Spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2019

Hedef Yarı Maraton


Yazının başlığı yeni bir hedefin habercisi. Evet! Hedef yarı maraton. Kendime hedef koyup bunu gerçekleştirdiğimi görmeyi seviyorum. Kim sevmez ki? Blogun eski takipçileri koşuya nasıl başladığıma, kendimi nasıl geliştirdiğime ve gaza getirdiğime aşinalar. Biz senin bloga geçerken uğradık, bu yüzden de bi haberiz diyenler için yazının sonuna eski yazıların linklerini bırakıyorum.

Harekete geç, sağlıklı bir hayat için spor yap, spor salonlarında vakit geçir. Bunlar muhtemelen çok sık karşınıza çıkan sözler. Buradaki sözlere katılmakla birlikte en önemli noktanın insanın sevdiği ve zevk aldığı şeyi yapması. Yani biriniz yürüyüşten zevk alır, bir diğeriniz bisiklet sürmekten. Bu yüzden insanın kendine biraz zaman tanıması lazım. Ben koşuyu sevdiğimi zaman içinde anladım. Şimdi çevremdekilere koşuyorum dediğimde "ay ben hiç seviyorum, yapamam diyorlar" İyi de denedin mi? Bi dene bakalım. Denemeden neyi sevip neyi sevmediğine nasıl karar verebiliyorsun.

Az biraz serzenişte bulunduktan sonra geçen hafta sonu koştuğum gece koşundan bahsetme zamanıdır. 26 Nisan cumartesi akşam 10 km koşusuna katıldım. Bu benim ilk uzun koşumdu (antrenmanlarım dışında). Daha önce 3,5 km, 5 km ve 7 km koşusuna katılmıştım. 10 km'yi 66 dakikada tamamladım. Koşarken çok eğlendim. Yaklaşık 5.000 kişi ile koşmanın zevkini tattım. Kenarda bizi desteklemek için bekleyen çocukların ve insanların yanından geçerken çak bir beşlik yaptım. Madalyalarımızı alıp arkadaşlarla bu anıları ölümsüzleştirecek fotoğraflar çektirdim.  Koşu sonrası yaşadığım mutluluk hissi, tüm yorgunluğu unutturdu bana. Sonraki gün oluşan kol ve omuz ağrılarımdan bile zevk aldım. Bitirme çizgisine geldiğimde "işte bu Yasemin, şimdi hedefin yarı maraton yani 21 km koşmak" dedim.








Linkleri aşağıya ekledikten sonra Atatürk'ün güzel bir sözünü de buraya eklemek istedim.

"Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar."


https://www.birtutamkarinca.com/2018/10/kahve-bahane-31.html

https://www.birtutamkarinca.com/2018/09/kahve-bahane-26-kosuya-ozel.html

https://www.birtutamkarinca.com/2018/11/kosmasaydm-yazamazdm.html


Unutmayın, sevdiğiniz şeyi yaptığınız sürece yorulmazsınız. Sevdiğiniz şeyleri keşfedebilmeniz dileğiyle.

Sevgiler.
BTK

✄----------------------------------------------------------------------

Paylaş:

9 Mart 2019

Spor Yapmanın İncelikleri


Hadi bakalım hayırlısı. Hakkında milyonlarca yazı bulabileceğiniz spor yapmanın incelikleri adlı konuya dair ben de bir şeyler yazmaya geldim. Yazıya başlamadan önce, aşağıda okuyacaklarınızın tamamen kişisel tecrübelere dayalı olduğu gerçeğini göz ardı etmememizi rica edeceğim. Yani o site senin, bu site benim gezip, bilgileri alt alta sıralamadım. Hepsini uyguladım. İşe yarar olduğuna kanaat getirmek için uzunca bir süre bekledim. Uyguladığım yöntemleri maddeler haline getirdim. Şimdi işin en keyifli kısmı olan deneyimleri paylaşma zamanı geldi çattı.

1- Sporu iş olarak yapan kişilerin instagram ve/veya sosyal medya hesaplarını iç geçirerek takip etmekten vazgeçin! 


