22 Eylül 2022

Kahve Bahane #Höp Höp


Yazmadığım için bir takım bahanelerin arkasına saklanacak değilim. Yirmi iki yıl önceki pazarlama dersinden hatırladığım çok kısa bir alıntı "insanlar memnun olduklarında bunu etrafındaki beş kişiyle paylaşırken, memnun olmadıklarında paylaştıkları kişi sayısı elliye çıkar" der.

Sanıyorum benim buraya yazmama nedenlerimden biri bu. Hayattan genel anlamda, bazı detaylarda sıkıntılar yaşıyor olsam bile memnumum. Genelde mutsuzken, kafama bir şeyler taktığım zamanlarda daha fazla yazıyorum. Çok eski blog yazılarımı okuyanlar ne demek istediğimi anladı sanırım. O yazıların temelinde çoğunlukla pesimist bir Yasemin var.
Bak görüyor musun bahanelerin arkasına saklanmayacağım dedim ama yine bir bahane bulmadan yazıya başlayamadım.

Dediğim gibi hayat genel anlamda güzel akıyor. Aslında bunun yaşadığım şehirlede alakası var. Yazın son tatilini yapmak için iki haftalığını Türkiye'ye gittim. İki hafta boyunca yolda yürümek için bile fazladan efor sarf ettim. Oysa ki Krakow'da gözünüzü bağlasanız bile yürüyerek bir yerden bir yere kazasız belasız varabilirsiniz. Ama İzmir'de öyle mi? Kaldırımdan giden bisikletlileri ve motorları kolla, asla yayaya yeşil yanmayan ışıklarla cebelleş, kedi köpek pisliklerine basmamak için hopla zıpla, kaldırıma park eden araçlar yüzünden akrobatik hareketler yap. Ve bunların hepsini evinin 500 metre yakınındaki fırına gitmek için her gün yap. Gerçekten çok yorucu. 

Oysa ki insan tatile dinlenmek için gidiyor. Yukarıda anlattıklarım bir yana bu sefer tatil içinde tatil yaptım. Kız kıza bir kaçamak sıkıştırdık araya. Ama nasıl güzel eğlendik. Sudan çıkmadık. Bol bol güldük, eğlendik. Burnumda tüten tiyatro özlemimi Ahududu adlı oyunu izleyerek bir nebze olsun hafiflettim. Klasikleşen Alsancak turunu da atlamadım. En son bir parçamı (dişimi çektirdim çünkü) da İzmir'de bıraktım. Tabii ki her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi tatil de bitti. Aslında tatili güzel yapan ayrıntı bir yerde bitiyor olması.
















Rutine dönüş yapmak biraz zahmetli oldu. İzmir'den direkt uçuş bulunca sevinen ben iki saat gecikme yüzünden havaalanında kalınca pek üzüldüm. Uykusuz bir gecenin sonunda yuvaya döndüm dönmesine de İzmir sıcağından sonra beni karşılayan yedi derecelik havaya halen alışamadım.

Bu sene Krakow sonbaharı unutup anında kışa geçmeye karar verdi sanırım. Kasım ayında yaşayacağımız hava sıcaklıklarını Eylül bitmeden gördük. Yazlıklar hurçlara, kazaklar raflara yerleştirildi. Soğuk havaya alışana kadar spor salonuna ara verildi.

Ne diyelim sağlık olsun. Bak bu aralar bizim evin konusu hep bu. Dengeli ve sağlıklı beslenme. Birbirimize okuduklarımızı, takip ettiğimiz doktorların araştırmalarını anlatıyoruz. Aslında uzun zamandır yediklerimize dikkat ediyoruz. Tabakta dengeyi yakalamaya çalışıyoruz. Şeker hayatımızda yok denecek kadar az artık. Öyleki eskiden höp höp yediğimiz şeyler artık ekstra tatlı geliyor. İşte bunlar hep sağlıklı olma çabası.

Çaba olmadan hedefe ulaşılmıyor. Kendime bir hedef koydum. Sene başı başlamayı ve bir sene sonunda hedefime ulaşmayı planlıyorum. Şimdilik ayrıntıları bende kalsın. İlk adımı atınca buraya yazmaya başlayacağım. 

Şimdi masada okunmayı bekleyen kitabımla biraz vakit geçirme zamanı geldi çattı. Bu da "bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın" demek.

Höp höp yemek yiyerek bedeninizi de çok yormayın. Onunla ne kadar süre vakit geçireceğiniz belli değil. Bu yüzden ona iyi bakmak lazım, değil mi? 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

19 Ağustos 2022

Kahve Bahane #Yeteri Kadar

Kahve bahane yazmak için kendime sebep arıyordum ki geçen hafta yapmış olduğum tatili bahane ederek bilgisayarın karşısına geçtim. Tatillerimde kısa fakat içeriği beni düşündürecek kitapları okumayı severim. Bunun yolu da kesinlikle felsefeden geçiyor. 

