15 Ocak 2019

Kahve Bahane #36



Gözlerde yaşlar; masada ıhlamur, zencefil, bal ve limon dörtlüsü ile bir kahve bahane yazısı olacak bu. Dört senedir Krakow'dayım, ben böyle kış görmedim. Güneşi gören cennetlik. Güneşi geçtim. Üç haftadır kuru bir hava görmedik. Ya kar yağıyor ya da yağmur. Dün ve bugün kar fırtınası oldu. Hayatımda böyle kar fırtınası gördüğüm sayılıdır. Gelin görün ki şehir bu duruma oldukça alışık. Hiçbir şey aksamıyor. Hayat kar fırtınasına rağmen akıyor.

Bu sene soğuk havaya alıştım derken hasta oldum. Dört gündür hastayım. Hastalık durumu da pek bir sevimsiz. Hayattan soğudum resmen. Normalde hastalığı yok sayarım. O da küser gider. Bu hastalık gitmedi. Yanıbaşımda kamp kurdu resmen.

2019 ha geldi ha gelecek derken bugün itibariyle Ocak aynı yarıladık bile. Teoman'ın da dediği gibi "Nasıl oluyor; vakit bir türlü geçmezken, yıllar hayatla geçiyor. " tadındayım.

Kurumsal köleliğe günden güne alışıyorum. Günün sekiz saatini bir masa başında geçirmenin sevilesi bir tarafı yok. Hele benim gibi hareketli bir insansanız. İnsan ruhunu sıktığı doğru. Lakin Türkiye'deki işimle kıyaslayınca burası çok rahat. Ne demişler yiğidi öldür hakkını yeme. İşe gidip gelirken, artık bahar gelsin de işe bisikletimle gidip geleyim hayalleri kuruyorum.

Son dört gündür sıvı tüketimine bağlı olarak beynim resmen suyun içinde yüzüyor. Oysa ki her ne olursa olsun pozitifte kalacağım diye söz veriyorum kendime. Bazen başarılı olamıyorum. Yelkenleri suya indirmek kolay. Ama o yelkeni yeniden kaldırıp rüzgara karşı ayakta tutmayı başarmak zor.

Böyle sevimsizliklerle dolu bir kahve bahane yazısı olacağını sezmiştim. Halin yoksa burada ne işin var demeyin. Yazmak her koşulda ruhuma iyi geliyor. Bedenen ve ruhen pek iyi hissetmiyorum. Bedenime iyi gelip gelmeyeceği tartışılır fakat ruhuma iyi geleceğine inancım sonsuz.

Bu yazıyı yazmaya başladığımdan beri fonda R.E.M- Losing My Religion çalıyor. Tekrar tekrar dinledim. Artık yazıyı bitirme zamanı diye düşünürken kulağımda "But that was just a dream, that was just a dream" dizeler yankılanıyordu.

Umarım ki bunların hepsi de sadece bir rüyadan ibarettir.

Bir sonraki yazıda görüşünceye dek kendinize iyi davranın.
Sevgiler.






✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

11 Ocak 2019

Döngü



Geçen gece uyumadan önce birkaç sayfa kitap okudum. Okuduğum satırlardan sonra aklıma bir kelime düştü. Döngü!
İlk önce aklıma döngü kelimesini düşüren satırları yazmakla işe başlamalı.

Einstein bir keresinde şöyle dedi:
- Eğer arılar yok olursa, dünyanın ne kadar ömrü kalır ki? Dört, beş? Arılar olmadan polenizasyon olmaz, polenizasyon olmayınca da ne bitkiler ne de insanlar.
Bunları bir arkadaş ortamında söyledi. Arkadaşları gülüştüler. O gülmedi. Ve şimdi dünya üzerindeki arıların sayısı her geçen gün azalıyor. Bunun sebebi Takdir-i İlahi ya da Şeytanın laneti değil, doğal ormanların katliamı ve endüstriyel ormanların hızlı artışı; floranın çeşitliliğini engelleyen ihracat tarımı; ürünlere zarar veren organizmaları ve bu arada da doğal hayatı öldüren zehirler; kârı arttırırken toprağı kısırlaştıran kimyasal gübreler ve reklam dünyasının tüketim toplumuna dayattığı kimi makinelerin yaydığı radyasyon.

