18 Mayıs 2015

Ben Ne Zaman Bisiklet Sürmeyi Öğrendim



Bana ne zaman bisiklet sürmeyi öğrendik dediklerinde, şöyle bir düşünüyorum ve hatırlayamadığı fark ediyorum. Ne zamandı, nasıldı, kim öğretti, hiçbir fikrim yok. Sanki ben bisiklet sürmeyi hep biliyormuşum gibi geliyor. Lise çağlarımda, lacivert bir bisikletimiz vardı. Erkek kardeşimle ortaklaşa sürerdik. Evimiz sahile çok yakındı. Sahile ulaşabilmek için geçmemiz gereken tehlikeli bir yol vardı sadece. Elimizde bisikletimizle koşarak geçerdik sahil yolunu. O koşmaların sonunda, deniz kenarında pedal çevirmenin hazzını size anlatamam. Rüzgarın sizi okşayan elleri, her pedalı çevirişinizde özgürlüğe adım atışınız, arada bir ciğerlerinize dolan denizin kokusu ve çocukluk hayalleriniz... Hepsi o kadar güzeldi ki. Zaman geçtikte, hepsi eski fotoğrafta kaybolan yüzler gibi birer birer silindi. İlk önce deniz kokusunu unuttum. Rüzgar eskisi gibi okşamıyordu yanağımı, artık özgürlüğe çevrilecek bir pedalım yoktu. Büyümüştüm. Sorunlar, sorumluluklar hayattan zevk aldığım şeyleri yapmam için vakit tanımıyordu bana. Uzun yıllar bisiklet süremedim. Araba sürmeyi öğrendim. Küçücük bir arabam da oldu. Sonra aklımın köşesinde saklı kalan hayalimi gerçekleştirmek için Motorsiklet ehliyeti aldım. Fakat bir türlü motor alamadım. Yine aksilikler, hayat koşuşturması içinde boğuldum.

Çok istedim İstanbul'da yaşadığım yıllarda bir bisikletim olsun. Fakat olmadı. Çünkü İstanbul hiçbir şekilde desteklenmiyordu bisiklet sürücüleri. Sadece hafta sonları Kadıköy'e gittiğimizde bisiklet sürebiliyordum. 
Şimdi öyle bir şehirdeyim ki anlatamam. Her yerde bisiklet yolu var. Araçların park alanlarının yanında bisiklet park alanları da mevcut. İnsanlar bir ulaşım aracı olarak kullanıyor bisikletlerini. Ne çok isterdim, işime bisikletle gidip gelmeyi.

Cumartesi günü bisiklet kiralayıp biraz turladım. İlk başta çok tedirgin oldum. Her şeyi unutmuşum gibi geldi. Sonra nehir kenarında akıp gitti yollar tekerleklerimin altından. Bir an çok eskilere gittim. Hayaller kurarak, yeniden çocuklar gibi pedal çevirdim. Ve düşündüm;
Ben ne zaman öğrenmiştim ki bisiklet sürmeyi.
Paylaş:

Pushing Daisies Şirin Bir Televizyon Dizisi


Dün akşam evde otururken aklıma düştü bu dizi. Çok severek izlerdim. Ned 'in çocukluğunda keşfettiği, ölülere dokunarak yeniden hayat verme yeteneği anlatıyor. Ned büyüyor. Bir turtacı dükkanı açıyor. Bu yeteneğini de çok farklı bir iş için kullanmaya başlıyor. Sonuçta ortaya masal tadında bir dizi çıkıyor.

Benim böyle doğa üstü şeylere bir ilgim var. Böyle diziler de sanırım bunun için çok hoşuma gidiyor. Belki biraz (tamam kabul çok fazla) hayalperest olmamdan kaynaklanıyor olabilir bu durum.

Dün akşam yeniden izleme başladım. Hani diyorla ya "ingilizce dinlemek önemli, sevdiğiniz diziler izleyin." ben de bu gazla başladım. Bu aralar ben bununla oyalanırım artık.




Paylaş:

15 Mayıs 2015

Uçuşup Kaçışmayan Kuş Yapmışlar



Krakow'un kuşları bir alem.
Onlar yolda yürürken siz yol vermelisiniz.
Yoksa yüzünüze dik dik bakarlar.
Geçen gün parkta piknik yaptıklarını gördüm.
Siz kuşsunuz, hava mis, uçun biraz değil mi?
Yok yayılmışlar çimenlerin üstüne.
Gelen geçen turistlere bakıyorlar tüm gün.
Çok da haksızlık etmemek lazım.
Bazen uçuyorlar. Bakın bazen diyorum.
O zamanlarda da dikkat etmeniz lazım.
Eğer uçuş rotasında yürüyorsanız, size hiç acımadan çarpabilirler.
Öyle azıcık havalanıp, kafayı teğet geçeyim dertleri yok bu kuşların.
Hayat Krakow'un kuşlarına güzel...
Paylaş:

