24 Temmuz 2021

Kahve Bahane #Yarıda Kaldı



Bugün yazarım yarın yazarım derken, son kahve bahane yazısının üstünden 19 gün geçmiş bile. Bu nasıl bir öteleme durumuysa her sene doğum günümde yazdığım blog yazımı bile yazmadım bu yıl. Seneler ilerledikçe doğum günü kutlamalarının da tadı azalıyor gibi. Olsada olur, olmasa da olur tadında bir hal alıyor. Otuzlu yaşlarımın sonuna geldim. Üzülsem mi sevinsen mi bilemedim. Ben otuzlu yaşlarımı çok sevdim aslında. Birçok şeyi bu son 9 sene içinde yaptım, yoluna koydum. Kendimi geliştirdim. Tabiri caizse dolu dolu yaşadım. Darısı seneye kapımı çalacak olan kırklı yaşlara. 

Ne kadar hareketli olduğumu biliyorsunuz. Karınca gibiyim. Dur durak bilmem. Dedim ki kendime bir güzellik yapayım ve şu ahir ömrümde bir yarı maraton koşayım. Bugün itibariyle 85 gün sonra yarı maraton koşacağım. Antremanlara başladım. Neredeyse her gün spor salonuna gidiyorum. Koşunun yanı sıra kuvvet antremanlarına da başladım. Umarım her şey yolunda gider ve hayatımda ilk defa 21 km koşmanın tadına varırım. Hedef bu lakin yarı maraton öncesi iki minik koşuya iştirak edeceğim. Onlar artık çerez tadında olacak. 

Çıtır çerez tadında antremanlarını kontrol etmek için bizim bey bu sene bana doğum günü hediyesi olarak Garmin Vivoactive 4s aldı. Aman allahım! koluma taktığım andan itibaren kendisiyle aşk yaşamaya başladım. Aktif spor yapan ve benim gibi her şeyin çetelesini tutmaya bayılan biri için biçilmiş kaftan. 

Senelerdir Apple Watch mı alsam diye kıvranıyordum. Apple watchun şarj sorunu (saat dediğin şey her gün şarj mı ediliri yahu) yüzünden hep mesafeliydim. Yok ya Mi ile yola devam diyorum. Artık mi ile yolları ayırdım Garmin ile yola devam. 

Bak ne güzeldi buraya kadar. Az önce türk kahvemi içmiştim. Hava ılık. Bilgisayarımı aldım. Balkondaki şezlonga oturdum. Tam odaklanmış yazarken, komşulardan biri çim biçmeye başladı. Benim aklımdakilerde bir anda uçtu gitti.
Ben en iyisi mi spora gideyim. Komşum çimlerini biçmeyi bitirsin. Sizin kahve bahane okuma keyfinizde yarıda kesilsin. 

Söz bu sefer arayı bu kadar açmayacağım. 
Yakında görüşmek üzere, 
Şen ve esen kalın. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

5 Temmuz 2021

Kahve Bahane #Dikte



Havalar sıcak, keyifler yerinde. Dumanı tüten kahveler yerini içinde buz küplerinin yüzdüğü kahvelere bıraktı. Tatilde toplanan enerji yavaşça, hunharca harcanmadan kullanılıyor. Daha sakin, daha az şikayet eder bir yaşam tarzı benimsenmeye çalışılıyor. Spora yeniden başlandı. Tatlı tatlı kas ağrıları çekiliyor. Buna rağmen dondurma yemeye ara verilmedi. Çünkü dondurma hassas noktam. En son kahve bahane yazısından sonra ne haldesin derseniz; tam olarak yukarıdaki gibiyim. Fazlası var, eksiği yok.

Kitap okumalarımı biraz yavaşlattım. Yılın ilk yarısını geride bırakırken 50 kitapla vedalaştım. İçinde çok sevdiklerim de vardı. Yani bunu okumasam olur dediklerim de. Bu aralar Türkiye'den getirdiğim edebiyat dergilerini okuyorum. 

Yazıya kitaplardan başlayınca, aklıma bir zamanlar yazdığım; ne okuyorum, ne dinliyorum, ne izliyorum serisi geldi. Ne çok seri yaptım blogumda. En uzun soluklusu açık ara farkla Kahve Bahane. Kahve Bahane fanları var. Uzunca bir süre yazmayınca, mesaj yoluyla bana ulaşıp; neden yazmıyorsun diye hesap soruyorlar. Bu çok hoşuma gidiyor. 

