31 Ekim 2019

Polonya Usulü Kabak Çorbası


Her yerde halloween çılgınlığı yüzünden sarı sarı kabaklar varken size gerçek bir kabak çorbası tarifi vermeye geldim. Polonya'da oldukça popüler bir çorba. Ben de her tattığımda da nasıl böyle güzel yapıyorlar bu çorbayı diye düşünmekten kendime alı koyamıyordum. 4 senenin sonunda gerçek tarife eriştim. Paylaşımcı bir insan olduğum için çorbayı denedikten sonra fotoğrafını çektim. Şimdi size Polonya Usulü Kabak Çorbası yapmanın inceliklerini anlatacağım. Kağıt ve kaleminiz hazırsa başlıyorum.

Polonya Usulü Kabak Çorbası

Malzemeler:

Bir adet orta boy bildiğimiz turuncu renkli kabak.
1 adet soğan
2 tane orta boy patates
1 çorba kaşığı tereyağı
1 diş sarımsak
1 çay kaşığı zerdeçal tozu
1 çay kaşığı zencefil tozu
Tuz
1 domates
Yarım su bardağı bulyon ( et veya tavuk suyu da olabilir)
Yarım su bardağı sıcak su
1 su bardağı süt

Yapılışı:

Tereyağı tencerede ısıtılır. Gelişi güzel doğranmış soğanlar eklenerek pembeleşinceye kadar kavrulur. Sonrasında sarımsak eklenir. ( ince ince doğramaya gerek yok. En sonunda mikserle bızt yapacağız.) 

Soğan ve sarımsaktan sonra içine gelişi güzel küp küp kestiğimiz kabak ve patatesler eklenir. Üstüne zerdeçal, zencefil, tuz eklendikten sonra 5 dakika karıştırılarak kavrulması sağlanır. (İşin püf noktası burada bence. Çünkü bu aşamada mutfaktan enfes kokular yayılmaya başlıyor.)

Güzelce kavrulan karışıma yarım su bardağı bulyon eklenir. Kabaklar yumuşayıncaya kadar ortalama 10 dakika pişirilir. (Ocağın altı çok açık olmasın. İçli içli pişsin, ben bu aşamada yarım su bardağı sıcak su ekledim. Kıvamı çok koyu olmasın diye)

Artık tamam dediğiniz noktada doğranmıs domatesler de karışıma eklenir. ve 3 dakika daha pişirilir.
Sondan bir önceki aşama ise çorbamızı pürüzsüz bir hale getirmek. Mikser yardımı ile tüm taneciklerin ezilmesi sağlanır.

En son bir su bardağı süt ilave edilir, 5 dakika daha kaynatılır. Ve çorba hazır olur.

Servis yaparken üstüne kabak çekirdeği, bir kaşık yoğurt (veya krema) ve kırmızı biber ekleyerek lezzetin doruklarına çıkabilirsiniz.
Şimdiden afiyet olsun.

Arkadaşım bu satırları okuyamayacak olsa da buradan bir kez daha kendisine teşekkürü bir borç bilirim.
Dzieki Karolina




✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

28 Ekim 2019

Kahve Bahane #52


Duydum ki kahveler yalnız içiliyormuş. Kahve bahane yazılarını özleyenlerin sayısı artmış. Bu ay yazma konusunda pek bir verimsizdim. Bunu kabul ediyorum. Şimdi bir yorgunluk kahvesi yaptım kendime. Aldım kalemi elime. Eğer sizin kahveler de hazırsa, sohbetimize kaldığımız yerden devam edebiliriz.

Ekim ayı, pek bir yordu beni. Ne umdum ne buldum serisinde detaylıca anlatacağım. Özet geçmek gerekirse, bir anda soğuyan ve aniden ısınan havalar yüzünden hasta oldum. İnsan hasta olunca da gözü bir şey görmez derler ya; doğruluğunu bir kez daha tatmış oldum. Çok şükür hastalıkları geride bıraktım. Umarım bir daha bana uğramaz. Uğrasa bile teğet geçerse kabülümdür. Yeter ki baki olmasın.

