15 Kasım 2017

Kahve Bahane #9

Sancılar içindeyim. Fiziksel değil, ruhsal. Ne güzel Berlin'e gittim geldim. Bloguma yazacak çok şey birikti dediğim andan itibaren bir tür tıkanma yaşıyorum. Biraz pesimist bu giriş ile şeytanın bacağını kıramasam bile çatlatmayı başardım.


Berlin hakkında methiyeler düzmeyi isterdim. Evet! Berlin, tam bir Avrupa şehri. Büyük şehir olmasının artıları ve eksileriyle dolup taşmış durumda. Lakin Hitler bu günü görse bileklerini keserdi. Berlin sokaklarında gerçek bir Almana rastlama ihtimaliniz, bir Türk vatandaşına rastlama ihtimalinize kıyasla çok düşük. O kadar insanın (Yahudilerin) ahı yerde kalmamış demek yerinde olur. Krakow'un sakinliğine, huzuruna çok alıştığım için bana üç gün yetti. En tedirgin olduğum konu karşıdan karşıya geçmekti diyebilirim. Çoğu yerde yaya geçidi yok. Kendini arabaların önüne atan insanlar görmeniz çok olası. Ayrıca arabalar yayaları görünce frene basmıyorlar. Yasemin yapma şimdi, "Türkiye'de de durum aynen bu" demeyin. Ben üç senedir bu durumun tam tersini yaşıyorum. Ayağımı yola attığım anda, sağlı sollu trafik duruyor. Krakow'da yaşayan sürücüler bu konuda çok duyarlı.

Konu trafikten açılmışken sizi Ampelmann ile tanıştmanın vakti geldi demektir. Berlin'in trafik lambalarındaki adam şekilleri bizim bildiğimizden çok farklı. Eğer trafik ışıklarında ampelmann'i görüyorsanız, Berlin'in doğu tarafında geziyorsunuz demektir. Batı tarafına geçtiğinizde bildiğimiz klasik görümümdeki ışıkları görmeniz mümkün.



Gittiğim her şehirde kitapçı gezmeye bayılırım. Berlin'de de harika bir kitapçı görme şansını yakaladım. Dört katlı devasa bir kitapçıydı. İnsan böyle kitapçıları gezdikten sonra Türkiye'de yer alan kitapçılara kitapçı diyesi gelmiyor.




Şıpsevdi diye bir sakız vardı. Halen var mı emin olamadım şimdi. Onun karakterleri ile çok tatlı 2018 yılı takvimi yapmışlar. İngilizce olsa alırdım.



Raflarda farklı kitaplara rastladım.


İlgimi çekenlerden biri ise " Bir gavurun İstanbul'u keşfi" adlı kitaptı. Kitap Almanca ve Türkçe olarak yazılmış.

 Bu ise mini kitaplardan biri. Tam metinde basılan bu kitaplar yolculuk için çok ideal. Bende birkaç tane var. Okuması da sanıldığı kadar zor değil.


Bu raflar ise Türkçe kitaplara ayrılmış.


Bol bol gezip yemeğe oldukça az vakit ayırdım. Berlin'e gitmişken Almanların meşhur sosisinden yemeden ve birasından içmeden dönmedim. Gitmeden sevgili Ezgi'nin tavsiyesi üzerine çok güzel Türk yemekleri yiyerek, altı aylık lahmacun ve kebap özlemimi de gidermiş oldum.



Sokaklarda gezerken, gözüme devamlı açık ofisler çarptı. Ne güzel düşünülmüş. Sanırım gün ışığından mümkün olduğunca faydalanmak için yapılmışlar. Camın kenarında yer alan masalarda çalışmak güzeldir. İnsanın ruhu açılır. Geçmişi düşününce adamların duvarlara karşı bir antipatisinin olduğunu da göz ardı etmemek lazım.

Konu duvardan açılmışken utanç duvarını görmeden dönmedim. Birbirine paralel olarak örülen duvarların arasında, zamanında askerler geziyormuş. Şimdi duvarlar grafitiler ve farklı çizimler ile dolup taşmış durumda. Eskiden askerlerin gezdiği yollarda ise turistler geziyor. Sizin için de birkaç kare fotoğraf çektim.









Alışılmışın dışında bir kahve bahane yazısı oldu. Dilimin döndüğünce, Berlin'in bana hissettirdiklerini yazdım.
Berlin'e gitmeyi planlıyorsanız ve/veya Berlin hakkında daha detaylı bir yazı okumak istiyorsanız, daha önce kaleme aldığım Berlin müzeleri ve Berlin'de gezilecek yerler  adlı yazılarım size yardımcı olacaktır.
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşene kadar kendinize iyi davranın. Sevgiler.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

10 Kasım 2017

Berlin Müzeleri

Berlin için tam bir müze kenti demek yanlış olmaz sanırım. Müzeler adasında yer alan ihtişamlı yapıları ve içinde yer alan eserlerini yakından görme şansını yakaladığım için mutluyum. Bu yazı sadece müzelere ait görsellerden oluşacak. Hazırsanız başlıyoruz.