Bugün de kahve makinesinin önünde, kahvenin bardağımı doldurmasını beklerken yeniden aklıma geldi bu döngü.
İnsanoğlunun dünyanın yaşam döngüsünü bozmakta usta olduğu ve bu dünya üzerindeki en tehlikeli canlı olduğu gerçeğini...
Orta Çağ'da kedilerin cadı olduğunu düşünüp, hepsini öldüren insanoğlunun veba salgınına yenik düştüğü gerçeğini...
Yok ettiğimiz her canlı türünün aslında dönüp dolaşıp bizim yaşamımızı etkilediği gerçeğini düşündüm.

Sonra işe gidip gelirken okuduğum Nazım kitabında yer alan bir şiir geldi aklıma. Ne güzel anlatmış döngüyü dedim kendi kendime.

Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin...
Fedakârlığımı anlıyorsun:
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
Yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak:
biri sen
biri de ben.

18 Şubat 1945 - Piraye Nâzım Hikmet

Evet bunların hepsini bir dakikadan kısa bir süre içinde düşündüm. Hazır olan kahvemi alıp, çalışma masama doğru ilerledim. Artık masamda dumanı tüten bir kahve, önümde hesaplanması gereken rakamlar vardı. Kulaklığımı kulağıma yerleştirdim. Fonda çalan Thunderclouds eşliğinde, ben de kendi döngümü tamamlamak için kaldığım yerden çalışmaya devam ettim.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

7 Ocak 2019

Bir Tutam Baharat


Blog ismimle çok benzer olan bir film izledim geçen hafta. Film önerisi blogumu takip eden bir takipçimden geldi. Konuştuğumuzda blogunun ismi bana hep Bir Tutam Baharat adlı filmi anımsatıyor. Kesinlikle izlemelisin dedi. Ben de bu tavsiyeye uydum.

Yunanistan ve Türkiye ortak yapımı olan Bir Tutam Baharat nam-ı diğer A touch of Spice bir dram filmi. Fanis'in İstanbul'da başlayıp Yunanistan'a uzayan yaşam hikayesini anlatıyor. Dedesi sayesinde baharatların önemini kavrayan Fanis, başkalarının yaşamını tatlandırırken kendi yaşamının tuzunu biberini eksik ettiğinin farkına varıyor ve hikaye bu konu üzerine şekilleniyor.

Sakin, kendi halinde akan bir filmdi. İzlerken sevdiğim replikleri not aldım. Şimdi onları paylaşma zamanı.


Biber, sıcaktır ve yakar.
Güneş.
Güneş neyi görür?
Her şeyi.
İşte bu yüzden biber bütün yemeklere yakışır.
Sırada Merkür var. Orası çok sıcaktır.
Sonra da Venüs.
Tarçın
Venüs tüm kadınların en güzeliydi. İşte bu yüzden de tarçın hem tatlıdır hem de acı. Bütün kadınlar gibi.
Şimdi sırada Dünya var. Dünyanın üstünde ne var?
Dünyanın üstünde yaşam var.
Bu dünyada iyi ya da kötü herkes bir şekilde yaşıyor. Peki yaşamamız için ne gerekli?
Yiyecek.
Yemeği ne daha lezzetli yapar?
Tuz
Yaşamımızın da yemek gibi tuza ihtiyacı vardır. Hem yemeğe hem yaşama lezzet için tuz lazım.
16. dakikadan alıntıdır.


Sevgili karım derdi ki; bir yerden ayrılacağın zaman artık gittiğin yer hakkında konuşmalısın. Bıraktığın yer hakkında değil. Ayrılmak başka bir yere gitmektir.
31. dakikadan alıntıdır.

