26 Aralık 2019

Kahve Bahane #56


Açıkcası bu senenin son Kahve Bahane yazısı bir önceki olacak diye düşünmüştüm. Hatta 2019 yılının Ne Umdum Ne Buldum yazısını bile hazırlamaya başlamıştım. Sonra bir anda, tam da şu anda yeni bir kahve bahane yazısı yazmak istedim. Ben de bu isteğimi baskılamak yerine, aldım bilgisayarı önüme, uzattım ayaklarımı, içi fıstık dolu tabak da yanı başımda; başladım yazmaya.

2019 yılının son demlerindeyiz artık. Yıl sonu kapanışı var. İşler yoğun. Fakat arada var olan iki günlük noel tatili doping niteliğinde olacak. Bu akşam noel yemeği var. Sonrasında da iki gün tatil. Bizim evde noel telaşı (yemeği) olmasa bile tatilden faydalanmak güzel. Üstüne kardeşim İzmir'den bizi ziyareti gelince değmeyin keyfime. Onun sayesinde Krakow'da yeniden turist oldum. İş çıkısı da dahil gezip, tozuyorum. Polonya yemeklerini tattırmak için o lokanta senin bu lokanta benim geziyoruz. Hal böyle olunca evde de yemek yapmıyorum. Mutfak işlerine de biraz es vermiş oldum.

Es verme durumu gerekli. Yoksa insan çok gergin oluyor. Bende de gereksiz bir gerginlik var. Mesela dün farklı bir yere gidecektim. Yanlış durağa yürümüşüm baktım ters tarafta bekliyorum, diğer tarafa yürüdüm. Yürürken gerildim. Yürüdüğüm tarafta otobüs gecikince başka bir alternatif denedim. Otobüs beklerken gerildim. Bu da bana yaklaşık yarım saat kaybettirdi. Planım atari müzesine gidip, eski oyunları oynamaktı. Müzeye gittiğimde gerginlikten sıyrılıp oyunların keyfini varmam biraz zaman aldı. Sonrasında kardeşim "abla hep gerginsin" diyince durdum düşündüm. Gerçekten de öyleyim. Bugün iş çıkışı on dakika otobüs bekledim. Baktım yine geriliyorum. Nasıl olacak da bu gerginliği atacağım üstümden bir fikrim yok.

Yukarıdaki satırları bundan iki gün önce yazdım. Üçüncü paragrafın sonuna gelince tıkandım ve taslaklarda bıraktım. Şimdi gönlüm bu yazının taslaklar arasında kalmasına razı gelmedi. İki günlük noel tatili göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Yarın iş başı yapma, canım cumayı karşılama zamanı.

Canım cuma muhabbeti bankadan kalma. Tüm hafta deli gibi çalıştıktan sonra cuma gününün gelişini neşeyle karşılardık hep. Bugün canım cuma diye diye cumanın nur topu gibi bir eki oldu.
Cumanın bu kadar sevilmesinin sebebi hafta sonunun habercisi olduğundan. Yoksa diğer günlerden bir farkı yok.

Bu kahve bahane yazımın diğerlerinden bir farkı olmasın istedim. Aksın gittsin istedim. Ama olmayınca olmuyor. Yine tıkandım. Bazen zorlamamak en iyisi. Haftaya koca bir yılın değerlendirmesini içeren yazı blogda yerini alacak.
Bu akşamlık benden bu kadar.
Kendinize güzel davranmayı ihmal etmeyin.
Sevgiler.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

15 Aralık 2019

Yurt Dışında Çalışma Hayatı


Polonya'da işe başladığımda yurt dışında çalışma hayatına dair bir yazı yazma fikri vardı aklımda. Yazıyı yazabilmek için biraz zaman geçmesini bekleyeyim dedim. Biraz fazla beklemiş olabilirim. 10 Aralık 2019 tarihinde Polonya'da çalışma hayatımın başlangıcının birinci yıl dönümünü kutladım. Bir yıllık zaman zarfında işimi de değiştirdim. Önceki firmam dünyaca ünlü tanınmış bir firmaydı. Şimdiki firmam ise dünyaca ünlü olmasa bile kendi alanında güzel işler yapan bir firma.

