı düşünmediğim şirketimle çalışmaya devam. Tabii ki hayat ne gösterir bunu bilemeyiz.

2019 yılında, iş telaşına dalıp blogumu ihmal etmemeyi umdum. Sanırım bunu başardım. Taslakta bekleyen birçok yazımı saymazsak, blogda sizlerle buluşan 68 yazı yayınladım. Beni destekleyen, yüreklendiren okuyularım sayesinde daha çok mikro hikaye yazdım. Kağıda döktüğüm hikayeler dışında 2019 yılında blogda 7 adet mikro hikaye yazdım. Kahve bahane seriside oldukça benimsendi. Hatta fanları bile oluştu.

2019 yılında takipçi sayımın artmasını umdum. Bloglar kan kaybederken zor olmasına rağmen bunu başardım. Blogumun daimi takipçileri arttı. Neredeyse hiçbir yazım yorumsuz kalmadı. Yapılan yorumlar yeni yazılar yazmak için beni motive eden en büyük etkenlerden biri. Vakit darlığında şikayet edilen dönemlerde blogu okuyanlar, üstüne de yorum yazanlar büyük bir saygıyı hak ediyor.

2019 yılında bol bol seyahat etmeyi umdum. Umduğumla da kaldım. Çok seyahat edemedim, fakat harika bir İzmir tatili geçirdim. Tüm yorgunluğu attığım, elimi sıcak sudan soğuk suya sokmadığım bir tatil oldu. Darısı 2020 yılının başına diyorum.

2019 yılında kendime 55 adet kitap okuma hedefi koymuştum. 45 kitap (11942 sayfa) ile hedefin gerisinde kaldım. Bu hesaba göre günde 32 sayfa kitap okumuşum. Az okumamın bahanesi de işe alışma sürecinde kitaplarıma fazla zaman ayıramayışımdı diyebilirim.

2019 yılında Lehçe'yi ilerletirim demiştim. Yıl sonunda bakınca yerinde saymadı fakat tam bir kaplumbağa edasıyla ilerledi diyebilirim. Polonya'ya taşındığımdan beri, dönem dönem yabancı dillerimi geliştirme çabası içine giriyorum. Yılın ilk aylarında büyük bir motivasyona sahiptim. Fakat yılın son aylarında bu motivasyonum giderek düştü. Ve şimdi hiçbir motivasyonum yok. Bu da ilerlemek bir yana bildiğimi de unutmama, gerilememe neden oluyor.

2019 yılında sporla iç içe olmayı umdum. Umduğumu da buldum. Yılın ilk altı ayında düzenli koştum. Yarışlara katıldım. Sonrasında, yaz ayının başlaması ile işe bisikletle gidip geldim. Her gün yaklaşık 15 km sürdüm. Son iki ay düzenli olarak ağırlık çalışmaya başladım. Haftanın dört günü salona gidiyorum. Sadece iki haftadır bu rakam aksadı. Kardeşim bizi ziyarete geldi. Onunla vakit geçirdiğim için haftada bir gün spora gidebildim.

2019 yılında büyük bir beklenti ile girmedim. Bu yüzden de daha huzurlu geçti bu yıl. Darısı 2020 yılının başına.
Herkese iyi yıllar. Güzel ve huzurlu bir sene sizinle olsun. 2020'de yine aynı adreste görüşmek üzere.
Şen ve esen kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

2 Aralık 2019

Ne Umdum Ne Buldum #Kasım


Yıl sonu yaklaştıkça bulduklarımdan çok, bir sonraki yılda umduklarıma odaklanmış durumdayım. Hal böyle olunca da Kasım ayından umduklarım oldukça azdı. Umulanlar az olunca bulunanlarda az oldu bittabi.
Fakat bu sene yazmaya başladığım seri bozulmasın diye yine geçtim blogumun karşısına. Tam da adına yakışır bir pazar günü oluyordu. Bu saate kadar tabiri caizse hiçbir şey yapmadım. Şimdi sallanan koltuğuma oturmuş, kucağımda bilgisayarım umulanlarla bulunanları yazma zamanı.

Yukarıdaki satırları Pazar günü yazdım. Yazma da devam edecekken bir anda dışarı çıkmaya karar verip biraz yürüdüm. Ne umdum buldum yazısını yazmak Pazartesi gecesine, yayınlamak da Salı sabahına kaldı.

Kasım ayıdır, kıştır diye oldukça soğuk bir hava umdum. Tam tersi ılık bir hava buldum. Kasım ayı beni şaşırttı. Kendine yakışır bir şekilde soğuk yapmadı bu sene. Ortama 10 derece olan sıcaklık sayesinde bu ay da iki hafta bisikletle işe gittim geldim. Kapak fotoğrafını da kurumuş yaprakları bulunca bisikletimi usulca yerleştirip çektim.