*Aşağıdaki üç paragraf kitaplarla ilgili. Kitaplar dikkatinizi çekmiyorsa üç paragrafı atlayıp, tatil macerasını yazdığım kısımdan devam edebilirsiniz.

Destek yayınlarının çok güzel bir serisi var. Türkiye'ye gittiğimde serinin çoğu kitabını aldım. Bu tatilde okuduğum kitaplardan biri Stoa felsefesinin öncülerinden olan Seneca'ya aitti. Daha doğrusu Seneca'nın sözlerini, yazdıklarını, düşüncelerini derledikleri bir kitaptı.Nedir bu Stoacılık derseniz; Cem Yılmaz'ın "mutluluk içimizde" dediği o harika repliğiyle tam olarak açıklanabilir derim. Stoacılık, mutlu olmak için dış etkenlere gerek olmadığını, insanın gerçekten mutlu olabilmesinin kendinden geçtiğini anlatır durur.  
Unutmadan okumak isteyenler için kitabın adını da buraya bırakıyorum.  
Gladyatör Kararını Arenada Verir. 

Bir diğer kitap ise herkesin hayatında en az bir kere bir paragrafını okumuş olduğu Montaigne denemelerini içeriyordu. Kitabın ismi de pek güzeldi. Hayatın değeri Uzun Yaşanmasında değil, iyi yaşanmasındadır. Bu söz bana babaannemin bir sözünü hatırlattı. Kendisi her zaman "Allahım elden ayaktan düşürme, kimseye beni muhtaç etme" diye dua eder, "üç gün yatır dördüncü gün yanına al" der. Neden üç gün babaanne dediğimde de uzakta olanlar gelebilsinler diye cevap verir. Allah uzun ömürler versin. Sanırım duaları işe yarıyor. Yaşı olmasına rağmen kimseye muhtaç değil. Babaannemi bir kenara bırakıp kitaba dönecek olursam; Montaigne okuyup da keyif almamak elde mi derim. Seneler önce yazılmasına rağmen günümüz duygularını bu denli yakından anlatan satırlarla karşılaşmak zor. 

Hazır kitaplardan bahsetmeye başlamışken son zamanlarda keşfettiğim ve oldukça beğendiğim bir yazar olan Ayfer Tunç kitaplarıyla devam edeyim. Olay kurguları mükemmel ve akıcılığı da çok iyi. Kitapları su gibi akıp geçiyor. Suzan Defter adlı kitabıyla başlayan okuma serüvenim; Aziz Bey Hadisesi ile taçlandı. Şimdi ise Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi ile son gaz devam ediyor. 

Bak yine asıl konudan saptım. Hemen toparlıyorum. Yazıya başlarken aklımda yapmış olduğum kısa tatilin fotoğraflarını eklemek vardı. Konu kitaplar olunca yazdıkça yazmışım. Polonya'da yaz tatili yapalım dedik. Hava sıcaktı, biz de inandık ve bir hafta sonrası için göl evine gidelim diye karar verdik. Göle giremesek bile güneşleniriz. Planı yaptık. Yerimizi ayırttık. Peki bilin ne oldu. Gittiğimiz günden döndüğümüz güne kadar güneşi görmedik. Bir gün boyunca yağmur vardı. Yağmur durdu ama bulutlar baki kaldı. 
Polonya havasına güvenip yaz tatili planlayanda kabahat. 

Ben bu göl evi işini pek seviyorum. İnsana huzur veriyor. Tabii ki deniz kenarında bir evi göl evine tercih ederim ama Krakow'da bu imkansız. Elimdekiyle yetinmeyi bilirim. Olabildiğince keyif alarak, bol bol okuma yapıp, sudoku çözerek, içsel huzurumu yükselterek bir tatil yaptığımı itiraf etmeliyim. İşte aşağıdaki kareler de bunun ispatı. 

Sizi fotoğraflarla baş başa bırakırken bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın diyorum.
Unutmayın mutluluk içimizde...















✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

9 Ağustos 2022

Kahve Bahane #Bize Ne Oldu Böyle



Uzunca bir aradan sonra kahve bahane yazısı görünce afili bir giriş bekliyorsan yanılıyorsun. Sanırım ki yazma yetimi kullanmadığımdan mütevellit biraz gerileme söz konusu. Gün içinde düşünceler aklımdan akıp geçiyor geçmesine de iş yazmaya gelince tıkanıp kalıyorum. 

Bugün spor dönüşü, bisikletimle pedallarken öyle güzel aktı ki sözcükler kafamdan, onları yazıya dökebilseydim eğer eski tatlarda bir kahve bahane okuyor olurdun. 

Okumaya ne kadar hevesliyiz artık orası da ayrı bir tartışma konusu. Kendi adıma konuşacak olursam; sene sonuya yaklaşırken okuma hedefime emin adımlarla ilerliyorum. Aslında yabancı dilde okumalar yapmayı istesem de elim hep ana dilimdeki kitaplara gidiyor. Hal böyle olunca benim yabancı dil hep olduğu yerde sayıyor.