Yazıyı okumadan önce kısa bir hatırlatma yapmakta fayda var. Bu yazıyı kaleme alan kişi yani bendenizin Türkiye'de de köklü bir çalışma geçmişi var. Buna devlet dairesi, özel sektör ve Banka dahil. Hal böyle olunca da daha derinlemesine bir kıyas içine girdim. Şimdi dilimin döndüğünce yurt dışındaki çalışma hayatına dair izleminlerimi aktarmaya geldi sıra.



1- Çalışma Saatleri

Yurt dışında çalışma saatleri Türkiye'deki gibi esnetilebilir değil. İş veren sizden 8 saat çalışmanızı bekliyor. Onun dışında kaldığınız her dakikayı fazla mesai olarak beyan etmek zorundasınız. 14 sene boyunca Türkiye'de çalıştığım hiçbir iş yerimde fazla mesai parası almadım. Türkiye'de fazla mesainin adı işini sevmek ve dört kolla sarılmak. Eğer 8 saat çalışıyorsan sen özverili bir eleman değilsin gözüyle bakılıyor. 

2- Sosyal Hayat

Günde 8 saatten fazla çalışılmadığı için sosyalleşmeye vakit kalıyor. Mesai bittikten sonra  ister sporuna gidiyorsun ister arkadaşlarınla buluşuyorsun. Tam biriyle buluşmak için sözleşmişken, müdürlerden biri gelip; "arkadaşlar bu akşam bir saat fazla çalışmalıyız" demiyor. 

3- İşe Giriş Çıkış Saatleri

Bunun esnek olması çok güzel. Sabahın sekizinde ofiste ol demiyor kimse. İstersen saat 10'da işe gidebiliyorsun. Anahtar kelime günde 8 saatini doldurmak. Bunu ilk başlarda biraz yadırgadığımı söyleyebilirim. Yeni yeni alışmaya başladım. Bazen ofise dokuzda gittiğime birçok kişi iş başı yapmış oluyor. O zaman kendimi geç kalmışım gibi hissediyordum. Bazen de erken gittiğim için erken çıkıyorken yanlış bir şey yapıyormuş hissine kapılıyordum. Yavaş yavaş bu düzene alışsam bile arada bir halen garip geldiğini itiraf etmeliyim.


4- Çalışan ve Müdür İlişkisi

Bey, bayan kavramını yıkan bir ilişki var burada. Takım liderinize, yöneticinize, müdürünüze, herkese ismiyle hitap ediyorsunuz. Kimse de size hop bu ne saygısızlık demiyor. Böyle olunca da daha samimi bir ortam oluşuyor. Ayrıca aksaklıkları burada daha rahat dile getirebiliyorsunuz. İlk iş yerimde günlük ve haftalık toplantılarımız vardı. Orada takım lideri modumuz belirleyecek renkli toplar getiriyordu. Herkes o gün kendini nasıl hissediyorsa onları o topu seciyordu. kavanozdaki renklerin çokluğu o gün takımın modunu yansıtıyordu. Topların çoğunluğu yeşil ise iyi, kırmızı ise durum vahim demekti.

5- İş yerindeki Sosyal Ortam

Bu konuda bir tık dertliyim. Türkiye'deki çalışma ortamı sıcaklığını tam anlamıyla yakalayamadığımı söyleyebilirim. Aslında çok normal. Arada bir dil engeli var. Karşınızdaki kişi ile ana dili dışında başka bir dilde iletişim kurmaya çalışınca pek tat vermiyor. En azından bana vermiyor. Ayrıca Polonya halkı da pek öyle sosyalleşmeye can atmıyor. Bu durum ara ara canımı sıksa bile artık ben de alıştım. Sanırım biz iş yerinden çok fazla şey bekliyoruz. Burada durum biraz daha farklı. Onlar sadece işlerini yapıp gitmeye programlanmış gibiler. Daha bir kere hafta sonu ne yaptın diye soran biriyle karşılaşmadım. Çünkü iş dışında ne yaptığınla pek alakadar olmuyorlar. 

6- Yıllık İzin

Her çalışanın hayalidir yıllık izin. Burada bol keseden dağıtıyorlar. Türkiye'de en fazla 17 gün (iş günü de değil) izin hakkı kazandığımı hatırlıyorum. Burada ise bir sene için 26 iş günü (cumartesi, pazar dahil değil) izin hakkım var. Bundan iyisi şamda kayısı. Ayrıca resmi tatil hafta sonuna denk geliyorsa şirket hafta içi bir gün onu izin olarak veriyor. İzin konusunda pek bir cömertler.