Sporuma tam gaz devam etmeyi umdum. Umduğumu da buldum. Hiç aksatmadan haftanın 4 günü spora gitmeye devam. Kas yapabilmek adına yemeyi biraz abartmış durumdayım. Ne diyordu sporcular bu döneme? Bulk dönemiydi sanırım. Yakında hunharca yeme dönemini sonlandırıp, yağ yakımına yönelik bir sporcu diyeti uygulayacağım. Bakalım sonuçları nasıl olacak. Olabilecek mi?

Blogla daha çok haşır neşir olmayı umdum. Umduğumu bulamadım. Aklıma yazacak çok şey geliyor gelmesine de onları yazıp, düzenleme konusunda pek bir tembellik yapıyorum. Birkaç konu var aklıma onları araştırıp, araştırmalarımı yazmak istediğim. Bakalım 2020 yılında belki böyle bir seri yapabilirim. Hem beni araştırmaya sevk eder, hem de blogda farklı konulara yer vermiş olurum. Ne dersiniz hoş olmaz mı?

Yılın son demleri kitap okuma hedefime yaklaşmayı umdum. Umduğumu bulabileceğim söylenemez. Sayfa sayısı kalın bir kitap seçince adet olarak hedefin gerisine düştüm. Olsun ne yapalım. Dedim ya artık yeni yıl hedeflerini oluşturma zamanı. Böyle giderse 2019 yılını 40 kitap ile bitirmiş olacağım.

Spora başladım hazır, bol bol su içerim diye umdum. Yine hüsran, yine acı, yine sussuzluk. Ne olacak benim bu su ile imtihanım. Sadece salona gittiğimde yarım litre su içiyorum. Onun dışında gün içinde 1 bardak su içmek bile aklıma gelmiyor. Bu sorunu aşmak için birçok yol denedim denemesine fakat başarı oranım sıfır.

Yazıyı bitirmeden önce aylık değil de yıllık olarak umduğum bir şeyden bahsedeyim. Yıl başlarken Bir Tutam Karınca'nın takipçi sayısının yıl sonunda 600 olmasını ummuştum. Bu ay umduğumu buldum. Kasım ayı itibariyle 600 kişi olduk. Blogların kan kaybettiği bu dönemde her yeni gelen takipçi inci değerinde. Hazır konu buraya gelmişken; bu satırları okuyan, Bir Tutam Karınca'yı takip eden, yorumlarını esirgemeyen herkese bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Sizin oradaki varlığınız Bir Tutam Karınca'nın kalp atışları gibi...
Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

7 Kasım 2019

Ne Umdum Ne Buldum #Ekim


Kasım ayının ortasına doğru yol alırken bu Ekim yazısı nereden mi çıktı? Ekim ayı tüm verimsiziliği ile geçti gitti. O kadar verimsizdi ki ne umdum ne buldum demek bile bu zamana kaldı. Geç oldu. Bir söz var, gelirsen Ekime kadar gelmezsen ..... diye devam eder. Tövbe bak ağzımı bile bozdurdu bana. Böyle gelecekse bu Ekim hiç gelmesin daha iyi.

Her şeyin başı hava. Evet yanlış okumadın sevgili okuyucu. Çünkü havalar bozulunca bizim sağlıklar da bozuluyor burada.

Ekim ayından güzel bir hava ummadım. Ummadığımı da buldum. Havalar kötüleşti. Kötüleşen havaların neticesinde hasta oldum. İlaç içersem bir haftada geçecek olan hastalığımı; ıhlamur, limon ve bal üçlüsü ile yedi günde atlattım. Gitti mi bir hafta! Kaldı sana üç hafta. Bunun son haftası da iş yoğunluğuyla geçti. Kaldı sana iki hafta.

Bu iki hafta da üstünüze afiyet biraz tembeldim. Hastalıktan çıkış, havalara alışma telaşı, otobüsle işe gitmenin huzursuzluğu derken, ay sonu bir baktım kayda değer hiçbir şey yapmamışım.

Topu topu ( aslında buraya hepi topu yazacaktım. Fakat TDK yoo Yasemin onun doğrusu topu topu dedi) 2 kitap okudum. Aslında bu sayının azlığını mazur gösterecek bir sebebim var. Telefona indirdiğim birkaç uygulamadan makale okuyorum. Kitap okumaya ayırdığım zamanı makale okumaya harcayınca böyle oldu.