Bir işin kolaylığını eleştirmeden önce onu denemek şart. Bazen yazı yazanları acımasızca eleştirenlerle karşılaşıyorum. Aman ne var bunu ben de yazarım diyenlerle. İşte tam da o anda ellerine bir kalem kağıt verin. Birçoğu bir paragraftan öteye geçemez. Tam bu anda neden yükseldiysem, bana ne oluyorsa. Aslında farklı bir konuyu ele alacaktım. 

Benim yazı yazma reflektörlerim spor yaparken, özellikle koşarken açılıyor. Öyle güzel şeyler geliyor ki aklıma. Dur bunu bloga yazayım diyorum. Sonrasında aklıma gelenler geldikleri gibi gidiyorlar. Aslında tam o anda olayı dikte etmek lazım. O gibi durumlarda akla gelen her zaman daha kıymetli. 

İki gün önce, koşu makinesinde tıngır mıngır koşarken, yaklaşan doğum günüm ile ilgili bir yazı taslağı oluşturdum aklımda. Gecenin köründe bilgisayarı açıp, oluşturduğum taslağı bir güzel yazarım dedim. Peki ne oldu? O güzel taslaktan bir kelime bile gelmedi aklıma. Hay aklımı seveyim dedim ve bilgisayar başına oturmuşken iki satır yazayım istedim. 

O yüzden ortaya karışık, yanar dönerli meyve tabağı kıvamında bir kahve bahane yazısı çıktı ortaya. 
Affola...

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

29 Haziran 2021

Kahve Bahane #Arkası Yarın


O kadar ara vermişim ki bu yazıyı yazmadan önce en son yazdığım kahve bahane yazımı okudum. Nerede kalmışım dedim. Hafızamı tazeledim. O günden bu yana anlatacaklarım birikmiş. 

Hani dizilerde günümüzdeki zamandan geriye doğru giden sahneler var ya; işte az sonra okuyacaklarınız bundan bir ay öncesine ait. Yazının sonuna doğru günümüze yaklaşmış olur. Tabii ki finali söylemem. Söylenir mi hiç? Dizilerde de söylemiyorlar değil mi?

Şimdi sizi baharın uğramadığı bir Krakow sabahına götürüyorum. Gerçekten bu sene sıcaklar ile buluşmamız Vecihi'nin Fikret ile kavuşmasından daha zor oldu. Geçen sene pandemi yüzünden biriken izinlerimizi heybemizden çıkartıp kısa bir es vermek istedik. Krakow'a yakın bir yerde bir dağ evi kiraladık. Kaldığımız süre boyunca tepemizden kara bulutlar eksik olmadı. Her şeye rağmen, mangal ateşimiz sönmedi. Gece yaktığımız şömine ateşi başında saatlerce kitap okuduk. Tatilden alabileceğimiz maksimum keyfi aldık. Sağımız solumuz corona artık. Biz de yıla damgasını vuran bu ada sahip bir köy bulduk. Lanckorona'da, bir yıl sonunda, ilk defa kafede kahve içmenin mutluluğunu tattık. Polonya'nın en sevdiğim yanlarından biri bu. Minicik yerlemiş yerlerinde bile enfes şekilde tasarlanmış, kendine has ruhu olan kafelere rastlamak mümkün.






Bu kısa tatil sonrası korktuğum gün geldi çattı. Sol kolumu Polonya'lı hekimlere emanet edip, bir doz aşımı oldum. Benim tercih ettiğim aşı tek dozdu. Aşıdan sonrası ise tam bir kabustu. Kol ağrısı da neymiş, ben resmen yorgan döşek yattım üç gün. Tam iyi oldum derken, corona ile savaşmaktan bitap düşmüş bağışıklık sistemim soğuk algınlığı ile başa çıkamadı. Üç günün ardından beni bertaraf eden bir hastalıkla da bir hafta boğuştum. Ağladım, sızlandım fakat ben bitti demeden bitmez dedim ve küllerimden yeniden doğdum. 