7- Öğle Yemeği ve Yol Parası 

Öğle yemeği ve yol parası kavramı yok. Olmamasının da bir eksisini görmedim zaten. Çünkü maaşlar burada daha iyi. Ayrıca burada öğle yemeğini herkes evinden getiriyor. Şirketlerin kocaman mutfakları var. İçinde tabak, bardak, çatal, kaşık, mikrodalga, kahve makinesi, buzdolabı ve bulaşık makinesi var. Böylelikle istediğiniz şekilde beslenebiliyorsunuz. Bu uygulamayı anlattığımda bazı arkadaşlarım ne saçma demişti. Türkler arasında beğenmeyenler de var. Ben bunu seven ve savunanlardanım. Çünkü dışarıda her gün ne yiyeceğiz derdinden çok çekmiştim zamanında. 
Benim şimdiki şirketim yol parası vermiyor ama işe bisiklet ile gider gelirsen para veriyor. Ay sonu en çok bisiklet kullanan kişilere hediyeler veriyor. Bunlar güzel şeyler. 


Bir yıldan sonra benim aklıma gelenler ve gözlemlediklerim bu şekilde. İlerleyen zamanlarda tecrübelerim biriktikçe belki bu konu hakkında yeni yazılar yazarım. Eğer aklınıza takılan ve sormak istediğiniz ve cevabı burada olmayan bir soru varsa yorum kısmına yazabilirsiniz. Ben böyle açıktan sormak istemiyorum derseniz, blogda yer alan iletişim kısmından bana ulaşabilirsiniz.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

14 Aralık 2019

Kahve Bahane #55


Blogda ne zaman bir yazı yazacak olsam, blog yazarken bir doz alınız adlı çalma listemi açarım. Burada yazılan yazılara neredeyse hep aynı şarkılar eşlik eder. Sanırım müzik dinleme konusunda biraz sabit fikirliyim. Bir listem var ve ben o listeyi bıkmadan hep aynı sıra ile dinliyorum. Fakat bu gece bir değişiklik yaptım. Kahve bahaneye bu sefer çizim yaparken dinlediğim parçalar eşlik ediyor. Bu yazının gidişatını nasıl etkileyecek hep birlikte göreceğiz.

Enerjim yüksek, bunda hafta sonu olmasının yanı sıra az önce spordan gelmemin etkisi büyük. Düzenli sporun ruha ve bedene katmış olduğu dinçliği yazmaya kalksam bu bir kahve bahane yazısı olmaktan çıkar. Bu nedenle hiç bulaşmıyorum. Sözün özü spora ucundan kıyısından dokunun. Değişimi fark edin.

Değişim hayatın doğal akışında var. Gençlerin yaşlılık, benim kuşağın olgunluk diye adlandırdığı dönem yaşamın en tatlı dönemi olabilir. İnsan, sanırım en çok da o zamanlar değiştiğinin farkına varıyor. Ben de durum öyle en azından. Halen kendimde değiştirmek istediğim şeyler var. Belki de bunun adına değiştirmek yerine törpülemek demek daha doğru. Geçenlerde bir toplatı sonrası eve gelip ağladım mesela. Neden ağladım peki. Çünkü toplantıda en az ben konuştum diye ağladım. Ağlamak için dünyanın en saçma nedeni olabilir. Herkes derdini anlattı. Ben ingilizce konuşacağım diye söz bana gelene kadar heyecanlara gark olduğum için yine uzun uzadıya konuşamadım. Sonra düşündüm. Tam olarak blogumun mottosuna uygun bir yaşam tarzım var. Her şeyden biraz, hiçbir şeyden tam değil...

Buna çok yönlülük diyenler de var, başladığı işi bitiremiyor diyenler de var. Ben hayatımın her döneminde böyleydim sanırım. Hep bir maymun iştahlılık. Her şeyi deyeneyim, yapmaya çalışayım derdi içinde geçti ömrüm. Belki sadece bir tek şeye ilgi duymuş olsaydım hayat daha farklı şeyler getirirdi önüme. Ama o zaman da robot gibi olmazmıydım. Bak yine bir döngü içine girdim. Ben buradan çıkmam. Bundan mütevellit bu paragrafı kestirip atmak en iyisi.