Yazının başlarında her şeyin başı hava dedim ya buna bir de huzuru eklemek lazım. Ekim ayının son haftası iş yerinde de keyfimi kaçırdılar. Burada uzun uzadıya anlatılacak şeyler değil. Sadece sinek küçüktür ama mide bulandırır yazayım, gerisini siz anlayın.

Velhasılıkelam, ben bu Ekim ayını hiç sevmedim. Böyle geleceksen gelme iki gözüm.

Sevilmiyorsun.




✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

1 Ekim 2019

Ne Umdum Ne Buldum #Eylül


Ne umdum ne buldum demekten öte, kendim ettim kendim buldum yazısı yazmalıyım aslında. Fakat seriyi bozmamak adına başlığa ve içeriğe sadık kalacağım. Eylül ayı için klasikleşmiş "bu ay nasıl da bitti. Hiç anlamadım" kalıbını kullanabilirim. İş yerindeki yoğunluğun yanı sıra evle ilgili bir takım değişiklikler peşindeyiz. Bu yüzden de evde devamlı bir araştırma havası hakim. Hafta sonlarım da  pazar araştırması yapmakla geçiyor. Bunlar olurken bakalım Eylül ayından umulanlar ile bulunanlar nelermiş?

Eylül ayından tam bir sonbahar havası umdum. Umduğumu da buldum. Bu sene enteresan bir şekilde Krakow'da hava aniden soğumadı. Adı üstünde tam bir sonbahar yaşadık. Ara sıra bardaktan boşanırcasına yağan yağmurlar, bulutların ardından bize gülümseyen güneş, sararmaya başlayan yapraklar ile adına yakışır bir şekilde geldi sonbahar.

Bisiklet sürmeye devam etmeyi umdum. Güzel havalar sayesinde umduğumu da buldum. Bazı günler havanın azizliğine uğramış olsam da genel olarak kuru havalarda pedalladım. Her gün yaklaşık 14 km yol yapmanın rahatlığı yüzünden salon sporlarını biraz aksattığımı söyleyebilirim. Bisikleti garaja çekmeden önce sürebildiğim kadar sürme derdindeyim. Bisiklet garaja girince bana yine koşu bandı yolları gözükecek. Bir de üstüne bir grup salon dersi eklesem tadından yenmez.

Okumak, okumak, daha çok okumak. Bu ay da umulanlar arasındaydı. Umduğumu pek bulduğumu söyleyemem. Bazı dönemler parçalı okumalar yapıyorum. Bu da bütünü bozuyor. Ne demek bu şimdi? Bu ay 4 kitap okudum. Onun yanı sıra da farklı kitaplardan bölümler okudum.
Okuduğum kitaplar şöyle;

1- İncognito - Beynin Gizli Hayatı David Eagleman

Ders kitabından hallice bir kitaptı. Bu yüzden roman gibi aktığını söyleyemeyeceğim. Fakat beyin hakkında oldukça güzel bilgiler içerdiğini söyleyebilirim. O küçücük organın nasıl harika bir düzende çalıştığına yakından bakmak isterseniz bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.

2- Serenad - Zülfü Livaneli

Serenad, ahh ahh ben bu kitabı beş sene önce okumuşum. Peki kitaba dair hiçbir şey hatırlamıyor oluşuma ne demeli. Bir arkadaş tavsiyesi üzerine yeniden okudum. İyi ki de okumuşum. Su gibi aktı kitap.

3- Pazartesi Cumartesiden Başlar - Strugatski Kardeşler

Strugatski kardeşlerin kalemini çok severim. Bu kitap için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Kitabın ismi çok ilgi çekiciydi oysa. Bu sefer olmamış sevgili Strugatski kardeşler. Bir bilim kurgu yazmaya çalışırken bir masal dünyası yaratmışsınız ve hikayeyi karakter çokluğunda boğmuşsunuz demek lazım. Buraya küçük bir not düşelim; Strugatski kardeşler okumaya niyetliyseniz bu kitabı göz ardı edin.

4-  A Pocket Full of Rye- Agatha Christie

Canım Agatha, sayesinde ingilizce kitap okumak oldukça keyifli. Bu güne kadar Agatha'nın türkçe çevirisini okumadım. İngilizce okumalarda ilk ve neredeyse tek tercihim Agatha. Çünkü konuyu merak ettiğim için sıkılmadan okuyorum.

Bu dört kitabın yanı sıra Ken Xiao tarafından hazırlanmış "English Speak Like a Native in 5 Lessons for Busy People" adlı kitabın ilk bölümlerini okudum. İngilizce ile ilgiliyseniz ilk 50 sayfasını okumanızı tavsiye ederim.