İç geçirerek tabiri, etrafımda ve takip ettiğim hesaplardaki yorumlardan çıkardığım bir gözlem. Profesyonel olarak sporla ilgilenenler tabii ki harika vücutlara sahip olacak. Nasıl bir öğretmenin bilgi birikimlisi, bir cerrahın tecrübelisi makbulse; spor yapan bir kişinin de tabiri caizse taş gibi olanı makbuldür. O hesaplar sizi motive ediyorsa takip etmeye devam edin. Ama bakıp bakıp sadece iç geçiriyorsanız hayatınızdan çıkarın. Çünkü sporda olumsuz düşünceye yer yok.

2- Kendinize uygun olanı aktiviteyi keşfedin!


Spor yaparken keyif alabilmeniz şart. Bu nedenle neyin size uygun olduğunu keşfetmekten çekinmeyin. Deneyin!
Mesela benim bisiklet ile olan aşkımı blogumu takip edenler bilir. Fakat spor salonunda beş dakika bile pedal çeviremiyorum. Bana her gün yarım saat spor salonunda pedal çevireceksin deseler, arkama bakmadan koşarak uzaklaşırım oradan. Bir daha da uğramam o salona.
Benim keyif aldığım şey kesinlikle koşmak. Bunu keşfetmem biraz zaman aldı. İlk başta ben öyle uzun uzadıya koşamam diyordum. Kışın koşu bandında, yazın da dışarıda uzun ve tempolu yürüyüşler yapıyordum. Bir gün erkek kardeşim abla jogging yapmayı denemelisin dedi. "Acaba nasıl olur? Denemekten zarar gelmez." dedim ve başladım. İlk başladığım zamanlarda 3 km'yi bitirebilmek bile bir başarıydı benim için. Zamanla hem tempom arttı. Hem de 3 km yerini 10 km'ye bıraktı. İlk zamanlarda ayak bileğimle ilgili sıkıntılar yaşadım. Doktorlar, röntgenler, kremler derken ayaklarım da tempoya ayak uydurdu. Koşuya başlayalı bir sene olacak. Bu bir sene içerisinde 3 yarışa katıldım. Ve bu sene katılmayı planladığım yarışlar var.

3- Şok diyetleri ve gördüğünüz her beslenme önerisini dikkate almayın!


Her gün bunu yerseniz, şunu içerseniz dal gibi olursunuz zırvalıklarını bir yana bırakın. İnternette var olan tüm beslenme çeşitlerini uygulamaya kalkarsanız işin içinde çıkamazsınız. Spor ve beslenmeyi ayrılmaz ikili gibi düşünün. Önemli olan uygulayabileceğiniz bir beslenme düzenine geçiş yapabilmek. Bir anda her şeyi kesip, kendinizi ve işleri yokuşa sürmeyin. Bu ay şeker tüketimimi azaltacağım diye yola çıkın ve ona odaklanın. Sonraki ay daha fazla sebze tüketeceğim diye ekleyin. Birkaç ay sonra mis gibi bir düzeniniz olacak. Ve yavaş yavaş geçiş yaptığınız için, yemememiz gereken şeyleri nasıl hayatınızdan çıkardığınızı anlamayacaksınız bile.  Beslenmeniz düzene girdiğinde sporun etkilerini daha fazla hissedeceksiniz, bu da sizi doğru beslenmede kalmak için motive edecek. Yani gitsin yağlı ve şekerli yiyecekler. Gelsin sıkı ve dinç bir vücut.

4- Hem pastam dursun, hem karnım doysun demeyin. Acı yoksa gelişimde yok. Bunu unutmayın!