Çizim şarkıları dedik, bak konuyu nerelere getirdi. Oysa ki çizim yaparken fantastik şeyler ortaya çıkarmamı sağlıyor. Bu arada İlk defa uzun soluklu bir çizim işine giriştim. Önceden bir şey çizmeye başladığımda hemen bitsin istiyordum. Bu yüzden de belli bir zamandan sonra çalakalem çizimler ortaya çıkıyordu. Şimdi biraz daha yavaş, zamana yayarak çiziyorum.

Tam yazıya kendimi kaptırmış gidiyordum. Tramvayın zil sesi tüm dikkatimi dağıttı. Aracın biri yanlış park etmiş. Tramvayda yaklaşık 10 dakika bekledikten sonra polisi çağırdı. Polis eşliğinde tramvay geçti. Arabayı da çizdi tabii. Muhtemelen adama yanlış park ettiği için cezada kesmiştir gelen polis. İşte böyle kısa süreli bir aksiyon yaşadık, olan da beni kahve bahane yazısına oldu. Yeniden dikkatimi toparlayıp yazma moduna giremiyorum.

En iyisi yazısı burada sonlandırıp, birkaç mandalina eşliğinde kitap okumak.
Çok da güzel bir cumartesi günü, gecesi oluyor mu? Bence oluyor.

O zaman ne diyoruz; bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. Üzmeyin kendinizi.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

10 Aralık 2019

Yurtdışından Amazon.com Alışverişi Nasıl Yapılır? Trajikomik Bir Hikaye


Az sonra okuyacağınız olayda yer alan kişi ve kurumlar tamamen gerçektir. Keşke gerçek olmasaydı da size bu sadece trajikomik bir hikayedir diyebilseydim. Aslında ben de bu trajikomik olayı dinleyenlerden biri olacakken bir anda olayın esas oğlanı haline geldim. Peki nasıl geldim?

Her şey arkadaşımın annesine bir telefon alma isteğiyle başladı. Biliyorsunuz Amazon yakın bir geçmişte Türkiye pazarına giriş yaptı. Yaptı da iyi mi oldu kötü mü; açıkcası ben anlamadım. Telefonu Amazon.com.tr sitesinden alabilmemiz (alabilmemiz diyorum çünkü ikinci günün sonunda olaya ben de dahil oldum) üç gün sürdü. Teslimi ise sadece saatler.

Şimdi "ne var canım seçiyorsun telefonu, atıyorsun sepete, ödemesini yapıyorsun" diyorsunuz değil mi? Evet sıralama doğru ama Amazon.com.tr'nin ödemeyi kabul etme adımı oldukça sıkıntılı.

Öncelikle Amazon.com üyeliğiniz var ise Amazon.com.tr sitesinden yeni bir üyelik acmanıza gerek yok. Bu bir kolaylık. Fakat ödemeyi yurtdışında sahip olduğunuz (buna Revalut ve Transferwise dahil) bir kart ile yapmak isterseniz işin rengi değişiyor. İlk önce siparişiniz alındı diye mail geliyor. Aradan bir saat geçmeden; Amazon.com.tr ödemenizi kabul etmedi diye bir mail daha alıyorsunuz. Bu da yetmemiş gibi, hesabınızı kilitliyor. Geçen zaman diliminde sepete attığınız indirimli ürün ellerinizin arasından kayıp gidiyor.

İşte arkadaşım bu süreci iki gün boyunca yaşadı. Oluşturduğu bir hesabı bu yüzden kilitlediklerinde yeni bir hesap oluşturup, Türkiye'de ki bir kredi kartı ile almak istedi. Bu sefer Amazon.com.tr bizim 3D secure uygulamamız yok, kartınız bu özelliği taşıdığı için alışverişi tamamlayamazsınız dedi. Acılan ikinci hesapta sizlere ömür. Şüpheli işlem yapılıyor gerekçesi ile askıya alındı.