1- Bode Müzesi

1897 yılında yapılmaya başlanan müze 1904 yılında tamamlanmış. İçinde gotik heykeller, madeni paralar ve ağırlıklı olarak Bizans sanatına ait eserler var.



Müzede İsa ve Meryem heykellerine oldukça geniş bir alan ayrılmış. Bu nedenle ben oraları hızlı bir şekilde gezdim. Gözüme takılan ilginç figürler ile süslenmiş bu sandalyeyi size de göstereyim istedim. Cam ve ışıklardan dolayı pek net bir görsel elde edemedim.



Ben de sanata azıcık uçundan dokundum.


2- Pergamon Müzesi 

Bergama müzesi. Adında da anlaşılacağı gibi içinde Bergama'dan birçok eser barındırıyor. Bu müzeyi gezerken sinirlendiğimi itiraf etmeliyim. Adamlar resmen Bergama'yı Almanya'ya taşımayı başarmış.








3- Alte Nationalgalerie Müzesi

19. yüzyıl sanat eserlerinin sergilendiği bir müze. İçinde Ölüm temalı tabloları oldukça ilgimi çekti.




Müzede beni en çok heyecanlandıran an tabii ki bir Van Gogh tablosu görmekti. Loving Vincet adlı sinema filmin başlangıç sahnesinde yer alan mekandı.



4- Altes Müzesi

Antik çağa ait eserlerin sergilendiği müze. Görünüşü oldukça heybetli. Böyle büyük bir müzeyi gezmeyi en sona sakladığımız için yorgunluğumu müzenin merdivenlerine oturarak yenmeye çalıştım. 





5- Berlin Dom

Bir katedralde olması gereken her şey bu katedralde mevcut. İhtişamlı heykeller, kral mezarlıkları, İsa  ve Meryem figürüleri. Ayrıca 270 basamak çıkınca kuş bakışı Berlin'i görme imkanı da sunuyor.











İki buçuk günde mümkün olduğunca geniş bir zamanı müze ziyaretlerine ayırdım. Gittiğim şehirler müzeleri ve kitapçıları gezmeye vakit ayırmayı çok seviyorum. Berlin'de müzelerin yanı sıra beni büyüleyen bir kitapçı gezme şansını da yakaladım. Onun için ayrı bir yazı yazmayı planlıyorum. 
Şimdilik benden bu kadar.
Yeniden görüşünceye kadar kendinize güzel davranın. 
Sevgiler.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

8 Kasım 2017

Berlin'de Gezilecek Yerler


Çarşamba günü başlayıp cumartesi günü biten; küçük ama dolu dolu geçen bir gezi yazısı ile buradayım. Rotamız Lehlerin deyimi ile sessiz komşu olan Almanya.
Krakow ile Berlin arası uçak ile bir saat sürüyor. Berlin'de iki havaalanı var. Ben, ryanair ile Schonefeld havaalanına gittim. Şehire ulaşım trenle oldukça ucuz. Şehir merkezine 3,40 Euro vererek, yirmibeş dakikada ulaştım.
Berlin için kısa bir gezi planı yapmak istiyorsanız bu notlar tam sizlik. Hazırsanız başlıyorum.

Berlin'de Gezilecek Yerler 

1- Müzeler Adası


1999 yılında Uniesco Dünya Miras listesine girmiş bu ada üzerinde beş adet müze yer alıyor. Gittiğim dönemde müzelerden biri bakımda olduğu için ben dört müzeyi gezebildim. Adanın tam karşında yer alan Altes müzesi de dahil; tüm müzeleri ziyaret etmek için 18 Euro vererek hepsinin kapılarını açacak bir bilet almak en iyisi. Müzeleri gezmek için en azından yarım gün ayırmanız gerekli. 
*Müzeler hakkında, bol fotoğraf içeren bir blog yazısı hazırlıyorum. Hazır olunca linki buraya ekleyeceğim. 

2- Berlin Dom (Katedral Müzesi)

15. yüzyılda inşa edilmiş olan bu katedrali gezmek için 7 Euro'yu gözden çıkarmalısınız. Neo barok tarzında inşa edilmiş görkemli bir yapı. II. Dünya Savaşı'nda çok hasar görmüş. 114 metre yüksekliğinde olan kubbesine çıkmak için 270 basamağı ve dar koridorları göze almanız gerek. Yukarıda güzel bir şehir manzarası sizi bekliyor olacak. Prag veya Porto'ya kuş bakışı bakmak ile aynı değil. Onu şimdiden söyleyeyim. 