Spora başlayanların en çok yakındığı şeylerden biri de kas ağrısı. Kas ağrısı aslında o kasın gerçekten çalıştığının habercisi. Yani güçleneceğinin sinyalini veriyor size. Bu yüzden "ay yok çok ağrıyor" der ve çalışmayı bırakırsanız, o kaslar kendiliğinden gelişmez. Peki kas gelişmesi neden bu kadar önemli? Kaslar güçlenirse, daha fazla yağ yakarsınız. İstediğiniz yağ yakmak ise o kaslara ihtiyacınız var . Bu arada korkmayın. Kaslar balon gibi şişen şeyler değil. Birinci maddede bahsettiğim hesapları takip edip, böyle şişmesin kaslarım demeyin. Onun için ciddi bir efor lazım. 
Bu noktada kendimden örnek vermekte fayda var. Bir senedir düzenli olarak koştuğumdan bahsettim. Ayrıca düzenli squat yapıyorum. Buna rağmen bacaklarımda herhangi bir kalınlaşma söz konusu değil. 

5- Tartıya bağımlı yaşamayın. Kendinize bir mezura alın!

Tartı her zaman sizi doğru yönlendirmez. Ayrıca kilo her şey demek değildir. Önemli olan aynada nasıl gözüktüğünüz. Genellemelerden kurtulun. Boyun bu kadar ise kilon şu kadar olmalı saçmalıklarını takılmayın. Kendinize bir mezura alın. Bel ve basen çevrenizi ölçün. Kas kütleniz arttıkça kilonuz artsa bile daha ince görüneceğiniz gerçeğini unutmayın. Yine kendimden örnek vereyim. 3 ayda bel çevremi 5 cm inceltmeme rağmen kilomda herhangi bir değişiklik olmadı. Yaptığım tek şey karın kaslarımı çalıştırarak bel çevremin sıkılaşmasını sağlamaktı.

6- Hareketlerin doğruluğundan emin olmak için kendi videonuzu veya fotoğraflarınızı çekin! 

Birinin sizi yönlendirmesi sevmiyorsanız ve antrenman sırasında özel bir eğitmen ile çalışmıyorsanız akıllı telefonunuz en büyük yardımcınız olacak. Hareketleri yaptığınız esnada kayıt edip sonrasında izlerseniz, duruş bozukluklarınızın varsa farkına varırsınız. Böylelikle yanlışlarınızı görüp zamanla hareketleri düzgün yaparsınız. Hareketlerin doğru yapılması hem kasın doğru çalışması için önemli, hem de sakatlık riskini ortadan kaldırdığı için yararlı. Ben, birinin beni yönlendirmesini sevmiyorum. Bu yüzden bir eğitmen ile çalışma fikri bana yakın gelmiyor. Kendi kendime denemek beni daha fazla motive ediyor. İlk önce hareketi internetten izliyorum. Sonra deniyorum.Ben ağırlığa, planka ve ip atlamaya ilk başladığımda bu yöntemi kullandım. Oldukça yararını gördüm. Şimdi basit yoga hareketlerine başladım. Aynı yöntemi uyguluyorum. 

7- Değişim için zamana ihtiyacınız olduğunu unutmayın!


Gelelim en sevdiğim maddeye. Herkes çok kısa sürede sporun etkilerini görmeye can atıyor. Lakin işin aslı öyle değil. Kendinizi toprağa dikilmiş bir fidan gibi düşünün. Filizlenmeniz ve çiçek açmanız için her gün sulanmaya, güneş ışığına ihtiyacınız olacak. Dikildikten bir hafta sonra dallanıp budaklanıp, çiçekler acmanızı beklemek aptallık olur.
İşte spor da böyle. Siz önce kaslara gerekli şeyleri vermeli, doğru beslemeli ve çalıştırmalısınız. Sonra zaman içinde kaslarınızın geliştiğine güçlendiğine tanıklık edeceksiniz. Ama unutmayın bu öyle bir haftada olacak bir şey değil. 