Arkadaşım üzgün, bıkmış bir şekilde konuyu bana anlatınca hadi gel bir de benim hesaptan deneyelim dedim. Attım ürünü sepete. Türkiye'de var olan kredi kartım ile alışverişi tamamladım. Heyecanlı bekleyiş başladı. Bir saat dolmadan, Amazon.com.tr hayırdır Yasemin şüpheli bir işlem yapıyorsun herhalde, hesabının ele geçirildiğini düşündüğümüz için siparişini iptal ettik hesabını da beş saat boyunca erişime kapattık dedi. Ama artık bu telefonu almak bizim için bir gurur meselesi haline gelmişti. 5 saat bekledikten sonra açılan hesabımla aynı işlemi tekrar yaptım. Bu sefer siparişiniz alındı maili geldi. Aradan bir saat geçti, iki saat geçti. Ödeme red edildi diye bir mail gelmedi. Kredi kartımı kontrol ettiğimde de işlem açık işlemlerde bekliyor diye gördüm. Bütün gün bekleyip canıma tak edince, sosyal medyanın gücünü ben de kullanayım diye kolları sıvadım. Amazon'un twitter hesabına biraz matrak, biraz sitemkar bir yazı  yazdım.  Gelen cevapla acaba bu trol hesap ve beni mi kekliyor dedim ama yok bildiğiniz Amazonun hesabıydı.



Bir günlük bekleyişin sonunda, (bankam da bu arda bana mesaj attı ve beni aradı. Yasemin hayırdır bu işlemi sen mi yapıyorsun diye) siparişim onaylandı. Ve telefon ışık hızıyla gitmesi gereken yere ulaştı.

Şimdi bu trajikomik hikayeden çıkarılacak kıssadan hisselere gelirsek;

Amazon.com üyeliğiniz varsa Amazon.com.tr için yeni bir üyelik oluşturmanıza gerek yok.
Amazon.com.tr alışverişlerinde yurtdışı kartalarınızı kullanamıyorsunuz.
Amazon.com.tr 3DS özelliğini kullanmıyor. Eğer bu özelliğe sahip bir Türkiye kartınız varsa yine işlem yapamıyorsunuz.
Amazon.com.tr yardım ekibi pek bir matrak. Aman dikkat!

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

2 Aralık 2019

Ne Umdum Ne Buldum #Kasım


Yıl sonu yaklaştıkça bulduklarımdan çok, bir sonraki yılda umduklarıma odaklanmış durumdayım. Hal böyle olunca da Kasım ayından umduklarım oldukça azdı. Umulanlar az olunca bulunanlarda az oldu bittabi.
Fakat bu sene yazmaya başladığım seri bozulmasın diye yine geçtim blogumun karşısına. Tam da adına yakışır bir pazar günü oluyordu. Bu saate kadar tabiri caizse hiçbir şey yapmadım. Şimdi sallanan koltuğuma oturmuş, kucağımda bilgisayarım umulanlarla bulunanları yazma zamanı.

Yukarıdaki satırları Pazar günü yazdım. Yazma da devam edecekken bir anda dışarı çıkmaya karar verip biraz yürüdüm. Ne umdum buldum yazısını yazmak Pazartesi gecesine, yayınlamak da Salı sabahına kaldı.

Kasım ayıdır, kıştır diye oldukça soğuk bir hava umdum. Tam tersi ılık bir hava buldum. Kasım ayı beni şaşırttı. Kendine yakışır bir şekilde soğuk yapmadı bu sene. Ortama 10 derece olan sıcaklık sayesinde bu ay da iki hafta bisikletle işe gittim geldim. Kapak fotoğrafını da kurumuş yaprakları bulunca bisikletimi usulca yerleştirip çektim.

Sporuma tam gaz devam etmeyi umdum. Umduğumu da buldum. Hiç aksatmadan haftanın 4 günü spora gitmeye devam. Kas yapabilmek adına yemeyi biraz abartmış durumdayım. Ne diyordu sporcular bu döneme? Bulk dönemiydi sanırım. Yakında hunharca yeme dönemini sonlandırıp, yağ yakımına yönelik bir sporcu diyeti uygulayacağım. Bakalım sonuçları nasıl olacak. Olabilecek mi?

Blogla daha çok haşır neşir olmayı umdum. Umduğumu bulamadım. Aklıma yazacak çok şey geliyor gelmesine de onları yazıp, düzenleme konusunda pek bir tembellik yapıyorum. Birkaç konu var aklıma onları araştırıp, araştırmalarımı yazmak istediğim. Bakalım 2020 yılında belki böyle bir seri yapabilirim. Hem beni araştırmaya sevk eder, hem de blogda farklı konulara yer vermiş olurum. Ne dersiniz hoş olmaz mı?

Yılın son demleri kitap okuma hedefime yaklaşmayı umdum. Umduğumu bulabileceğim söylenemez. Sayfa sayısı kalın bir kitap seçince adet olarak hedefin gerisine düştüm. Olsun ne yapalım. Dedim ya artık yeni yıl hedeflerini oluşturma zamanı. Böyle giderse 2019 yılını 40 kitap ile bitirmiş olacağım.

