7 Aralık 2018

Mavi Damla


Kalbinin tam orta yerine mavi bir damla düştü. O ise tüylerini ürperten bu küçük damlayı yok olup gideceğini bildiği için önemsemedi. Daha önce kaç defa kalbine misafir olmuştu bu mavi damla. Ürpertisi geçtikten birkaç dakika sonra unuttu o damlayı. Yaşamına kaldığı yerden devam etti.

Damla, ilk önce düştüğü yere alışmaya çalıştı. Bu defa eskisi gibi sıcaklıktan buharlaşmaya hiç niyeti yoktu. Hayata sımsıkı tutunmaya karar verdi. Kendini büyütecekti. Bu sıcaklığı yok edecekti.
Günler geçtikçe katılaştı. Mavi bir buz parçasına dönüştü. İstediği oluyordu. Yavaş yavaş büyüyordu onun içinde.

Mavi damla büyüdükçe onu üşütüyordu. Zevk aldığı sabah kahvelerinin eski tadı yoktu artık. Yürüdüğü yollar huzur vermiyordu ona. Güneşli günleri çok sevmesine rağmen, artık güneş bile ısıtmıyordu içini. Bir şeyler değişiyordu ve o bu değişime bir anlam veremiyordu.

Zaman durmamak için yemin etmişcesine kendi ahenginde akıyordu. Günler haftaları, haftalar ayları kovalıyordu. Mavi damla ise her gün bir parça daha büyüyordu onun içinde.
Geçen bunca zaman sonunda, o artık aynaya her baktığında, içindeki soğukluğu hisseder hale gelmişti. Hiçbir şeyden zevk almıyordu. Hüzünlerinin, acılarının ve mutluluklarının ruhunda bıraktığı etkiler eskisi gibi değildi. Önce ruhunu teslim etmişti mavi damlaya. Şimdi sıra gözbebeklerindeydi. Çakmak çakmak bakmıyordu artık gözleri. Mavi damlanın donuk ışığı oraya kadar ulaşmıştı.

Kendine bile yabancılaşırken nasıl sevebilirdi bu hayatı. Mavi damlanın dokunlaştırdığı bakışları ile ellerine baktı kısa bir süre. Gördüğü eller onun değildi sanki. Parmak uçlarına kadar hissedebiliyordu mavi damlanın soğukluğunu, onu soğuttuğunu.

Tam bu düşünceler içinde boğulurken, ansızın kendini yok etme duygusu yerleşti aklının bir köşesine. Mavi damlanın esiri olan bedenini soğuktan korumak adına (ki üşümüyordu eskisi gibi, onunki sadece bir alışkanlıktı) paltosunu aldı. Evindeki ışığı kapattı ve kapıyı kilitlemeden evden ayrıldı. Merdivenlerden inerken nereye gideceğine dair bir fikri yoktu. Donan ellerini istemsizce paltosunun büyük ceplerine soktu. Bedeni gibi buz tutmuş şehrin karanlık sokaklarında yürümeye başladı. Alışkanlıktan mıdır bilinmez, adımları onu her gün işe giderken geçtiği minik köprüye doğru götürdü. Köprünün üzerinde geldiğinde havanın esintisine aldırmadan durdu. Donan nehiri seyretti donmuş gözbebekleri ile.

Usulca paltosunu çıkardı. Hissedemediği soğukla bütünleşti. Elleriyle köprünün tırabzanlarını kavradı. Botlarının ağırlıklarına aldırmadan parmak uçlarına doğru kalkıp, donan ruhunu ve bedenini hafifçe öne doğru itti. Gözleri donmuş nehir ile buluştu. Bu onun kırılacağı son noktaydı. Bedenini kalbi gibi buz tutmuş nehirin sularını üstüne bıraktı. Köprüden düşen bedeni, adeta bir cam bardak gibi tuzla buz oldu.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

Eski Yazılardan Seçmeler


Yükleniyor...