Değişim için başlamak ve sürdürebilirlik ilkesini korumak önemli. Yakın zamanda spora başlayacağım lafını rafa kaldırın ve kendinize bir güzellik yapın.
Başlayın! Zamanla ruhunuzda ve bedeninizde yarattığı olumlu etkileri gördükçe sporu bırakmak istemeyeceksiniz.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

9 Kasım 2018

Koşmasaydım Yazamazdım



"Koşmasaydım Yazamazdım" Haruki Murakami'nin kaleme aldığı bir kitap ismi. Kitaptan bir sohbet sonucu haberdar oldum. Okumak için listeye ekledim ve geçen günlerde başlayıp bu sabah bitirdim.
Kitap, Haruki Murakami'nin iki yıllık koşu serüvenini anlatıyor. iki yıllık süreçte dönem dönem kaleme aldığı notlarını bir araya getirip kitap olarak okuyucusuyla buluşturmuş.

Kitabın kısa tanıtımından sonra, koşunun bende hissettirdiklerini anlatmaya geldi sıra. Hayat rutinimin içine koşmayı da dahil etmeye başladım diyebilirim. Altı aydır, düzenli olarak koşmaya özen gösteriyorum. Bu süreçte üç yarışa katıldım. Gün geçtikçe de koşu performansım artıyor. Mesafeyi uzatabiliyorum.

Koşmak zor, ben koşamıyorum diyenler var çevremde. Böyle dediklerinde bir şans verin diyorum onlara. Belki çok seveceksiniz. Belki ruhunuza çok iyi gelecek. İnsan denemeden ona neyin iyi geleceğini bilemez ki!

İlk başladığım zamanlar iki kilometre koşmak bile beni nefes nefese bırakıyordu. Düzenli antrenmanlar sonrası bir gün bir baktım, dört kilometreyi çok rahat bir şekilde koşabiliyorum. Sonra yedi kilometrelik bir yarış vardı. Şansımı denemeliyim dedim ve kayıt oldum. Artık hedefim de belliydi. Bu hedef doğrultusunda çalıştım ve o gün gelince yedi kilometreyi bitirdim.



Bu hafta başı on kilometre için kolları sıvadım. Kendime yeni bir rota ve yeni müzikler buldum. Yol ayaklarımın altında aktı gitti resmen. On kilometreyi tamamladığımda başarmış olmanın mutluluğunu yaşadım. Zihnimin tam anlamıyla temizlendiğini hissettim.
Sürdürebilmek, ritmi kesmemektir. Uzun soluklu çalışmalar için bu önemli. Ritim bir kez belirlendikten sonra gerisi bir şekilde hallolur.

Kitaptaki en güzel sözlerden biri bu sanırım. Başarının sırrı kesinlikle bu.

Koşmak için belirli bir modda olmak da gerekmiyor. Keyifliyken koşuyorum, üzgünken koşuyorum, sinirliyken koşuyorum. Koştuktan sonra tüm o kötü düşüncelerden eser kalmıyor aklımda.
Koşunun hayatıma kattığı bir güzellik ise yazma isteğimi en üst seviyelere çıkarması. Keyifli bir günümdeysem, koşarken aklıma türlü şeyler geliyor. O kadar güzel yollarda koşuyorum ki, manzaranın güzelliği sanırım ruhumu işliyor. Bazen durup birkaç kare fotoğraf çekiyorum. Bazen de ritmimi bozmamak için gördüğüm güzel manzaraları kendime saklıyorum.

Bu hafta koşarken durup birkaç kare fotoğraf çektim. Şimdi sizi o fotoğraflar ve mikro hikayem ile baş başa bırakma vakti.







Puslu Kıtalar Atlasın'da bir Şato vardı. Şato'nun kalesinde Kör Baykuş yaşardı. Kör Baykuş, yoldan geçenlere; "Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın; Unutma Hiçbir Şey Eskimez Mutluluk Kadar" diye fısıldardı. Bunu duyanlar derin düşüncelere dalıp " İçimizdeki Şeytan olmasa, belki de mutlu olabiliriz" diye geçirirlerdi akıllarından. Birçoğu Çocukluğum geçti gitti. Şimdi benden geriye Bitik Adam kaldı diye hüzünlenirdi. Bazıları ise "olsun, Olduğu Kadar Güzeldik" derdi usulca.