Spora başladım hazır, bol bol su içerim diye umdum. Yine hüsran, yine acı, yine sussuzluk. Ne olacak benim bu su ile imtihanım. Sadece salona gittiğimde yarım litre su içiyorum. Onun dışında gün içinde 1 bardak su içmek bile aklıma gelmiyor. Bu sorunu aşmak için birçok yol denedim denemesine fakat başarı oranım sıfır.

Yazıyı bitirmeden önce aylık değil de yıllık olarak umduğum bir şeyden bahsedeyim. Yıl başlarken Bir Tutam Karınca'nın takipçi sayısının yıl sonunda 600 olmasını ummuştum. Bu ay umduğumu buldum. Kasım ayı itibariyle 600 kişi olduk. Blogların kan kaybettiği bu dönemde her yeni gelen takipçi inci değerinde. Hazır konu buraya gelmişken; bu satırları okuyan, Bir Tutam Karınca'yı takip eden, yorumlarını esirgemeyen herkese bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Sizin oradaki varlığınız Bir Tutam Karınca'nın kalp atışları gibi...
Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

25 Kasım 2019

Kahve Bahane #54


16 Nisan 2017 tarihinde karar vermişim Kahve Bahane demeye. O zamandan bu zamana kah sevinçlerimi, üzüntülerimi kah heyecanlarımı, beklentilerimi yazdım. 2019 yılının sonlarına doğru acaba yeni yılda da yazmaya devam etmeli mi yoksa yeni bir seri mi başlatmalı sorusu geliyor aklıma. Bakalım önümde karar vermek için en azından bir ay daha var.

Zaman yine geçti gitti. Çocukken 2020'li yıllarda uçan arabalar olacağını zannederdik. Gerçek hiç de öyle olmadı. Biz yine ulaşımı otobüslerle, uçamayan arabalarla sağlıyoruz. Arabalar uçar mı, uçması iyi mi olur, kötü mü? orası tartışılır. İçinde bulunduğumuz zamanda gelişim kaplumbağa hızıyla ilerlerken, şimdi de Mars adlı bir dizide 2042 yılında insanoğlunun Mars'a yerleşme macerası izliyorum. Ve yine aklıma o soru. 2020 yılında uçan arabalar yoksa 2042 yılında da Mars'a yolculuk olmayacak mı?

2042 benim için kritik bir yıl. Ölmez sağ kalırsam, masa başında sekiz saat geçirmeye tahammül edebilirsem, o yıl emekli olacağım. Eee o zaman emekli paramla bir Mars'a gider gelirim değil mi? Belki de hiç geri gelmem. Orada kalırım.

Şimdilerde gidip geldiğim tek yer ofis. Kasım ayıdır, soğuktur demedim geçen hafta bisikletimle gittim işe. Böylelikle hayatımda bir ilki daha gerçekleştirmiş oldum. İki derecede bisiklet kullandım. Ben ki hava 18 derecenin altına düşünce isyan eden, donan insanım. Ve şimdi geldiğim noktaya bakın.

İnsan yaşadığı ortama ayak uyduruyor. Bu net. Bu yüzden, ben hayatta orada, burada yaşayamam demeyin. Oluyor hem de bal gibi oluyor. Bir inkar evresi var; o evreyi geçirdikten sonra kabulleniş başlıyor. Sonrası da ver elini iki derecede bisiklet yolları. İş yerinde sekiz saatten geri sayıyorum. Bitse de bisikletimle dönüş yoluna düşsem diye. Kış olduğu için hava erkenden kararıyor. Karanlıkta bisiklet sürmenin keyfi ayrı oluyor. Demem o ki nereden tutarsan tut mutluluk, nereden tutarsan tut huzur.

Yazı geldi huzur ve mutluluğa dayandı. Bunda sürülen yolların ve akşam yapılan sporun etkisi büyük. Aklıma farklı şeyler gelip, yazı olumsuzluğa evrilmeden son verme zamanı. Bu da  böyle olsun.
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalmayı ihmal etmeyin.
Sevgiler.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

10 Kasım 2019

Ah be Çocuk


Ansızın çalan telefonları sevmem hiç. Belki de bu yüzden telefonunum sesi hep kısıktır. Ben canım istediğinde bakarım telefonun ekranına. Bazen gelen mesajlara geç döndüğüm için kızarlar bana veya gönül koyarlar. Yazılarları saatler sonra okurum çoğu zaman.

