Avrupa'da Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Avrupa'da Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mayıs 2026

Kahve Bahane #Şiraze



Kahve bahane konuları bir anda oluşuyor. Belli bir zamanı yok. Bu yazıyı yazmama neden olan kelime ise Şiraze. 
Şiraze; kitap yapraklarını düzgün tutmaya yarayan ince şerite verin ad. Eğer şiraze bozulursa kitabın düzeni, nizamı bozulur. Hepimiz hayatımızda en az bir kez şirazesi kaymış yakıştırmasını duymuşuzdur. 

Açıkçası son bir buçuk haftadır hayatını tanımla derseniz tam olarak bana yakışan metafor bu. Eve gelen davetsiz misafir ( bir virüs sanırım) yüzünden pek keyifsiz günler geçirdim. Kendimi biraz toparladım lakin tam anlamıyla iyileştiğimi söyleyemem. Üst solunum yollarımdaki tıkanıklık hissi henüz geçmedi. 
 
Ve tam böyle hastalık yüzünden yatarken, aylardır beklediğim bahar kapımıza dayandı. Hava en sonunda ısındı. Senelerdir bizim beyin bisiklet kaskını kullanıyordum, bu sene kendime bir kask aldım. Kurye kaskı teslim ettiğinde hastaydım ve bir hafta masanın üstünde duran kaskla bakıştım. Artık bakışmaya dayanamayım ve hafta sonu kendimi pek yormadan bisiklet sürdüm. Açıkçası kısa sürüşler bile beni yordu lakin bisiklet sürerken ve sonrasındaki mutluluk hissi için bu yorgunluğa değdi. 




Geçen sene balkona aldığım gül, oldukça dayanıklı çıkıp, Polonya kışını atlatmayı başardı. Yeniden filizlendi. Hazır gül var, hayatımda ilk defa Hıdrellez dileği yazıp gülün altına gömeyim dedim; dedim de onu da yanlış günde yaptım. Bir gün önceden gömmüşüm dileğimi, artık tutar tutmaz göreceğiz. 

İş yerindeki görev değişiklikleri iş yoğunluğu olarak bana geri döndü. Şikayetçi değilim. Her değişim sürecinin biraz sancılı olduğunu kabullendiğimden beri, değişime ayak uydurma hızım artıyor. 

Şiraze ile başlayan yazı yine ortaya karışık bir kahve yazısına evrildi. Bence güzel de oldu. 

O zaman ne diyoruz bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. Virüsleri de hayatınıza almayın.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

23 Eylül 2025

Rovinj Bu Kadar Sevimli Bir Şehir Olamazsın


Trieste hezimetinden sonra bir sonraki durağımız olan Pula'ya doğru yola çıktığımızda yol üstünde böyle sevimli bir şehirle karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Rovinj sokalarında gezmekten inanılmaz keyif aldım. Sokaklarında gezinirken; Trieste yerine iki günümü Rovinj'de geçirseydim diye düşündüm.

Planlı bir gezi olmadığı için sokaklar beni nereye götürürse oraya gittim diyebilirim. Sadece yolda giderken birkaç blog okudum ve o sayede denize inen saklı bir merdiven buldum. O merdiveni görmek güzeldi. İşte tam da bu yüzden blog okumaktan hiç vazgeçmem. Böyle minik detaylar genellikte bloglarda yazıyor. 

Dediğim gibi plansız bir gezi olduğu için, bir kahve ve yemek molasından sonra Pula’ya doğru yola çıktık. 

Rovinj bana 17 sene önce gittiğim Dubrovik şehrini anımsattı. Açıkçası tadı damağımda kaldı. Eğer yolum tekrar Rovinj düşerse bir iki gün kalıp şehrin keyfini çıkarmak istiyorum. Hatta şehrin çok yakınında yer alan bir ada oteli var. Orada bile kalınabilir. 

Bu kısa gezime dair birkaç fotoğrafı da buraya iliştireyim ve bir sonraki blog yazımı yazmaya başlayayım. 
















✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

3 Mayıs 2025

Kahve Bahane #Sanal Klavye


Dışarıda bahar yağmuru var. Televizyonda sadece ses olsun diye açtığım bir polisiye film. Sanal klavye kullanarak kahve bahaneyi yazmaya çalışıyorum.