Aşı olmamdaki en büyük etken Türkiye'ye gidebilmekti. Aşıdan sonra biletimi aldım, aşı kartımı attım çantama ve sorunsun bir yolculuk ile iki sene sonunda İzmir'e gittim. Hayatımın hem en kolay, hem de en zor yolculuğuydu. Buradan direkt uçuş yok. Almanya aktarmalı gidiyorum ve her gidişimde de Almaya havaalanında türlü maceralar beni karşılıyor. Bu sefer her şey inanılmaz kolay oldu. Almanya'da hiçbir güvenlik kontrolünden geçmedim. Bu en kolay kısmıydı. En zor dediğim kısmı ise yukarıda bahsettiğim hastalık yüzünden sürünmemdi. İzmir'e kendimi nasıl attım hatırlamıyorum. 

İki sene sonra ailemle hasret gidermek ruhuma inanılmaz iyi geldi. Gezmedim, tozmadım. Ailemle birlikte evde oturdum. Zaten adı üstünde aile ziyaretiydi. Ve her saniyesinden keyif aldım. İki sene sonra gittiğim Türkiye'nin durumu içler acısıydı maalesef. Detaylarına girmeyeceğim. Belki bir ara bi iki kelam ederim. Şimdilik çektiğim birkaç kare fotoğrafı paylaşayım. 










Velhasıl tatil bitti. Krakow'a yaz geldi. Balkonumdaki çiçekler açtı. Yazı yazarken bardaktaki çayım soğudu. Spor sonrası marketten aldığım çilekler masadaki yerini aldı. Dizi tatında olan kahve bahane yazısı da bitti.

O zaman ne diyoruz; bir sonraki kahve bahanede görüşünceye dek şen ve esen kalın. Mevsim meyvelerini sofranızdan eksik etmeyin. 
Sevgiler.


✄----------------------------------------------------------------------










Paylaş:

4 Mayıs 2021

Kahve Bahane #Eski


Merhaba, kısacık olsa bile iki lafın belini kırmak için buradayım. Kahve bahane yazılarına sıklıkla eşlik eden kahve yok bu akşam. Masada gazlı su var. Soda olmasını tercih ederdim lakin burada soda bulmak imkansız olmasa bile imkansıza yakın. Masadaki suyun müsebbibi ise akşam yemeğinde yediğim kumpir. Patatesle yapılan her şeyi çok severim. Bu yüzden kumpiri de ziyadesiyle seviyorum.

Burada yediğim kumpir tabii ki bir Ortaköy kumpiri gibi değil. Bence Ortaköy'de yediğimiz kumpiri de güzel kılan şey boğaz manzarası. Ama şimdi konumuz da o değil.
Biz üç kardeşiz. En büyüğü benim. Aramızda üçer yaş olunca arkadaş gibi büyüdük. Yazları İstanbul'a giderdik tatile. O zaman en büyükleri olan ben (sanırım 11-12 yaşındaydım) takardım onları peşime, İstanbul kazan biz kepçe gezer dururduk. Beraber müzelere giderdik. En büyük eğlencelerimizden bir de Bakırköy'e gidip kumpir yemekti. Hatta bir seferinde Bakırköy'de gezmekten, son otobüse ucu ucuna yetişmiştik. O zaman ilk defa çok korkmuştum ya eve dönemezsek diye. Şimdilerdeki gibi cebimizde cep telefonları da yoktu. Sahi ya kaçırsaydık otobüsü! Bir kumpir nelere gebe. Ta en eskilere götürdü beni.

Annem el yapımı zeytinyağlı bir sabun atmıştı bavuluma. Geçenlerde çekmeceden çıkartıp kullanmaya başladım. Şimdi banyo hep çocukluğum ve babaannem kokuyor. Saçlarını yıkadığı zamanlarda odayı hep mis gibi sabun kokusu kaplar. Babaannemi uzun zaman oldu görmeyeli. Telefonla konuşuyoruz. Geçen hafta aklıma düştü yine. Aradım. 20 yıldır yalnızım, yalnızlık zor dedi. Zor babaanne olmaz mı dedim.
Bu konuşmanın üstüden 5 gün geçti. Annem yazdı bir öğleden sonra, babaannem kalp krizi geçirmiş. Şimdi evdeymiş. İyiymiş dedi. Dedi demesine de yine de içim ürperdi. En çok da böyle zamanlarda bir kuş olmayı, sevdiklerimin yanına gidip onlara sımsıkı sarılmayı istiyorum. 