Bugün güne güzel başlamıştım. Sabah sporumu yaptım. Spor sonrası enfes bir kahvaltı hazırladım. Hava yağmurlu, her yer kapalı olduğundan; kitabımı alıp bir kafeye gittim. Gittiğim kafede de telefon çekmiyordu. Bir şeye bakmak için telefonu kafenin internetine bağladım. İşte o anda ekrana bir mesaj düştü. Abla nasılsın? Nerdesin? diye. Biraz tedirgin etmişti bu mesaj beni. Kız kardeşimle her gün yazışıyoruz ama bu sefer yazan erkek kardeşimdi. Onunla öyle sık sık yazışmayız biz. Zaten yazım tarzından da bir şeyler olduğunu anlamıştım. İyiyim kafede oturuyorum dedim. Sana kötü bir haberim var ve benden duy istedim dedi. Ne oldu acaba diye düşünürken, çocukluk arkadaşım hayatını kaybetti, intihar etti diye yazdı. Okuduğumda ilk önce inanamadım. Nasıl yani dedim. Dün oldu, Boğaz köprüsünden atlamış dedi. Bir anda çocukluğuma döndüm. Aramızda altı yaş var. Ben onun da Yasemin ablasıydım. Tüm yaramazlıklarına tanıklık etmiştim. Bir anda sesi çınladı kulaklarımda. Büyümüş, koca adam olmuştu en son görüştüğümüzde. Şimdi ise bir hastane morgunda otopsi için bekliyordu cansız bedeni. İçim cız etti. Gözlerimden akan yaşları durduramadım uzunca bir süre. Boğazım düğümlendi. Gencecik bir hayat sönüp gitmişti. Sebebi ne olursa olsun böyle bitmemeliydi.

Akıl ve yaşam bir pamuk ipliğine bağlı. O ipliği koparıp hayata gözlerinizi yumduğunuzda geride sizi tanıyanların canı çok ama çok acıyor. Sadece ah be diyorsunuz. Ah be çocuk!

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

9 Kasım 2019

Kahve Bahane #53


Bol köpüklü bir türk kahvesi eşliğinde yazılsaydı bu yazı, eminim daha derin daha uzun olurdu. Hele bir sohbet etmeye başlayayım; (sonuçta kahve bahanenin önceliği kahve içmek değil sohbet etmek) belki yazının ortalarına doğru kendime bir bardak kahve hazırlarım.

Hazırlanmak, hazırlamak; yaşamın süregittiğinin göstergesi. Kendi ahenginde akarken hayat ben de bazen akıntıya kendimi bırakıyorum, çoğu zaman isyan ediyorum ve ters yöne yüzmeye çalışıyorum, nadiren de olsa su üstünde durmaktan yorulup dibe batıyorum. Sanırım bunun adına yaşam diyorlar.

Geçenlerde, uzun bir zamanın ardında resim çizdiğim arkadaşımla buluştum ve yarım kalan sanat eserlerimizi (en azından bizim için öyleler) tamamladık. Bir yandan çizdik bir yandan da sohbet ettik. Sohbetin konusu memnun olmaya geldi. Arkadaşım kadınların neredeyse çoğu zaman bir memnuniyetsizlikleri olduğu söyledi. Durdum düşündüm. Gerçekten de öyle. Her zaman şikayet edecek bir şeyler bulabilme konusunda biz kadınlardan iyisi yok. Derin sohbete kahvelerimiz eşlik etti. Resimlerimizi tamamladıktan sonra bir sonraki buluşmada renkli kalemlerimizle bir şeyler karalama kararı aldık ve ayrıldık. Böylelikle rutin hayatımızı azıcık da olsa hareketlendirmiş olacağız.


Hareket demişken yeniden spora başladım ben. Bu sefer haftanın dört günü gidiyorum. Üçüncü haftayı geride bıraktım. Spor candır derken hiç mübalağa etmiyorum. Nasıl iyi geliyor bana anlatamam. Ne iş stresi kalıyor ne de baş ağrısı. Geceleri daha kolay uyuyorum. Spor sonrası kendimi daha dinç hissediyorum. Bundan iyisi şamda kayısı...