Nisan ayını dolu dolu yaşadım diyebilirim. Annem Krakow'a geldi. Buradan beraber İtalya'ya gittik. İki sene önce Roma'ya gitmiştik. Bu sefer rotamızı Bologna, Floransa ve Siena olarak belirledim. Böylelikle gezimize tren yolculukları da eklemiş olduk. Bol bol yürüdük, yorulduk ve çok eğlendik. 

Bir İtalya hayranı olarak yine gezdiğim yerlerden alabileceğim en büyük keyfi aldım. Floransa ve Bologna'yı sanırım 10 sene önce ziyaret etmiştim. Bologna bildiğim gibiydi. Lakin aynı şeyi Floransa için söyleyemeyeceğim. Maalesef ki Floransa'da mültecilerin işgalinden nasibini almış. Tüm hizmet sektörünü ele geçirmişler. Sokaklarda italyan görmek neredeyse imkansız. O güzelim şehrin keyfini çoğunlukla Pakistanlılar çıkarıyor. 

Siena'yı ilk defa gördüm. Bana Sibenik'i anımsattı. Siena keşfetmesi güzel ama bir o kadar da zor bir şehir. Zira yokuşları bol. İyi bir kondisyon ve rahat ayakkabı şart. 





Harika anılar biriktirdikten sonra rutine geri döndüm. Ve uzun bir süredir başlayacağım dediğim Lehçe kursuna başladım. Daha önce de söylediğim gibi bu son denemem. Kendime bir sene veriyorum. Bir sene sonunda sınava hazır olacak duruma gelebilirsem sınava gireceğim. Bu kez kendimi sıkmadan, isyan etmeden, kendimi sürece bırakacağım. Ödev yapma ve çalışma konforumu arttırmak için tablet aldım. Kalem kullanımı harika bir özellik. Laf aramızda bu da çalışma motivasyonumu tetikledi. 

Bu kahve bahane yazısını da tabletimle yazdım. Sanal klavye ile yazmak beni bi tık zorladı. Lakin yakın zamanda alışırım ve blog yazılarımı tabletimden yazarım diye düşünüyorum. 

Bir ayın özetini içeren kahve bahane yazımın sonuna geldim. Bu alışıla gelmiş yazılarımdan biraz daha farklı oldu. O zaman ne diyelim.

Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. Motivasyonunuzu yüksek tutmak için kendinize güzellikler yapmayı da ihmal etmeyin. 
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

30 Mart 2025

Kahve Bahane #Mart


Yeni bir kahve bahane yazmak için kolları sıvadığımda ilk yaptığım şey, en son yazdığım kahve bahane yazısına bir göz atmak oluyor. Böylelikte tekrara düşmemiş yazılar yazma ihtimalim artıyor. Elbette ki bazı zamanlar yazılarım tekrara düşüyor. En nihayetinde stabil bir hayatım var. Netflix dizisi değil ki hayatım. Her günüm aksiyon dolu geçmiyor. 

Yaklaşık bir aylık zaman dilimine bir dağ evi tatili, iki koşu yarışması sığdırmışım bu sefer. Polonya'da yapmayı sevdiğimiz aktivitelerden biri dağ evi kiralamak; evin çevresinde bulunan yürüş parkurlarında gezmek. Bunu yıl içinde birkaç defa tekrarlıyoruz. Mart ayının başında da böyle mini bir tatil yaptım. Her şey çok güzeldi lakin döndükten sonra hasta oldum. 





Kadınlar gününe özel Krakow'da bir kadınlar koşusu düzenlendi. Ben de o koşuda yerimi aldım. Mart ayında olmamıza rağmen hava harikaydı. Sanırım en son 2021 yılında yarı maraton koşmuştum. Ondan sonra herhangi bir yarışa katılmadım. Son yıllarda da aslında koşudan biraz uzaklaşıp daha çok ağırlık antrenmanlarına yoğunlaşmıştım. Uzun bir aradan sonra bir koşu organizasyonda yer almaktan büyük bir keyif aldım. O kadar çok keyif aldım ki bir sonraki hafta da daha önce deneyimlemediğim bir koşu yarışmasındaydım. 



İlk kros koşumdu ve hava çivi gibiydi. Polonya'nın soğuğunu bilen bilir. Bir gün öncesinde yağan yağmur yüzünden toprak zeminin yumuşaması da parkuru ekstra zorlaştırdı. Bir de şans bu ya bu koşu öncesi ciddi derecece hastaydım ve her şeye rağmen koşmayı seçtim. Koşu bitti, eve geldim ve organizasyonun sayfasında, koşarken çekilmiş bir fotoğrafımı gördüm. O fotoğrafı görünce iyi ki koşmuşum, aferin canım kendim dedim. 