Olduğum yerde saymadığım şeyler de var tabii. Mesela kaslarım. Son üç aydır düzenli bir çalışma sonrası gözle görülür bir ilerleme kaydettim. Kardiyo çalışmalarını azalttım, ağırlık çalışmalarını arttırdım. İşin formülü sağda solda gördüklerinizin hepsini yapmamaktan geçiyor. Belirli ve sevdiğinim bir plan belirleyip uygulayınca sonuç alamamak gibi bir seçeneğim yoktu. 

İnsanın seçeneklerinin olması da bir ayrıcalık. Polonya'da pandemi bitti. Birçok şirket normal çalışma hayatına geri döndü. Bizim şirketin yaklaşımı işinizi yapın da yer yurt önemli değil şeklinde. Ayda iki kere ofise gelseniz yeter dediler. Benim için hava hoş. Hatta hoştan da öte mis mis. Laf aramızda ofise gideceğimiz günlerde sözleşip kahve molalarını biraz uzun tutuyoruz. Sonuçta son iki senedir hiç mi hiç sosyalleşemedik. Bu da bu dönemin kanayan yarası.

Kanayan yaraları dağlamalı, kapatmalı, açık bırakmamalı... (burada aklıma Tarkan'ın unutmamalı şarkısı geldi iyi mi) Arkadaşlık, dosluk kavramına her geçen gün uzaklaşıyorum. Kendi kabuğumda, kendi dünyamdayım sürekli. Dostlarım benden çok uzak. Bazen artık hala dostlarım mı onlar diye de düşünmeden edemiyorum. Son yedi senedir birbirimizden uzaktayız. Sanıyorum ki burada bir üzüm üzüme baka baka kararır vakası da mevcut. Polonyalıları çok bireysel oldukları için eleştiren ben de onlar gibiyim artık. 

Bireysel olabilirim ama asla vefasız değilimdir. Bir kahvenin bende kırk yılı bırak yüz yıl hatırı vardır. Birçok işte maymun iştahlı olsam da sevdiklerimden asla vazgeçmem. Buna örnek ver derseniz haftaya 14. yılımızı kutlayacağımız evliliğim der, susarım. 

Akıp giden hayat içinde yaşadıklarıma, duygularıma dair bir kahve bahane yazısı oldu. Eski tadı belki yakalayamadın, belki sonuna kadar bile okumadın. Olur böyle sevgili okur. Sonuna kadar okuyanlardansan acımasızca eleştirmeden önce iğneyi kendine batırmayı unutma. 

O zaman veda vakti geldi. Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. Arada sırada kendinizi karşınıza alıp da "Bize ne oldu böyle?" diye sormayı da ihmal etmeyin. Sorular derinlerde çözülmeyi bekleyen sorunları gün yüzüne çıkartıp sizi çözüme ulaştırır. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

27 Haziran 2022

Kahve Bahane #Yaza Merhaba


Vay vay vay neredeyse iki aydır kahve bahane yazmamış, buraları bir hayli boşlamışım. Bu süre zarfında pek hareketli iki ay geçirdiğimi söyleyebilirim. Zaten yaza merhaba dediğim için keyfim bir hayli yerinde. Bunu anlatmana gerek yok. 

Mayıs ayında jet hızıyla alınan bir karar neticesinde annem bizi ziyarete geldi. Yeşil pasaportun gözünü seveyim dedim mi dedim. Hani insanın mutluluktan ayakları yerden kesilir ya, işte öyle bir şeydi yaşadığım. Beraber dolu dolu 27 gün geçirdik. Bu sefer annemi bir turist gibi gezdirmek yerine rutin hayatıma dahil ettim. Sabah ve akşam yürüyüşlerine birlikte çıktık. Evin eksiklerini birlikte aldık. Beraber balkon keyfi yaptık. Evlendiğimden beri annemle aynı şehirde yaşamadım ben. Aynı şehirde yaşayanlara da pek bi özenirim. Şimdi annemin evi burada olsa, hadi çayı demledim gel bir balkon keyfi yapalım desem fena mı olurdu.





Annem için geri dönüş bileti bakarken bir anda plana dahil olduğumuz için annemle İzmir'e uçtum. Hazır gitmişken bir deniz tatili yapalım dedik ve soluğu Akbük'te aldık. Kız kardeşim bize katılamadığı için tatile puanım 10 üzerinden 9 oldu. Emoşum da burada olsa dedim durdum hep. Akbük'ün denizi tek kelime ile muhteşemdi. Yedi gün boyunca denizden çıkmadım desem yeridir. Bu arada ben denizden pek korkarım ve kıyıya paralel yüzerim hep; hayatımda ilk defa bu sefer açıldım. Böylelikle bir korkumun daha üstüne gitmiş oldum. Bana böyle güzellikler yaşantan Akbük'te kalbimi bıraktım.