Şam'a değil fakat Antep'te bir köy okulunun kitaplığına kitap aldım geçenlerde. Denk geldiğiniz mi bilmiyorum bir tanıtım yazısı yayınlamıştım. İşte o yazıdan elde ettiğim geliri böyle değerlendirdim. Umudum bir çocuk bile olsa okuma sevgisini o küçük yüreğine düşürebilmek.

Hazır konu çocuklardan açılmışken geçenlerde blogların yapmış olduğu bir mimden bahsetmek istiyorum. 10 yaşına bir mektup yazacak olsan nasıl olurdu gibi bir başlığa sahip. Denk geldikçe kim kendine nasıl bir mektup yazmış diye okuyorum. Geçen hafta da koşu bandında koşarken aklıma geldi. Acaba ben kendime bir mektup yazsam nasıl olurdu diye düşündüm. Pek iç acıcı şeyler yazmayacağımı anladım ve boş ver Yasemin eğer onları yaşamamış olsaydın belki de sen, sen olmayacaktın dedim. Mimi yazmadan rafa kaldırdım.

Benim aklıma koşarken çok şey geliyor. O an kağıda dökebilsem enteresan hikayeler çıkabilir ortaya. Geçen gece de tam uykuya dalıyorken yazacağım kitabın giriş paragrafı geldi aklıma. Fakat üşendiğim için bir yere not almadım. Sabah kalktığımda ise kurduğum cümlelerin bir çoğunu anımsayamadım. İşte tembellik kötü bir şey. Şimdi bekle dur ki o ilham perisi yeniden gelsin de kulağına fısıldasın.

Yazacağım kitabın dediysem öyle büyük boylu bir hayalim yok. Yazdığım mikro öykülerimi, blogda zamandan bağımsız yazdığım (Seni Sen Yapan Sevdiğin Şeyler, Sil Baştan, Ben Küçükken tarzında) yazılarımı bir kitapta toplamayı istiyorum. Sonra o kitabı bastırıp sahaflara vereceğim. Günü birinde, bir kitap sever tozlu kitaplar arasıdan belki benim kitabımı alır. Hoş olmaz mı?
Bence çok hoş olur.



✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

7 Kasım 2019

Ne Umdum Ne Buldum #Ekim


Kasım ayının ortasına doğru yol alırken bu Ekim yazısı nereden mi çıktı? Ekim ayı tüm verimsiziliği ile geçti gitti. O kadar verimsizdi ki ne umdum ne buldum demek bile bu zamana kaldı. Geç oldu. Bir söz var, gelirsen Ekime kadar gelmezsen ..... diye devam eder. Tövbe bak ağzımı bile bozdurdu bana. Böyle gelecekse bu Ekim hiç gelmesin daha iyi.

Her şeyin başı hava. Evet yanlış okumadın sevgili okuyucu. Çünkü havalar bozulunca bizim sağlıklar da bozuluyor burada.

Ekim ayından güzel bir hava ummadım. Ummadığımı da buldum. Havalar kötüleşti. Kötüleşen havaların neticesinde hasta oldum. İlaç içersem bir haftada geçecek olan hastalığımı; ıhlamur, limon ve bal üçlüsü ile yedi günde atlattım. Gitti mi bir hafta! Kaldı sana üç hafta. Bunun son haftası da iş yoğunluğuyla geçti. Kaldı sana iki hafta.

Bu iki hafta da üstünüze afiyet biraz tembeldim. Hastalıktan çıkış, havalara alışma telaşı, otobüsle işe gitmenin huzursuzluğu derken, ay sonu bir baktım kayda değer hiçbir şey yapmamışım.

Topu topu ( aslında buraya hepi topu yazacaktım. Fakat TDK yoo Yasemin onun doğrusu topu topu dedi) 2 kitap okudum. Aslında bu sayının azlığını mazur gösterecek bir sebebim var. Telefona indirdiğim birkaç uygulamadan makale okuyorum. Kitap okumaya ayırdığım zamanı makale okumaya harcayınca böyle oldu.

Yazının başlarında her şeyin başı hava dedim ya buna bir de huzuru eklemek lazım. Ekim ayının son haftası iş yerinde de keyfimi kaçırdılar. Burada uzun uzadıya anlatılacak şeyler değil. Sadece sinek küçüktür ama mide bulandırır yazayım, gerisini siz anlayın.

Velhasılıkelam, ben bu Ekim ayını hiç sevmedim. Böyle geleceksen gelme iki gözüm.

Sevilmiyorsun.




✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.