17 Haziran 2017

Kumaş kalemi ile çizim nasıl yapılır?

Uzunca bir süredir denemek istediğim bir projeyi hayata geçirdim. Çok işlevli olduğu için clutch çanta dikmeyi seviyorum. El altında, hemen al ve çık bir çanta olabiliyor. Bunun yanı sıra tam bir kitap dostu. Kitabınızı, cüzdanınızı, anahtarınızı atın içine. Sonra hop büyük çantanın içine. Böylece çanta içinde oluşan karmaşaya son vermiş olursunuz. Ayrıca bazı müşterilerim clutch çantayı bebek bezi taşımak için kullanıyorlar. Dediğim gibi çok fonksiyonel bir çanta.

Şimdi neler yaptığımı anlatayım. Fotoğraftaki çantayı çizimi dahil ben yaptım. Evet evet. Yanlış okumadınız. Uzunca bir süredir aklımın bir köşesindeydi. Farklı kumaşlar kullanarak, sıra dışı çantalar dikmeyi seviyorum. Sonra dedim ki, neden kendi çizimlerim ile tamamen bana ait olan bir kumaş ortaya çıkarmayayım. İlk deneme için küçük bir robot çizdim. Şu an çok basit bir çizimle başladım. İlerleyen zamanlarda çizimleri çoğaltmayı düşünüyorum.

Lise yıllarımda, çizim yeteneğim vardı. Hatta bu çizim işiyle ilgili çok eskilere dayanan bir anım var.
Yeri gelmişken anlatayım. Ben mini mini bir kızken, o zamanlar adım atom karıncaydı. Hem öylesine söylenmiş bir lakap değildi. Hakkımla kazandım ben o lakabı. 5,5 yaşında okula gitmeye çalışırken, kendimden büyük sarı bir çanta taşırken, lojmanda komşumuz olan teyzeler takmıştı o lakabı bana.
Çantayı taktığımda, arkadan bakıldığında, kafam hiç gözükmezmiş. Sadece minik iki bacak gözükürmüş ve pıtır pıtır servise koşarmışım. Siz hayal edin halimi. Konuyu ne çok dağıttım. Hemen asıl konuya dönüş yapıyorum. İşte atom karınca olduğum zamanlarda, annemin bir ressam arkadaşı vardı. Onun evine her gidişimde kendimi onun atölyesine atardım resmen. Elime geçen boyalar ile adeta bir Vincent Van Gogh edasıyla boyar dururdum. Çizimlerimi gören ressam teyze her defasında " bu kızda gerçekten bir yetenek var, lütfen bunu resime yönlendirin" derdi. Dedi ve dediği ile kaldı. Lisede mecburi çizim derslerinde benim bu körelmiş yeteneğim yeniden gün ışığına çıktı. 3 sene çizdikten ve dersleri güzel notlarla geçtikten sonra ben yine bıraktım çizmeyi. İşlemeyen demir pas tutar derler. Doğru. İşte az sonra fotoğrafta göreceğiniz çizim yıllar sonra ilk çizim denememdi.  Durum vahim demeyin sakın. illüstrasyon resimler çizmek istiyorum aslında. Biraz gerçeklikten uzak. Bu konuda araştırmalar yapıyorum. Görsellere bakıyorum. Umarım ki yakın zamanda bu projeyi tam anlamı ile hayata geçirebilirim.