Bu hikayede dokuz adet (daha önce okumuş olduğum) kitap ismi saklı. Bu hafta koşarken aklıma geldi. O zaman hikayenin kapanış cümlesini de yazıya en uygun olan kitap ile yapma zamanı;
"Koşmasaydım Yazamazdım"

Tüm kitap ve koşu severlere sevgilerimle.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

16 Ocak 2018

Kahve Bahane #12



Gezi yazılarını yazmaya başladığımdan beri, kahvemi yudumlayıp spotify listemi dinlerken kahve bahane yazısı yazmayı hep öteledim. Sanırım artık yazma vakti geldi. Şu an masada kahve yerine salep olsaydı keşke. Bol tarçınlı olanı makbuldür bana göre.
Geçenlerde bir yerde tarçınlı cappuccino içtim. Kendisine salepin yandan yemişi diyebilirim. Böyle soğuk bir memlekette, salep gibi güzeller güzeli içecekten bir haber olmalarına içerlendiğim doğrudur.

Soğuk dediğime bakmayın. Sanırım küresel ısınma buraları da etkisi altına almış. Ocak ayının ilk iki haftası hava oldukça güzeldi. 3 gündür gelen öldürücü soğukları saymazsak tabii.
Yağmuru sevmem ben. Yağmur altında yürümesi zordur. Islanırsın. Ama kar öyle mi? Kar tanecikleri gökten süzülürken huzur verir. Karlar üstünde yürürken insan çocuklar gibi şen olur. Kar özlemi var içimde. Umarım bu sene güzel güzel kar yağar buralara. Henüz tam anlamıyla kar yağmadı.
Varsın zaman aleyhime işlemeye devam etsin. Ben içimde öldürmediğim çocuğu canlı tutmaktan yılmayacağım. Bu aralar onu beslemek için bol bol diablo oynuyorum. Çocukluğumdan beri severim oyun oynamasını. Zamanında az The Sims, Tropico, Anno 1602 ve NFS oynamadım. Ne güzel oyunlardı.
Eskileri yâd etmeye başladığında insan yaşının ilerlediğini fark ediyor. Ayrıca içimin gizli bir köşesinde sallanan koltuğunda oturan bir Nazi Ana olduğu da doğru. Her zaman ona kulak versem olmaz. Biraz evhamlı kendisi, çoğu şeyi beğenmez. Arada onu mutlu kılmak için örgü örüyorum. İki tane atkı ördüm. Şimdi ikinci bere yolda. Dikiş ne alemde diye soracak olursanız, kapanmayan yaramı deşmiş olursunuz. Kumaşlar ve makine kış uykusuna yattı diyip, kıvırabildiğim en kısa yoldan kıvırmaya çalıştım.
Her sene bu yıldan şunu, bunu bekliyorum derdim. Bu sene bu cümleyi kurmadım. Bu sene kendimden tek beklentim altıncı ayın sonunda Lehçe konuşabilmek. Buraya bir dikkat çekmek isterim. Yıldan değil, kendimden beklentim bu. Şubat ayında yeniden kursa başlıyorum. Evde geçirdiğim bu ara dönemde de kelime ezberi yapmaya çabalıyorum. Verimli çalışmanın sadece çalışma kısmındayım. Umarım zamanla işin içine verimi de eklerim.

Son üç haftadır verimli olarak yapabildiğim şey ise spor. Artık hava şartları uzun yürüyüşler yapmak için elverişli değil. Yine spor salonuna tıkıldım kaldım. 30 dakik koşu bandında vakit geçirdikten sonra ağırlık çalışıyorum. Kaslarımda meydana gelen o yanma hissinden tarifsiz bir zevk almak işin bonusu. Arnold Schwarzenegger gibi olma hayallerim var. Şaka şaka. Sadece biraz kas kütlem artsın istiyorum. Yoksa Arnold kim, ben kim? İnsanın haddini bilmesi lazım. Haddini bilirken çok da alçak gönüllü olmaması lazım. Çünkü iyi niyet suistimali diye bir kavram ile burun burun gelebilir. Her şeyin bir dengesi var. İnsan olmanın zorluğu ise burada baş gösteriyor. Yaşamak kolay, dengeyi kurmak zor azizim.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