Memlekete dair umutlarım tam anlamıyla tükenmemişken hep emeklilik hayali kurardım. Popüler olmayan bir kıyı kasabasında bahçeli bir ev hayal ediyorum. Aslında hayallerim baki fakat mevcut şartlar da beni korkutmuyor değil. Türkiye'de her şey ama her şey el yakıyor. Market fiyatlarını gördükçe ve İzmir gibi yerde manav reyonlarının eski bolluğunu görmeyince bayağı üzüldüm. İnsanların bu kadar fazla yaşam mücadelesi vermesi çok acı.

Bu sefer uzun bir aradan sonra ilk defa İzmir'in sıcaklarına denk geldim. Ben alışmıştım Eylül'de gitmeye. Eylül Ekim İzmir'in en güzel zamanları bence. Sıcaktan hiç dert yanmayan ben bile "yok artık bu kadarı bana bile fazla" dedim. 

Peki bilin ne oldu. Geri döndüğümden beri Krakow'da İzmir'i aratmıyor. Sıcakları yüklenip geldik sanırım. Krakow'daki sıcaktan yana pek sıkıntım yok çünkü gece serin oluyor ve güzelce uyunabiliyor. Ama İzmir öyle mi! Klimasız uyumak imkansız.

Klima hiç benlik bir alet değil. Yaz aylarında ofise gitmeyi de hiç sevmezdim bu klima savaşları yüzünden. Polonya'da pandemi resmi olarak bitti. Bizi ofise geri çağırıp çağırmayacaklarını tartışıyorlarmış. Birçok şirket çalışanlarını ofise geri çağırmış. Umarım bizim şirket bizi geri çağırmaz. Zira ben mevcut durumdan çok ama çok memnumum. 

Memnuniyet önemli. Mesela son iki aydır kendimden de pek memnumum. Yaptığım ağırlık antremanlarının sonuçları gözle görünür oldu artık. Aynaya baktıkça aferin Yasemin böyle devam diyorum. Yaş haneme sayılar eklendikçe daha pozitif bir insan haline geliyorum sanırım. Eskinden kendimi sevmezdim mesela şimdi kendimle barıştım pek de iyi oldu. 


Anlayacağınız ben ve kendim mutlu mesut yaşayıp gidiyoruz. Umarım ki bu memnuniyetlik hali katlanarak devam eder. Zira diğer türlüsü çekilmez oluyor. 

Araya zaman girince, yine bir solukta bayağı yazdım. Bilirsin sevgili okur ben uzun uzadıya yazmayı pek sevmem de beceremem de. Bence artık bu yazıyı sonlandırma vakti geldi.

O zaman ne diyoruz; Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Yarın uyandığınızda aynaya bakıp kendinize gülümsemeyi ve günaydın demeyi de ihmal etmeyin.
Hayat başkalarını memun etmek için pek kısa.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

29 Nisan 2022

Kahve Bahane #Long Weekend



Cuma akşamları kahve bahane yazmayı seviyorum. Sanıyorum ki hafta sonunun gelecek olmasının getirisi bu. Bu güne kadar tatilleri sevmeyen çok az kişiyle karşılaştım. Tatiller sevilmek için yok mu? Bence öyle. 

Bu zamana kadar iş günlerinden de öyle yana yakıla nefret etmedim. Sadece bir dönem çok bunalmıştım. O bunaltı sonrası da zaten bankadaki işimden istifa etmiştim. Sonuçta ağaç değilim, değil mi? Beğenmedim zamanlar yer değiştirmekten hiç çekinmem. 

Arada bir kısa kaçamaklar yaparak da yer değiştiririm tabii. Buna mini mini tatiller diyorum. Birkaç gün olması bile ruha öyle iyi geliyor ki. Rutini bozuyorum. Farklı yerler görüyorum. Daha ne olsun. 

Gelelim bu long weekend olayına. Polonya'da Nisan ve Mayıs aylarında araya serpiştirilmiş tatil günleri var. Çoğu zaman bunlar pazartesi veya cuma ile birleşiyor; oluyor sana uzun hafta sonu. O zamanlarda Polonyalıların çoğu bir yerlere kaçıyor. Biz de yarı Polonyalı sayılırız artık. O yüzden bir yerlere kaçmayı ihmal etmiyoruz. 

Nisan ayındaki long weekend olayında biz de bir göl evine gittik. Hava hiç güzel olmamasına rağmen kaldığımız üç günden alınabilecek en yüksek keyfi aldım. Çiftlikteki minik hayvanları besledim. Yakındaki kaleyi ziyaret ettim. Bu gidişle Polonya'nın kaleleri adlı bir seri hazırlayabileceğim. Gece dört derecede, dışarıda jakuzi keyfi de yaptım; daha ne olsun. 












Göl evi demişken aklıma The Lake House adlı film geldi. Geçenlerde televizyonda denk geldim ve yine izledim. Ben gizli bir Sandra Bullock hayranıyım. Filmlerini zevkle ve tekrar tekrar izleyebilirim. Ayrıca göl evinin konusuda oldukça ilginç. Henüz izlemediyseniz tavsiye ederim.