Kumaş kalemi ile çizim nasıl yapılır? Kumaş boyası yıkandıktan sonra çıkar mı? Hangi kumaşlarda kumaş kalemi ile çizim yapabilirim?
Buna benzer sorular kafanızda dönüp durabilir. Kumaş kalemi fırça kullanmaktan çok daha kolay. Eğer ilk denemeniz olacaksa kesinlikle kumaş kalemi kullanın. Böylelikle hata oranınız en aza iner.
Kumaş boyası uygun şartlarda yıkandığında kesinlikle çıkmaz. Belki seneler sonra solabilir. Zaten bu her kumaş için geçerli değil mi? Yıkama sıklığı, kumaşın solma süresi belirlenir.
Kumaş kalemini pamuklu ve sık dokumaya sahip kumaşlarda gönül rahatlığı ile kullanabilirsiniz. Esnek kumaşlarda pek sağlıklı sonuçlar elde edemezsiniz. Ayrıca şifon ve çok ince yapılı kumaşlar da boyamak için elverişli değildir.
Bu küçük ayrıntılara dikkat ettiğiniz sürece siz de rahatlıkla kendi desenleriniz oluşturarak, kendinize özel kumaşlar elde edebilirsiniz.
Yok ben böyle kumaş boyama ve dikişle uğraşamam ama aklımda bu güzel çantada kaldı diyorsanız bana instagram hesabımdan ulaşarak sipariş verebilirsiniz. Ben sizin için zevkle çizer ve dikerim.

Nachnuch instagram hesabı



✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

11 Haziran 2017

Hayvanlardan Tanrılara Sapiens – Yuval Noah Harari


Son zamanların en çok okunan kitabı, Blog Sözlük okuma grubunun 11. kitabı olarak seçilince, okunmayı bekleyen kitaplarımı bir tarafa bırakıp, Hayvanlardan Tanrılara Sapiens'i okudum. İnceleme yazısı yazarken, kitap hakkında bilgiler içermesine rağmen spoiler olmamasına dikkat ettim. Kitabı okumayı düşünenleri, okuma zevkinden mahrum bıracak şekilde bir yazı yazmama özen gösterdim diyebilirim.

Bu kitabı okumaya karar verdiyseniz ve üstüne biraz araştırma yaptıysanız, genel olarak belirli tabulara sahip olan kişilerin kitabı okumaması hakkındaki yorumlara rastlamışsınızdır. 

Kitabın konusu; özetle insanın dünya üzerinde nerden nereye geldiğini ve bundan sonraki akıbetini konu alıyor. 
Londra Doğa Tarihi Müzesi’ni gezme şansını yakalamış; Charles Darwin’in çalışmaları ve bulmuş olduğu kalıntıları görmüş biri olarak, kitabın ilk 100 sayfasını ilgiyle okudum. Evrimleşme sürecini bilimsel olmasının yanı sıra yalın bir dille anlatmış. 

Kitapta, insanoğlunun yerleşik hayata geçişiyle birlikte ihtiyaçlarının, beklentilerinin ve yaşam standartlarının değişimi uzun uzadıya anlatılıyor. Buğday hakkında birçok çarpıcı gerçeği açıklıyor. Vejetaryen olmaya yatkınsanız muhtemelen bu kitabı okuduktan sonra kesinlikle vejetaryen olma kararı verirsiniz. Çünkü, insanoğlunun tüm doğayı nasıl kendi çıkarları için telef ettiğini tane tane yazmış. Aşağıda yer alan animasyonu aylar önce izlemiştim. Bu kitabı okuyunca o animasyon canlandı gözümde. 


Paranın hayatımıza girmesini konu aldığı bölümler ve paranın hayatımıza katmış olduğu kredi, banka konularının ele alındığı bölümleri okurken biraz sıkıldığımı itiraf edebilirim. Seneler önce okuduğum ders kitaplarımı hatırlattı bana. Tabii konuya aşina olmayan kişiler için güzel bir bilgi aktarımı olmuş. 

Kitabın ilk 300 sayfası hep bizden önce yaşananları konu almış. Aman canım geçmiş, geçmişte kalmıştır diyorsanız  ve okuduklarınız sizi etkilemediyse son 100 sayfayı daha dikkatli okumanızı tavsiye ederim. 
İnsanoğlunun şu anda yaşadığı içsel kaosu ve geleceğinin belirsizliği var son 100 sayfada. İnsanın Siborglara dönüşümü hakkında enteresan bilgilere yer verilmiş. İnsan ırkının tamamen değişeceği ve Siborgların artık insan değil, hatta organik bile değil, tamamen farklı bir şeye dönüşebileceğinin sinyaller veriyor.
Gılgamış Destanı’ndaki ölümsüzlüğe duyulan özleme, Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sında yer alan mutluluğun en üst düzeyde olmasına ve George Orwell’in 1984’ün ünlü “Büyük Birader”inden de bahsetmiş olması hoşuma gitti. Yazar Frankenstein’in kehanetine de yer vermiş kitapta. Şimdilerde aslında üzerinde kafa patlatılan dijital keşiflerin ve robot üzerine yoğunlaşan çalışmaların belkide insan ırkının sonu getirebileceğini anlatmış. İnsanlığın sadece gelişebilmek adına soylarını tükettiği bir çok canlı türü ile aynı kaderi paylaşabileceği gerçeği var. Bunlar çok ürkütücü gerçekler değil mi? 