İnsanoğlu işte güzel olan şeyler hiç bitmesin. Sürekliliği olsun istiyor. Uzun bir aradan sonra spora yeniden başladım. Gunki ile veriyoruz gazı birbirimize. Böyle olunca da pek bir keyifli oluyor. Hedeflerimiz var, motivasyon tamam. Umarım böyle devam eder. Ağırlık çalışmaya başladım. Yaz boyu bana eşlik eden bisikletim sağ olsun. 4 ayda bacak kaslarımı inanılmaz geliştirdi. Böyle yazınca hanımların korkulu rüyası; aman bacakların mı kalınlaştı sorunu geliyor akıllara. Öncelikle gönül rahatlığıyla dört ayda Arnold Schwarzebegger gibi şişmediğini söyleyebilirim. Sadece sıkılaştı ve toparlandı. Bu yüzden üst beden çalışıyorum salonda.

Kapalı alanlarda ruhum daralıyor. Bu aralar iş yerindeki ışıklara takmış durumdayım. Beni oldukça rahatsız ediyor. Baş ağrısı da yapıyor. Ofis yönetimi ile sıkı bir pazarlık sürecindeyiz. Onlar iş kanunu diyor. Ben de benim gözlerimin ve baş ağrılarımın müsebbibisiniz diyorum. Bakalım bu zorlu savaşın kazananı kim olacak?

Kazanmak, kaybetmek. Neyi kazandığına veya kaybettiğine göre insan üzerinde etkisi farklı olan iki zıt kavram. Mesela para kaybettiğinde üzülen insan, kilo kaybettiğinde sevinebiliyor. Bu yüzdendir ki her cümleye tek bir anlam yükleyip onu yargılamamak gerek.

Kahve bahane yazacakken konu aniden felsefi içeriğe büründü. Hemen toparlıyorum. Hafta sonu başımdan geçen trajikomik bir olayı anlatmakla işe başlayabilirim. Markette ampul reyonunda bir ürünün fiyatını bulamadım. Yakınlarda bir görevli vardı. Gidip fiyatını sorayım diye yanına yaklaştım. İngilizce pardon dedim. Görevli de bana baktı. Yaklaşık 20 saniye kadar ( ki bu 20 sn bana dakikalar gibi geldi)"yaw ingilizce bunun fiyatı nedir?" diye nasıl soracağımı düşündüm. Bir anda kal gelir ya insana. Tam anlamıyla öyle oldu. Benim nöronlar beynimde fink atarken ağzımdan "ile kosztuje" sözcüğü döküldü. Sen ben lehçe bilmiyorum diye ortalıkta gezin dur. Sonra da git satıcıya lehçe bu ne kadar de. Olacak iş mi?  Aslında pasif öğrenme denilen şeye maruz kalmış durumdayım. Sadece beynim bunu kabullenmiyor.

Bir sonraki gün de markette bir ürün ararken, telefondan fotoğrafını gösterdim ve ingilizce bu nerede diye sordum. Görevli 60 yaşlarında bir kadındı. Aradığım ürünün olduğu reyona beni götürdü ve bunlar farklı firmaların ürettiği aynı ürün dedi. Ve bunların hepsini lehçe söyledi. Ben de anladım. Kendime şaşırdım.

Benim yabancı dille aramda garip bir bağ var. Beynimi nasıl olumsuz kodlamışsam, anladığıma ve konuştuğuma şaşırıyorum. Yok artık bayağı anlıyorum ve konuşuyorum diye insan kendine şaşırır mı? İşte bu blogun sahibi şaşırıyor. Böyle tuhaf durumlarım var. Kimine garip, kimine aptalca, kimine de eğlenceli geliyor. Artık size nasıl geliyorsa. Ne olursa olsun. Bu detaylar beni ben yapıyor.

Size nasıl geliyorsa bir kitap ismi. Hazır yazımda yer vermişken kitaptan bir alıntı yapmak farz oldu.
Sevgili William Shakespeare der ki; Budala, akıllıyım sanır, ama akıllı budalalığını bilir.

İnsanın iyi ve kötü yönleriyle kendini bilmesinden a'la ne olabilir?
Bu da başka bir yazının konusu olsun. Şimdilik bende bu kadar.
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

23 Ekim 2019

Bilsem Deneme Sınavı




Bilim ve Sanat Eğitim Merkezleri olarak açıklanabilen BİLSEM, kendine has becerileri olan öğrencilerin, bu becerileri nitelikli biçimde geliştirmesini sağlayan sürecin adıdır. Kendi yaş grupları arasında kişisel yetenekleri daha gelişkin olan öğrencilerin sınavla alındığı bu sürece dahil olmak için Bilsem sınavını kazanmak gerekmektedir. Bunun için de en çok tercih edilen yollar arasında Bilsem deneme sınavı başı çekmektedir. Peki, Bilsem’e hazırlık için deneme sınavı çözmek dışında uygulanması gereken yöntemler nelerdir?