Aslında hayatta iki çeşit yolcu vardır evlat. Birincisi haritaya bakarak yolculuk edenler. İkincisi ise de aynaya bakarak yolculuk edenler. Haritaya bakan yolcular hep giderler. Aynaya bakan yolcular ise eve döner.
80. dakikadan alıntıdır.

İzlemeyi düşünen herkese şimdiden iyi seyirler diliyorum.
Sevgiler.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

4 Ocak 2019

Kahve Bahane #35.5



2019 yılının ilk kahve bahane yazısı, içinde benim için üç değerli kalp barındıran Karşıyaka koduyla burada. Yazının içeriğinde Karşıyaka olmasını ben de isterdim. Gelin görün ki hayat bu işte. Dışı seni içi beni yakar tadında.

Bu hayatta her şeyin bir olumlu bir de olumsuz tarafı var sanırım. Böyle söyleyince yaklaşık beş sene öncesine dayanan bir hikaye geldi aklıma. Polonya'ya taşınma fikri aklımıza düşünce, iş yerinde düşüncelerine önem verdiğim yönetmenimle bu durumu paylaştım. Böyle bir düşünce içindeyiz fakat doğru kararı almamıza yardımcı olacak şeyi bir türlü bulamadık demiştim. O zaman bana çok güzel bir şey önerdi. Şimdi ben de sizinle paylaşacağım. Karar verme aşamasında olanlar için oldukça faydalı.

"Akşam eve gidince eline bir kağıt ve kalem al. Kağıdı çizerek kendine dört kutucuk oluştur. Bir tarafa Polonya, diğer tarafa da Türkiye yaz. Polonya başlığının altındaki ilk kutucuğa orada yaşamaya başlarsan seni bekleyen artıları yaz. Türkiye başlığını da aynı şekilde doldur.
Başlıkların altında yer alan ikinci kutucuğa ise Polonya'da ve Türkiye'de olacak- olabilecek olumsuzlukları yaz. Aklına ne gelirse gelsin yazmayı ihmal etme. Sonra bak bakalım hangi tarafın değerleri diğerinden yüksek çıkacak" dedi. Ve ben bu yöntem sayesinde Polonya'ya gelmeye karar verdim. Tabii ki olumsuz ve beni zorlayacak tarafları vardı. Bunun yanı sıra artıları daha baskındı.

Bu hafta yıl sonu, yılbaşı derken oldukça yoğun geçti. İş hayatının cilveleri arasıra beni yoklasa bile kendimi pozitifte tutmayı başarıyorum. Kendime çok cici bir ajanda aldım. Bir ocak itibariyle karalamaya başladım. Eğer karar verdiğimde kıyamayıp yazmasaydım bir daha yazamazdım. Böyle tuhaf bir huyum var. Aldığım defterlerimi kullanmaya kıyamıyorum. Ajandanın akıbeti de evdeki deflerlere benzesin istemedim.





Sekiz saatim bir masanın başında geçiyor. Yaklaşık yedi saatimde uykuda. Kalıyor mu bana dokuz saat. İşte bana kalan bu dokuz saat çok kıymetli. Spor yapmayı, kitap okumayı, resim çizmeyi ve blog yazmayı bu zaman diliminde yapacağım. Ocak ayı için hedeflerimi belirledim. Ay sonu gelince bakalım ne kadarını gerçekleştirmiş olacağım?

Oldum olası not almayı severim ben. Bir yere yapmam gerekenleri, yapmak istediklerimi yazınca kendimi daha motive hissediyorum. Sanırım blog yazma işini de bu yüzden çok benimsedim.

Tam anlamıya bir kahve bahane yazısı oldu. Daldan dala sıçradım. Aklımda geçen hafta izlediğim bir filmden bahsetme fikri vardı. Lakin bu karışıklığın içinde, onu bir yerlere sıkıştırmak istemedim. Kısa da olsa onun için ayrı bir blog yazısı yazacağım.

