16 Kasım 2015

Bir tilki misali


Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer  kürkçü dükkanıdır demiş atalarımız. Evet başlıktan da anlaşılacağı üzere Krakow günlerime geri döndüm. Malum kışı sert geçen bir yer. İzmir'den sonra güneşsiz ve soğuk günler pek ruhumu açmayacak gibi. Bir de başımda çalışmak için naz niyaz yapan bir çamaşır makinesi var. Sıkma programını algılamıyor. Sıkma programını çalıştırıyorum. Ön yıkamalı programı çalıştırıyor. Sıkmadan programı bitiriyor.Bu havalarda sıkmadan nasıl kuruyacak bu çamaşırlar hiç bir fikrim yok. Eee Yasemin servisi aramı diyorsun. Adamlara mail attık lakin geri dönen yok. Lehçe de bizde yok. Böyle makine ile sinir harbi yaşayıp durmaya devam sanırım. 

Paylaş:

2 Kasım 2015

Tatil ganimetleri

Uzun bir Türkiye tatilinin son 2 haftasına girmiş bulunuyorum. Sıcacık İzmir'i bırakıp, soğuk Krakow'a gitme vakti yaklaşıyor. Bu arada Türkiye'de boş durmadım. Üretebildiğim kadar ürettim. Bunlar Türkiye'de kalacak. Emeksensin üzerinden satışta şimdilik. Satıldıkları vakit, kargolama işini de annem yapacak. Yavaş yavaş Nachnuch için bizimkileride çalıştırmaya başladım :):)
Yolculuk heyecanından mıdır bilmem ama son bir kaç gündür içimden dikmek gelmiyor. Kumaşları elime alıp, hiç birşey yapmadan geri bırakıyorum.



İki adet büyük boy hobo çanta diktim. Kumaşlarını gördüğüm vakit çok sevdim. Renkleri çok canlı ve her çeşit kıyafet için uygun olduklarını düşündüm.  Anneme de mankenlik yaptırdım :)



 Bunlarda küçük boy olarak çalıştıklarım. Eline al çık modellerim. Kendimde kullanıyorum ve çok memnunum. Bazende çanta içi düzenleyici olarak kullanıyorum.




Bu çini desenli minik cüzdanlarımda şirin olmamış mı? Bunlardan bol bol dikip seneye  İzmir pazarlarında turistlere marifetlerimi göstermek istiyorum.


Bu kaftanlı çantayı ise kitap severleri düşünerek tasarladım. Daha önce pasaport çantası olarak küçük boyunu dikmiştim. 


Bu kindle kılıfını ise kendim için diktim.





Paylaş:

27 Ekim 2015

Aldığınız saçma sapan vergiler, burnunuzdan gelir umarım.

Verginin açılımı nedir? Neden vergi alınır? Alınan vergiler ile neler yapılır? Bu sorular çeşitlendirilebilir. 
Bugün saçma sapan bir vergi ödenemin tarifsiz duyguları içinde yazıyorum bu satırları. IMEI kayıt vergisi. Yurtdışından alınan elektronik cihazlar üzerinden, devlet sizi tırtıklamak için bir vergi türü uydurmuş. 
Bir yıldır Türkiye'den aldığımız telefonlarımızı ve elektronik aletlerimizi Polonya'da kullanabiliyoruz. Kimse hey kardeş vergi ödedin mi bakıyım sen bu cihaza demiyor. 
Buna rağmen adamlarının sokakları pırıl pırıl, sağda solda çöp görmeniz imkansız. Parkları her daim bakımlı. Kışın ( ki Polonya'nın kışı buradaki kışlar gibi değil. ortalama -20 derecelerde )  hayat felç olmaz. İnsanlar günlük yaşantılarına devam ederler. 
Şimdi siz de bir düşünün derim. Vergi neydi, neden alınırdı, o vergiler ile neler yapılırdı.

Son sözü aslında ilk başta yazmıştım ve yeniden tekrar ediyorum. Aldığınız tüm vergiler, burnunuzdan fitil fitil gelir umarım. 

 
Paylaş:

4 Ekim 2015

Türkiye'de İnsanlara Yardım Etmek Bile Zor


Bugün internette bakınırken, insanaların birbirine yardım etmesi ile alakalı bir video izledim. Onu izlerken geçen hafta yapmış olduğum yolculuk sırasında başından geçen iki olay geldi aklıma. Sonra dedim ki Türkiye'de insanlara yardım etmek bile zor. Neden mi?