Bu arada uzun zamandır aklıma olan Vakıf serisini okumaya başladım. 4. kitaptayım şimdi. Uzun bir seri olması gözümü korkutuyordu. Lakin hiç de korktuğum gibi çıkmadı. İkinci kitabın ilk yarısı hariç, okuduklarımdan oldukça keyif aldım. Hedef tüm seriyi tamamlamak.

Seri kitap okumanın tek dezavantajı uzunca bir süre hep aynı yazarı okuyor olmak. Bu yüzden türü bakımından tamamen bağımsız olan farklı kitaplar da araya serpiştiriyorum. Bu genellikle sağlık içerikli kitaplar oluyor. Üç gün önce Sirkadiyen Beslenme adlı kitaba başladım. İçinde oldukça değerli bilgiler var. Sağlıklı beslenmeyle ilgiliyseniz okunulası bir kitap.

Aslında baharın gelmediğinden dem vurabilirdim lakin son iki gündür hava eskiye nispeten güzel. Bu yüzden dem vurmayacağım. Umarım ki giderek daha da güzelleşir ve balkonda oturabileceğim günler gelir. 

Balkonu da yavaştan yaza hazırlamak. Geçen seneler deyesel nitelikte çiçekler alıp balkonda yetiştirmeyi denemiştim. Buranın havası yüzünden çiçek yetiştirmek pek kolay olmuyor. Bizim hava şartlarına dayanabilen tek çiçek sardunya oldu. Ben de tüm saksılarıma sadece sardunya ektim. Bir itiraf daha gelsin. Aslında ben sardunyayı hiç sevmezdim. Yapraklarına dokununca yaydığı kokuyu sevmiyor olsam bile çiçekleri güzel. Umarım ki diktiğim sardunyalar yaşar ve balkonumu renklendirirler. 

Tatil dedim, renk dedim. Bak bunlar hep hafta sonunun gelecek olmasının güzelliği. Şimdi kendime bir çay demleyip rastgele bir film izleme vakti. Bu da demek oluyor ki artık bana ayrılan sürenin sonu geldim. 

Her zaman dediğim gibi; bir sonraki kahve bahane yazısında buluşuncaya kadar şen ve esen kalın.
Çiçekleri sevmeyi de ihmal etmeyin. Sonuçta onlar olmasaydı hayat böyle rengarenk olmazdı.

Sevgiler.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

30 Mart 2022

Kahve Bahane #Bugün Yazarım Yarın Yazarım Derken



Bugün yazarım, yarın yazarım derken kahve bahane yazmayalı bir ayı geçmiş. Erteleme hastalığından muzdarip olsaydım bu durum beni biraz tedirgin edebilirdi. Neyse ki ben ertelemeyi hiç sevmem. Aksine çok aceleci bir insanım ve her şey hemen olsun bitsin isterim. Gerçi bu da en az erteleme hastalığı kadar kötü. Bununla ilgili bir yazı okudum. Artık işlerimi biraz daha ağırdan almaya çalışacağım. 

Yanıbaşımızda alevlenen savaştan biz de nasibimizi aldık. Sakin Krakow sokakları artık pek kalabalık. Sağda solda Ukrayna bayrakları, Ukraynaca yazılar. Mülteciler akın akın geliyor. Bu işin sonu nereye varacak bilinmez lakin Krakow'un eski Krakow olmadığını söyleyebilirim.

Savaşın ilk haftasında, kısa bir süreliğine, savaştan kaçan arkadaşlarımızı ağırladık. Bu benim için hiç unutamayacağım bir deneyime de vesile oldu. Hayatımda ilk defa bir kediyle aynı çatı altında kaldım. Ben ki kedilerden tırım tırım korkarım. Kedilerin olduğu yerde asla oturamam. Ama anladım ki iş başa düşünce ve zorunluluk olunca insan tırım tırım korksa bile bir türlü üstesinden geliyor. Misafirim olan kedicik de pek sakin bir kediydi aslında. Hatta gitmeden bir gece önce bayağı bi yakınlaştık kendisiyle. Koltuk tepesinde bir anda belirmesi dışında beni tedirgin eden bir hareketi de olmadı. Kedi korkunu yendin mi derseniz, bence henüz yenmedim. Belki bu sene İzmir'e gidince kedilere biraz daha yakınlaşmayı deneyebilirim. 

Ne hikmet ise savaş başladı virüs bitti. Hafta başından itibaren biz de maskeleri ve karantinayı hayatımızdan çıkarttık. Açıkcası iyi oldu. Son zamanlarda market alışverişlerinde maske takmaktan artık gına gelmişti. Ben yine çok kalabalık ortamlarda ve toplu taşımada maskemi takmaya devam ederim. Ama zorunlu olmadığı bilmek bile insanı ruhen rahatlatıyor.