Virüs yüzünden hiçbir yere kıpırdayamaz olduk. Polonya hızlı bir atakla halkı aşılamaya başladı. Ben de aşı günümü aldım. 19 Mayıs'ta aşı olacağım. Sanırım aşıdan sonra aramızdaki engeller kalkacak ve yakın zamanda İzmir yolcusu kalmasın diye yazacağım buralara. 

Burukluk, eskiye özlem ve bekleyiş barındıran bir yazı ile iki lafın belini kırdıysam vakit gitme vaktidir.
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşmek üzere.
Şen ve esen kalın. 
Aklınızda olanları aramayı, hal hatır sormayı da ihmal etmeyin. Unutmayın, yarın çok geç olabilir.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

19 Nisan 2021

Kahve Bahane #Yağmur



Yağmur, kahve bahanenin başlığında yer almayı sonuna kadar hak ediyor. Çünkü bir haftadır sürekli yağıyor. Gecesi gündüzü yok. Gökyüzü gri bulutlar ile kaplı. Böylelikle tek keyfim olan sabah yürüyüşlerim de elimden alındı. Geriye ne mi kaldı? Ben de pek emin değilim. 

Robot gibiyiz. Yaptığımız şeyler hep aynı. Yaşamı idame ettirmek için markete git, hafta içi çalış, iki günlük hafta sonunda evde otur, yeni mesai gününü bekle. Bilim kurgu okumayı, izlemeyi severim. Bugün biraz bunun üzerine düşündüm. Çoğu filmde Dünya'nın başına bir şeyler gelir ve insanlar dev uzay gemilerini mesken tutar. İşte şu an kocaman bir uzay gemisinin içindeyiz gibi hissediyorum kendimi. Farklı hiçbir şey yapamıyoruz. 

Beklenen bebekler için (Yakın zamanda hem teyze, hem de hala olacağım. Arkadaşlarım sağ olsun.) birçok ciciler ördüm. Geri kalan iplerle kendime bir depresyon hırkası örüp, depresyona girmeyi planlıyorum. 

Bazı şeylere de plansız başlıyorum. Mesela son üç haftadır et yemiyorum. Bir sabah uyanıp, evet evet ben vejetaryen olmalıyım diye açmadım gözümü. Her şey kendiliğinden gelişti. Bol bol sebze yemekten keyif alıyorum bu sıralar. 

Yürüyüş yapamıyorum bari evde spora devam edeyim dedim. Dedim de yine incittim sırtımı. Bir nokta var sol tarafımda. Kürek kemiği dedikleri yerin hemen altında. Vakti zamanında ben orayı incitmiştim. Şimdi biraz fazla yüklenince ince bir sızı yerleşiyor oraya. Neyse ki sıcak su torbası imdadıma yetişiyor. Hem böyle yağmurlu ve soğuk havalara sıcak su torbası çok yakışıyor. 

Yağmurlu havalara en çok yakışanları sıralayacak olsak, ilk üçe kitap okumak da girer. Bu ara yine verdim kendime gazı. İngilizce kitap okuma grubuna katıldım. Bir haftada iki kitap okudum. 

Beyin şaşkın, beyin yorgun, nöronlar çift kale maç yapıyor. Üç Şubat akşamı başladığım Lehçe çalışmalarıma ara vermeden devam ediyorum. Ne içindeyim Lehçenin ne de dışında. Anlayacağınız yuvarlanıp gidiyoruz tabirinin vücut bulmuş haliyim. 


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

27 Mart 2021

Kahve Bahane #Lale



Ben de isterim de-da ekleri kelimeleri birbirine bağlasın, aradaki noktalı virgüller iki cümleyi tek yükleme yüklesin. Noktalardan sonra bir boşluk verilmek suretiyle yeni bir cümle başlasın. Yazı aksın, yazan da okuyan da keyif alsın. 