Bilsem Deneme Sınavı - Bilsem’e Nasıl Hazırlanılmalı?

Bilsem’e hazırlanan öğrenciler ve velileri şunu unutmamalıdır: Bu sınava hazırlanırken ezber yapmak hiçbir fayda sağlamaz. Söz konusu sınav tamamen bireysel yeteneklere yönelik olarak gerçekleştirilir. 

Bilsem sınavlarında 2017 yılından itibaren tablet kullanılmaya başlandığı için Bilsem uygulamaları ve egzersizleri ile çalışmak son derece yararlı olacaktır. Ayrıca daha önce Bilsem sınavlarında sorulmuş soru örneklerine ve cevaplarına bakarak, yeni dönemde ne tür soruların çıkacağına dair bilgi edinmek de mümkündür. 

Bilsem sürecindeki öğrencilere, aileleri ve öğretmenleri tarafından şu bilgi kesinlikle verilmelidir: Bilsem’de verilen yanlış cevaplar, doğru cevapları götürmüyor. Yani 4, yanlış 1 doğruyu götürür gibi bir durum Bilsem’de yok. Onun için de öğrencilerin mantık yürüterek, emin olmadıkları sorularda bile cevap haklarını kullanmaları önerilir. 

Bilim ve Sanat Merkezleri sınavlarına hazırlanan öğrencilerin bireysel yeteneklerini geliştirebilecekleri aktivite ve egzersizlerle onların bu sürecini desteklemek aileler ve öğretmenlerin birincil görevidir. Alanında yetkinliğini kanıtlamış ve öğrencilerin severek kullanacağı uygulamalar da bu anlamda son derece yararlı olacaktır. 

Bilsem Sınav Tarihleri

Bilsem sınavlarına girecek öğrencilerin ve onları hazırlayan öğretmenler ile velilerin en merak ettiği soruların başında Bilsem sınav tarihleri geliyor. Bu tarihlerin sürekli olarak kontrol edilmesinde yarar var. Zira tarihler, MEB resmi sitesinde yayınlanıyor. Zaman zaman bu tarihlerde değişmeler olabiliyor. Bu tarih değişiklikleri Bilsem öğretmenlerine bildiriliyor olsa da velilerin de takip etmesi iyi bir süreç yönetimi açısından yararlı olacaktır. 

2019 yılında Bilsem sınav takvimi şu şekilde oluştu:



Bilsem’e Hazırlık Uygulaması

Bilsem sınavları 2017 yılından itibaren tablet sınavı şeklinde yapılmaya başlandığı için hazırlık sürecinde Bilsem Demo’yu kullanmak yarar sağlayacaktır. Ayrıca daha önceki yıllarda çıkmış Bilsem sorularını incelemek de ne tarz sorular çıktığına dair fikir vereceğinden iyi bir hazırlık süreci için önemlidir. 

Bilsem Demo’nun soru çeşitliliği ve sürekli uygulamaya imkan vermemesi açısından zayıf kalması nedeniyle veliler ve öğretmenler, Bilsem’e hazırlık uygulamaları ile çözüm aramaktadırlar. Bu noktada, Bilsem sınavlarında çıkmış sorulara çok benzer örnekler sunan MentalUP birkaç adım öne çıkmaktadır. 

Her yıl binlerce öğrenci tarafından Bilsem’e hazırlanmak için kullanılan, çocuk gelişim uzmanlarından onaylı zeka egzersizleri uygulaması  MentalUP’ı hemen deneyin!

Bilsem’e Bireysel Başvuru Yapılabilir mi?

Bilsem sınavlarına girmek isteyen öğrencilerin ya da velilerinin bireysel başvuru yapma imkanı yoktur. Bu süreçte sadece öğretmenleri tarafından aday gösterilen öğrenciler sınavlara katılma hakkı kazanırlar. 

1.2 ve 3. sınıflarda öğrenim görenler arasından seçilen ve kendine has yetenekleri olan öğrenciler, öğretmenleri tarafından Bilsem'e aday gösterilirler. 