3- Reichstag ( Parlamento Binası)

Berlin'de en fazla ziyaret edilen yerlerin başında geliyor. 1894-1933 yılları arasında parlamento binası olarak kullanılmış bina, 1933 yılında çıkan yangından sonra kullanılmaz hale gelmiş. 1999'da restorasyon çalışması ile yeniden parlemento binası olarak kullanılmaya başlanmış. İçeri girmek için yanınızda geçerli bir kimlik belgesi olması zorunda. Sizi kayıt altına alıp pasaportunuza el koyuyorlar. Üstünde yer alan cam kubbeden Berlin manzarasını izleyebilirsiniz.

4- Brandenburger Tor ( Brandenburger Kapısı)


1788- 1791 yılları arasında inşa edilmiş. Berlin'in en gösterişli yapılarından biri. Üzerinde Quadriga heykeli var. Quariga zafer alaylarının simgesidir. Kahramanların arabası olarak da bilinir.

5- Holocaust Anıtı (Memorial to the Murder Jews of Europe)


Öldürülen Yahudilerin anısına yapılmış anıt. Sütunlar mezar taşlarını andırıyor. 

6- Postdamer Platz


Modern mimarinin yer aldığı meydan. Savaş öncesi en hareketli meydanlardan biriyken Berlin duvarının tam ortasından geçmesi ile ikiye bölünmüş. Meydanda duvarın kalıntılarılarına rastlamak mümkün. Fakat trafiği engellediği için duvarın yeri değiştirilmiş. Gelen turistler duvara sakız yapıştırıyorlar. Bu bir gelenek haline gelmiş. Köprüye kilit, duvara sakız turistlerin en zevk aldığı aktiviteler arasında sanırım.

7- Alexander Platz

İstanbul için Taksim neyi ifade ediyorsa, Berlin için de Alex meydanı aynı şeyi ifade ediyor. İnsanların buluşma noktası. Yakınında devasa bir Neptün çeşmesi var. Ayrıca 368 metre yüksekliği ile Almanya'nın en uzun yapısı olan Frensehturm da bu meydanın yakınında yer alıyor. 

8- Haus am Checkpoint Charlie ( Kontrol Noktası)

Batı ve doğu Berlin arasındaki geçiş kapısı. Berlin duvarının var olduğu dönem içinde Amerikan ve Sovyet askerleri duvarın yakınlarında kuş uçurtmazlarmış. Geçiş yapanların gözüne sokulan "Amerika bölgesini terk ediyorsunuz" yazısı halen orada mevcut. Şimdilerde sembolik olarak duran kontrol noktasında askerler gelen turistler ile fotoğraf çektirmekle meşgul. Bunu bedava yapmadıklarını söylemekte fayda var. 

9- Oberbaum Bridge


1896 yılında inşa edilmiş Kreuzberg ve Friedrichsain'i birbirine bağlayan köprü. Mimarisi oldukça göz doyuruyor. Bir diğer özelliği ise berlin duvarının yanı başında olması. Köprüyü ziyaret ettiğinizde Friedrichsain tarafında utanç duvarının bir sanat eserine dönüşmesine tanıklık edebilirsiniz.

10- Kreuzberg Mahallesi: 

Aslında Türkiye'den gidiyorsanız hiç uğramayın diyebileceğim bir yer. Çünkü Kreuzberg sınırına adım atar atmaz, her şey aniden Türkiye gibi oluyor. Farklı bir yerden gidiyorsanız türk yemekleri yemek için gidilebilecek bir yer. 

Bunlar maddeler halinde Berlin'de gezilecek yerlerin listesiydi. Berlin gezi notları adlı yazımda, kendi izlenimlerime de yer vereceğim.
Şimdilik sevgi ile ile kalın.
Görüşmek üzere.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

30 Ekim 2017

Kahve Bahane #8


Her şeyin başı sağlık. Bu ara büyük olmamakla birlikte canımı sıkan sağlık sorunları ile uğraşıp duruyorum. 3 senedir Polonya'da dişçiye gitmemek için direnip, kendimi Türk doktorlarına emanet etmekten dün itibariyle vazgeçtim. Müsebbibi ise perşembe akşamı başlayıp, avuç avuç (mübalağa yapıyorum) ilaç içmeme rağmen dinmeyen diş ağrım. Şimdi geçici dolgunun rahatsızlığına alışmaya çalışıyorum.