Gelin görün ki olmuyor. Yazmak için bilgisayarın başına oturup, acaba nasıl başlamalı diye düşündüğüm zamanlar azdır. Bu akşam da o zamanlardan biri. Derdimin dermanı şimdilik yok. Çünkü sosyalleşemiyorum. Gözlem yaparak yazmayı severim ben. Dışarıda geçirdiğim vakit ne kadar çok ise o kadar verimli ve eğlenceli olur yazılarım.

Yazma eylemime bir ara verip, ne anlatmak istediğimi tam anlamıyla gösterebilmek adına eski yazılarımdan birinin linkini aradım. Kahve Bahane #27 yukarıda dert yandığım tüm duygularıma tercüman niteliğinde.

Kafeinsiz kahvem soğumamışken; niteliği, niceliği bir tarafa bırakıp, bu kısıtlı yaşam şartları altında neler yaptığımı anlatayım mı biraz? Herkesi gizli depresyona sokan corona illetinden dert yanmadan, sanki o hiç yokmuş gibi de şu anki yaşam tarzını kendi irademizle hayata geçirmişiz gibi.

Mesela her sabah kuşların o harika melodileri eşliğinde bir saat yürüyüş yaptığımı anlatabilirim. Sabah kuşların ötüşlerini, bazen de parka uğrayan ağaçkakanların sesini duymak için özellikle kulaklığımı takmıyorum. Bazen yürüyüşüme kısa aralar verip sincaplarla sohbet ediyorum. Böyle devam ederse bir iki tanesiyle arkadaş bile olabilirim.

Akşamları rengarenk iplerle örgü ördüğümü anlatabilirim. Açıyorum bir dizi. O an canım ne içmek isterse ( bazen çay oluyor bu bazen kahve bazen de ıhlamur) yapıyorum. Kendimi kaptırdığım zamanlar saatlerce örgü örüyorum. Dizinin amacı arka fon görevi görmek. Çoğu zaman dizide neler oluyor bilmiyorum. 

Yeniden ders çalışmaya başladığımı anlatabilirim. Eski bilgilerimi gün yüzüne çıkarttıktan sonra özel bir öğretmenle biraz daha ilerleme kaydetmek istiyorum. Düzenli ders çalışmanın etkilerini görüyorum da. Artık televizyondaki bazı programlardaki birçok konuşmayı yakalayabiliyorum. Anlamak bir nebze kolay. Darısı konuşabileceğim günlerin başına.

Çocukken deliler gibi oynadığım tetris adlı oyuna yeniden sardığımı anlatabilirim. Neredeyse her akşam yemeğinden sonra (ders çalışmadığım günler) bir saat oynuyorum. Her oynayışımda ilk oynadığım zamanlardaki gibi zevk alıyorum. 

Cemre düştü dedikleri için balkonu temizlediğimi, haftaya kar yağışını gösteren programı görmezden gelerek bugün 16 derece olan havayı fırsat bilip sabah kahvemi balkonda içtiğimi anlatabilirim. Kahvemi yudumlarken bu sene balkona hangi çiçekleri alacağımı da düşündüm. Boşalan saksılar için güzel planlarım var. 

Cuma günü şirketin düzenlediği kısa bir etkinlik sayesinde kağıttan bir lale yaptığımı anlatabilirim. Şimdi mini orkidenin tam yanında kendi ellerimle yaptığım kırmızı bir lale var. Ara ara şirketin fun friday etkinlikleri oluyor. Güzel, eğlendirici ve öğretici oluyor. 

Dediğim gibi tüm olumsuzluklara rağmen hayatta güzel şeyler de oluyor. Bazen biraz çabalamak lazım. Değiştirilemeyecek bir durum içerisinde, akıl sağlığını koruyabilmek için insan sevdiği şeyleri, eldeki imkanlar dahilinde yapabilmeli. Kendinizi mutlu edecek küçük şeyler bulmayı ihmal etmeyin.

Sosyal mesajı verdiğime göre, artık o meşhur kapanışımı yapabilirim. 
Bir sonraki yazıda görüşünceye kadar şen ve esen kalın. 
Unutmayın ki küçük hiçten yeğdir.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

5 Mart 2021

Kahve Bahane #Bir Ay




Çok ayıp, siz kınamadan ben kendimi kınıyorum. En son blog yazımı neredeyse bir ay önce yazmışım. Bu nasıl bir tembellik. Aslında az sonra anlatacaklarım tembel olmadığımı kanıtlayacak. Sadece ilgim ve odak noktam bir nebze kaymış durumda. İtiraf etmeliyim ki bir haftadır blog yazmalıyım, bugün yazarım yarın yazarım modundaydım. Kısmet bu güne ve bu saateymiş.

Uzunca bir süredir, twitter hesabımda "masada ne var" konseptiyle paylaşım yapıyorum. Orayı takip edenler, geçen iki ay harıl harıl kitap okuduğumu biliyor. Sene başında koymuş olduğum bir yıllık kitap okuma hedefimin yüzde kırkını gerçekleştirdim. Mart ayı ile birlikte okuma yoğumluğumu biraz azalttım. Çünkü pek haklı bir sebebim var. Azalttım demek, her gün okumuyorum demek değil. Günlük bir saat kitap okumaya devam. 

Haklı sebebe gelecek olursak yeniden Lehçe çalışmaya başladım. Lehçe, Polonya'nın resmi dili. Slav kökenli bir dil ve öğrenmesi oldukça çetrefilli. Bu sefer farklı bir yöntem ile çalışmaya başladım. Şimdiden verim aldığımı söyleyebilirim. Tabii işin içinde pasif ve aktif olarak dile maruz kalma durumu da var. Anlamasam bile bazı televizyon programlarını izliyorum. Sosyal medya hesaplarında lehçe paylaşım yapan hesapları takip ediyorum. Bakalım, ben kürek çekmeye başladım. Bu kayık kıyıdan ne kadar uzaklaşacak. 

Ara verip başlamak da zor. Kış süresince bisiklet kullanmaya ara veriyorum. Gönül her daim kullanmak istiyor. Orası ayrı. Gelin görün ki dondurucu soğuklarda zor. Geçen hafta havanın güzel olmasını fırsat bilip bisikletimle pedalladım. Ne çok özlemişim pedallamayı. Acayip keyif aldım. Bisikletimin fotoğraflarını da çekmeyi özlemişim. Lakin dediğim gibi ara verdikten sonra başlamak zor. İki üç gündür ağrımayan yerim yok. Her kasımı ayrı ayrı çalıştırmışım. Havalar ısınsa da günlük rutinimin içine bisiklet turlarımı eklesem; ne güzel olur.




Bir diğer aktivitem örgü örmek. Kış ayına en çok yakışan aktivite bence örgü örmek. Arkadaşlarım anne ve baba oluyor. Sizin anlayacağınız hem teyze, hem de hala oluyorum. Hala ve teyze olmanın da kendine has sorumlulukları var. O yüzden bu aralar sağım solum örgü ipleri ile dolu. Mesaiyi bitirip şişleri elime alacağım saatleri iple çekiyorum. Ortaya da pek güzel şeyler çıkıyor. En azından bana güzel geliyorlar. 


Güzel demişken, geçen hafta içi güzeller güzeli arkadaşlarımla sabah kahvesi içtim. Teknoloji sağ olsun. Uzakları yakınlaştırıyor, özlemi bir nebze olsun gideriyor. Öyle çok özlemişim ki arkadaşlarımla sohbet etmeyi. Onlar ekranda görünce gözlerim doldu. Bazen bana soruyorlar memleketi özlüyor musun diye? Taşın toprağın neyini özleyeyim Allah aşkına. Özlemim, sevdiklerime... Birlikte doyasıya kahkaha atabildiklerime... 

Enteresan bir şekilde özlem duygum da köreliyor. Eskisi kadar ağır bassa belki bunalıma girerdim. Bu durumu kanıksadım. Evet isterim hepsiyle yan yana olmayı. Evet isterim hepsi kanlı canlı yanı başımda olsun. Fakat şimdiki şartlarda bu biraz zor. Ve burada olmayı ben seçtim. Hani derler ya "önce can, sonra canan". Şu an yaşadığım durumun özeti tam olarak bu. 

Yaşamın insana neler getireceği pek belirsiz. Umarım ki daima güzel şeyler getirir. Şimdiler de tek temennim bu. 
Yine harıl harıl yazılmaya başlanmış, birkaç paragraftan sonra tıkanmış bir kahve bahane yazısına maruz kaldınız.
Yazı biter, Yasemin gider. 
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Kendinizi önemsemeyi ihmal etmeyin. 
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

14 Şubat 2021

Kahve Bahane #Parti




O kadar hiçbir şey olmuyor ki sadece bir iki aktivite yapınca, oh ne güzel, bu hafta dolu dolu geçti diyorum. Bir yandan da seviyorum. Buraya yazacak bir veri oluşuyor elimde. Bilirsiniz beni, yazmayı severim, severim de malzeme olmayınca yazmak zor. Eğer az biraz beyin kıvrımlarımı meşgul eden bir olay olursa, yazması pek bir zevkli benim için.

Bu sene sert bir kış geçiriyoruz. Neredeyse bir aydır Krakow karlar altında. Belediye harıl harıl çalışıyor. Şimdi de yollara kum dökmek yerine kahve telvesi dökmeye başladılar. Anlayacağız bundan böyle Krakow sokakları kahve kokacak.  



Kahve kokusu güzel, mesela çay da güzel ama kendine has baskın bir kokusu yok. Koku insan için önemli bir etken. Hafızanızı ve anılarınızı en çok tetikleyen şeylerin başında koku geliyor. Geçen gün Zara'dan bir mum aldım. Temiz çarşaf kokusu. Öyle güzel ki. Her yanışında beni elimden tutup çocukluğuma götürüyor. Bu hafta alışverişte gözüme çarptığı için uzun bir aradan sonra ABC çamaşır suyu aldım. Aman allahım. Evin her yeri çocukluğum kokuyor. 

Her sene bizim şirket aferin çocuklar iyi iş çıkardınız şimdi eğlence zamanı diye bizi partiye götürüyordu. Bu sene birçok aktivite gibi parti de hayal oldu. En azından biz böyle düşünüyorduk. Lakin canım şirketim biz çalışanlarını partisiz bırakmadı. Tam burada kocaman bir maşallahı hak ediyor bence. Cuma  günü online parti düzenlediler. Parti öncesi de bize bir paket gönderdi ki evlere şenlik. İçinde yok yok. Partinin en güzel kısmı kokteyl workshopuydu. Gönderdikleri içkilerle farklı kokteyller hazırladık. Afiyetle içtik. 






Bu hafta bir diğer aktivitem de alışverişe gidip hunharca ponçik almaktı. Perşembe günü özel bir gündü. O gün yiyebildiğimiz kadar ponçik yemek serbest bizim evde. Onun dışında eve pek almıyorum. Çünkü tam bir kalori bombası. Daha az hareket ettiğimiz bu zamanlarda daha fazla yememek lazım. Pandeminin başında o hataya ben de düştüm. İki kilo aldım. Sonra kendime geldim ve aldığım iki kilo üstüne bir kilo koyup toplam üç kilo verdim. Bu durumda pandemiye başladığım halimden daha iyiyim diyebilirim. 


11 Mart 2020’de şirket evlelere dağılıyoruz dedi. Neredeyse bir yıl olacak. Bu yeni düzenle boğuşuyoruz. İyiyiz, iyiyiz diyoruz da aslında zorluyor devamlı evde olmak. Bazen zaman algımı kaybediyorum. Bazen de çalışma şevkimi. Kendimi oyalayacak aktiviteler bulup, ağlayınca ağzına şeker tıkılan çocuklar gibi uslu uslu oturmaya çalışıyorum. Şimdi bundan dem vuruyorum ya, şirket hadi geri gelin derse de hoplaya zıplaya gitmem açıkcası. Eğri oturup doğru konuşmak lazım. 

Konuşmak da ayrı biz zanaat. Son zamanların en popüler uygulaması olan clubhouse, konuşma aşkı ile yanıp tutuşanların uğrak yeri halini aldı. Uygulamanın enteresan bir işleyişi var. Biraz zaman geçirdim. İçeride fazlasıyla bilgi kirliliği dolaşıyor. Maşallah herkesin her şey hakkında aşırı bilgisi var. Fazlasıyla ben merkezci insanlar bana itici geliyor. Sanıyorum ki bu yüzden clubouse benlik bir uygulama değil veya biraz daha evrimleşmesi lazım. Zaman içinde nasıl bir hal alacak, göreceğiz. 