Arkadaşlarımla daha fazla zaman geçirmeyi umdum. Umduğumu da buldum. İş stresinden uzaklaşıp, farklı şeyler konuşmak bana iyi geliyor. Bu ay bir dil değişim toplantısına da katıldım. Aslına düzenli gitmek lazım böyle toplantılara. Pazartesi akşamları oluşu beni biraz zorluyor fakat gitmeye devam etmek istiyorum. Bakalım zaman ne gösterecek.

Bir Tutam Karınca ile daha çok ilgilenmeyi umdum. Umduğumu bulamadım. Tam bu satırları yazarken diğer sekmede kaç blog yazısı yazdığıma baktım.  Beş yazı yazmışım bu ay. Aslında toplamda beş blog yazısı kötü değil. Demek ki benim daha fazla yazasım varmış ve o isteğimi giderememişim. Darısı Ekim ayının başına diyelim şimdilik.

Fazlaca uzun olmayan bir ne umdum ne buldum yazısının daha sonuna geldim. Yayında ve yapımda emeği geçen herkese (yani hayatıma dokunup bu satırları yazmamı sağlayan her şeye) teşekkürler.
Bir sonraki ay yeni bir ne umdum ne buldum yazısında görüşmek üzere...
Şen ve esen kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

1 Eylül 2019

Ne Umdum Ne Buldum #Ağustos


Ne umdum ne buldum serisi hız kesmeden devam ediyor. Bir önceki ayı sanki geçen hafta yazmışım gibi. Nasıl su gibi akıp geçiyor zaman. Yaz gelsin diye beklerken, yazın gelmesi de bitmesi de bir göz kapayış açısı kadar kısa geldi bana. Yazı seven biri olarak onu uğurlamak kolay değil. Bu yüzden Ağustos ayı bende bir miktar hüzün yaratır. Çünkü yaz ayının bitişini hatırlatır bana. Gelelim Ağustos ayında neler udum neler buldum kısmına.

Ağustos ayından sıcak bir hava umdum. Umduğumu da buldum. Başlangıçı beni derinden etkileyen hava ile yapıyorum devamlı. Çünkü hava durumunun benim ruh halim üstüne ciddi bir etkisi var. Yağmur yağarken gözlerime hemen bir hüzün çöker. Ruhum daralır. Kendimi bir mekiğin içine koyup bulutların ötesine fırlatma isteği ile dolar taşarım. Peki güneş öylemi! Işığı bana enerji yükler. Sebepsizce gülmeme neden olur.

Bu ay daha fazla egzersiz yapmayı umdum. Umduğumu da buldum. Hareket hareket daha çok hareket. Akıllı telefonların, masa başı işlerin, toplu taşıma araçlarının bizi aptallaştırdığı, hareketsizliğimizi kamçıladığı bu dönemde, insanın hareket etmesi için belirli bir bilinçte olması lazım. Kavun da değiliz, karpuz da. Bu gerçeği göz ardı eden, aslında gelecek hayatından çalıyor. Amaç uzunca bir yaşam sürmek değil. Bu dünyanın kahrını uzun süre çekmeye pek hevesli değilim. Tek amacım yaşamaya devam ettiğim müddetçe yaşamımı daha kaliteli bir hale getirmek. Bu yüzden hareket etmeyi ihmal etmiyorum.

Bu ay verimli bir okuma serüveni umdum. Umduğumu tam anlamıyla buldum. Birbirinden güzel beş kitap okudum.

1- Kağıt Ev- Carlos Maria Dominguez
Bu kitabı La case Del Papel ile ilişkilendiriyorlar. Sanırım tek ortak noktaları isimleri. Onun dışında kitabın konusunun diziyle alakası yok. Ben kitabı severek okudum. Kitap sever herkesin de aynı tadı alacağını düşünüyorum.

2-  Yüzünce Ad- Amin Maalouf
Beni şaşırtan bir yolculuk kitabı. İlk defa bu kadar beni içine çeken bir yol hikayesi okudum. Kitabın yazılış tarzını çok beğendiği söyleyebilirim. Yazarın diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum.

3- Pia Mater - Serkan Karaismailoğlu
Bu kitap için aşkın bilim hali demek doğru olur. Kitapla ilgili birkaç eleştirim var aslında. Serkan Karaismailoğlu'nun ilk iki kitabını okuyup hemen ardından bu kitabı okursanız, ilk iki kitapta yer alan bazı satırların aynen bu kitapta yer aldığını görüyorsunuz. Açıkcası bu beni biraz rahatsız etti. Bu yüzden benden size bir tavsiye. Eğer Serkan Karaismailoğlu'nu okumaya karar verdiyseniz ilk önce Pia Mater'i okuyun.

