1 Temmuz 2020

Kahve Bahane #Yaz Dostum


Sağa baktık, sola baktık, kimi zaman oldu dedik, kimi zaman gemileri batırdık, yok gelmiyor artık derken en sonunda bize yaz geldi. Gelsin artık. Temmuz ayında da havalar kötü olmasın. Temennimiz bu yönde fakat Krakow'un sağı solu belli olmaz. Yeni normal kavramına yavaş yavaş alışırken bazı artıları yüzünden sevdiğimi söylemeden geçemeyeceğim.

Yeni normale başladığımızdan bu yana, hayatıma sabah sporunu yeniden soktum. Sabah alarm çalmadan uyanıyorum. İşe başlamadan bir saat yürüyorum. Bazı günler bisiklet sürüyorum. Araya koşuyu sıkıştırıyorum fakat bileğimdeki hafif sızı beni durduruyor. Spor sonrası daha verimli çalışıyorum. Kendimi daha enerjik hissediyorum. Bu yeni normalin artılarından biri.

Bizim ofis 1 Temmuz itibariyle kapılarını yeniden açtı. Ofiste işiniz yoksa gelmeyin diyorlar. Muhasebeci olmanın sevimsiz taraflarından biri kağıt kürek işlerinin olması. Sanırım ayda birkaç gün ofise gidip onları halletmem gerekecek. Tam olarak dijital arşive geçsek süper olur ama onu gel de denetçilere anlat. Onun dışında ofise adımımı atmayı düşünmüyorum. Evde mis gibi çalışıyorum. Klima savaşı, ışık savaşı, perde savaşı yok. Ve evden çalışmak kesinlikle verimliliğimi arttırdı. Tabii ki her şeyin bir iyi bir de kötü tarafı var. Sürekli evde olmanın kötü tarafı da sıfır sosyallik. Yine de şükretmeyi ihmal etmiyorum. Şimdiki evimde mis gibi balkonum var. Balkonumda bitkilerim var. Onlarla bol bol vakit geçiriyorum. Sanırım daha önce oturduğumuz evde oturmaya devam etseydim azıcık kafayı yiyebilirdim. Buradaki azıcık terimi pek bir iyimser oldu. Laf aramızda düpedüz tırlatırdım.

Ara sıra kendimi kötü hissediyorum. Bugün nehir kenarında bisiklet sürdüm. Bir ara suyun kokusu çalındı burnuma. Ah dedim. Bu sene bir deniz kokusuna hasret kaldık. Oysa ki ben deniz kokusunu da pek sevmem. İyot kokusu midemi bulandırır. Fakat denizi görmeyi özlüyorum. Dünya'ya gözümü açtığımdan bu yana deniz görmüşüm. Sanırım nedeni bu.

Özlem konularına girersem bu yazıyı salya sümük sonlandırabilirim. Zira sevdiklerimi, arkadaşlarımı özledim. Polonya, Türkiye ile uçuşları açmıyor. Ağustos ayına kadar açılmayacak dediler en son. Bakalım, Türkiye'yi ziyaret etme umutlarım sonbahara kalıyor. Ne diyelim. Sağlık olsun. Vuslat elbet gerçekleşir. Yeterki can sağlığı olsun.

Sağlık demişken, bu aralar bol bol video izliyorum. Sağlıklı yaşam üzerine. Bazılarını uygulamaya çalışıyorum, bazıları ise kulağa çok saçma geliyor. İzlediğim farklı videolardan sonra şunu gözlemledim. Herkesin kendine göre bir doğrusu var. Asıl mesele size mental olarak uyanı bulmak sanırım. Yoksa onu yap, bunu yap diyenler ile bu iş bir yere varmaz. Hatta daha da kötüsü olabilir, sağlığınızı kaybedebilirsiniz.

Kahve bahanelerim eski tadı kalmadı mı ne? Bir hevesle yazmaya koyuluyorum, bir yere kadar hiç düşünmeden sanki karşımda biri varmış da ben ona anlamıyormuşum gibi yazıyorum. Sonra bir anda, ne olduğunu anlamadan kal geliyor bana. Çok hızlı bir şekilde kesiliyor. Sanki aklımdaki kelimeler bir anda buharlaşıyor. Elimde kupam, öylece ekrana bakıyorum bir süre. Sonra diyorum ki ne yapalım sağlık olsun. Hatırlayamadıklarını da bir sonraki yazıda yazarsın. Sen yeter ki yaz dostum!

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

25 Haziran 2020

Polonya'dan Slovakya'ya Nasıl Gidilir?


Geldik gezinin ikinci kısmını anlatmaya. Daha öncesinden habersiz olanları Kahve Bahane Mini Tatil Şahane  adlı yazıya ışınlayalım. Eğer o yazısı okuyanlardansanız az sonra göreceklerinizden haberdarsınız demektir.

Polonya'dan yürüyerek Slovakya'ya geçişin öyküsü bu. Zaman zaman dere tepe düz gittiğimizin, dağlara tırmanıp en güzel peyniri satın aldığımızın, Trzy Korony (Dağ olur kendisi) uzaktan gördüğümüzün, bir kareyi ölümsüzleştirirken ölümsüz olduğumunuz, bir köprü yardımı ile ülke değiştirdiğimizin, Slovakya kıyısındaki uzun yürüyüşümüz, yorulup soluklanışımızın, uzun yürüyüş sonunda Polonya'ya giriş tabelasını görüp sevindiğimizin, sonrasında enteresan bir mekanda yemek yediğimizin ve bunu tekrar yapmalıyız düşünceleriyle geri döndüğümüzün öyküsü bu. Eğer bu anlattıklarım gözünüzde canlanmadıysa gelin size yardımcı olayım. Şimdi yavaşça ekranınızı aşağı doğru kaydırın. Üsteki öykünün bir fotoromana dönüştüğünü göreceksiniz.



























Paylaş:

18 Haziran 2020

Kahve Bahane # Minik Tatil Şahane


Mini mini bir virüsün evlerde bize hapis hayatı yaşattığı aylardan sonra, tatil yaptım. Değmeyin keyfime. Uzun bir aradan sonra ilk defa deliksiz bir uyku çektiğimi, sayamayacağım kadar rüya gördüğümü, kilometrelerce yol yürüdüğümü, yürüyerek ülke değiştirdiğimi, uçan leylek gördüğümü, harika lehçemle alay konusu olduğumu ve çok utandığımı, kamp ateşini aratmayacak güzellikteki ateşimizi ve etrafındaki eğlenceli sohbetlerimizi, hiç sevmemene rağmen nargileden birkaç fırt çektiğimi, akdeniz akşamlarını (bunun bu yazıda işi ne demeyin, çünkü ateş başında söylense söylense akdeniz akşamları söylenir dedi arkadaşım), kızım diye sevdiğim hayvanların erkek olduğunu öğrendiğimi, tüm engellemelere rağmen götürdüğüm kitabın yarısı okuyabildiğimi, ineklerle bol bol öz çekim yaptığımı, ilk gün gördüğüm her köpekten tırstığımı (köy köpekleri biraz daha saldırgan geliyor bana), sonraki akşam iki minik köpeği ellerimle beslediğimi uzun uzadıya size anlatmayacağım. Bunun yerine çektiğim fotoğrafları paylaşıyorum. Her kare geçirdiğim harika dakikaları ve huzur bulduğun anların hatırası olarak burada olmayı hak ediyor. Fotoğraflar oldukça fazla. Bu yüzden ülke değiştirdiğim fotoğraflar ile yürüyüş yaptığım yerlerin fotoğraflarını bir sonraki yazıda paylaşacağım. Beni izlemeye devam edin.


































Devamı gelecek...

Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.