Şu zamanın da bizden çektiği nedir. Her şeyin yükünü ona yüklüyoruz. Zamanla geçer, zamanla görürüz. Ya zaman kavramı bir sabah uyandığımızda artık olmamış olsa nasıl olurdu diye düşündünüz mü hiç? Ben ara sıra böyle şeyler düşünüyorum. Bunda okuduğum bilim kurgu kitapların da etkisi var. 

Etki, tepki, zaman, parti derken yazı akmış gitmiş. Bak buna sevindim. Uzunca bir süredir böyle peş peşe paragraflar birbirini kovalamıyordu. Ben diyorum; aktivite ve hareket şart. Gerisi çorap söküğü misali geliyor. 

Geldim, yazdım ve şimdi gidiyorum. 
Bir sonraki yazıda görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Ara sıra zamandan kendinizi soyutlamayı ve kendinizle baş başa kalmayı da ihmal etmeyin.
Sevgiler. 
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

7 Şubat 2021

Kahve Bahane #Tarçın



Şubat ayına en yakışan içecek salep olasa gerek. Sıcacık, bol tarçınlı. Pek severim. Hem dışarıda yağan lapa lapa karla da uyumlu. Bu pazar yine dışarıda kar var. Ev temizliği sonrası kendime bir yorgunluk kahvesi yerine tarçını bol bir salep hazırladım. Kitabımı okudum. Sonra aklıma uzun zamandır yazmadığım geldi. 

Kitaplarla haşır neşir olmaya devam. Zaman geçtikçe daha bilinçli okumalar yapıyorum. Hatta bir arkadaşım "Yasemin bir zaman sonra artık kitaplar seni bulacak" demişti. Sanırım okumalarım o evreye ulaşmak üzere.

Buraya dolu dolu bir kahve bahane yazmak isterdim. Fakat şu an hayatımda hiçbir şey olmuyor. Dışarıya sadece market alışverişi ve yürümek için çıkıyorum. Onun dışında sürekli evdeyim. İnsan topluma karışmayınca, dışarıda olmayınca farklı şeylere tanık olmuyor. Olmayınca da yazacak bir şey çıkmıyor ortaya. 

Geçen haftadan bu yana aklımda online lehçe kursuna katılmak gibi bir düşünce var. Daha tam anlamıyla bu fikrin doğru bir fikir olduğunu kafamda oturtamıyorum. Bir yanım artık bunu öğrenmenin vakti geldi de geçiyor diyor. Bir yanım da aman boşver diyor. Bakalım hangi taraf ağır basacak. 

Netflixte bir show programı izlemeye başladım. Tasarım yarışması. İzledikçe dikiş dikmeyi özlediğimi hissettim. Üşenmesen de depoda duran kumaşları gün yüzüne çıkarsam yeniden çanta dikmeye başlayacağım. 

Aslında pek üşengeç biri değilim. Öyle olsa içimi donduran soğuklara rağmen düzenli yürüyüşe gitmezdim değil mi? Sadece yapacağım şeyi canı gönülden istemem lazım. Yoksa bir türlü ilerlemiyor. Takma akıl misali. Üç gün çabalıyorum ve bırakıyorum.

Şu sıralar bana heyecan veren tek şey, Mart ayından sonra Türkiye'ye gitme planımı netleştirebilmek. Mart ayının başında yeni kurallar açıklanır açıklanmaz biletlere bakıp, hemen karar verip artık gideceğim. Bekledikçe düzeleceğine daha da kötüye gidiyor. Biraz daha beklersem aşı zorunluğu getirecekler. O zaman işler daha da sarpa saracak. Çünkü bize aşı sırası gelene kadar bir sene daha geçer. 

Bu sene enteresan bir şekilde kış ayıyla pek bir barışığım. Daha az üşüyorum, lahana gibi kat kat giyinmiyorum. Karda yürümekten keyif alıyorum almasına da bisikletimi de pek bir özlüyorum. Deponun kapısı her açtığımda boynu bükük bana bakıyor. Göz göze gelmemek için gözlerimi kaçırıyorum. Hava biraz ısınsa da pedallamaya başlasam. Hem o zaman bloga yazacak anılarım daha fazla olur. 

Arada böyle minik hayaller kuruyorum. Bolca okuyorum. Ve zaman su misali akıp geçiyor. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.