Bu kitabı okumadan önce Gılgamış Destanı’nı, Dr. Frankenstein’i, Cesur yeni Dünya’yı ve 1984’ü okumanızı tavsiye ederim. Hepsi birbirinden değerli kitaplardır. 

Matrix filminin ünlü bir sahnesi vardır. Morpheus elinde iki hap ile Neo bir seçim şansı verir ve şöyle der;  "Mavi hapı seçersen hiçbir şey hatırlamazsın, yatağında uyanırsın ve istediğin her ne ise ona inanırsın. Kırmızı hapı seçersen, sana gerçekleri gösteririm. “ 

Ben mavi hapı seçiyorum derseniz, kitabı okumak sizin için tam anlamıyla bir zaman kaybı olmasının yanı sıra işkenceye dönüşebilir. Fakat ben meraklıyım ve kırmızı hapı seçiyorum derseniz, kitaptan oldukça keyif alacağınızı söyleyebilirim.

Çıplak Yazar yorum yapana kadar, kitaptan bazı alıntılar yapıp yazıma eklemeyi unutmuştum. Kendisine bana bunu hatırlattığı için teşekkür ediyor ve hemen alıntıları buraya ekliyorum.
Pek çok memeli, anne karnından fırından çıkan toprak kap gibi çıkar, onları yeniden şekillendirmeye çalışmak onlara zarar verir. İnsanlar ise anne karnından bir ocaktan çıkan erimiş bir cam gibi çıkarlar ve şaşırtıcı oranda şekillendirilebilirler. 
Etrafımızdaki hapishane duvarlarını yıkıp özgürlüğe koştuğumuzda aslında daha büyük bir hapishanenin geniş bahçesine doğru koşuyoruz.
Lüksler zamanla ihtiyaç haline gelir ve yeni zorunluluklar ortaya çıkarır. İnsanlar belli bir lükse alıştıklarında bir süre sonra onu kanıksarlar. Onu yaşamlarında hep bulundururlar ve bir süre sonra onsuz yaşayamaz hale gelirler.

Keyifli okumalar.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

7 Haziran 2017

Bir Pamuk Şekeri Masalı


Minik elleri elime ilk değdiğinde ben üç yaşındaydım. Tanrıya bana bir oyuncak bebek gönderdiği için minnettardım. Dile kolay üç yıl boyunca yalnızdım. Çekilecek şey değildi bu yalnızlık. O gün hayatıma girdiğinde onu bu denli çok seveceğimi tahmin bile edemezdim.

Ben büyüdüm. O büyüdü. Lüle lüle saçları ve hep kocaman bir gülümseyişi vardı. Beraber ilk yaramazlığımızı yaptığımız güne kadar hiç hasta olmamıştı. Lojmanın su deposunda onu sırılsıklam ıslatmıştım. Ben ne biliyim o olaydan sonra ateşler içinde kalacağını. Halbuki oynarken gıkı çıkmamıştı. Zaten o hiç ağlamazdı.

Sonra ben büyüdüm. O büyüdü. Okula gittik beraber. Defterlerimizi kapladık. Kışın kar topu oynadık. Uzun uzadıya evcilik oynayabilmek için yaz tatillerini iple çekmeye başladık. Kıskançlık aramıza girmesin diye, herşeyden iki tane alınırdı bize. Aramıza üçüncü bir oyun arkadaşı geleceğini de o dönemlerde öğrendik. Onu da hiç kısmanmadık. Hemen sardık sarmaladık. Biz artık üç kişiydik.

Sonra ben büyüdüm. O büyüdü. İlk mektubumu ona yazdım ben. Renkli kağıtlara kalpler çizip, onu ne çok özlediğimi döktüm satırlara yurt köşelerinde. Beni ona kavuşturduğu için, daha bir sever oldum bayramları.

Sonra ben büyüdüm. O büyüdü. Hayat her zaman toz pembe değildi. Çok erken yaşta en büyük kaybımızı verdik hayata karşı. En zor zamanlarımızı birbirimize sarılarak atlattık. Daha çok bağlandık annemize ve küçük kardeşimize.

Sonra ben büyüdüm. O büyüdü. Artık evden temelli ayrılma vakti gelmişti benim için. Yaptığımız tüm yaramazlıkları, anılarımızı, fotoğraflarımızı doldurdum bavuluma. Daha az görüşmeye başlamıştık. Ama bu ilişkimizi hiçbir zaman sarsmamıştı. Biz kardeştik ve kardeşlikte mesafelerin önemi yoktu.

Sonra ben büyüdüm. O büyüdü. Çok güzel bir genç kız oldu. Laf aramızda. Artık bir araya gelişlerimizde hayata dair konuşacaklarımız var. Yeri gelince deliler gibi gülmeyi, yeri gelince beraber hunharca ağlamayı başarıyoruz biz.

Bu satırlar onun hayatıma girdiğini günü, yani Pamuk Şekeri'nin doğum gününü kutlamak için yazıldı. İkimiz birlikte büyüyüp, birlikte olgunlaşıp, birlikte yaşlanacak olsak bile, o hep benim gözümde lüle lüle saçları olan bir Pamuk Şekeri.

Bu arada eski fotoğrafları gün yüzüne çıkartıp onun için küçük bir video hazırladım. Daha onun bu videodan haberi yok. Hazırladıktan sonra paylaşmamak için kendimi zor tutuyorum. Eğer siz bu satırları okuyabiliyorsanız paylaşmamayı başardım demektir. Yazı yayınlandıktan sonra doğum gününü kutlayıp, onun için hazırladığım videoyu ona göndereceğim.

Ekleme: Videoyu bir hafta boyunca göndermemeyi başardım ve az önce youtube kanalıma yükledim.



 ✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

5 Haziran 2017

Smoczy pokaz nad Wisłą - Ejderha gösterisi


Kraków her sene yazın gelişini birbirinden güzel sanat etkinlikleriyle taçlandırıyor. 3 Haziran gecesi ise bu etkinliğin en can alıcı kısmı gerçekleştirildi. Kraków'un maskotu haline gelmiş olan ejderha temalı bir su gösterisine imza attı.  Vistül nehri kenarında müzik eşliğinde havai fişek gösterisi vardı. Dev Ejderhalar Vistül üzerinde tatlı bir yürüyüşe çıktılar. 45 dakika boyunca süren gösteri, görsel açıdan bizi doyurdu. Özellikle gösterinin ilk başında yapılan Flyboard tam anlamıyla harikaydı. Bu etkinliğe benzer olan Wianki Kraków'a 2015 yılında katılmıştım. 2016 yılında tatile denk geldiği için bir gün ile kaçırmıştım. Bu sene yeniden izleme imkanı yakaladığım için şanslıyım. Benim için tek kötü yanı; ev yakın nasıl olsa başlamaya yakın gideriz demek oldu. En son gidenlerden olduğumuz için yer bulmakta oldukça zorlandık. Zaten adamlar çok uzun. Hepsi direk gibi önümüzde sıralanmıştı. Böyle olunca bizde kıyısından köşesinden seyredebildik. Seneye burada olursam, gösterinin başlamasına iki saat kala gidip yer kapacağım. Akıllandım.
Şimdi bu kadar dallandırıp budaklandırıp anlattın Yasemin. Hani bunun bir görseli yok mu demeyin. Amatör olarak biraz çekim yaptım ve sessizce linkleri buraya bırakıyorum.

Bunları da okumak isteyebilirsiniz.
Wianki Kraków 2015
Kraków ejderhasını tanıyalım






Paylaş:

1 Haziran 2017

Sizin Hiç Bakkal Amcanız Oldu Mu?



Sizin hiç bakkal amcanız oldu mu?
Benim oldu. Harçlıklarımla para biriktirip, oyun aralarında, soluk soluğu bakkalına gidip leblebi tozu alırdım. Mahalleye kim yeni gelmiş, hangi apartmandan kim taşınmış hepsini bizden önce bilirdi. Bazen oyunlarımıza yeni arkadaşlar dahil olurdu. Onu da götürürdük bakkal amcanın dükkanına. Bakkal amca hemen tanırdı. Sen geçen hafta ikinci kata taşınan komşunun oğlusun derdi.

Sizin hiç bakkal amcanız oldu mu?
Benim oldu. Her sabah erkenden açardı dükkanını. Hava güzelse atardı önüne sandalyesini. Biz okula giderken koca gülümsemesi ile günaydın der, iyi dersler dilerdi bize. Öğle aralarında okulun kantininden alışveriş yapmazdık biz. Saklardık kuruşlarımızı ve okul çıkışı bakkal amcamıza uğrardık. Çünkü aklımız yeni getirdiği çikolatalı gofretteydi.

Sizin hiç bakkal amcanız oldu mu?
Benim oldu. Yaz aylarını iple çekerdik. Çünkü bakkal amca bizim için dondurma dolabı getirirdi dükkanına. En çok çikolatalı ve sütlü dondurmasını severdim. 2 top dondurma yemek için kuyruk oluştururduk dondurma dolabının önünde. Ayrıca yaramazlık yapmazsak, bir top hediye koyardı külahımızın üstüne. İşte o zaman değmeyin keyfimize.

Sizin hiç bakkal amcanız oldu mu?
Benim oldu. Sokaklarda pervasızca oynarken düşüp bir yerimizi kanattığımızda, hemen bakkal amcanın dükkanında alırdık soluğu. Hep o yapardı ilk müdahaleyi kanayan yerlerimize. Ağlama koca kız oldun derdi üstelik. Uslu uslu oturken o yarayı temizler, bantlardı. Bakkaldan çıkarken de başımızı okşar ve bir tipitip tutuştururdu elimize. İşte o zaman ağlamadığımız için kendimizle gurur duyardık.

Sizin hiç bakkal amcanız oldu mu?
Benim oldu. Daima apartman sakinlerinin ne istediğini bilirdi. O, herkesin sepetini tanırdı. Balkondan aşağı sepet sarkıttığımızda elinde iki ekmekle çıkardı bakkalından ve usulca bırakırdı ekmekleri bizim bakkal sepetimize.

Sonra ben büyüdüm. Bir gün kepenklerini açmaz oldu bakkal amca. Biz de diğer insanlar gibi, alışveriş merkezlerinde yer alan o devasa marketlere gitmeye başladık. İçeri girdiğimde kimse bize hoş geldiniz demedi. Hasır sepetimiz yoktu yanımızda. Metal bir sepet tutuşturdular elimize. Reyon aralarında kayboldum resmen. Oysaki istediğim o kadar basitti ki, bir çikolatalı gofretti sadece . Ona ulaşana kadar saçma sapan ürünlerin önünden geçmek zorunda kaldım. Çikolata gofretimi almıştım almasına ama,  kasaya ulaşmak için tekrar o saçma sapan ürünlerin önünden geçmek zorundaydım. Kasadaki kız, zoraki bir hoş geldiniz dedi.  Biz çıkarken bir iyi günler bile dilemedi. İşte o zaman içimi bir burukluk kapladı. Böyle mi olacaktı artık alışverişler? Samimiyetsiz, soğuk ve sıradan.

Maalesef o günden sonra bir bakkal amcam olmadı benim.
Şimdilerde o kocaman marketlerden alışveriş yaparken, kapısının önünde arkadaşlarımla kör ebe oynadığım, leblebi tozu aldığım, dondurmasından bir top fazla yemek için akıllı uslu durduğum bakkal amcamı özlüyorum.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

22 Mayıs 2017

Neşemi fütursuzca harcadım


Bir sabah gözlerimi açtığımda (1 hafta kadar önce) mutsuz olduğumu hissettim. O gün bu gündür ne yapsam kendimi düzeltemiyorum. Bozulmuş olabilir miyim? Yaptığım hiçbir şey bana zevk vermemeye başladı. Sanırım var olan neşemi fütursuzca harcadım.

Dans etmek iyi gelirdi hep ruhuma. Durdum ve dedim ki "benimle dans etmeye ne dersin?". İçimdeki çocuk reveransımı karşılıksız bıraktı. Sol omzunu hafif yukarı kaldırıp, belli belirsiz bir ses ile "hııh" diyip, arkası döndü ve gitti. Arkasından bakarken, hiç hareket etmeden, fonda çalan kıpır kıpır şarkıya odaklandım. Sanırım var olan neşemi fütursuzca harcadım.

Kitaplar, bana hep yeni dünyaların kapılarını açar. İçindeki kahramanlar bir anda arkadaşım oluverir. Veronika Ölmek İstiyor'daki Veronika'nın dert ortağı, Kaplan Kaplan'daki Folye'nin dava arkadaşı, Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku'daki Müzeyyen'in hayranı oldum son zamanlarda. Oldum olmasına ama, her kitap bitirişimde içimi saran mutluluk duygusunu bu sefer yanıma uğramadı. Sanırım var olan neşemi fütursuzca harcadım.

Güneşin benim için anlamı çok büyük. Onu her gördüğümde yüzümde aptal bir gülümseme belirir. İçimi garip bir huzur kaplar. Hep benimle olmasını dilerim. Laf aramızda, o da beni seviyor. Bu günlerde gökyüzünden hiç eksik olmuyor. Ama ben ona trip atan sevgili gibiyim. Onu yok sayıyorum. Yürürken bana eşlik etmesin diye ağaçların altına saklanıyorum. "Neden böyle yapıyorsun?" diyor şaşkın bir şekilde. Seninle alakası yok. Benim kendime bile anlatamadığım bir iç sıkıntım var diyorum ve bana dokunmasına izin vermiyorum. Sanırım var olan neşemi fütursuzca harcadım.

Hayal kurmak, kendimi bildim bileli yaptığım en eğlenceli işlerden biri. Hayallerimde sınır tanımam. Bazen uzayın derinliklerine götürürüm kendimi, özgürce hareket edebilmenin keyfine varırım. Bazen uçsuz bucaksız tarlalarda koşar dururum. Bir lahza hayal kurmama yeterken, şimdilerde görüş açımda bulunan hiçbir nesne, yüzümü okşayan rüzgar, ağaçların yeşeren yaprakları, çimlerin arasından bana gülümseyen papatyalar, sakince akan nehir, bankta el ele oturan yaşlı çift beni hayal kurmaya teşvik etmiyor. Gözlerimi kapattığımda gördüğüm tek şey; sonsuz, siyah, sevimsiz koca bir boşluktan ibaret. Sanırım var olan neşemi fütursuzca harcadım.

Her gece yaşadığım gün ile vedalaşıp, uykuya dalacağım an, aklımdan geçirdiğim tek bir dileğim var. Yeni bir güne uyanırken içimde yitip giden duygularımın yerli yerinde olması. Tüm ruhumla dans etmeye başlamak, okuduğum kitapların son sayfasında, yeni bir kitaba başlayacak olmanın mutluluğunu yaşamak, güneş ile kol kola gezmek ve saatlerce hayal kurmak istiyorum. Bu sayede fütursuzca harcadığım neşeme kavuşabilirim belki.

O kadar çok neşem vardı ki, bir gün biteceği aklıma gelmezdi.
Biriktirmek zor, harcamak kolay bu hayatta.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

18 Mayıs 2017

Diriliş - Lev Nikolayeviç Tolstoy


Diriliş, büyük Rus yazarlardan Lev Nikolayeviç Tolstoy'un en önemli eserlerinden biri olarak Dünya Klasiklerinde kendine yer edinmiş bir kitap. 637 sayfalık bir roman olması gözünüzü korkutmasın, çünkü Tolstoy'un akıcı yazım dili ile kitabın nasıl bittiğini anlamıyorsunuz.

Diriliş; ana karakteri Nehlüdov’un, eskilerde yapmış olduğu bir hatayı telafi etme çabası üzerine kurgulanan bir roman. Tolstoy roman kurgusu içerisinde din, adalet ve vicdan konularını derinlemesine irdelemiş. Din hakkındaki söylemleri oldukça sert. Bu sert söylemleri, Tolstoy'un Rus Ortodoks Kilisesi'nden afaroz edilmesine ve o dönemde Diriliş'in yasaklı kitaplar listesine alınmasına neden olmuş. Bunun yanı sıra, adelet sistemine bakış açısı ile kitaba farklı bir soluk getirmiş. Kitabın ilk yarısı oldukça akıcı ilerliyor.

İkinci yarı kitabın tempo biraz yavaşlıyor. Nehlüdov’un sisteme karşı, kendi içerisinde vermiş olduğu savaşı anlatıyor. Çekmiş olduğu vicdan azabının ruhuna etkilerini daha fazla hissediyoruz. Birçok farklı kişinin hayat hikayelerini de kısa kısa okuyoruz. O hikayeler çok fazla ilgimi çekmedi. Asıl ilgili çeken kısım Nehlüdov’un toprak kullanım hakkı ve Maslova hakkında alacağı nihai karardı. 

"Hayat, yapmak zorunda olduklarımızı yapmamızdan başka bir şey gerektirmez," dedi.
İnsanlar ırmaklar gibidir: Hepsinde su aynı sudur, her yerde birbirinin aynıdır, ama bir ırmak dar, hızlı, geniş, sakin, temiz, soğuk, bulanık, ılık olabilir. Her insan içinde tüm insan özelliklerinin ilk belirtilerini ve zaman zaman bu belirtilerin bazılarını, zaman zaman da diğerlerini gösterir, sık sık da her şeyiyle aynı kaldığı halde kendine hiç benzemeyen bir insan olur.
İki yıldır günlük yazmadım. Bu çocukça şeyi bir daha hiç elime almayacağımı sanıyordum. Oysa çocukça bir şey değil bu, insanın kendisiyle, her insanın içinde yaşayan ilahi ben'iyle konuşmasıdır. Bu ben iki yıldır uyuyordu ve benim konuşacak kimsem yoktu. 
Diriliş, Tolstoy'un okuduğum 14. kitabı. Eğer siz de Tolstoy okumaktan zevk alıyorsanız, Diriliş tam size göre bir kitap.
Fakat Tolstoy ile ilk tanışmanız olacak ise, size başlangıç için; İvan İlyiç'in Ölümü, İnsan Ne ile Yaşar ve Şeytan adlı kısa öykülerini önerebilirim.

Keyifli okumalar.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

12 Mayıs 2017

Bir Uyuyup Uyanalım - İrfan Değirmenci




Geçen ay, ekranların sempatik yüzlerinden biri olan İrfan Değirmenci'nin 499 sayfalık romanını okudum. Hem kitabın isminden ötürü, hem de eski bir haber spikerinin kaleminden çıkmış olması nedeniyle, kitabın siyasi mesajlar ile dolup taştığını düşünmüştüm. Kitabı okumaya başladığım an yanıldığımı gördüm.

Bir Uyuyup Uyanalım; çocukluğum dizisi olan Bizimkileri anımsattı bana. Tüm farklılıklarına rağmen, birbirini seven ve birbirine bağlı olan insanların hikayelerine yer vermiş İrfan Değirmenci.

Kitap, sokaklarda var olduklarında burun kıvırılan, belki de hor gözle bakılan insanların iç dünyalarını yansıyor. Aslında herkesin bir birey, bir canlı olarak ne kadar değerli olduğu gerçeğini gözler önüne seriyor. Bunları anlatırken, Türkiye'nin siyasi tarihinden, kişilerin uğradıkları haksızlıklardan söz etmekten de geri kalmıyor tabii. Ötekileştirmenin ne kadar kolay olduğundan, asıl zor olanın, insanı anlamaktan geçtiğinden dem vuruyor İrfan Değirmenci.


Parana bakıp yüzüne gülene âşık demezler kara gözlüm, yüzüne baktığında kendini dünyanın en zengin insanı gibi hissedip gülene âşık derler.
Küfür, son yıllarda adeta bir bağlaç ya da cümle sonuna konulan bir ünlemdi! 

Kısmet apartmanı sakinlerinden;
Belkıs Abla ile dayanışmayı,
Mert ve Poyraz ile sevgiyi,
Meryem ve Yusuf ile umudu,
Derya ile yaşam mücadelesini,
Nergis ile kararlı olmanın hayatı nasıl daha güzel kılabildiğine ve tüm olusuzluklara rağmen beraber olmanın önemine tanıklık etmek istiyorsanız, Bir Uyuyup Uyanalım'ın sayfalarını çevirmeniz yeterli.

Keyifli okumalar dilerim.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

10 Mayıs 2017

Kahve Bahane #2


Kahveler hazırsa ve  okumaya hazırsanız, buraya yeni bir şeyler karalamaya geldim. Geçen ay resmi olarak görümce oldum. Düğün sahibi olmamıza rağmen harika vakit geçirdik ve çok eğlendik. Tabii hazırlıklar bizi oldukça yordu. Olacaksa böyle yorgunluklar olsun canım. Zaten işim mi var? Yok. Dinlenmek için bol bol vaktim var şimdi.
Vakit ve iş konusuna değinmişken biraz dertlerimi gün yüzüne çıkartayım. Evde oturmaktan sıkılma dönemine girdim sanırım. İçimden bir şey beni dürtüp duruyor. Artık farklı bir aksiyon alma zamanı gelmedi mi diye...

Aklımda iki fikir var. Birincisi, burada bir üniversiteye başlamak. Gerçi biraz gözümde büyüyor üniversite fikri. Polonya üniversitelerinde lisans programları üç yılda tamamlanıyor. Üstüne bir yıl da hazırlık alırsam, kocaman bir dört seneye ihtiyacım var. İlk geldiğim sene bu işe kalkışmış olsaydım, şimdi üçüncü yılımda olacaktım.

İkinci fikrim ise yeniden ingilizce kursuna gitmek. Her fırsatta dile getiyorum. Sevmiyorum kendisini. Aramızda hoş bir ilişki yok. Ne onunla, ne de onsuz oluyor. İngilizce kursuna gidip, dört bilemedin beş ay sıkı bir şekilde çalışırsam, iş bulma konusunda büyük bir adım atmış olacağımın farkındayım. Çevremdeki kişiler, şu an bildiğim ingilizcem ile mülakatlara girebileceğimi söylüyor. Ama sanırım özünde biraz tırsak biriyim. Cesaret edemiyorum.

Kafam bunlarla çok dolu olmalı ki, rüyamda devamlı iş yeri açıp durduğumu görüyorum. Bu sabah uyandığımda, birkaç dakika rüya olduğunu idrak edemedim. Sanki dün akşam arkadaşlarla kahve içerken yaptığım bir muhabbetten aklımda kalanlar gibi geldi bana...

Bunlar Yasemin'in kafasında dolaşan tilkiler. Yakın gelecekte bir karara bağlarsam, gelişmelerden sizi de haberdar ederim. Bakmayın böyle kısa bir yazı olduğuna. Daha yazacak çok şey var. İzmir günlerimi uzun uzun yazacağım. Lakin böyle karmaşık bir konunun altına ekleyip, güzelim İzmir anılarını heba etmek istemedim.
Sağlıcakla kalın.
Kahve Bahane #1
10 Mayıs 2017 
 Krakow

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.