Buralarda yokum fakat bu arada harıl harıl kitap okumaya kendimi adadım. Yılbaşında koyduğum bir hedefim vardı. Bu sene Vakıf serisini okuyacağım demiştim. İlk adımını attım. Ve seriye başladım. Bilim Kurgu severim, bilirsiniz. Umarım keyifli bir okuma serüveni beni bekliyordur.

Spor serüvenim de bu aralar biraz sekteye uğramış gibi. Spor yapacak motivasyonum var ama nedense halim yok. O yüzden hafif, biraz yüzeysel egzersizler yapıyorum. Ben bunu bahar yorgunluğuna yoruyorum. Gerçi henüz bahar gelmedi ama belki yorgunluğu önden gelmiştir. Kim bilir?

Hani şu sosyal medyada herşeyi bilen, her konuda fikri olan sivri zekalar var ya; nedense bu aralar çok gözüme batıyorlar. Telefonuma uygulamaları kullanım limiti koydum. Sosyal medya hesaplarımda vakit geçirmeyi oldukça azalttım. Aslında limiti koyduktan sonra farkettim ki korktuğum kadar uzun süreler geçirmiyormuşum. 

Bir kötü alışkanlığım da telefondan kitap okumak. Açıkcası bana kolay geliyor. Kindle atmakla uğraşmıyorum. Kitabı telefonuma indirip hemen okumaya başlıyordum. Ama Vakıf serisi için  üşünmedim. Kindle attım. Böylelikle telefonu elime daha az alıyorum. Bir sonraki aşama ise telefonu yatarken yatak odasına sokmamak. Alarm kurup yatıyordum, alarmı duyayım diye telefonu baş ucuma koyuyordum fakat son iki senedir alarmsız uyanıyorum. Bana kalsa telefonu komple fırlatırım da ailemle iletişimi sağladığı için elim mahkum. 

Bak yine aynı şey oldu. Buraya kadar harıl harıl yazarken bir anda tıkandım. Bunda arka fonda çalan  Manga'nın yeni albümünün etkisi var. Bir şarkısına eşlik etmeye başladım ve aklımdakiler bir anda uçtu gitti.

Şaka maka, benim standartlarıma göre bayağı uzun bir yazı oldu. İyi de oldu. Şimdi bir klasik halini alan kapanış yazımız ile veda zamanı.
Ne diyoruz; 
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünce dek şen ve esen kalın. 
Önce kendinizi sevin; Savaşmayın, Sevişin... Sevin ki dünya güzelleşsin.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

22 Şubat 2022

Karınca Kafe #Bir Yaz Günü


Bir yaz günü. Henüz meydan ve İstiklal kalabalıktan nasibini almamış. Sabah kahvaltısından sonra Galata Kulesi'ne doğru yürüdüm. Yokuş aşağı inerken ara sokaklardan yayılan mis gibi kahve kokusuna kayıtsız kalmayarak, bol köpüklü türk kahvesi yapan küçücük bir mekana oturdum. Kahvemi çok şekerli söyledim. Her şeyi şekersiz içen ben, sıra türk kahvesine gelince bol şekerli içmekten kendini alıkoyamazdım. Kahvemi bitirdikten sonra Taksim'in ara sokaklarında saklanan sahaflara uğradım. Birkaç kitap alıp sırt çantama attım. Sahaf beye iyi günler dileyip dükkan kapısını kapatırken; bir gün belki benim bir kitabım da buralarda birinin dikkatini çeker mi diye çok kısa bir hayale daldım. Aldığım kitapları karıştırmak için Şişhane metro çıkısının önündeki kaldırıma oturduğumda bir çocuk yanaştı yanıma. Elimdeki kitap dikkatini çekmişti. Çok kısa onunla sohbet ettim. O İstanbul'da öğrenci olmaktan dert yandı. Ben de İstanbul özlemimden. İkimizin belki de tek ortak noktası İstabul'u ve kitapları sevmemizdi. Ben kitaplarımı çantama atıp İstiklal'e doğru ilerlerken, o elindeki broşürleri bir başkasına uzatmak için Galata Kulesi'ne doğru bir adım attı. 


Bahsi geçen yaz gününün üstünden çok zaman geçti. Bu yazı, taslakta bekleyen birçok yazıdan sadece biri. Çıkış noktası Karınca kafe ile ilişki bir öyküye dönüşmekti. Bu sefer olmadı. 
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

4 Şubat 2022

Kahve Bahane #Püf Noktası




Kahve Bahane demek adetten oldu artık, fakat masada sıcacık, bol tarçınlı bir salep var. Kış aylarında içmesi en zevkli içeceklerden biri. Hazır olanları artık bana çok şekerli geliyor. Keşke daha az şekerli olanını bulabilsem diye düşündüğümde Krakow'da bunu da bulduğuma şükretmem gerektiği gerçeği düşüyor aklıma. 