Bilsem Sınavı Ücretli mi?

Daha önceleri ücretli olan Bilsem sınavları artık ücretsiz hale getirildi. Yani, Bilsem sınavına girmek için öğrencilerin ücret ödemesi gerekmiyor. Öğretmenleri tarafından Bilsem’e aday gösterilen öğrenciler, hiçbir ücret ödemeden Bilsem’e girebiliyor. 

Bu yazının geliri bir köy okulunun kütüphanesine birkaç kitap ekleyerek, minik kalplere kitap sevgisini aşılamak için kullanılmıştır.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

20 Ekim 2019

Bisiklet Süren Kızın Aklından Geçenler #T


T. Alfabemizin 24. harfi. Birçok kelimenin başlangıcı. Herkese farklı bir şey çağrıştırır. Bir öğrenci için çizimlerin vazgeçilmezi olan T cetvelini akla getirir. Müzik severler için bazen Tarkan'ı akla düşürür. Yollarda olanlar için sarı rengiyle görmeye alışık olduğumuz taksiyi çağrıştırır. Bazısına da ingilizce zaman anlamına gelen time kelimesini hatırlatır. Şekil itibariyle insanın aklına yol ayrımını getirdiği de olur.

Benim aklıma da yol ayrımını getiriyor. Pedallarken gördüğüm tabelaların bununla bir ilişkili var mı? Bence var. Her şey birbiriyle bağlantılı değil mi sonuçta. Gördüklerimiz düşünceleri şekillendiriyor. Düşüncelerde seni sen yapıyor.

Seni sen yapabilmek için karar vermek zorundasın. İşte tam o aşamada gözümde kocamana bir T harfi beliriyor. Sağa mı gitmeli, yoksa sola mı? Karar verme süreci sancılı geçiyor. Her zaman benim için doğru olan yönü seçemiyorum. Tam ortada kalıp sağa veya sola adım atmaktan korktuğum zamanlarım oluyor. Bilinçsizce hayatımın gidonunu sola veya sağa kırdığım zamanlar da oluyor. Korktuğumda hep aynı noktada kalıyorum. Kötü de olsa bir tarafa gittiğimde, seçtiğim yol her zaman bana bir şeyler katıyor. Böylece yol boyunca deneyimlediklerim, bir sonraki T için beni hazırlıyor. Hayat düz bir çizgiden ibaret değil. Her zaman karar vermemiz gereken T ler var.

Aklımdan bunlar geçerken, önüme bir tabela çıkıyor. Biri evimin olduğu yönü gösterirken, diğer de bilmediğim bir yeri işaret ediyor. Duruyorum. Bisikletimi tam olarak T nin ortasına yerleştiriyorum. Birkaç adım geri çekiliyorum ve şu an bakmakta olduğunuz kapak fotoğrafını çekiyorum. Sonra bisikletime binip, bildiğim yöne (evime) doğru pedallıyorum.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

3 Ekim 2019

Kahve Bahane #51


Kahve hayat kurtarır. Enerjin düşükse hop iç bir kahve, sabah iş yerinde gözünü açamıyorsan hop iç bir kahve, bloga yazı yazacaksan ama başlık ne diye düşüyorsan hop yaz bir kahve bahane. İşte tam da bu yüzden hayat kurtarır diyorum. Bu blogun yaşaması için kahve bahaneye ihtiyacı var.

İhtiyaçlar hiç bitmiyor. Her zaman bir şeylere ihtiyaç duyuyor insan. Şimdilerde benim ihtiyacım olan ilgimi cezbedecek kitaplar bulmak. Bir göz atıp yok bunu daha sonra okurum dediğim kitapların sayısı gün geçtikçe artıyor. Sanırım bunda yeniden kindle geçmemim de payı büyük. Keyfimden geçmedim ki basılı kitaplarım suyunu çekti.

Suyunu çeken şeylerden biri de para. Ama para pul mevzularına hiç yer vermedim blogda bu çizgimi bozmayacağım ve üstün körü geçiştireceğim bu paragrafı.