4- Hayatımızdaki İnce Şeylere Dair - Ahmet İnam
Kitaplığımda  yaklaşık beş senedir okunmayı bekliyordu. Bir doğum günümde iş arkadaşım bana hediye etmişti. Keyifle okudum.

5- Size Nasıl Geliyorsa - William Shakespeare
Tiyatroyu çok severim. Buralarda tiyatroya gitmeye hasretim maalesef. Ben de bu açığı oyun kitapları okuyarak kapatıyorum. Ayrıca oyun kitapları okumak çok eğlenceli.

Bu ay daha fazla sosyal bir hayat umdum. Onu da buldum. Arkadaşlarıma daha fazla vakit ayırdım. Uzun bir süredir görüşmediğim arkadaşlarımla görüştüm. Ay sonu yoğun bir çalışma temposuda olduğum için son hafta pek verimli geçmedi. Ay sonunu atlattığıma göre kaldığım yerden devam edebilirim.

Bu ay yeşil çayı içmeyi umdum, umduğumu bulamadım. Nedenini bilmiyorum fakat bu ay tansiyonumla ilgili bir problem yaşadım. Bu yüzden bir süre yeşil çay içmeye ara verdim. Tansiyonu düşürücü etkisinden etkilenmemem lazım. Tansiyonum zaten oldukça düşük. Onu düşürecek şeyler yiyip içtiğimde tabiri caizse ölüm sınırına yaklaşıyorum. Pek hoş bir deneyim olmuyor benim için.

Yaz sezonunun son ayını böylece uğurladım. Eylül hüzün mevsimi. Yaprakların rengarenk oluşuna ve dalları terk edişine tanıklık etme zamanı yaklaşıyor. Havalarda soğumaya başlar artık. Adı üstünde, sonbahar geldi, kapımız çaldı, içeri buyur ettik. Temennim bize güzel şeyler getirmesi. Eylül'den umulanlar ve bulunanlar yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

30 Temmuz 2019

Ne Umdum Ne Buldum #Temmuz


Ne umdum ne buldum serisine başladığımda acaba her ay sonu yaşantımın z raporunu çıkarabilecek miyim dedim. Bu yazı, z raporumun yedincisi. İstikrarlı bir şekilde devam eden bir seri oldu. Yaklaştığım, yakaladığım, geride bıraktığım, peşinden koşmaya devam ettiğim hedeflerimi görmek açısından güzel oluyor. Fakat gelin görün ki ben Temmuz ayında kendime bir plan yapmayı, hedefler koymanı unuttum. O nedenle bu yazı geçen aylardan biraz farklı olacak gibi.

Temmuz ayından tabii ki güzel bir hava umdum. Eh işte umduğumu da kısmen buldum diyebilirim. İlk iki hafta hava biraz nazlıydı. Son iki hafta ise oldukça güzel. Yani iki iyi hafta, iki kötü haftayı götürdü, elde var sıfır. Ağustos ayında da güzel bir hava umuyorum. Çünkü Eylül bir demek, artık Polonya'nın iyice soğuyacağı günlerin habercisi demek.

İşe başladığımdan bu yana hayalim güzel havalarda ulaşım aracı olarak bisikletimi kullanmaktı. Bu ay bol bol pedallamıyı umdum. Umduğumu da buldum. Toplamda 290 km pedalladım bu ay. Bisiklet kullanırken endomondo adlı bir program kullanıyorum. Böylelikle geçmişe dönük tüm verilerim elimin altında oluyor.

Kitap hedefim yoktu bu ay. Türkiye'den gelirken getirdiğim kitapları okumayı umdum. Kitaplığımda dört adet bitirilmiş kitap buldum. Okuma hızım düştü. Böyle giderse senelik kendime belirlediğim kitap okuma hedefime ulaşamayacağım. Bu ay okuduğum iki kitabı pek severek okumadığı söylemem lazım.

1- Biz Hep Şatoda Yaşadık - Shirley Jackson kitabı  
Bu kitap hakkında olumlu olduğu kadar olumsuz yorum da okudum. Gotik dönemi, o tür yapıları, yapıtları oldukça seven ben için güzel bir seçimdi. Kitapta farklı bir gizem vardı. Konu gizemli, keza anlatım tarzı da öyle. Kitabın ilk sayfalarında aklıma Küçük Prens geldi. Küçük Prens bir kız olsaydı ismi kesinlikle Merricat olurdu. Çevrilen yaprakların sayısı arttıkça, artık içinde gezintiye çıkabileceğim bir görsel oluştu beynimde. İşte o görsel "Bayan Peregrine'ın Tuhaf Çocukları" adlı film sahnesinden kesitler ile eşleşti. Merricat artık benim hayalini kurduğum dünyada anlattı hayat hikayesini ve kitap bitti.