İlk olarak, Zürih'ten ayrılırken yaşadığım macerayı anlatmak istiyorum.

Hikayemi anlatmadan önce kısa bir bilgi vereyim. Zürih havaalanında toplu taşıma araçlarında yararlanabilmek için bilet almak isterseniz ya bozuk paranız olmalı ya da kredi kartınızla almalısınız. Zürih'ten ayrılacağım gün, cebimde toplu taşıma araçlarında geçerli 24 saatlik bir biletim vardı. 
Uçuşum sabah olduğu için bir gün boyunca geçerli olan bir bilet cebimde kalmasın diye bilet makinasının başında uğraşan orta yaşlı bir baya biletimi verdim. Aramızda geçen dialog tam olarak  şöyleydi;

Ben: Merhaba
Bay: Merhaba 
Ben: Biletimi size vermek istiyorum. Benim uçuşum şimdi ve artık buna ihtiyaçım yok. Bugün akşam 8'e kadar bunu kullanabilirisiniz.
Bay: Gerçekten mi? Teşekkür ederim. Acaba şu durak nerede biliyor musunuz? (Telefonundan bir durak ismini gösterdi bu arada )
Ben: Maalesef ben sadece şu ve bu durakları biliyorum.( Haritadan 3 gün  boyunda gezdiğim durakları gösterdim) Lakin Zürih HB ana istasyon ve bu biletle oraya gidebilirsiniz.
Bay: Çok teşekkür ederim.
Ben: Rica ederim.

İşte bu kadar net ve kısa. Ben mis gibi iyiliğimi yaptım. Bence o beyefendi de oldukça memnun kaldı.

Şimdi gelelim aktarma yapıp İstanbul'dan İzmire geldiğimde yaşadığım olaya. Aktarma yolcuları valizlerini dış hatlar terminalinden alacaklar diye bilgilendirme yaptılar. Biz de dış hatlara doğru yürümeye başladık. 50 yaşlarında bir bayan yanıma yaklaştı. Acaba doğru mu duydum dedi. Valizlerimizi dış hatlardan mı alacağız. Ben de evet öyle olacak, isterseniz beni takip edin dedim. Demez olaydım. Şimdi aramızda gecen dialogun bir kısmını yazacağım.

Bayan: Sen nereden geliyorsun?
Ben: Zürih'ten
Bayan: Orada mı yaşıyor sunuz? İzmir'de mi?
Ben: Hayır. Ben Polonya'da yaşıyorum.
Bayan: Aaa çok enterasan ilk kez Polonya'da yaşayan bir Türk görüyorum. İşçi ailesi çocuğu musun yoksa öğrenci misin sen orda ?
Ben: Hayır benim eşim orada çalışıyor.
Bayan: Eeee peki para kazanabiliyor musunuz?
Ben: Evet.

Bu ara biraz soluk alabildi. Sonra tekrar kaldığı yerden devam etti.

Bayan:Ben Fransadan geliyorum. (Sanki çok umrumdaymış gibi) Orada yaşıyorum da ondan telefonum burada çalışmıyor. Senin hattından beni alacak otobüs firmasını arayabilir miyim?
Ben: Tabii ki.

Neyse telefonu kullandı. Uzun uzadıya konuştu. Ben valizi alıyım sizi yeniden ararım dedi. Ben de o arada valizleri alacağımız yere gittim. Valizleri beklerken yine başladı konuşmaya;

Bayan: Polonya'da Fransızca mı konuşuyorsunuz?
Ben: (Yuh artık dedim içimden. ) Tabii ki ona kibarca hayır dedim.
Bayan: Peki ne konuşuyorsunuz orada dedi.
Ben: Lehçe dedim.

Bu arada benim valimiz geldi. Hemen arkasından da bayanın valizi geldi. Ben valizi alıp yavaşça ilerlerken peşimden gelmeye başladı. Döndüm ve dedim ki;

Ben: Siz valizini aldınız mı?
Bayan: Evet. Gitmiyor muyuz?
Ben: Eee yetti be dedim, tabi öyle dümdük yüzüne değil. İçimden. Tabii ki gidiyoruz. Lakin ben lavaboya gidiyorum. Siz gelecek misiniz dedim.
Bayan: Aaaa dedi. Çokta üzüldü. O zaman ben gidiyim dedim.
Ben: Sizi iyi akşamlar dedim ve koşarak uzaklaştım.

İşte sevgili meraklı teyzeler, böyle yaparsanız kimsenin size yardım edesi gelmez. Hayır zaten birbirimizi belki 15 dakika göreceğiz şu hayatta. Nedir bu tüm hayatı öğrenme ve hayatınızı anlatma merakı anlamış değilim.

Paylaş:

2 Ekim 2015

Dikiş zamanı

Yerleşik düzenden göçebe hayatına geçiş yaptım sanırım. Hal böyle olunca , bundan en çok etkilenen Nachnuch oluyor. Şimdilerde İzmir'deyim. Anneme daha önceden aldırmış olduğum dikiş makinesi sayesinde bir kaç parça dikebiliyorum. Lakin aletlerimin ve çanta aksesuarlarımın hepsi Krakow'da. Bir kısım kumaşlarımda İstanbul'da :) Bu arada yeni kumaşlar aldım. Stoğa ekledim. Bunun sonu nereye varacak bilmiyorum. En sonunda küçük bir dükkan açıp kendimi yerleşik düzene oturtturmam lazım. Hayata geçirmek istediğim projelerim var. Bunun içinde kurulu bir atölyemin olması şart. Bu kadar hayıflandıktan sonra en son diktiğim çantamı görücüye çıkartma vakti geldi.

Çantayı emeksensin hesabıma ekledim. Satın almak isterseniz tık tık ..




Paylaş:

1 Ekim 2015

Zürih'e gitmemeniz için 9 neden

Zürih gezimi tamamladım ve  bu sefer farklı bir içerik ile gördüklerimi anlatmak istedim.
İşte Zürih'i ziyaret etmemek için 9 neden;

1- Gezinizden döndüğünüzde sizi bekleyen arabanızdan soğumak istemiyorsanız, Zürih sokaklarında kesinlikle gezmemelisiniz. Bir çoğunu sadece televizyon programlarında gördüğüm arabalar Zürih sokaklarında fink atıyor. Her köşe başında dudağınızı uçuklatacak arabalar görmeniz mümkün.




2- İşinize metrobüs veya otobüsle ile gidip gelenlerdenseniz, Zürih'in harika şekilde işleyen toplu taşıma sistemini görmemelisiniz. Beyniniz böyle bir düzen karşısında kısa süreli şok geçirebilir.  





3- Korna sesi sevenlerdenseniz, Zürih sokakları size çok sıkıcı gelebilir. Dünya'nın en pahalı arabası bende, dur bi havam olsun kornaya basayım da yaya geçidinden geçmeye çalışan insancıklar sağa sola saçılsın diyen nadide şöförler yok orada. 


4- Cebinizdeki telefon için (atomlarına kadar böldürüp ) taksit ödüyorsanız, teknoloji mağazalarını gezmemelisiniz. Kendime bir kindle aldım. 139 Frank. Burada çalışan ve Frank kazanan biri için oldukça ucuz. Aynı şey ithal ettikleri kıyafetler, ayakkabılar için de geçerli. 

5- Bir akşam yemeğine 100 TL verince, ne kadar da pahalıymış diyorsanız, Zürih sizi aç bırakabilir. Hiçbir restorana girip tıka basa yememelisiniz. Ortalama bir akşam yemeği kişi başı 40 Frank civarında. Türk parasına karşılığı 120 TL yapıyor. Bir sandviç 5 -10 Frank. Üç öğünü dışarıda yemeye kalkarsanız, günlük 80 Frank harcamayı göze almalısınız.


6- Hafta sonu bir Boğaz havası alalım diye yola çıkıp, trafik ile mücadele edip, şanslı iseniz park yeri bulabilenlerdenseniz, Zürih'te hafta sonu göl kenarına gitmemelisiniz. Kendi halinde gezen, yeşillikler içinde oturan ve gölde su sporu yapanları görmek canınızı sıkabilir.( Yaz ayları için hizmet veren harika plajından ve tertemiz olan suyundan bahsetmiyorum bile... )








8- Bisikletinizi sadece ara sokaklarda ve yazlık beldelerde kullanıyorsanız, Zürih trafiğindeki bisiklet yollarını ve park alanlarını görmemelisiniz. Döndüğünüzde şehrinizin trafik düzenine isyan edip, dur ya oradakiler sürüyorsa ben de sürerim diye yollara düşme isteği ile dolabilirsiniz. Eğer isteğinizi eyleme dönüştürecek olursanız, muhtemelen sonuç (eğer şanslıysanız) birçok kırık ile atlatılan bir trafik kazası olmaktan öteye geçemeyecektir. 