Masadaki kahvem bittiğini göre kahve bahane yazısını da sonlandırma zamanı geldi demektir.
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

30 Aralık 2018

Kahve Bahane #35


Senenin son kahve bahane yazısı ile buradayım. Bu yazıma yeni aldığım mini moka pot ile hazırlanmış kahvem eşlik ediyor. Misler gibi oldu. Uzun zamandır almayı düşünüyordum. Bir ara kahve makinesi mi alsam dedim. Ama böyle küçük şeyler daha şirin geliyor bana. Ben de tercihimi küçük olandan yana kullandım. Süt köpüğü yapmak için minik bir köpük yapıcı el mikseri aldım. Böylelikle evde cappuccino yapma zevkine eriştim.



Çift rakamları sevmediğimden dem vururdum hep, sanırım bu sene sayesinde artık çift rakamlara daha ılımlı yaklaşacağım. Çünkü bu yıldan genel olarak memnun kaldım. Aslında bu yılın bana kattığı en büyük artı, kendimi sevmeyi keşfetmem oldu. Geçen yıllara oranla hayata daha pozitif baktım ve yılın sonuna doğru da bu pozitifliğin meyvelerini topladım.

Pozitiflikle mi alakalı, alışmaya başlamamla mı bilemiyorum lakin bu sene kış aylarını güzel karşıladım. Öyle ki snowboard yapmak için kayak pistine bile gittim geçen hafta. Normalde hava sıcaklığı 18 derecenin altına düştüğünde isyan eden ben, -2 derecede kar yağışı altında pistte 3 saat geçirdim. Geçen sene buz patenini denemiştim. Hatta nasıl beceremediğime dair buz pateni yapmanın incelikleri  adlı bir yazı yazmıştım. Buz pateninden sonra oluşan korkudan dolayı snowboard yapma fikri beni biraz gerdi. Fakat denedikten sonra iyi ki gitmişim dedim.




Arkadaş bizi başlangıç pistine götürmektense bayağı herkesin kaydığı pistin en tepesine çıkardı. Bir iki hareket gösterdikten sonra, "hadi ben gidiyorum. Aşağıda görüşürüz" dedi. İlk denemem olmasına rağmen board ile oldukça iyi anlaştım. İlk gün ancak board üzerinde durmayı öğrenirsin demişlerdi bana. Bende öyle olmadı. Kaymayı başardım. Tek sıkıntı boarda yön vermekte. Biraz hızlanınca korktuğum için kendimi yere atıp duruyordum. Pistte geçirdiğim zaman dilimi içinde çok eğlendim. Düşmesi kalkması her şey oldukça eğlenceliydi. Yaşadığım yer bu spor dalı için biçilmiş kaftan niteliğinde. Sanırım bundan sonra fırsat buldukça kendimi pistlere atacağım. 
Bu arada kara o kadar çok alıştım ki bir iddia sonucu karla kaplı masaya yüzümü gömdüm. Montumun fermuar izleri de Y şeklinde çıkmış. Ama siz siz olun denemeyin. Sonrasında yüzünüz donuyor. Benden söylemesi.


Asıl güzellik sonradan gittiğim termal otelde beni bekliyormuş. Hava 0 derece ve kar yağarken açık havuzda yüzdüm. Sıcak suyun içinde sırt üstü yüzerken kar taneciklerinin yüzüne düşmesi; ben sadece masallarda olur sanıyordum. Bir saat boyunca suyun içindeydim. Bol bol gökyüzüne baktım. Kendi kendime "bu anı hafızana iyice kazı Yasemin, iş yerinde sıkıldığın zamanlar gelirse, bu anı hayal etmeyi unutma" dedim.


Noel bayramı böyle dolu dolu geçti benim için. Ayrıca Krakow'da bunları yapabilmek için çok fazla bütçe ayırmanıza gerek yok. Fiyatlar Türkiye'de olduğu gibi uçuk değil.

Çalışmaya başladıktan sonra evde masamda zaman geçirdiğim zaman dilimler kısalmaya başladı. Kısıtlı zaman dilimlerinde boyalarımı çıkartarak mini bir tuvale korkuluk çizdim. Sanırım bu gidişle masanın üstü korkuluk dolu tuvaller ile dolup taşacak.