21 Kasım 2017

Buz Pateni Yapmanın İncelikleri


Buz pateni çok estetik bir spor. İncecik kızaklı paten sayesinde buzun üzerinde kuğu gibi süzülenleri hayranlıkla izledim bu güne kadar. Her izlediğimde de ben bunu denemeliyim dedim. Ve bu hafta sonu hadi bakalım gidelim de kayalım diyip, bir heves piste gittim. Patenleri kiraladım. Patenler ile pistte kadar yürüdüm. Sonrası ise tam bir trajedi. Buza adımımı atar atmaz korkudan gözlerim kocaman oldu. Kenara tutunarak kıyın kıyın ilerlemeye çalıştım ama nafile. Dizlerimin titremesine engel olamadım. Çıkışa gitmek için pisti yarım tur dönmem yaklaşık 20 dakikamı aldı. Bu süre zarfında yanımdan vızır vızır geçen minikleri görünce "tü sana Yasemin" demekten kendimi de alamadım. Asia'nın ve kendimin, kendime gaz verme işlemleri başarısızlıkla sonuçlandı. Asia'ya korkuyorum dedikçe, "Yasemin sen köpeklerden de korkuyordun ama bak şimdi onlarla nasıl sarmaş dolaşsın" dedi. Asia'nın tüm çabalarına rağmen kayamadan pisten çıktım. Kenarda oturup Asia'yı ve diğer kayan yüzden fazla kişiyi izlerken ben neleri yanlış yapıyorum diye düşünmeden edemedim tabii.


Şimdi size nerelerde yanlış yaptığımı yazayım ki, siz de bu işe niyetliyseniz okuyunuz ve benim yaptığım hataları yapmayınız.

1- Kendinizi kasarsanız bu iş olmuyor.
2- Ağırlık merkezinizi ortaya vermeniz lazım. Ben iki elimle kenara tutunmaya çalıştığım için hiçbir şekilde denge kuramadım.
3- Kaymaya başlarken dizlerinizi hafifçe bükmeniz ve kendinizi biraz öne doğru itmeniz lazım. Sopa yutmuş gibi durursanız arkaya düşme olasılığınız çok yüksek.
4- Tüm ağırlığı bacaklara vermek lazım. Mesela ben nasıl korkmuşsam artık tüm ağırlığı kollarıma verdim. Ertesi gün bacaklarımda değil kollarımda kas ağrısı oluştu.
5- Düşmekten korkmayın. Ben en çok bundan korktum. Düşmeyi düşündüğüm için olaya hiçbir şekilde konsantre olamadım.
6- Bu iş tamamen kas hafızasına dayalı. Bu nedenle kendinizi biraz kaslarınızın kontrolüne bırakmak lazım. Kaymaya başladığınız anda vücut kendini geri iterek durdurmaya çalışıyor. Bunu yapmasını engellemelisiniz.

Bunları buraya yazmak oldukça kolay aslında. Pratikte hepsini düşünmeden yapabilmek ise biraz zaman ve cesaret istiyor.


Polonya halkı buz patenine erken yaşlarda başlıyor. Neredeyse hepsi buz pateni yapmayı biliyor. Videoda da göreceksiniz minik minik çocuklar annesi veya babası ile pistteler.



2017 bitmeden denenecekler listesinde yer alan bir aktiviteye daha tik attım. Kendime bir şans daha vermeyi düşünüyorum. Çünkü ben yüzmeyi de böyle öğrendim. İlk gittiğimde havuza ayağımı sokabilmiştim. Sonra birkaç kez daha gittim ve en sonunda nasıl olduğunu anlamadan yüzmeye başladığımı fark ettim. Umuyorum ki buz pateninde de aynı performansı gösterebilirim.

Köpek korkumu nasıl yendiğimi merak ediyorsanız bu yazıya tık yaparsanız, sizi o yazıya ışınlayacak.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.