Nankörsün İngilizce


Tüm gün yağan yağmur mu beni böyle depresif yaptı anlamadım. Bir anda tüm umudum, akan sulara karıştı sanki yeniden. Anlayacağın yine diplerdeyim. Bu sefer yapacağım dediğimde, daha da çok dibe gömülüyorum. Bazı insanların dil konusunda yetenekli oldukları doğru, ama ben kesinlikle onlardan biri değilim. Birçok işte yeteneğim olduğu da doğru. Arkadaşlarımdan övgü aldığımda. Fakat konu dil meselesi olunca kendimi tamamen aptal hissediyorum.

İki gündür okuduğum kitaptan, çalıştığım dersten de bir şey anlamıyorum. Bugün kitabı okurken kendi kendime sinir olmayı bile başardım. Bu ne iğrenç bir telaffuz diye. Yok mu bunun kolay bir yolu. Hep böyle sinir harbimi yaşamalıyım. İnsan kendi kendiyle kavga ederken ne kadar verimli olabilir ki. Olamaz işte sonuç ortada. Eğer kendimle barış imzalamış olsaydım, bu saatlerde bu satırları yazana kadar yatağımda mışıl mışıl uyuyor olurdum.




Paylaş:

Bitmeyen Engeller Silsilesi

Krakow'a geldiğim günden beri verimli bir şekilde dikiş dikmeye başlayamadım. Taşınırken dikiş makinamın başına gelenleri daha önce yazmıştım. Kırılmadı fakat artık eskisi gibi de değil. O hali ile birkaç çanta dikmeyi başardım. Lakin; dünden beri motora her basışımda acayip sesler duyuyorum. Bugün içini açmayı denedim. Açıkcası verimli bir sonuç çıkmadı ortaya. Ses her defasında artıyor. Böyle olunca çalıştırmadım artık. Bir servis buldum. Hafta sonu eğer başarabilirsek, makineyi servise götüreceğiz. Bu durum açıkcası çok canımı sıkıyor. Makinem ile aramda bir duygu bağı oluşmuş. Onu öyle görünce, çalışmadığına şahit olunca gerçekten çok canım acıyor.

Her defasında keşke onu bu maceranın içine sokmasaydım diyorum. Alırdım burada bir makine. Şimdi elimdeki makinemden de olmak üzereyim. Taşınma masrafı, servis masrafı zaten yeni bir makine kadar olacak.

Sonra da diyorlar ki insan kendi şansını kendi yaratır. Nasıl olacakmış bu durum acaba? Bir işim de sorunsuz sonuçlanmaz benim. İlla sonuna kadar sıkılmalıyım. Tüm sinirlerim alt üst oluyor her defasına. Tüm hevesim kaçıyor. En sonunda bir çözüme ulaşıyor fakat ruhumda bir çok hasar bırakıyor. Sonrasında bende hiç şans yok diye yakınıyorum.

Umarım bir gün bu şans olayını çözebilirim. Bunun bir formülü varsa lütfen paylaşın benimle.
Paylaş:

11 Mayıs 2015

Karamazov Kardeşler - Dostoyevski



Bu kitabının bende arap saçına dönen bir hikayesi var. Yanlış hatırlamıyorsam üniversite yıllarımda , Suç ve Ceza'yı okudum. Dostoyevski hayranlığımda o kitap ile başladı. Daha sonra Karamazov Kardeşleri okumaya karar verdim. Gidip 2 cilt halinde satılan kitabı aldım. Daha okuyamadan bir arkadaşım bende kitabı istedi ben de  kıramayıp verdim. Fakat kitap bana geri gelmedi. Bu durumda çok net bir karar almamı sağladı. Artık kimseye ödünç kitap vermeyecektim. Üstünden 10 seneden fazla zaman geçti. Ben o gün, bu gündür kimseye kitaplarımı vermem. Bana "Yasemin sen bitirdikten sonra ben de okuyayım bu kitabı " diyen biri çıkarsa, çok net bir şekilde kitaplarımı kimseyle paylaşmadığımı, fakat isterse onun için alabileceğimi söylerim.

Çok kitap okudum bu 10 yıl boyunca. Aklımın bir köşesine her zaman bu kitap vardı. Krakow'a gelmeden önce yeniden satın aldım Karamazov Kardeşler'i. Valizde ilk yerine alanlardan biri oldu kendisi. En sonunda geçen gün okumaya başladım. Ne gariptir ki kitabı elime her aldığımda, bu anıyı hatırlarım. Evet o ilk aldığım kitaba bitmeyen bir özlemim olduğu doğru.
Paylaş:

Obwarzanek




"Obwarzanek " kendisi Krakow simidi olur. Tadı tam olarak bizim simit gibi değildir.
Genelde yaşlı teyzeler ve amcalar satar  bu simidi. Yağmur, çamur, kar, kış demeden devamlı hazırdırlar satışa. Benim gördüğüm kadarıyla 3 çeşidi var. Peynirli , haşhaşlı  ve susamlı. Ben haşhaşlısını seviyorum. Diğerlerini denemedim daha. Tanesi 1.50 veya 1.60 Zloty. Bir rivayete göre Polonya'da sadece Krakow'a özgüymüş. Diğer şehirlerinde yokmuş. Tabi gidip görmediğim için, ne denli doğru bir bilgi bilmiyorum. 
Bana buralarda çay ve simit keyfi yaşattığı için Krakow simidi yapanlara, teşekkür etmeyi bir borç bilirim :)

Sanırım hafif hafif yemek özlemi duymaya başladım bu günlerde. Geçen haftadan beri aklımda çiğ köfte var.  Dün gece de rüyamda iskender yapıyordum :) Sabah kalktığımda aslında aklıma yattı. Buralarda dönerci dükkanları var. Eti alsam gerisini pıt diye yaparım ki ben :) 



Paylaş:

7 Mayıs 2015

Kötü haber tez duyulur



Dün belkide bloglarda okuyabileceğim en kötü yazıları okudum. Her yazıda, severek takip ettiğim bir bloggerin ölüm haberi paylaşılıyordu. Okuyunca çok hüzünlendim. Blogunu okuyanlar bilir. Cihan'ın bahçesi, içi neşe dolu , rengarenk ve çok içten paylaşımları olan bir bloggerdi. Herkes gibi dünyada ki yaşamını tamamladı ve gitti.  Huzur içinde uyusun. Bizimde er ya da geç başımıza gelecek. Farkındayım. Fakat yaşamın koşuşturmasına dalıp , ölüm gerçeğinden o kadar uzaklaşıyoruz ki. Tanıdığımız veya hiç karşılaşmasak bile yazıları ile hayatına dahil olduğumuz insanların gidişi bizi etkiliyor. Belkide bu vesile ile hayatı çok ciddiye almamamız gerektiği gerçeğini hatırlıyoruz.
Ne küçük şeylere takıyoruz kafamızı.
Önem verdiğimiz şeylerin öncelik sırası değişiyor.
Yaşamdan tat almaya değil , onun peşinden koşmaya çalışırken buluyoruz kendimizi.
Belki bir bardak su ve güneş yeterken bize, biz hep daha fazlasını istiyoruz.
Daha fazlası için kendimizi paralıyoruz , çabalıyoruz ve bir gün bitmek bilmez isteklerimiz altında ezilmeye başlıyoruz.
Bazen durup soluklanmak gerek.
Ruhumuzun sesine kulak vermek gerek.
Herkesin yaşadığı gibi değil , mutlu olduğumuz şekilde yaşamak gerek.
Çünkü bu hayat bizim ve bir tekrarı daha yok.




Paylaş:

4 Mayıs 2015

Coherence - Eşevreli Haller İle Evde Sinema Keyfi




Dün akşam bir film keyfi yaptık. Coherence, düşük bütçe ile çekilen bir bilm-kurgu ve gerilim filmi.
Filmde kuantum fiziği ile eşevreli haller konusunu çok güzel bir şekilde işlenmiş. İzlerken oldukça zevk aldım. Puzzle parçalarını birleştirmek gibiydi. Bana daha önce izlediğim Üçgen adlı filmi andıran bir konusu vardı.

Konusunu özetleyecek olursam;
8 arkadaş akşam yemeği için bir evde toplanırlar.Yemekte, dünyanın çok yakınından geçmekte olan bir kuyruklu yıldız hakkında konuşmaya başlarlar. Daha önce yaşanan tuhaf olayları anlatıp eğlenirler. Fakat dünyanın çok yakınından geçen kuyruklu yıldızın ektisi ile olağanüstü olaylar yaşanmaya başlar. İlk önce cep telefonlarının ekranları patlar ve internet kullanılmaz hale gelir. Daha sonra her yerde elektrik kesintisi gerçekleşir. Elektriklerin gelmesinden sonra ise işler tamamen karmaşık bir hal alır. Eğlenceleri garip bir sürece girmeleri ile son bulur. Ve içinde bulundukları bulmacayı çözmeye çalışırlar.
Bu aralar bir film izlemek isterseniz, ve bilim kurgu filmler ilginizi çekiyorsa, bu enteresan filmi tavsiye edebilirim.


Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.