Kulağımda Mor ve Ötesi çalıyor. Üst katta parti var onların sesisi duymamak için kulaktım taktım. Kulaklıkla müzik dinlemek daha bi keyifli. Her enstrümanın sesinini ayırt edebiliyorsun. Hayattan keyif almak için işin püf noktalarını bilmek lazım.

Püf noktası demişken, gelin size bunun hikayesini anlatayım. Aman ben bunu biliyorum derseniz, aşağıdaki paragrafı atlayıp okumaya devam edebilirsiniz. Sonuçta vakit önemli. Kimsenin vaktinden çalmaya da niyetim yok.

Vakti zamanında bir çömlek ustası ve çırağı varmış. Çırak bir gün ustasına ben bu çömlek işinin tüm inceliklerini öğrendim, artık usta olabilirim kendi dükkanımı açabilirim demiş. Ustası da yapma etme evladım, daha usta olmadın demişse bile kanı deli akan çırak, yok zinhar burada bir dakika daha durmam demiş ve kendi dükkanını açmak için kolları sıvamış. Gel zaman, git zaman çömlek yapmayı denemiş ama na mümkün bir türlü fırınladığı çanakları kırılmadan çıkmıyormuş. Kuyruğunu kıstırıp, ustasının kapısını çalmış. Ustası yüzünde bir gülümseme ile ne oldu çanakların dağılıyor mu demiş? Babacan tavrından vazgeçmeden çırağı yanına çağırmış ve almış eline hamuru. Hamura şekil verirken bir yandan da püf püf diye üflemeye başlamış. Böylelikle hamurun içinde kalan hava kabarcıkları yok olup fırınlanmaya hazır hale gelmişler. Bunu gören çırak çok şaşırmış. Şaşıran çırağın sırtını sıvazlayan usta sakince "ya evlat usta olmak için püf noktasını bilmek gerek" demiş. 

Aman aman yeni yıl geliyor dedik. Geldiği gibi bir ayı geride bıraktık. Kış aylarında yapılacak pek bir aktivite olmamasından mütevellit mutfakta daha çok vakit geçiriyorum. Nedense her yıl bu dönem nükseden bir hamurlu işler sevdam var. Geçen sene bol bol pide, ekmek ve lahmacun yaptığımız tezgahta bu sene İtalya mutfağı esintileri mevcut. Pizza ve makarna yapıyoruz. Bunun yanı sıra uzunca bir süredir denemek istediğim tart tarifini de arkadaşımdan edindim ve ilk tartımı yaptım. Yapıp yemek güzel tabii fakat dozu kaçırmamak lazım. Benim kendi içimde bir dengem var. Canımın istediğini yerim fakat abartmam. Sanırım bu yüzden de kilo almıyorum. 






Zamanın su gibi akması pek iyi değil belki; fakat ben artık bahar gelsin istiyorum. Bisikletimi özledim. Hatta geçen gün acaba otoparkta biraz pedallasam nasıl olur diye de düşünmeden edemedim. Beni gören komşular bu kız kafayı yedi diye düşünebilirlerdi tabii. Ara sırada aklıma otoparkta ip atlamak da geliyor. Böyle tuhaf düşünceleri aklıma sokan hep bu kış ayları. Hava azıcık güzel olsa (soğuk olmasını bir yana bırakıyorum fırtına tadında rüzgar var bu sene) sımsıkı giyinip pedallayacağım aslında.

Hep böyle oluyor. Bir hevesle başladığım kahve bahane yazılarıma kışın kasvetli havası çöküyor. Sona doğru yazının enerjisi de düşüyor. Daha çok enerjiyi düşünmeden noktayı koyayım. O zaman ne diyoruz;
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Soğuk havalarda içinizi ısıtacak içecekler içmeyi de ihmal etmeyin.
Sevgiler.
 
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

16 Ocak 2022

Kahve Bahane #Pozitif mi Negatif mi


İki senedir köşe bucak saklandığımız, eş dost sohbetlerine bizi hasret bırakan, ağız tadıyla gezmemize engel olan, her gün haberlerde, yazılı basında maruz kaldığımız, yok aşısıdır yok varyantıdır diye devamlı kendini güncelleyen, emojilerde yeşil bir ikon olarak yerini alan Covid; maalesef ki bizim evin sınırları içine sızmayı başardı. 

