14 Ekim 2017

Kahve Bahane #6

Bu hafta benim için biraz sancılı geçti. Geçen cumartesi sırt ağrısı ile uyandım. Krem ve ilaç takviyesine rağmen ağrı peşimi bırakmadı. Ağrı kesicilerin etkisi geçince slow motion durumuna geçiyorum. Böyle hareketleri kısıtlayan acılar hiç benlik değil. Ben, bir saat bir yerde oturamayan insanım. Salondan mutfağa geçerken ömrümden ömür geçiyor. Kaplumbağa hızı ile yaşamak gerçekten zor. Şu saatten sonra kaplumbağalara saygı duyuyorum. Eğer kaplumbağaysanız ve bir yerden bir yere gitmeye çalışıyorsanız, hayat sizin için çok zor.


Peki bu acı beni yerimde oturmaya mecbur etti ama ben dinledim mi? Hayır tabii ki. Ağrı kesicileri içip, hafta sonu yine bir klasik müzik konserine gittim. Bu sefer yanıma minik not defterimi almayı da ihmal etmemiştim. Müziği dinlerken aklıma gelenleri not aldım. Güzel bir kısa öykü yazabilirim.


Pazar günü sinemaya gitmeye niyetliydim lakin sırt ağrım yüzünden onu ertelemek zorunda kaldım. Buralarda harika bir film vizyona girdi. Adı, Loving Vincent. Filmi Van  Gogh'un hayatını, kendi tablolarıyla hazırlanmış bir hikayede izleme şansı veriyor. Benim gibi Van Gogh hayranıysanız, kesinlikle sizin de izlenecekler listenizde yerini alması lazım.


Rengi yeşil olan içeceklere karşı bir zaafım var. Yeşil renk Smoothie beni resmen kendine çekiyor. Bu güne kadar birçok değişik çeşidini tattım. Yasemin, bu smoothie nedir mi dediniz? Taze sebze ve meyvelerin püre haline getirilmesi sayesinde hazırlanan bir içecek demek doğru olur. En son içtiğimin içinde; yeşil ve kırmızı elma, kivi, muz, armut ve üzüm vardı. Ama benim favorim; ıspanak, marul, zencefil, avokado ve yeşil elma ile hazırlanmış olanı.


Yeşil renkten konu açılmışken,  yakın zamanda bir çorba tarifi denedim. Enfes oldu. Rengi de yeşile yakın. Pek yakında, kış aylarında içinizi ısıtacak çok sağlıklı bir çorba tarifi blogda yerini alacak.

Bu Krakow'da geçirdiğim ilk Ekim ayı. Daha önce bu dönemlerde hep Türkiye'de oluyordum. İşin aslı kentin en güzel zamanı kaçırıp duruyormuşum. Sanırım sonbahar en çok bu şehire yakışıyor. Yazın bol bol fotoğrafladığım o güzelim yeşil ağaçları asıl şimdi görmelisiniz. Kırmızı, sarı, kahverengi yaprakları ile en ünlü ressamların tablolarını solda sıfır bırakacak cinsten. Parklarda yürümenin ayrı bir tadı var. Sanırım ilk kez sonbaharı çok sevdim ben. Sokaklarda gezinirken çektiğim fotoğrafları genellikle instagram hesabımda paylaşıyorum. Bloga eklediğim fotografların kaliteleri çok düşüyor. Bu konudan çok muzdaribim. Eğer bu sorunun bir çözümü varsa ve beni aydınlatırsanız mutlu olurum.



Havalar soğuyunca pek dışarı çıkmadığımı biliyorsunuz. Şimdi gelelim beni bu soğuk havalarda dışarı çıkarmayı başaran şeye. Daha önceki kahve bahane yazılarımda acaba şöyle mi yapsam, böyle mi yapsam diye yazıp durduğum konuya bir netlik kazandırdım. Lehçe kursuna başladım. Haftada 3 gün 2,5 saat. Toplam 1 ay sürecek. Bu bir ay sonunda A1 seviyesinin yarısına gelmiş olacağım. Umudum o yönde. Oldukça yoğun bir şekilde ders işliyoruz ve her gün yeni şeyler öğreniyoruz. Giderek zorlaşıyor ve karmaşık bir hal alıyor. Bildiğiniz gibi Lehçe öğrenilmesi en zor dillerden biri. Her kelimenin kişi zamirine göre çekimleri farklı. Bundan böyle ingilizceye laf edecek olursam şaşı olayım.

Ders çalışmanın yanı sıra, renkli kalemlerimin eşliğinde, masa başında zaman geçirmeyi seviyorum. Mandala boyama kitabı almıştım geçen sene. Şimdi günde 10 dakikamı onu boyamaya ayırıyorum. Beni rahatlatıyor. Onun dışında, bu sene kendi ajandamı kendim hazırlamak için kolları sıvadım. İlk Bullet Journal denememi yaptım. Şimdilik kendisi ile aramız çok iyi. Detaylı fotoğrafları ile yakında o da blogda yerini alacak.  Pintereste sayısız çeşidi var. Hepsi birer sanat eseri sayılır. Çizim yeteneği olan kişilerin bullet journal ajandaları harika olmuş. Benim ajandam sanat eseri olmasa bile şirin oldu diyebilirim.

Türkiye ziyaretimde aldığım tüm kitaplar okundu ve biz kitapsız kaldık. Bu yüzden iki hafta önce kendime beyaz bir kindle aldım. Siyah olanı ise er kişisine verdim. Şimdi kitap okumaya tam gaz birlikte devam edebiliriz. Hafta sonları en büyük eğlencemiz kitaplarımızı alıp kitap kafeye gitmek. En son gittiğimiz kafeye resmen aşık oldum. Ayrıca menüde türk kahvesi bulmak benim için çölde su bulmaya eş değerdi. Türk kahvemi yudumlayarak saatlerce kitap okumanın zevkini hiçbir şeye değişmem. Uzunca bir süre başka yere girmek istemeyecek ayaklarım. Beni hep onun olduğu sokağa yönlendirecek.


Daldan dala atladığım blog yazımın sonuna geldim. Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşmek üzere.
Kendinize iyi davranın.
Sevgiler.

Ben bu yazıyı sevdim diyorsanız; diğer kahve bahane yazılarına erişmek için tık yapmanız yeterli.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

15 yorum :

  1. Daldan dala olsa da yazını keyıfle okdum, ama bıraz dıkkat etmek,dınlenmek lazım. 🙈

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dinlenmek şart sanırım. 1 hafta geçti üstünden ağrım halen devam ediyor.

      Sil
  2. Tam da Türk kahvesi içerken yazınıza denk gelmek güzel bir tesadüf oldu :) Sırt ağrısı gerçekten çok kötü oluyor, geçmiş olsun. Van Gogh'u ben de seviyorum. Filmden haberdar olmam da güzel oldu. Bir sonraki sohbet tadındaki yazınızı da bekliyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel denk gelmiş. Ben de yazılarımı yazarken genellikle kahve içerim :) Bu seriyi severek yazıyorum ve daha sık yazmayı istiyorum.Sevgiler.

      Sil
  3. Ben sevdim bu seriyi. Kendine güzel hobiler edinmişsin. Bense henüz ingilizcemi ilerletmekle meşgulüm. Birde programlama'ya fena halde kafayı taktım. Benim de kendime göre güzel planlarım var...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler Mustafa. İngilizcem de bir yandan kendi kendine ilerliyor aslında. lehçe kursunda ortak konuştuğumuz dil ingilizce. Bu arada okulsuz ingilizce adılı bir blogum var. Orada ingilizce ders notları paylaşıyorum. Sana da kolaylıklar diliyorum.

      Sil
  4. Çok harika bir seri bu zevkle okutuyor, konserde tutulmuş olan yazıları merakla bekliyorum. Şunu bilir şunu söylerim Avrupa'ya sonbahar çok yakışıyor. Sarının her tonunu görebiliyor insan. Cafe çok tatlıymış, bu arada Lehçe kursunda başarılar. Geçmiş olsun♥️

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Ezgi. Konser yazımın taslağı hazır. Okuyucu ile buluşabilmesi için biraz daha edebi bir hal alması lazım. Fotoğraf kalitesindeki sorunu çözebilirsem sadece sonbahar fotoğrafları için bir yazı yazmayıda düşünüyorum. Bol bol görsel olacak.

      Sil
    2. Fotoğraflarını bloga koyarken hangi seçeneği seçiyorsun ? Bende small medium large gibi seçenekler var. Ayrıca fotoğrafının kalitesi normalde ne kadar ? Mesala kaç mb ?

      Sil
    3. Küçük, orta, geniş, çok büyük seçenekleri var. Ben gelende çok büyük olanı seçiyorum. En düşün olanı 2 mb. Bazıları 5 mb kadar aslında. Mesela aynı fotoğrafları pixabay hesabıma yüklüyorum. Orada cam gibi. Bloga yüklediklerim ise çok kötü :(

      Sil
    4. Belki bir küçüğü seçmeyi deneyip ondan sonra ön izleme ile bakabilirsiniz. Belki en büyük için fotoğrafın çözünürlüğü yetmiyordur.

      Sil
  5. Sen hep boyle daldan dala atlayarak yaz. Ben cok sevdim.
    Fransizca gibi zor bir dilden sonra ingilizce'ye laf edilmemesi gerektigini ogrenenlerdenim:)) Ingilizce kursun 2 ay surmus olsada, simdiki zamani cektigimde bu kadarmi yani diye saskaloza bagladigim dun gibi aklimda:))
    Istersen ben sana kitap gonderebilirim, cunku bilirim kitapsiz kalmak nasil birseydir:)
    Sonbahari sadece resimlerde seviyorum:)), agaclarin renkleri sahane otesi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım. Güzel kalpli arkadaşım benim. E kitap ile sorunu çözdük çok şükür :) Ben kışı fotoğraflarda sevenlerdenim.

      Sil
  6. Yazı her satırıyla bana hitap ediyordu :) Konserde alınan notların peşine düşeceğim, takipteyim. Vincent' i anlatan film haberine bayıldım. Hemen internette buldum ve yarın izleyeceğim. Fotoğraflar, her ne kadar sizi mutlu etmese de benim içimi açtı. Teşekkürler, teşekkürler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vincent'i bu akşam izledim. Çok beğendim. Bu güzel yorum için teşekkür ederim. Sevgiler.

      Sil

*Bloglar yorumla beslenir. Yorumlarınızı eksik etmeyin.
*Lütfen yalnızca yazı ile ilgili yorumlar yazın. Link bırakıp kaçmayın.
*Yazının konusu dışında sormak veya iletmek istediğiniz bir şey varsa İletişim formunu kullanın.
Sevgiler.