Çizgimi bozmadığım şeylerden biri de istikrarlı bir şekilde işe bisikletle gitmek. En büyük motivasyon kaynağım bu. Yoksa işe gitmemin pek de güzel bir şey olduğunu söyleyemeyeceğim. Her akşam yatmadan hava durumunu kontrol ediyorum. Sabah yeniden kontrol ediyorum ve %20 yağmur ihtimali varsa bile "risk budur Yasemin" diyorum ve pedallıyorum. Bugün dönüş yolunda gerçekten üşüdüğümü hissettim. Soğuk hava gerçekleri yüzüme çarptı resmen. Sanırım önümüzdeki hafta bana otobüs yolları gözüktü. Yeni işime başladığımdan beri birkaç gün işe otobüsle gittim. 17 dakika süren otobüs yolculuğuna tahammül edemiyor edişime şaşırdım. Çoğu zaman birkaç durak erken inip eve yürüdüm. Hal böyleyken kış süresince otobüs kullanma fikri keyfimi oldukça kaçırıyor. Oysa ki ben 129T'de her gün neredeyse iki saatten fazla yolculuk yapmış insan evladıyım.

Zaman, mekan ve yaşananlar insanların tahammül sınırlarını şekillendiriyor. Eskiden eyvallah dediğiniz şeyler gün geliyor everest tepesinden hallice bir hal alıyor. Bunun tam tersi olduğu durumlarda var tabii. Eskiden kafaya taktığınız şeylere aman boşver demeye başladığınızı da fark ediyorsunuz. Her şeyin eksisi ve artısı var. İşte buna denge diyorlar.

Dengeyi iyi ayarlamak lazım. Son haftalarda yemeyi biraz abartmıştım. Bu hafta dikkat etmeye başladım. Artık akşamları atıştırmalık olarak üç beş top dondurma yerine, salatalık ve havuç var. İnce ince, kalem kalem doğruyorum, dizi-film izlerken çerez gibi gidiyor.

Dizi demişken, bugün Star Trek Discovery serisini bitirdim. İşin içinde uzay ve uzaylılar olunca pek bir hoşuma gidiyor. Keyifle izledim. Yeni sezonu seneye gelecek diyorlar. Dizilerin sezon arası vermesini hiç sevmiyorum. Mesela Dark'ın birinci sezonunu izledim. İkincisi gelene kadar birincisinde neler olduğunu unuttum. Böyle olunca da ikinci sezona başlayamadım. Yarım kalanlar listesine bir şey daha eklemiş oldum.

O listeye bu yazı eklemek istemediğim için, şimdi son paragrafı yazıp yazıyı yayına hazırlama zamanı benim için. Eğer bir gece kuşu değilseniz muhtemelen yazıyı yarın okuyacaksınız.
Şimdiden keyifli bir hafta sonu geçirmenizi diliyorum.
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye kadar şen ve esen kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

1 Ekim 2019

Ne Umdum Ne Buldum #Eylül


Ne umdum ne buldum demekten öte, kendim ettim kendim buldum yazısı yazmalıyım aslında. Fakat seriyi bozmamak adına başlığa ve içeriğe sadık kalacağım. Eylül ayı için klasikleşmiş "bu ay nasıl da bitti. Hiç anlamadım" kalıbını kullanabilirim. İş yerindeki yoğunluğun yanı sıra evle ilgili bir takım değişiklikler peşindeyiz. Bu yüzden de evde devamlı bir araştırma havası hakim. Hafta sonlarım da  pazar araştırması yapmakla geçiyor. Bunlar olurken bakalım Eylül ayından umulanlar ile bulunanlar nelermiş?

Eylül ayından tam bir sonbahar havası umdum. Umduğumu da buldum. Bu sene enteresan bir şekilde Krakow'da hava aniden soğumadı. Adı üstünde tam bir sonbahar yaşadık. Ara sıra bardaktan boşanırcasına yağan yağmurlar, bulutların ardından bize gülümseyen güneş, sararmaya başlayan yapraklar ile adına yakışır bir şekilde geldi sonbahar.

Bisiklet sürmeye devam etmeyi umdum. Güzel havalar sayesinde umduğumu da buldum. Bazı günler havanın azizliğine uğramış olsam da genel olarak kuru havalarda pedalladım. Her gün yaklaşık 14 km yol yapmanın rahatlığı yüzünden salon sporlarını biraz aksattığımı söyleyebilirim. Bisikleti garaja çekmeden önce sürebildiğim kadar sürme derdindeyim. Bisiklet garaja girince bana yine koşu bandı yolları gözükecek. Bir de üstüne bir grup salon dersi eklesem tadından yenmez.

Okumak, okumak, daha çok okumak. Bu ay da umulanlar arasındaydı. Umduğumu pek bulduğumu söyleyemem. Bazı dönemler parçalı okumalar yapıyorum. Bu da bütünü bozuyor. Ne demek bu şimdi? Bu ay 4 kitap okudum. Onun yanı sıra da farklı kitaplardan bölümler okudum.
Okuduğum kitaplar şöyle;

1- İncognito - Beynin Gizli Hayatı David Eagleman

Ders kitabından hallice bir kitaptı. Bu yüzden roman gibi aktığını söyleyemeyeceğim. Fakat beyin hakkında oldukça güzel bilgiler içerdiğini söyleyebilirim. O küçücük organın nasıl harika bir düzende çalıştığına yakından bakmak isterseniz bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.

2- Serenad - Zülfü Livaneli

Serenad, ahh ahh ben bu kitabı beş sene önce okumuşum. Peki kitaba dair hiçbir şey hatırlamıyor oluşuma ne demeli. Bir arkadaş tavsiyesi üzerine yeniden okudum. İyi ki de okumuşum. Su gibi aktı kitap.

3- Pazartesi Cumartesiden Başlar - Strugatski Kardeşler

Strugatski kardeşlerin kalemini çok severim. Bu kitap için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Kitabın ismi çok ilgi çekiciydi oysa. Bu sefer olmamış sevgili Strugatski kardeşler. Bir bilim kurgu yazmaya çalışırken bir masal dünyası yaratmışsınız ve hikayeyi karakter çokluğunda boğmuşsunuz demek lazım. Buraya küçük bir not düşelim; Strugatski kardeşler okumaya niyetliyseniz bu kitabı göz ardı edin.

4-  A Pocket Full of Rye- Agatha Christie

Canım Agatha, sayesinde ingilizce kitap okumak oldukça keyifli. Bu güne kadar Agatha'nın türkçe çevirisini okumadım. İngilizce okumalarda ilk ve neredeyse tek tercihim Agatha. Çünkü konuyu merak ettiğim için sıkılmadan okuyorum.

Bu dört kitabın yanı sıra Ken Xiao tarafından hazırlanmış "English Speak Like a Native in 5 Lessons for Busy People" adlı kitabın ilk bölümlerini okudum. İngilizce ile ilgiliyseniz ilk 50 sayfasını okumanızı tavsiye ederim.

Arkadaşlarımla daha fazla zaman geçirmeyi umdum. Umduğumu da buldum. İş stresinden uzaklaşıp, farklı şeyler konuşmak bana iyi geliyor. Bu ay bir dil değişim toplantısına da katıldım. Aslına düzenli gitmek lazım böyle toplantılara. Pazartesi akşamları oluşu beni biraz zorluyor fakat gitmeye devam etmek istiyorum. Bakalım zaman ne gösterecek.

Bir Tutam Karınca ile daha çok ilgilenmeyi umdum. Umduğumu bulamadım. Tam bu satırları yazarken diğer sekmede kaç blog yazısı yazdığıma baktım.  Beş yazı yazmışım bu ay. Aslında toplamda beş blog yazısı kötü değil. Demek ki benim daha fazla yazasım varmış ve o isteğimi giderememişim. Darısı Ekim ayının başına diyelim şimdilik.

Fazlaca uzun olmayan bir ne umdum ne buldum yazısının daha sonuna geldim. Yayında ve yapımda emeği geçen herkese (yani hayatıma dokunup bu satırları yazmamı sağlayan her şeye) teşekkürler.
Bir sonraki ay yeni bir ne umdum ne buldum yazısında görüşmek üzere...
Şen ve esen kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

20 Eylül 2019

Karınca Kafe #Bir Tatlı Huzur


Eylül ortası. Soğuklar iyice kendini hissettirmeye başladı artık. Çay demlenirken, dışarıda olan masaları içeriye taşıdım bu sabah. Camın kenarında yer alan diğer masaların yanına koydum. İlk baharın tatlı esintisi başlayınca kadar misafirlerimi burada ağırlayacağım. Bu sabah fonda Bir Tatlı Huzur Almaya Geldik diyor sanatçı. Bir yandan şarkıyı mırıldanırken bir yandan da kış aylarında tarçınlı kurabiye ile güzel bir ikili olacak salebi menüye ekliyorum.

Karınca kafede standart menü kartlarından yok. Günün atıştırmalığını ve içeceklerini yazdığım bir kara tahta var duvarda. Arada renkli tebeşirlerle bir şeyler çiziyorum siyah tahtaya. Özellikle pembe renk tebeşiri elime alınca; omuzumlarımda iki yandan sarkmış örgüler ve yakamda beyaz bir yakalık beliriyor. Arkamı dönsem sınıf öğretmenimle ve arkadaşlarımla göz göze geleceğim gibi hissediyorum. Çizimimi bitirince sessizce arkamı dönüyorum. Tam o sırada camdan birinin bana el salladığını görüyorum. Mahallemizin tontoş teyzesi. 70 yaşında olmasına rağmen dudağından kırmızı rujunu, yüzünden gülümsemesini eksik etmez. Elimden tebeşir tozunu siliyorum ve içeri gelmesi için el sallıyorum. Kapı açılınca iki küçük zil sesi fonda çalan şarkıya eşlik ediyor. Bu ne güzel melodiler diyor içeri girer girmez. Kafenin en güzel köşesinde yer alan masaya oturuyor. Fırından yeni çıkan elmalı kurabiyelerimi bir tabağa koyuyorum,  ince belli bardakta tavşan kanı olan çaylarımızı masaya getiriyorum. O ise camdan dışarı bakarken dalmış gitmiş. Ne düşünüyorsun diyorum. Başlıyor anlatmaya...

Gençliğinden, eski İstanbul'dan, aşklarından, onu üzenlerden, mutlu edenlerden bahsediyor uzun uzun. Biz gençken diyor... Bir yandan da çayını yudumluyor. O anlattıkça benim gözlerim dalıyor uzaklara. İnsan zaman içinde devamlı ileri yol alırken, biriktirdiği anılar sayesinde geçmişe gidiyor. Ben de tontoş teyze sayesinde bir zaman yolculuğuna çıkıyorum bu sabah. Çaylarımız bitiyor. Yenisini doldurmak için kalktığımda, artık gitmeliyim diyor. Tabakta kalan son elmalı kurabiyeyi eline alıyor. Hep böyle güzel şarkılar çal emi diyor... Ve gidiyor. Kapı açılınca, iki küçük zil sesi, Müzeyyen Senar'ın seslendirdiği Dalgalandım da Duruldum şarkısına eşlik ediyor.

Devam edecek...

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

15 Eylül 2019

Kahve Bahane #50


Erken kalkar yol alır. Soğuk ve güneşli bir pazar günü. Henüz kahvaltı yapmadım. Güne bir bardak kahve ve yanında iki üç ceviz ve bir adet hurma ile başladım. Bir pazar kahvaltısı yapacağım fakat daha geç bir vakitte. Bu satırları yazmadan önce bir saat kitap okudum. Güzellikleri uykuya tercih edenlerdenim. Tabii buradan uykuyu sevmem gibi bir anlam çıkmasın. Uykusu seviyorum sevmesine de öğlene kadar uyuyup günü hiç etmeyi sevmiyorum. İşe gitmediğim zaman diliminde bile erken kalkma taraftarıyım ben. Sonrasında gün içinde yapılan şekerlemeler bana sabah uykusundan daha cazip ve tatlı geliyor.

Sonbahar mesela, tıpkı uyku gibi onudan da sevdiğim ve sevmediğim tarafları var. Kışın habercisi olduğu için sevmiyorum. Sokağa çıktığımda tüylerimi ürperten serinliği sevmiyorum. Bunu yanı sıra yaprakların rengarenk olmasını, ağaçların altında oluşan yaprak tepeciklerini çok seviyorum. Sanırım sonbaharın en çok yakıştığı şehirlerden birinde yaşamamın da bunda etkisi büyük. Bu sene de bol bol sararmış yaprak fotoğrafları çekmeyi denerim.

Yeni şeyler keşfetmenin yolu denemekten geçiyor. Denemeden neyi sevip neyi sevmediğini bilmez insan. En son bu yazının kapak fotoğrafını oluşturan israil kahvesini denedim. İçinde bol baharat olmasına rağmen içimi oldukça yumuşak bir kahveydi. Bazı şeyleri denememe rağmen başarılı olamıyorum o ayrı bir konu. Başarısızlıklarım da bana denemiş olmanının hazzını yaşatıyor.