2- Bence Katil Öldürdü -  Kurtcebe Turgul
Çerez tadında dediğim kitaplardan biri. Bir radyo tiyatrosunun kitaplaşmış hali. Nasıldı derseniz, okumasanız da olur derim. Eksikliğini hissetmezsiniz. Benim gözümde hiçbir kitap böyle acımasızca eleştiriyi hak etmez. Eminim ki radyo tiyatrosu olarak dinleseydim beğenirdim. Fakat okurken aksanlı karakterin olduğu bölümler beni çok rahatsız etti. Bu kitap hakkında şöyle bir tespitte bulunabilirim. Bu kitap benim ellerim yerine, lise veya ortaokul çağlarında birinin ellerinde olsaydı eminim daha fazla zevk alırdı.

3- Bir Ömür Nasıl Yaşanır? - İlber Ortaylı kitabı
İlber Ortaylı'nın bu kitabını sıkılmadan okudum. İçinde acımasız eleştiriler, ufuk acacak bilgiler, acaba ben ne yapıyorum sorusunu size sıkça sorduracak satırlar var. Kitabın en güzel yanı ise benim de hayran olduğum İtalya hakkında güzel bilgiler içermesiydi. İlber Ortaylı ile sohbet ediyormuşum gibi hissettim. Bu hissi de çok sevdim.

4-  Tıkanma - Chuck Palahniuk kitabı
Dövüş Kulübü'nü herkes bilir. Enteresan konusu ile oldukça ilgi çekici bir kitaptır. Evet evet yanlış duymadınız. Aslında o sevilen film senaryosu bir kitaba ait. İşte efendim Dövüş Kulübü'nün yazarının bir diğer kitabı da Tıkanma. Adı gibi okuyanı tıkıyor. İçeriği oldukça seksüeldi. Konusunu da pek beğendiğim söylenemez. Sadece yazarın kendine has anlatım tarzı güzeldi. Zaten o tarzı olmasa kitabı bitirmez yarım bırakırdım.


Uzun zamandır dizi izleyemiyorum. Ya hemen uykum geliyor. Ya da hemencecik sıkılıyorum. Bu ay Masum adlı mini diziyi izledim. Böyle güzel diziler çekebilecek düzeydeysek neden çekmiyoruz ki! Konusu ve oyunculukları ile beni ekrana kitledi. Muhafız öyle güzel, böyle güzel demeyin lütfen. Masum'u izleyin ve aradaki farka bakın. Öyle konuşalım.


Bu ay bloguma en azından haftada bir içerik gitmeyi umdum. Umduğumu da buldum diyelim. Toplam dört adet yazı yazdım bu ay. Aslında burada bir özeleştiri yapmam lazım. Sanki bu ay blogumu biraz yalnız bırakmış gibi hissediyorum. Taslakta bekleyen dört yazı daha var. Fakat bir türlü görücüye çıkacak kıvama gelmediler, gelemediler. Arada bir tıkanıyorum. Sanırım bu dönem de onlardan biri.

Zorlamanın bir manası yok. Eminim ki yazma isteğiyle dolup taşacağım günler pek yakında yine geri gelecek.

Umulan olmayınca, bulunan da az oluyor. Temmuz ayına bakınca bunu anladım. O zaman, tez vakitte Ağustos ayında güzel bir umulanlar listesi yapmalı ve aya bomba gibi başlamalı.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

1 Temmuz 2019

Ne Umdum Ne Buldum #Haziran


Ne umdum ne buldum serisini yazmaya karar verdiğim günü daha dün gibi hatırlıyorum. Oysa ki üstünden altı ay geçmiş. Zaman nasıl hızlı akıp gidiyor. Yaz aylarında enerjim yükseliyor. Ben resmen güneş enerjisi ile çalışan oyuncaklar gibiyim. Herkesin dert yandığı güneş beni mutlu ediyor. Bunun yaz çocuğu olmamla bir ilgisi var mı bilmiyorum. Bana kalsa mevsim hep yaz olsun. Kahve bahane yazılarımda defalarca dile getirdim gibi Haziran ayı benim için oldukça hareketliydi. Şimdi bakalım Haziran ayında ne ummuşum ve ay bittiğinde neler bulmuşum.

Haziran ayında güzel bir tatil yapmayı umdum. Umduğumu da fazlasıyla buldum. Aylar öncesinden ailemle geçireceğim bir otel tatili planlamıştım. Otel tüm beklentilerimizi karşıladı. Bir hafta Kuşadası'nın o güzel havası eşliğinde deniz, kum, güneş üçlüsü sayesinde ruhum huzura erdi. Sonrasındaki bir haftaya İzmir ve İstanbul ziyaretini sığdırdım. 15 günlük tatilin her günü dolu dolu geçti fakat bu bana yetmedi. Tatil güzel şey. Özellikle kadınların her şey dahil otellerde tatil yapması lazım. Çünkü tatil süresince hiçbir işe elinizi sürmüyorsunuz. İşte o zaman, tatil gerçek bir tatil oluyor.

Tatilimi plana dahil ederek okuyabildiğim kadar kitap okumayı umdum. Haziran ayında kitaplığımda biten beş kitap buldum. Tatil boyunca hep basılı kitap okudum. Türkiye'den e-kitaplarını bulamadığım kitapları aldım. Bavula attım. Şimdi onları okumaya devam ediyorum. Bu sefer bir değişiklik yaptım. Okuduğum bu beş kitap da Türk yazarlarınındı. Tatilde okunabilecek, insanı yormayan kitaplardı.

1- Erken Kaybedenler - Emrah Serbes
2- Değirmen, Kağnı, Ses - Bütün Öyküleri 1 Sabahattin Ali
3-Kambur - Şule Gürbüz
4- Tarihi Hoşça Kal Lokantası - Şermin Yaşar
5- Sandık Odası - Sezgin Kaymaz.

Yeni iş yerime hızlıca adapte olmayı umdum. Umduğumu da kısmen buldum. Başlayalı iki hafta olmasını rağmen sanki çok uzunca bir süredir orada çalışıyormuşum gibi hissediyorum. İşe başlamanın kendine has sıkıntıları var tabii. Şirket içi işleyişe alışmak, insanlarla kaynaşmak, daha önceki işleri devralmak gibi. Bu süreç biraz sancılı geçiyor. Fazla mesai yapıyorum bu aralar. Umarım yakın zamanda işler rayına oturur ve her şey daha güzel olur.

İşe giderken ulaşım aracı olarak bisiklet kullanmayı umdum. Bu güzel havalar sayesinde umduğumu buldum. Artık sabah ve akşamları altı kilometre pedallıyorum. Koca kış bunun hayalini kurdum. Havalar iyice soğuyana kadar işe bisikletimle gideceğim. Yağmur olmasın yeter. Her gece hava durumunu kontrol edip, umarım yarın yağmur yoktur diyorum. İşten geç çıktığımda beynim sulanmış oluyor. Sonra bir bakıyorum benim kızım beni orada bekliyor. Bisiklet sürmek tüm iş stresimi alıp götürüyor benden. Kendime bir liste hazırladım. Takıyorum kulaklığımı, açıyorum çalma listemi. Yollar akıp geçiyor tekerleğimin altından. Rüzgar sulanan beynimi kurutuyor.

Haziran ayında sporumu aksatmamayı umdum. Tatile rağmen umduğumu buldum. Tüm gün yedikten sonra gece otelin içinde koşup durdum. Böylelikle her şeyden yememe rağmen kilo almadım. Sabah İzmir sıcağında koşmak bir hayli zor. Sabah erken saatlerde koşmak lazım. Yanlışlıkla sabah sekizden sonra koşmaya kalkarsanız buharlaşırsınız. Krakow'a döndükten sonra koşuya biraz ara verdim. Çünkü şimdilerde sürebildiğim kadar bisiklet sürmek istiyorum. Havalar biraz serinleyince yine koşu rutinime döneceğim. Spor salonundaki koşu bandı beni bekliyor.

Acıkçası Haziran ayında Bir Tutam Karınca'ya fazla vakit ayıramam diye umuyordum. Bu sefer umduğumu bulmadığıma sevindim. Ben tatildeyim diye buralar boş kalmadı. Haziran ayında dört yazı paylaştım. Tatilde mikro öykülerime yenilerini ekledim. Birini yayınladım. Bir diğer defterimde taslak olarak bekliyor. Ben insanları gözlemleyip onların bana hissettirdikleri şeyleri kaleme almayı seviyorum. Çoğu hikayemin kahramanını ben bile tanımıyorum. Yoldan geçen biri, gittiğim kafede yan masamda oturan biri bana ilham verebiliyor. Tatilde de birçok kişiyi gözlemleme imkanı buldum. İşte benim mikro öykülerim böyle oluşuyor.