Her şey bey kişisinin takım toplantısına gitmesiyle başladı. Gece dışarı çıkıp hoşça vakit geçirmesi ona pahalıya mal oldu. Kurunun yanında yaş da yandı tabii. Burada yaş ben oluyorum. Onun testi pozitif çıkınca sosyal mesafeyi korumaya (hap kadar evde ne kadar başarılı olabilirsek artık) çalıştık. Belirtilerine bakarak (iki gün boyunca yüksek ateş, ara ara oluşan kuru öksürük, eklem ağrıları, halsizlik, üçüncü günde başlayan burun ve göz akıntısı göz önüne alarak) Omicron varyantına tutulduğunu veya Omicron varyantının ona tutunduğunu söyleyebilirim. Tabii pozitif testinden dolayı karantinaya da girdik. Polonya aynı evde yaşanları karantinaya alıyor, temaslı kişilerden de test yaptırmasını istiyor. Test sonucu negatif çıkarsa da karantinasını kaldırıyor. Bir gün sonra beni de teste gönderdiler. Benim testim negatif çıktı diye sevinirken, testten bir gün sonra hafif ateş, halsizlik belirtileri göstermeye başladım. Bunların yanı sıra bademciklerim değil de daha derinlerde bir yerde boğaz ağrısı ve yanması baş gösterdi. Ateşlenmem sadece bir gece sürdü fakat boğaz ağrım katlanarak devam etti. Buna ara ara oluşan eklem ağrıları da eklenince pek hoş olmayan dört gün geçirdim. Bugün beşinci gün ve kendimi en iyi hissettiğim gün bugün. Boğaz ağrım azalarak devam ediyor. Umarım ki yarına hafiflemiş olan ağrım da bitmiş olur. Pozitif miydin derseniz, hiçbir fikrim yok diyebilirim. Yeniden teste gitmedim. 

Açıkcası Corona diye bir virüsün varlığında haberdar olmasak bunu çok ağır bir grip geçirdik diye adlandırabilirdik. Hatırlatma aşılarımızı olamadan Corona denen illetle tanışmış olduk. Pek keyifli olmadı ama en azından hastanelik olmadan atlattığımız için kendimizi şanslı saydık. Bu süre zarfında bol bol ıhlamur, zencefil, bal ve limon tükettim. Sanırım uzunca bir süre bitki çayı içmek istemiyorum. İçim dışım bitki çayı oldu. 

Biz iyileştik iyileşmesine ama evde halen "pozitiftin, hayır negatifim ben" tartışması devam ediyor. Pozitif bir insan olmaya çalıştığım doğru ama söz konusu Covid olunca hiç işim olmaz. 

An itibariyle kendimi tam anlamıyla sağlık olarak tanımlayamasam da bu halime de şükür diyorum. Haftaya tam anlamıyla toparlanmış olup rutine geri dönerim diye umut ediyorum. Spor yapmayı, yürüyüşe çıkmayı özledim. Bu vesile ile bir kez daha sağlığın her şeyden önemli olduğunu kulağıma küpe yaptım. 

Bu da böyle bir yazı olarak burada yerini alsın. 
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
İtlik ve serserilikten uzak durup, evinizde oturun ki Corona denen illet sizin eve de misafir olmasın. Çok yüzsüz, benden söylemesi; geldi mi gitmek bilmiyor. 
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

2 Ocak 2022

Kahve Bahane #Krakow'un Ağaçları


Nasipsiz dayak bile yenmez diyen atalar pek haklı. Noel zamanı ben bunları bloguma iliştirim ki diye fotoğrafladığım yılbaşı ağaçlarının yazısı yeni yıla kaldı. Adına tembellik diyemeyiz, zamansızlık mı, asla! O zaman bunun adı olsa olsa nasip olur. Yılbaşı zamanları Krakow pek renkli ve ışıl ışıl oluyor. Bu zamanlarını soğuk hariç seviyorum. İnsan sevince kötü taraflarını görmezden geliyor veya alışıyor sanırım. Ben de soğuk havaya alıştım artık. Alışmakla sevmek arasında ince bir çizgi var. Soğuk seviyor muyum? Kesinlikle hayır.

Ne diyordum, yılın bu zamanları Krakow'un her yerinde ışıl ışıl çam ağaçları var. Biraz araştırınca bu yılbaşı ağaçlarının süslenme hikayesi yine gidip Paganlara dayanıyor. Ölümsüzlüğün simgesi olarak yaprak dökmeyen ağaçları süslemek bir pagan ritüeliymiş. Sonrasında 16. yüzyılda evrimleşerek bu hale gelmiş. Yani öyle bu gavur icadı demeyin. Bu bir pagan icadı. Eğer yılbaşı ağacına laf edenlerdenseniz, ağaçlara çul çaput bağlayanlara, nazar için kurşun dökenlere de aynı şekilde laf etmelisiniz. Çünkü bunların hepsi paganizm.


 


Işıl ışıl dedim demesine de fotoğrafların pek de ışıltılı bir hali yok. Kapalı yağmurlu havalara denk geldiği için biraz kasvetli olmuşlar. Varsın bu sene de böyle olsun. Seneye yine yılbaşını görmek nasip olusa o zaman daha güzel kareler yakalamaya gayret ederim ama söz veremem. 

Şimdi bir itiraf ile yazıyı bitirme zamanı. Bir saatlik sporun ardından terim soğusunda duşa gireyim bekleyişinde yazıldı bu yazı. O yüzden böyle kısa oldu. Terim soğudu artık.Benim için duş zamanı. 

Bir sonraki yazıda görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Terli terli de su içmeyin. Sonra bademcikleriniz şişer. Bademcikler önemli. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.