Hayat, kendi içinde bir dengeye sahip değil mi? Her şeyi başarsak, tüm deneyimlerimden yüzde yüz sonuç alsak, yaşam dengemizi bozmuş oluruz gibi geliyor bana. Bazı başarısızlıklar, insanı farklı şeylere motive ediyor. Denemelerin getirdiği negatif sonuçlarda çoğu zaman bardağın dolu tarafını görmeye çalışıyorum. Kışa girerken dolu tarafını görmek biraz zorlaşıyor. Güneş yoksa, hava çok soğuksa o bardak bana hep boş gözüküyor.

Bak yine aynı şey oldu. Aklımda farklı konular vardı. Yazının seyri bambaşka konulara sürükledi beni. Ne olacak böyle?


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

10 Eylül 2019

Bisiklet Anatomisi


Az çok okulda anatomi görmüş birine bana kabaca bisiklet anatomisini tamınla derseniz; aklına bir bisiklet getirip, en kaba tabirle İki yuvarlak, iki üçgenden oluşur demesi muhtemel. Anatomi dediğimiz şey beden/gövde yapısı sonuçta.

Yasemin hayırdır bisiklet uzmanını çıktık başımıza demeyin hemen. Bu aralar bisikletler ile oldukça haşır neşirim. İnsanın fikri neyse zikri de o oluyor sanırım. Uzun zamandır bisikletleri araştırıyordum. Benim, büyüyünce BMW olma heveslisi bir bisikletim var. Onu zaten tanıyorsunuz. Blogumda ve diğer sosyal medya hesaplarımda oldukça pozu var. Pek bir havalıdır kendisi. İşte bu güzelliğe iki hafta önce bir yenisini ekledim.


Ailemin yeni üyesi bir yol bisikleti. Kendisine henüz bir ad vermedim. Diğerine kızım, benim kız diyordum. Yenisinin şimdilik bir adı yok. Kızılderililer gibi adını hak etmesini bekliyorum. Bu aralar işe yol bisikletimle gidiyorum. Havalar tam olarak soğumadan keyfini çıkarmak istiyorum.


Hem hibrit (dağ bisikletini gibi tekerlekleri var, oturuş pozisyonu olarak şehir bisikleti gibi) hem de yol bisikleti kullanma şansına erişmiş biri olarak her ikisinin de kendine has artıları ve eksileri olduğunu söyleyebilirim. Hibrit, aslında dağ bisikleti de diyebilirim; yol tutuşu çok iyi. Dağ, bayır, çayır, yağmur, çamur her koşulda kullanılır. Oturuş bakımından sizi yormaz. Kaldırımlar, bozuk yollar onunla kolayca aşılır. Bunlar benim kızımın da sahip olduğu artı özellikler. Tek eksi özelliği biraz ağır olması diyebilirim. Tabii ki hafif olan modeller var olmasına var da onlar bir araba parası.

Yol bisikleti, adı üstünde yolda akıp gidiyor. Manevra kabiliyeti daha yüksek. Hızlandıkça sağa sola daha rahat yatmasından bahsediyorum. Oldukça hafif olduğu için zorlanmadan bisikleti kaldırabiliyorum. Bunlar atıları. Eksileri ise ince tekerleklerinden dolayı en ufacık bir çakıl taşına bile dikkat etmek gerekiyor. Paldır küldür çukurlara girmemek lazım. Yoksa kaza geliyorum demez gelir. Ayrıca yüksek kaldırımlara çıkmakta zorlanıyor. Bozuk bir yolda darbeyi emen bir süspansiyonu yok. Tüm titreşimi her yerinizde hissediyorsunuz. Bu da pek bir sevimsiz oluyor.


Yeni bisikletimim de her gün fotoğrafını çekiyorum. Fakat bu sefer ilk paylaşımını sosyal medyada yapmak yerine blogumda yazmak istedim. Çünkü sosyal medyada fotoğrafların da bir kıymeti yok. Anlık gören görüyor. Sonra çöp oluyor. Ama burası öyle mi? Belki aylar sonra bir ziyaretçi gelecek bu yazıyı okuyacak ve benim çektiğim fotoğrafları görecek. İşte blog yazmanın güzelliği burada saklı.

O zaman ne diyoruz; Pedallamaya ve güzel kareler çekmeye devam.
Sizden de bir Maşallah alırım.




✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.