Hani bazı zamanlar olur; insan bir ikilemde kalır ya; şirketin bir eğlencesi vardı. Öncesinde gidip gitmeme konusunda arada kaldım. Dil bariyeri yüzünden sosyal ortamlara girdiğimde bir çekingenlik yaşıyorum. Gerçi haklarını yememem lazım. Takım arkadaşlarım benim rahat hissetmem için ingilizce konuşuyorlar, eğer ortamda lehçe bir şeyler söyleniyorsa hemen ingilizceye çeviriyorlar. Aslında ortamdaki konuyu anlıyorum lakin konuşmak apayrı bir konu. Gittiğim eğlenceden oldukça keyif almış bir şekilde eve döndüm ve iyi ki gitmişim dedim. 


Şimdi yazarken fark ettim. Mart ayında ne çok şey yapmışım. Tam bitti derken aklıma klasik müzik konserine gittiğim geldi. Klasik müzik dinlemeyi çok severim. Kitap okurken, yazı yazarken arka fonda çalması odağımı artırıyor. Hal böyle olunca canlı bir şekilde sergilenen performanslardan aldığım hazzı gelin siz düşünün. Resmen büyüleniyorum ve ruhumun dinlendiğini hissediyorum. 


Yaşamın her geçen gün zorlaştığı bu dönemlerde, ruhun huzur bulabileceği şeylere yönelmek mental sağlık için gerekli. Gündem herkesi oldukça yıpratıyor farkındayım. Hep bir belirsizlik var. Neyse...

Bu kahve bahane yazısı da böyle son bulsun. Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.
Her zaman dediğimiz gibi her şey çok güzel olacak diyelim de olsun artık. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

30 Kasım 2024

Kahve Bahane # Atlıkarınca



Çocukluğumda hiç atlıkarınca bindim mi anımsamıyorum. Tek anımsadığım, hafızam beni yanıltmıyorsa panayır gibi bir etkinlik olduğu dönemlerde teyzemin bizi Gülhane parkına götürdüğü; balerin, fincan gibi oyuncakla bindiğimi hatırlıyorum ama atlıkarınca anılarımda yok. 

Her noel arifesinde Krakow'un ana meydanından farklı bir yerde, küçük bir meydana atlıkarınca getiriyorlarmış. Bunu geçen sene atlıkarınca gelip gittikten sonra öğrendim. Ve tam bir sene o atlıkarıncayı görmenin hayalini kurdum. İşte bugün o hayal gerçek oldu. Oldu olmasına da, hiç hayal ettiğim gibi olmadığını itiraf etmeliyim. Ben daha ışıl ışıl bir atlıkarınca beklerken; korku filmlerine yakışır bir atlıkarınca ile karşılaştım. Biraz izlediğimde üstündeki tarih dikkatimi çekti. Sonrasında dur bakalım bu atlıkarıncayı bir araştırayım dedim ve ilginç bilgilerle karşılaştım. 

Meğerse bizim atlıkarınca 130 yaşındaymış. 1894 yapımı olan bu atlıkarıncanın büyük bir olasılıkla Macaristan'dan geldiği tahmin ediliyor. İkinci dünya savaşına kadar Cieszyn'de aktifmiş. Savaştan sonra atıl durumda yıllarca bir köşede kaderine terkedilmiş. Taaa ki tarih meraklılarının onu onardığı güne kadar. Tüm orijinalliği korunarak çalışır hale getirilmiş. Böylece sadece Polonya'da değil, tüm Avrupa'daki açık hava etkinliklerinde kendine bir yer edinmiş. Ayrıca Polonya'lı yönetmen Jana Jakuba Kolski’nin"Serce, Serduszko" adlı filminde de rol almış. 


Yani anlayacağınız bizim atlıkarınca pek meşhurmuş. Sonrasında Polonya halkının karuzela, İngilizlerin carousel dediği bu eğlence aracına neden biz atlı karınca demişiz diye merak ettim. Karınca bunun neresinde diye düşündüm ve kısa bir araştırma yaptım. Ve aslında bu oyuncağın isminin çıkış yerinin İtalya olduğunu öğrendim. Daha da enteresanı iki yüz yıl öncesine kadar biz bu oyuncağa Atlıkaraca diyormuşuz. Fakat karaca fonetik benzerlikten nasibini alarak zamanla halk arasında karıncaya evrimleşmiş. Ben bu bilgilere farklı kaynakları okuyarak ulaştım.  



Bilirsiniz ki, öğrendiklerimi paylaşmayı severim. Paylaşılacak bir şey kalmadığını göre, alın bu bilgiyi ne yaparsanız yapın diyerek kapanışımı yapabilirim.

Bir sonraki yazıda görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Hayatınızda her ne oluyorsa olsun, içinizdeki çocuğun isteklerine kulak vermeyi ihmal etmeyin.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

3 Aralık 2023

Kahve Bahane # Her Tatilin Bir Sonu Vardır


Geldik tatilin son yazısına. Bence tatilleri bu denli güzel kılan bir sonu olması. Kısıtlı bir zaman diliminde olduğu için her anından keyif almaya çalışmak, her şeyi yoğun yaşamak anılarda hemencecik yer edinmesi sağlıyor. 

Bu yazı 15 günlük Hırvatistan gezisinin son durağı ve eve dönüş yoluna dair anıları içerecek. Bundan sonraki yazılarda artık normal yaşama, Polonya hayatına dair yazmaya devam edeceğim. 


Hırvatistan macerasını Aziz Nicholas Kalesini ziyareti ile sonlandırdım. Kale 16. yüzyılda denizden gelen Türk gemilerinin saldırılarının engellemesi için kanalın girişindeki bir adaya inşa edilmiş. Minik bir ada bağlantısı sayesinde kaleye yürüyerek ulaşmak mümkün. Ayrıca kalenin içini gezmek için düzenlenen gemi turları var. Bizim saatimiz uymadığı için gemi turuna katılamadık. Yürüyerek kale duvarlarına kadar gittik. Harika manzarasından yararlanarak birkaç kare fotoğraf çektik. Böylelikle Hırvatistana bir sonraki buluşmamıza kadar hoşça kal demiş oldum.












Sonrasında ver elini Slovenya'nın şirin şehri Maribor dedik. Maribor anılarımda (aynı babaannemin yaptığı gibi) baklava yediğim şehir olarak kalacak. Bilmem bilir misiniz, benim çocukluğumda yediğim baklavalar iri ceviz taneli ve hafif limon aroması baskın bir şerbete sahipti. Sonra fabrikasyon baklavalar çıktı, mertlik bozuldu. Bir boşnak lokantasında yemek yediğimde çocukluğuma döneceğimi hiç düşünmezdim. Özlediğim tüm tatları o sofrada bulmanın hazzı inanılmazdı. 







Maribor'da tipik bir Avrupa şehri. Şarabıyla ünlü. Ayrıca şehirde çok ince bir detay var. Şimdi gelin size bunu anlatayım. Aşağıda fotoğraflarını göreceğiniz üzüm asması tam 400 yıllık. Dünyanın en eski üzüm asması olarak Guinness Rekorlar Kitabında yer alıyor. Ortaçağ zamanında dikilmiş ve zamanında Osmanlı ile yapılan savaşlara rağmen ayakta kalmayı başarabilmiş. Birçok yangından sağ çıkmış. Yakın tarihte nehir sularındaki değişim yüzünden neredeyse kuruyacakken yapılan alt yapı çalışmaları sayesinde hayata tutunmaya devam etmiş. Bu üzüm asmasının hikayesi hayatta kalma azminin hikayesi değil de nedir? Asmanın yanına yaklaşmak serbest ama dokunmak yasak. Üzüm asmasının kendine has bir müzesi bile var. 


















Maribor'da geçirdiğim kısıtlı zamanda yerel pazara denk geldim ve yine incir aldım. Ünlü olan beyaz şaraplarından tattım. Açıkcası şarabı beni çok tatmin etmedi. Çiçekli bir tadı olduğunu söyleyebilirim. Ben iflah olmaz bir Chianti ve Molto Pulciano fanıyım. 





Maribor'da geçirdiğimiz bir geceden sonra evimize, Krakow'a doğru yola çıktık. Ne de güzel tatil yaptık, pek de güzel tatil yaptık diye diye kürkçü dükkanına döndük. Eve dönüldüğüne göre bundan sonra klasikleşmiş tarzda olan (daldan dala atlayan) kahve bahane yazıları yazmaya ben hazırım; peki siz okumaya hazır mısınız?
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.