hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Haziran 2019

Araba



Araba alacağını söylediği zaman çevresindekiler tarafından yadırgandı. Babasını vahim bir trafik kazasında kaybetmişti. Nasıl araba sürmeye cesaret edebilirdi. Hiç mi korkmuyordu. Bu söylemler arasında o ehliyet kursuna kayıt oldu. Direksiyon başına ilk geçişiydi. Eskiden babasıyla yaptığı uzun yolculuklarda babası ona tabelaları öğretmişti. Bu yüzden sınavları vermesi kolay oldu. Çok da eğlenceli bir grupla pratik eğitimini tamamladı. Sınav günü gelip çattığında, oldukça yüksek bir puan alarak ehliyetini aldı.

Aradan çok az bir zaman geçti. İlk arabasını aldı. Arabası badem kabuğu rengindeydi. Bir tanıdığıyla biraz alıştırma yapmaya karar verdi. Geceleri çıktı trafiğe. Direksiyon başındayken yapılan tüm eşek şakalarını (bir anda vitesi boşa almalar, koltuğun ayarı ile oynamalar tarzında olan şakaları) soğukkanlılıkla karşıladı. Pratik yaptıkları bir gün hızlı giderken, yola düşmüş olan boş bir bidonu (beş kiloluk plastik bidonu) arabanın altına aldı. İlk defa o zaman birine çarpsa nasıl hissedeceğini hissetti. Çok korktu. Ama bu ona büyük bir ders oldu. Ayrıca tünellerde araba sürmekten de nefret etti. Tünel ne korkutucu şeydi. Yaptığı pratikler sonucunda çok güzel araba kullanmaya başladı. Gece annesini ve kardeşlerini atardı arabaya, saatlerce araba sürerdi. O gidiş hepsine iyi gelirdi. Sıkıldığı ve yalnız kalmak istediği zamanlarda da Feridun Düzağaç'ı açardı, çekerdi deniz kenarına. Müzik dinlerken dalgaları seyrederdi. Ruhuna iyi gelirdi.

Yağmurlu havalarda araba kullanmayı çok sevdi. Yağmur cama vururken radyoda güzel bir müziğe denk geldiğinde keyfi katlanarak artardı. Gündüzden çok gece araba sürmeye bayılırdı. Karşıdan gelen araçların ışıkları onu rahatsız etmezdi. Hiç yorulmadan sürerdi yıldızların altında. Virajlı yolları düz yollara tercih ederdi. Tünele girdiğinde ya yüksek sesle şarkı söylerdi ya da saçma sapan konuşmaya başlardı. Onunla ilk kez tünele girenler verdiği tepkiye şaşırırdı. Yıllar geçti, polis fobisini yendi, tünel fobisini yenemedi.

Evlendiğinde badem kabuğu arabasını baba ocağında bıraktı. Düzenini oluşturduktan ve para biriktirdikten sonra beyaz bir renk arabası oldu. Uzun yolculuklara çıktı o araba ile. Tatile gitti. Arkadaş düğünlerine gitti. Beyaz arabası onu bir kez yolda bıraktı bırakmasına lakin o, onu sevmekten vazgeçmedi. Yaşadığı şehirden taşınırken beyaz arabasını arkadaşına sattı.

Uzunca bir süre geçmedi direksiyon başına. Arada bir araba kiraladı. Unuttum mu acaba derken, hiçbir şey unutmadığını fark etti. Her seferinde aynı keyifle sürdü. Ailesini ziyarete gittiğinde kardeşinin arabasını sürmeye devam etti. Baba ocağındaki badem kabuğu araba yerini beyaz bir arabaya bırakmıştı çoktan.

İşte bu kız, bu sene yine kardeşinin arabasını gece yarısı Mordoğan'dan İzmir'e sürdü. Virajlı yollarda, gece karanlığında arabayı sürerken o kadar keyif aldı ki aklına bu satırları yazmak geldi.

Ve yazdı.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

8 Nisan 2019

Kolektif Hikaye



Bu gezegende güneş sizin güneşiniz gibi sarı renkte asılı kalmaz gökyüzünde. Gezegenimizi aydınlatır ama bir rengi yoktur. Bu yüzde buraya "Beyazların Şehri" derler. Dünyalı varlıklar "dünya düz mü?" diye tartışırken; biz "zebra siyah üstüne beyaz mı, beyaz üstüne siyah çizgili mi?" diye tartışırız. Gezegenimizin adından etkilendiğimizden olsa gerek çoğu kişi zebranın siyah deri ile kaplı olduğunu ama güneşimizin ışınlarından dolayı beyaz çizgilerin sonradan oluştuğunu savunur.

İşte burası Beyaz Gezegen. Ben de Beyaz Gezegenin Beyazlar Şehrinde yaşayan bir canlıyım. Dünyalılar gibi iki elim, iki gözüm ve iki bacağım yok; ama dünyalı insanlar gibi "pazartesilerden nefret ediyorum". Her sabah bir fincan beyaz çay içiyorum. Beyaz çay bize dünyadan geliyor. Her sabah çayımı yudumlarken; "bu insanlar çayı içilebilir kılmayı nasıl düşünmüşler" diye kendi kendime soruyorum. Bu güne kadar bir cevap bulamadım. Cevabını bulamadığım bir diğer şey ise insanların söylemekten hoşladığı ve bizim ırkımıza hiçbir şey ifade etmeyen tekerlemeleri. Mesela bir insan neden "üç tunç has kayısı hoşafı" cümlesini kurma ihtiyacı duyar ki.

Bizim gezegenimizde zaman kavramı oldukça farklı. Örneğin; "Kitap okumayı çok özledim, zamanı durdurup, doyasıya kitap okumak istiyorum" dediğimde, ben zamanı durdurabiliyorum. "Kelebek" gibi uçmak istediğimde uçabiliyorum.

Bir diğer farklılığımız ise siz dünyalılar gibi giyinme ihtiyacımızın olmaması. Kıyafet kavramı bizim gezegenimizde hiçbir şey ifade etmiyor. Dünyalılar kendi aralarında konuşurken lafı her seferinde fazla kilolarına getirmeyi başarıyor. "tahmini ne zamana gider bu kilolar? Su ile mi beslenelim, ne yapalım artık?" diyenleri var. Zayıf birini gördüklerinde "hayat sana ne güzel, ne diyelim?" diyenler var. Bazen dünyalıları anlamakta oldukça zorlanıyorum. Tüm saçmalıklarına rağmen, dünyayı, dünyalıları yani "seni takip etmeyi bırakamıyorum." Bazen artık dünyalılar ile yani seninle tanışma zamanının geldiğini düşünüyorum. "Sürpriz sever misin?" bilmiyorum ve bu yüzden şimdilik seni uzaktan izliyorum.


Not: Bu mikro hikaye deneysel bir çalışmanın ürünü. İnstagram hesabımda, konu sınırlaması yok, aklınıza gelen şeyleri yazın dedim. Gelen yazıları birleştirerek bir hikaye yazmayı denedim. Tırnak içerisinde gördüğünüz kelime ve cümleler benim kelime ve cümlelerim değil. Ben sadece o cümleleri birbirine bağlayarak size ulaştıran bir aracıyım. Birbirinden bağımsız cümleleri bir araya getirmek pek kolay olmasa da eğlenceliydi.
Hikayeye katkısı olan herkese teşekkürü bir borç bilirim. Zaman ayırdığınız için teşekkürler.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.