Dönüp yazıyı baştan sona okuyunca Haziran ayının güzel geçtiğini görmek güzel. Darısı Temmuz ayının başına. Bence Temmuz da güzel geçer. Çünkü yaz tüm hızıyla devam ediyor. Ayrıca Temmuz benim doğum günümü içinde barındırıyor. O zaman ne diyoruz; bir sonraki ne umdum ne buldum yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.
Sevgiler.


✄----------------------------------------------------------------------

Paylaş:

9 Haziran 2019

Ne Umdum Ne Buldum #Mayıs


Geç yazılmış bir ne umdum ne buldum yazısı olacak bu. Mayıs ayının hareketliliği geçen tüm ayları gölgede bıraktı. Klasik bir giriş ile başlayayım.

Mayıs ayından yine güzel bir hava umdum. Fakat gelmeyen bahar yine gelmedi. Mayıs ayının son haftası fırtına buldum. Bu sene yazın geleceğini dair umudumu kaybetmek üzereyim.

Düzenli spor yapmayı umdum. Pek düzenli olmasa bile (düzenden kastım gün aşırı veya her gün koşmaktı) her hafta koştum. Bol bol yürüyüş buldum. Artık spor salonundan kurtuldum. Dışarıda koşu ve yürüyüşe başladım.

Üç kitap okumayı umdum. Umduğumu da buldum. Uzun zamandır kitaplığımda okunmayı bekleyen Tolstoy'un Savaş ve Barış adlı kitabını okudum. Bu kitapla birlikte içinde savaş olaylarının anlatıldığı, cepheyi konu alan kitapları sevmediğimi keşfettim. Askerlerin hayatlarını, siperlerin arkasında yaşadıklarını gözümde canlandıramıyorum. Bunun dışında Sabahattin Ali'nin Bütün Hikayeler adlı kitabını okudum. Oldukça sevdim. Ay kapanışını M. Kemal Atatürk ile yaptım.

Artık yeşil çay içmeyi ummuyorum. Çünkü geçen dört ayın ardından yeni bir alışkanlık edindim. Her sabah kahvemden sonra yeşil çay içiyorum. Yeşil çay dengeli tüketildiğinde oldukça yararlı. Kahve demişken günlük içtiğim kahve sayısını düşürdüm. Artık günde iki bardaktan fazla kahve içmiyorum.

Su içme ile ilgili umutlarım oldum olası var. Bulduklarım ise içler acısı. Tam böyle umutsuz bir söz öbeği sonrası bu ay enteresan şeyler olduğunu söyleyebilirim. Su içme oranımı arttırmayı başardım. Sağda solda devamlı iki litre su için söylemlerine kulak tıkadım. İdrar rengini baz alıyorum artık.

Mayıs ayında geçen sene umduğum şeyi buldum. 2018 yılının sonuna doğru 2019 yılında bir iş bulacağım demiştim ve gerçekten de öyle oldu. Haziran ayında başlayacağım bir yeni bir işim var artık.

Mayıs ayından sağlık umdum. Çünkü havaların dengesizliği yüzünden tanıdıklarım hep hastaydı. Küçük bir hastalık buldum. Bu süreçte ya koşup bu hastalığı atlatırım dedim; ya da yorgan döşek yatarım. Şanslıydım sanırım. Koşu sonrası yorgan döşek yatmadan atlattım gitti. Bu arada tuhaf bir şey oldu. Hastalanacağımı hissettiğim an canım dereotu çekti. Normalde dereotunu pek sevmem. Hani derler ya kırk yıl yemesem aklıma gelmez. Öyle işte. Hafif seyreden hastalığı atlatana kadar demet demet dereotu yedim. Sonradan araştırdım. Meğer dereotunda bol derece C vitamini varmış.

Mayıs ayında Haziran ayında çıkacağım tatilin hayalini kurdum. 31 Mayıs itibariyle tatilime kavuştum. Deniz, güneş, bol muhabbet...

Şimdilik anlatacaklarım bu kadar. Bu ay ne umdum ne buldum yazısı hayli enteresan oldu. Çünkü bunu havuz başında şezlonga uzanmışken, Krakow'dan aldığım not defterime yazıyorum. Muhtemelen bilgisayar başına geçip, blog yazısı olarak yazarken hataları düzelteceğim. (düzelttim)
Bu yazının orijinal haliyse bir hatıra olarak not defterimde kalacak.

Bir sonraki ne umdum ne buldum yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.

15:57 / 02.06.2019 / Kuşadası- İzmir

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.