Gündüz evde olmayınca yaptığım şeylerin fotoğrafını çekme işi hafta sonlarına sarkıyor. Senenin ortasında başlayıp yakın zamanda bitirdiğim karınca da bunlardan biri. Aydınlık bir zaman dilimi yakalayıp fotoğrafını çekmeyi başardım sonunda. Kendisi Bir Tutam Karınca'nın maskotu artık.




Çalışma hayatına başladığımda bu kez kendi kendime söz verdim. İşe kendini fazlasıyla kaptırıp hayattan zevk almayı unutmayacağım dedim. Umarım 2019 yılında bu sözümü tutabilirim. Sanırım 2019 yılından beklentim bu. Hayattan zevk alarak yaşamaya devam edebilmek.

Şimdilik benden bu kadar. Hepinize mutlu seneler diliyorum.
Şen ve esen kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

29 Aralık 2018

Yılbaşı Hediyesi Çekiliş Sonucu


Geçen hafta yılbaşı için hediye çekilişi yapacağımı duyurmuştum. Bugün sabah, bilgisayarın başına geçer geçmez çekilişi yaptım. Çekiliş için cekilişyap.com adlı siteyi kullandım. Oldukça kolay ve şeffaf. Daha önce katılımcıları excel dosyasında kayıt altına almıştım. Listeyi kopyalayıp yapıştırım.

Bu sene Bir Tutam Karınca'nın yılbaşı hediyesi sevgili Pınar'a gidiyor. Çekilişe hem blog üzerinden katıldı. Hem de instagramdan dahil oldu. Ve instagramdan ben de varım dediği yazısı ile çekilişi kazandı.

Katılan herkese teşekkür ederim. Bana çıkmaz demeyin. Şansınızı deneyin. Seneye yeni bir yılbaşı çekilişinde görüşmek üzere. 2019 yılının size istediğiniz güzellikleri getirmesi dileğiyle.
Sevgiler.




✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

24 Aralık 2018

Krakow'un Noel Ruhu


Avrupa şehirlerinde noel ruhu diye bir kavram var. Her sene özenerek sokakları süslüyorlar. İnsanların alışveriş yapıp vakit geçireceği mini dükkanlar kuruyorlar. Krakow'da geçirdiğim dördüncü noel olacak. Bu sene sokak süslerini geçen seneye kıyasla daha çok sevdim. Bakalım 31 Aralık akşamı için nasıl bir organizasyon yapacaklar. Geçen sene meydanda oldukça büyük bir sahne vardı. Havai fişek gösterisi yaptılar. Bu sene hayvanları korkuttuğu için havai fişek gösterisi yapılmayacak diye duydum.

Geçen senelerde noel pazarında gün içinde gezip fotoğraf çekebiliyordum. Bu sene işe başlayınca gün içinde pazarı ziyaret edip bol bol fotoğraf çekemedim. Hafta sonu kısıtlı bir sürede pazarı ziyaret edip blog için birkaç kare fotoğraf çekmeyi başardım.
Hava oldukça kasvetli. Neredeyse bir aydır güneşe hasret kaldık. D vitamini içip, güneşin bizi selamlayacağı günleri iple çekiyoruz.


Pazarın içinde böyle bir çorbacı var. Soğuk havalarda sıcacık çorbalar ile insanın içini ısıtıyorlar. Hepsi de Polonya'ya özgü çorbalar. Benim favorim Zurek.





Gece ışıklandırması ile pazar daha güzel gözüküyor. Gece fotoğraflarını çektiğim gün hafif bir kar yağışı vardı. Orta Çağ'dan kalma evler, at arabası, hafifçe yağan kar; kendimi film setinde hissetmeme neden oldu.







Bu sene şehirin belli yerlerine melekler ve melek kanatları koydular. Ben o detayları çok sevdim. Sanırım Krakow halkı ve turistler de çok sevdi. Neredeyse herkesin o melek kanatları ile fotoğrafı var.