Hep söylerim hastalıkları yok saymakta üstüme yok. Cuma günü diş ağrıma rağmen arkadaşın veda partisine gittim. Sanırım 5-6 saat içinde 3 ağrı kesici içtim. Pek işe yaramasa bile bu beni dans etmekten alıkoyamadı. 4 saat hiç oturmadan dans ettim. Kulağa çılgınca gelebilir ama ben dans etmeyi çok seviyorum. Arkadaşı Amerika'ya yolcu ediyoruz. Adamın tek hayali Amerika'ya taşınıp, silah sahibi olmak. Tüm gece nasıl silahlar alıp duracağını anlattı. Ayrıca çok ilginç bir hobisi var. Şeytan yaratabiliyor. Ben demiyorum. O diyor. Bunu bize uzun uzadıya anlatmıştı. Rusya'da bu iş ile ilgilenen bir grup varmış. Tarikat gibi bir şey. Biz çok gülerek dinledik anlattıklarını, o ise anlatırken çok ciddiydi.


Çarşamba günü burada yine bir dini bayram var. Büyük azizler günü gibi bir şey. Mezarlıkları ziyaret edecekler. Her yer çiçekler ile dolup taşacak. Biz de bu küçük tatili fırsat bilip minik bir Berlin gezisi ayarladık kendimize. Aslında Almanya'yı hiç sevmem ben. Nedense ismi de insanları da bana çok itici geliyor. 3 senedir burnumunuz ucunda olmasına rağmen adımımızı atmamamız bu yüzden. Hatta biletler, kalacak yerler hazır olmasına rağmen bir gezi planı çıkarmamam da buna dahil.
Berlin'e gitmeyi sadece Türk yemekleri yiyebileceğim için istedim desem yeridir. Burada türk mutfağından çok uzağız. İnsan lahmacunu ve kebabı özlüyor. 3 günlük gezide bol bol lahmacun ve bulursam çiğ köfte yemeyi planlıyorum. Döndüğüm de ise blogda bir gezi yazısı sizinle olacak.


Bu sıralar sözlükte ve diğer bloglarda gözüme takılan, Ayla adı bir film var. Bakalım burada vizyona girmesini bekliyorum. Şayet girerse uzun bir aradan sonra sinemada Türkçe bir film izleyebileceğim.

Film demişken, netflixe üye olduk. Şimdi oralarda takılıyoruz. Güzel filmler ve diziler var. Seslendirme ve alt yazı seçeneği çok işime yarıyor. Çizgi film izliyorum. Seslendirmesi lehçe, altyazısı ingilizce. Böylelikle bir taşla iki kuşu vurmuş oluyor muyum acaba?



Lehçe'de 3 haftada bayağı bir yol katettim. İlk bir hafta videodaki kız gibiydi tepkilerim. Şimdi her şey daha anlaşılır olmaya başladı. Ben de devam kararı aldım. Bir ay daha gideceğim. İşin en güzel yanı her an, her dakika lehçeye maruz kalmam. Bu maruz kalışlar ister istemez pratik yapma şansı sağlıyor. Anlamaya başladıkça bu dili sevdiğimi itiraf etmeliyim. Önceleri bana sadece ç ve ş harfinden ibaret gelen konuşmalar şimdi bir anlam kazandığı için mutluyum. Tek korkum maymun iştahlı oluşum. Umarım hevesim çabucak geçmez.

Paragraflar arası geçiş yaparken en azından uçundan azıcık konuları birbirine bağlama çabası içinde yazıyorum bu seriyi. Yazının başından beri sirkeyi bir konu ile ilişkilendirme çabam başarısızlıkla sonuçlandı. Bu yüzden konuya ani bir giriş yapmaya karar verdim.

Sirke ne garip bir sıvı. Salatalarının baş taçı, çamaşırlar için faydalı. Bunları biliyordum da geçen hafta küf konusunda da harikalar yarattığını öğrendiğimde; ya bu sıvıyı biz midemize göndermekle doğru mu yapıyoruz demeden edemedim. Banyomuzda havalandırma penceresi yok. Minik bir fan var. O da pek yeterli olmuyor. Bu nedenle banyonun tavanında küf oluşmaya başladı. Hem görüntü hem de sağlık açısından sıkıntılı bir durumdu. Acaba ne yapabilirim dedim. Google amcaya danıştım yine. Dert etme Yasemin sirkeli su ile sil gitsin dedi. Silene kadar hiç umudum olmadığını söylemeliyim. Hatta tavanı mahvedeceğim ve sanırım yeniden boyamak zorunda kalacağız düşüncesi ile kolları sıvadım. Aman iyi ki de sıvamışım. Tavan pırıl pırıl oldu. Küften eser yok. Böylelikle sirke, küf konusunda da harikalar yarattığını ispatlamış oldu.

Yeni ve yararlı bilgiler öğrenmekte ve biriktirmekte fayda var. Bu kahve bahane yazımda işe yarar bir bilgi vermemin haklı gururunu yaşarken, artık çarşaf gibi uzayan yazıma son verme zamanının geldiğini düşünüyorum. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere,
Kendinize güzel davranın.
Sevgiler.



✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.