9- Türk Lirası kazanıyorsanız, Zürih'te 3 veya 4 günde harcayacağınız para ile farklı 2-3 Avrupa Şehri gezebilirsiniz. 

Bu yazdıklarım size etkilemeyecek ise gidin ve Zürih'in keyfini çıkarın. Zenginliğin ve rahatlığın hakim olduğu tipik bir Avrupa şehri olur kendisi.
Paylaş:

21 Eylül 2015

Bir günlük Alaçatı gezisi

Hafta sonu kızlar toplandık ve bir Alaçatı yapalım dedik. Hava oldukça güzeldi. İzmir'de yaşamak gerçekten bir ayrıcalık. Etrafında bir çok güzellik barındırıyor. Bir saat süren bir yolculuk sonrası Alaçatı'nın o harika taş evleri ile süslü sokaklarında bulduk kendimizi. Bol bol fotoğraf çektik. Damla sakızlı Türk kahvemizi yudumladık. Alaçatı sokakları İzmir'in gelinlerine ev sahipliği yapıyordu. Her köşe başında, dış çekim için bir ekip vardı. Alaçatı'dan ayrılamadan kumrucu Şevki'de bir torpil patlattık. Çayımızı ise Çeşme'de ki marinada içelim dedik ve soluğu marinada aldık. Çeşme'nin sokaklarında gezerken, kendime yine rengarenk bir ayakkabı buldum ve hemen aldım.

Bu sene farkettim ki hep renkli şeyler giymek istiyorum. Yazın, doğa o kadar canlı oluyor ki ona eşlik etmeden duramıyorum. Ben resmen yaz ayı için doğmuşum. Bunu bilir, bunu söylerim. Haftaya beş günlük bir Zürih macerası beni bekliyor. Bu güzelim sıcağı bırakıp, soğukla yüzleşmeyi pek istemiyorum açıkcası. Keşke her yerde, hep yaz olsa...












Paylaş:

18 Eylül 2015

Dövme maceram

İzmir'deyim. Hava sıcak, keyifler yerinde, kafam rahat. Böyle olunca da uzun yıllardır istediğim lakin bir türlü cesaret edemediğim dövme projemi hayata geçirmeye karar verdim.
Dövmeciyi biraz çıldırtmış olduğum doğru. Ben heyecanlanınca çok konuşurum. Aksine dövmeci arkadaşta sus pus bir adam çıktı.
20 dakika sürdü yapımı. Minicik bir dandelion ile ilk adımımı attım tattoo dünyasına.
Benim için bir çok anlamı var. 33 yaşımda kendime doğum günü hediyesi olarak yaptırdım. Temmuz ayında doğduğum için 7 adet  uçuşan tüycük olsun istedim. Bana hayatın ne kadar boş olduğunu ve hiç birşeyin aslında kalıcı olmadığını hatırlatacak her baktığımda.

15.09.2015 ve ilk dövmem benimle yaşamaya başladı. Çok özenle bakıyorum ona. Hayatı yeni yeni tanıyor. O da biraz şaşkın tabii. Bu günlerde güneşe pek tahammülü yok. Ben de huyunu suyuna gidiyorum. Şimdilik aramız çok iyi. Bazen biraz sızlıyor tek sıkıntımız bu. Buna da sıkıntı denemez. Her sızladığında ben burdayım. Huu huu diyor bana. Bende sen ne şeker şeysin öyle diyorum.
İşte bizim ilişkimizin boyutu. Sizin dövmenizle aranızdaki ilişki nasıl? Yazarsanız okumaktan zevk alırım.
Sevgiler.










Paylaş:

2 Eylül 2015

İstanbul'da misafir olmak

Sorunsuz geçen bir uçak yolculuğundan sonra artık İstanbul'dayım.  Tek sıkıntım havanın çok sıcak olması, onun haricinde günlerim dolu dolu geçiyor. Canım arkadaşlarımla hasret gideriyorum. Uzun sohbetlerimizi, kahkahalarımızı ve türk kahvesi keyiflerimizi çok özlemişim. 
İstanbul'da bir hafta daha kalabilirim. Sonrasında İzmir yolları beni bekler :) İnternetim sınırlı olduğundan, keyifli bir şekilde blogum ile ilgilenemiyorum. İzmir'e gidince herşey normala dönecek ;) İşte o zaman uzun uzun yazabileceğim.
Şimdilik hoşçakalın.
En kısa sürede görüşmek üzere,
Sevgiler.
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.