Anlayacağınız Krakow ışıl ışıl sokakları ile şirinliğine şirinlik kattı. Bana da bu güzelliklerin keyfini çıkarmak düşüyor. Gördüğüm güzellikleri sizinle paylaşıyorum. Çünkü güzel şeyler paylaşıldıkça daha derin anlamlar kazandığına inananlardanım.
Sevgiyle kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

23 Aralık 2018

Kahve Bahane #34


İstanbul özlemine ilişkin bir şeyler yazmak için oturdum bilgisayar başına. Tesadüf bu ya Kahve Bahane serisinin otuz dördüncü yazısına denk geldi. Otuz dört İstanbul'un plaka kodu. Özellikle işe gidiş ve geliş zamanlarında trafiği felç eden arabaların hemen hepsinde bulunan rakam.

Aslını söylemek gerekirse dün akşama kadar böyle bir özlem yoktu. Dün Türkiye'den yeni dönen arkadaşlarımla buluştum. Gitmeden önce birkaç mekan tavsiyesi vermiştim. Onlara gitmişler memnun kalmışlar. Uzun uzadıya gezi maceralarını dinledim. Onlar anlattıkça İstanbul'da arkadaşlarımla geçirdiğim günler geldi aklıma. Gecenin sonunda da ne çok özlemiş be dedim kendi kendime. Trafiğini değil, kalabalığını değil, arkadaşlarımı, yemeklerin güzelliği özlemişim.

Bu özlem duygusunun bir anda büyümesinin bir nedeni daha var aslında. Eskiden çalışmadığım için istediğim zaman diliminde Türkiye'ye gidebileceğimi bilmenin rahatlığı vardı. Şimdi beyaz yakalı olunca o rahatlık ortadan kalktı. Hani derler ya yasak olan şey insan daha cazip gelir. Benimki de o hesap oldu sanırım.

Polonya'da iş hayatına merhaba diyeli iki hafta oldu. Şimdilik her şey yolunda gidiyor. Yeniden şekillenecek hayat rutinime alışmaya çalışıyorum. Hedefim 2019 yılında iş sahibi olmaktı. Bu işe başlayarak bu hedefimi gerçekleştirmiş olmanın mutluluğu yaşıyorum. Bu iki haftada sağda solda o kadar çok lehçe duyuyorum ki; son iki gündür ciddi ciddi lehçe kursuna gidip, bu dili de öğreneme karar vermek üzerine düşünüyorum. İnsanlar mutfakta, tuvalette bir şeyler konuşuyorlar ve onları anlamıyor olmak beni bir miktar üzüyor. Sanırım yakın gelecekte bana kurs yolları gözüküyor.

İnsan sıkışık zaman diliminde öğrenmeye ve dolu dolu yaşamaya daha yatkın. Mesela ben ingilizceyi öyle öğrendim. Bankada tüm gün kafa patlattıktan sonra akşam yediden ona kadar, haftanın dört günü ingilizce kursuna gittim. Bu maraton böyle beş ay sürdü. Ve en verimli dönemimdi.
İnsanın vakti olunca; bugün yaparım, yarın yaparım diyor ve bir bakıyor hiçbir aksiyon almadan aylar geçmiş.

Bana işe başladın artık diğer hobilerinden uzaklaşırsın diyorlar. Aksine işe başladıktan sonra daha sıkı sarıldım hobilerime. Desen çalışmalarına başladım. Akşam yemekten sonra yorgunluk kahvemi yudumlarken çizim yapmak tüm günün yorgunluğunu üstümden atıyor. Desen çalışmasına başlamadan önce bilek alıştırması yaptım. Oldukça faydalı bir egzersiz. Çizime başlamayı düşünüyorsanız ara ara yapın derim.













Öyle hemen bitsin diye bir derdim yok. Yavaş yavaş çiziyorum. Çizgiler, günü geçirdiğim ruh halime göre şekilleniyor. Böylelikle ortaya farklı tarzda çizimler çıkıyor. Kalemlerime yenilerini ekledim. Sanırım bu desen çalışmalarını yapmaya uzunca bir süre devam edeceğim.

Buraya kadar hiç es vermeden yazdım. Masadaki kahvem bitti. Çizdiğim görselleri yazıya ekleyince içimde yeniden bir şeyler karalama istedi doğdu. Şimdi, özlem barındıran bu yazıyı sonlandırıp, fonda çalan fransız parçalar eşliğinde bir şeyler karalamaya devam etme vakti.
Güzel bir gün geçirmeniz dileğiyle.
Şen ve esen kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

19 Aralık 2018

2018 Yılı Blog Değerlendirmesi



2018 yılı blog değerlendirme yazısını hazırlama zamanı geldi. Bakalım 2018 yılında Bir Tutam Karınca'da neler olmuş neler?

2018 yılında yetmiş iki adet blog yazısı yazmışım. Buların yirmi iki tanesi Kahve Bahane serisine ait. Kahve bahane serisini yazarken oldukça keyif alıyorum. Beni anlatan duygularımı yazıya döktüğüm, bir nevi günlüğe benziyor. Yeri geldiğinde altını çizerek belirttiğim gibi Bir Tutam Karınca tamamen kişisel bir blog. Bu nedenle de Kahve Bahane serisi bu blogun kalbi olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

2018 yılında Viyana, BrnoBarselona ve Türkiye'ye ait gezi notlarımı içeren sekiz yazı yazmışım. Bol bol görselli olan bu yazıları ara sıra açıp okumayı seviyorum.

2018 yılında okuduğum kitaplardan sekiz tanesi için blog yazısı yazmışım. Beni etkileyen kitapların izi silinmesin diye blogumda yer veriyorum. Bakalım 2019 yılında hangi kitaplar için yazı yazacağım.

2018 yılında bana bir cesaret gelmiş ve mikro öykülerimi yayınlamaya başlamışım. Blogda hali hazırda dört adet mikro öyküm var. Taslak halinde olan öykülerimi de 2019 yılında tamamlayacağım. Mikro dememin de bir nedeni var. Ben oldukça kısa yazıyorum. Bu nedenle türünü mikro olarak belirledim. Böyle bir tür yoksa bile artık var.

2018 yılında Krakow hakkında altı adet blog yazısı yazmışım. Aslında tüm yazılarımda Krakow ve Polonya hakkında bilgilere rastlamak mümkün. Bu altı yazı biraz daha spesifik konulara değindiğim yazılar olarak blogda yerini almış.

2018 yılında bloglar arasında eğleceli bir aktivite olan mim yazılarından iki tanesine ben de eşlik etmişim.

2018 yılında bloguma oldukça fazla trafik çeken bir yemek tarifi yazmışım. Bu tamamen bana sürpriz oldu. Yazarken bu kadar ilgi göreceğini düşünmemiştim. Bir anda organik trafiğim arttı. Bu senenin tıklanma şampiyonu açık ara Avusturya Usulü Patates Salatası tarifim oldu.

Geri kalan yirmi bir adet yazım ise herhangi bir kategoride değil. Aklama gelen, yazmak istediğim, ilgimi çeken ve araştırdığım konular hakkında bilgi içerikli yazılar olmuş.

2018 yılında Bir Tutam Karınca'da olup bitenler bunlar. Aslında bu içerik bir mim yazısı olarak da değerlendirilebilir. Ne dersiniz? Bunu bir mim yazısına çevirelim mi? Böylelikle siz de 2018 yılı için blogunuzda nelere yer verdiğinizi görebilecek bir zaman yolculuğu çıkmış olursunuz. Ben beş blogger arkadaşımı mimledim. Fakat mimlenip, mimlenmemek önemli değil. İçinizden yazmak geliyorsa mimlenmeyi beklemeden de yazabilirsiniz.

https://dikkatcekiyorum.blogspot.com/
https://ezgissimo.blogspot.com/
https://thesaglams.blogspot.com/
https://aslihanindunyasi.blogspot.com/
https://sadevederin.blogspot.com/


Sevgiler.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş: