10 Aralık 2017

Kibar Olmak

Dilin kemiği yok derler. İnsan olarak bizi diğer canlılardan ayıran en büyük özelliğimiz iletişim kurma yetisine sahip olmak. Peki; iletişim kurma konusunda ne kadar başarılıyız? Tatlı dil yılanı deliğinden çıkartın diyen atalarımız aslında bize çok güzel bir mesaj vermişler. Konuşmalarımız bizim kişiliğimizi yansıtır. İşte burada dikkat edilmesi gereken en önemli unsurlardan biri doğru kelimeleri seçerek, doğru cümleleri kurmaktan geçiyor. Bu şekilde konuştuğunuz zamanlarda, size yüzünüzde tebessüm oluşturacak bir ünvan bahşediliyor. Artık toplum sizi kibar biri olarak tanımlıyor.

Buraya kadar genel olarak kibar olma konusundaki düşünceleri yazdım. Bunları yazma fikri ise yakın zamanda yaşadığım bir olay sonrası ortaya çıktı.

Yılbaşı pazarında yer alan mini dükkanları gezerken, 10-11 yaşlarında iki çocuk dikkatimi çekti. Benim de göz gezdirdiğim dükkanın önüne gelerek, tezgahta yer alan kalemlere baktılar. Biri eline aldığı kalemi satıcıya göstererek; " Bayım bu ne kadar?" dedi. Bunu duyunca, gözümde eski filmler canlandı. Orada da çocuklar böyle kibardır. Sir diye hitap ederler. Hatırladınız mı?


Bu diyaloğun sonunda bir yazı yazmalıyım dedim. Aslında böyle anlatınca gayet sıradan bir konuşma gibi gözükse bile benim aklıma yurdum insanın diyaloglarını getirdi nedense.

En basit örneği, daha önce kendi anılarımdan yola çıkarak yazdığım bakkal amca yazısı. İşte bu tamamen toplumun sizi nasıl yönlendirdiğinin en büyük kanıtı.



Biz çekirdekten fazla samimi olarak yetiştiriliyoruz. Buna ne olur demek ruhumuzda var. Yukarıdaki Nohut oğlan bunu bizim için çok güzel özetlememiş mi? Bir Oliver'e bakın bir de bizim Fırat'a. Oliver'ın yerinde Fırat olsaydı "Amca ben daha fazlasını istiyorum" derdi.

Buralarda ise durum tam tersi. Polonyada tanımadığınız ve yaşça sizden büyük olan birine kesinlikle amca, teyze diyemezsiniz. Büyük bir kabalık olarak algılanır. Karşıdaki bu kaba davranışınız yüzünden size kızabilir ve sizinle iletişim kurmaz.



Bu durum sizden yaşça küçükler için de geçerli. Bizim tonton teyzelerimizin, amcalarımınız bize "kızım, oğlum, evladım" diye hitap etmesine alışığız. Hatta öyle dediklerinde, onlara yardım etmek için el pençe divan oluruz. Burada ise öyle bir şey söz konusu bile değil. Karşınızdaki kişiyi tanımıyorsanız Pan veya Pani diyeceksiniz. Kaçarı yok.

İşte bunlar hep kültür farkı dediğimiz şeylerin blog yazıma yansıması.
Şimdilik benden bu kadar.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere şen ve esen kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

4 Aralık 2017

Mükemmel Şehir Nowa Huta


Bu hafta sonu Krakow'un 15 kilometre uzağında yer alan Nowa Huta'yı ziyaret ettim. Nowa Huta'da yaşayan bir arkadaşım sayesinde gezerken tarihini dinleme şansına eriştim. Başlık için "Mükemmel Şehir" tanımını neden kullandığıma gelecek olursak; Nowa Huta tarihte önemli bir yere sahip.

1945 sonrasında Sovyet Komünizmi örnek alan Polonya, 23 Haziran 1949'da "Mükemmel Şehir" sloganı ile Nowa Huta'nın inşasına başlamış. Öyle ki şehir kurulmadan önce sinema, tiyatro, okul, hastane binalarının yanı sıra yapay gölün bile yapımı planlanmış ve plana sadık kalınarak inşa edilmiş. O nedenle oldukça düzenli bir mimariye sahip ve günümüzde bile Krakow'un en yeşil yeridir.


İşçiler canla başla Nowa Huta'nın inşasında çalışmışlar ve 1952 yılında Krakow ile Nowa Huta arasında ilk tramvay bağlantısı oluşturulmuş. O bağlantı sayesinde, bugün Krakow'un merkezinden Nowa Huta'ya ulaşım 25 dakikada gerçekleşmiş oluyor.

Gezimin ilk durağı Komünist müzesiydi. Eski sinema binasını müzeye çevirmişler. Nowa Huta'da yer alan binaların zeminlerinde sığınaklar mevcut. Ben de müze gezimizi o sığınakların içerisinde dolaşarak tamamladım. İnsanların olası bir saldırı için nasıl hazırlandıklarını görmek enteresandı.



Haberleşmek için her yol mübah dedikleri bu olsa gerek.


Aşağıdaki harita Polonya'nın 2. Dünya savaşı öncesi ve sonrası topraklarını gösteriyor. Doğudan biraz Batıya kaymış. Eğer kaymamış olsaydı; Lviv bugün Polonya'nın bir ili olurken, Wroclaw halkı biz Polonyalıyız diyemeyecekti.


Bu fotoğrafları sığınakta çektim. Burası bir revir.






O zamanlarda polis görevini üstlenen Milicja teşkilatının kalkanı. Polonya halkı dinine çok bağlıymış ve halen çok bağlı. Nowa Huta ise "Tanrı olmayan şehir" olarak inşa edildiğinden, içinde bir kiliseye yer yokmuş. İnsanlar 1957 yılında seslerini çıkarmaya başlamışlar ve bir kilise istediklerini dile getirmişler. Yöneticiler ise bir binayı kilise olarak kullanabilecekleri müjdesini vermiş. Bununla yetinmeyen halk binanın önüne kocaman bir haç yerleştirince kızılca kıyamet kopmuş. Milicja haçı yerinden sökmüş. Ve bu olay sonrası 1960'larda ayaklanma çıkmış.


Sancılı geçene yıllar sonrasında 1980'lerde Solidarnosc kurulmuş. Sendika görevi yapan bu oluşum hızlı bir şekilde büyümüş. Sendikayı arkasına alan işçiler ise hararetli sokak gösterilerine başlayarak haklarını aramışlar, rejimi eleştirmişler.


Nowa Huta'nın önemli iki sembolü var demek yanlış olmaz sanırım. Biri 1973 yılında inşa edilen Lenin anıtı. Bir diğer ise 1954 yılında kurulan Lenin Demir Çelik Fabrikası.

Lenin heykeli 16 yıl boyunca Nowa Huta'nın göbeğinde yer alımış. 1989 yılında, yani Polonya için Komünist rejinim son senesinde büyük bir çoşku ile yerinden kaldırılmış. Şimdi anıtın yerinde hiçbir şey yok.

Lenin Demir Çelik Fabrikası ise, yılda 40.000 kişiye istihdam sağlamış. Kısa sürede büyük bir işlem hacmine ulaşan fabrika günümüzde halen faliyetini sürdürüyor. Tabii küçük bir farkla. Artık ismi Lenin Demir Çelik Fabrikası değil.



Müze sonrası, Fabrika binasını görmeye gittik. Sonraki durağımız ise yapay göldü. Hava -5 derece olduğundan olsa gerek gittiğimizde donmuş bir göl ile karşılaştık. Beyazlar içinde oldukça güzel gözüken göl, eminim ki yazın çok daha güzel bir görsel şölene ev sahipliği yapıyordur.





Bu güzel gezi sonrasında sıcak bir kahveyi hak ettim. Kafeye doğru giderken gözüme ilişen bu tankı fotoğraflamadan geçmedim.


Günü enteresan bir cafede, sıcacık kahve eşliğinde güzel bir sohbetle noktaladım.






Buradan arkadaşıma bir kez daha teşekkür etmeyi bir borç bilirim. Bu soğuk havada bizi çok güzel ağırladı. Bu yazı, onun anlattıklarının bloguma yansımasıyla oluşturuldu.

Nowa Huta zamanında sosyalist bir şehrin vitrini olarak tasarlanmış. Günümüzde ise Nowa Huta'nın kentsel düzeni, Polonya'nın sosyalist gerçekliğinin kültürel mirasını gözler önüne sermeye devam ediyor. 
Nowa Huta değişmeyen görünümü sayesinde, ütopik ideal şehir örneği olarak adından bahsettirmeyi sürdüreceğe benziyor.

Şimdilik Krakow'dan aktaracaklarım bu kadar. 
Bir sonraki gezi yazısında görüşünceye kadar şen ve esen kalın.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

1 Aralık 2017

Kahve Bahane #10


Soğuk, daha da soğuk olacak. Artık kış ayını tam anlamıyla yaşamaya başladık. Hava sıcaklığı sıfır derecenin üstü çıktığında "bugün hava güzel" diyebiliyoruz. Bu kelimeyi bir gün kuracağım aklımın ucundan geçmezdi.

Hayat böyle zaten aklına gelmeyen şeylerin başına gelmesiyle akıp gidiyor. Bundan tam 3 sene önce Kasım ayının son haftası Krakow'a ilk adımımı atmıştım. İlk geldiğimde bu şehri seveceğimi hissettim ve hislerim beni yanıltmadı.

Türkiye'de olduğum dönemde, biri çıkıp "Lehçe öğreneceksin sen" deseydi; sanırım kocaman bir kahkaha atar ve ben daha yarım yamalak bir yabancı dili konuşurken ikincisini nasıl öğreneyim derdim. Bugün iki aylık kurs serüvenimin sonunda birçok Lehçe kelimeyi kafama kazıdım.

Kursum bitti. Bunun için üzgünüm. Haftanın üç gününü dolduran bir aktiviteydi benim için. Zorunlu olarak dışarı çıktığımdan dolayı günlük yürüyüşlerimi yapabiliyordum. Soğuk yüzünden burnumun ucunu bile dışarı çıkarmaya üşendiğimi itiraf etmenin tam yeri şimdi. Şubat ayında yeni bir kurs başlıyor. O zamana kadar ek bir kurs bulursam devam etmeyi planlıyorum.

Yılın en önemli anı yaklaşıyor. Christmas çılgınlığı ortalığı sarmış durumda. Bu zamanda herkes daha bir rahat. İnsanlar izin alıyor devamlı. Alışveriş yapıyorlar bol bol. Krakow sokakları ise görülmeye değer. Her yer ışıl ışıl. Meydanlarda devasa çam ağaçları var. Noel ruhu tüm şehri etkisi altına aldı şimdiden.

Krakow

Krakow

Krakow

Ağaçlar demişken tüm o güzelim sarı yapraklar ağaçları terk ettiler. Şimdilerde hepsi uzunca bir uykuya yattı. İlkbahar gelene kadar şehir gri bir görünüme büründü. Güneş ise pek nadir uğrar oldu pencereme. Bu nedenle, kış ayı geçene kadar depresif hissetmemek adına d vitamini içmeye başladım yeniden. Ne kadar işe yarayıp yaramadığını gelecek yazılarımdaki ruh halimi ele alarak hep birlikle gözlemleyebileceğiz.

Maymun iştahlı olamamdan mütevellit, şimdilerde ilgim evdeki ukulele denen minik müzik aletine kaymış durumda. Müzik kulağından yoksun olan biri olarak, elime alıp duyduğumu çalmaya çalışayım demek benim için imkansıza yakın. Tabları okuyarak ( amanın ne zormuş o iş ) bir iki parça çalmaya çok yakınım. Notalara basıyorum da ritim konusunda biraz sıkıntılarım var.



Bir diğer sıkıntım ise korku filmleri izleyememek. Geçen gece bir korku filmi izleyelim teklifine sazan gibi atlayıp, neden olmasın dedim. Tam anlamıyla korku değildi aslında. Türü gerilime daha yakındı. Buna rağmen filmi parmaklarımın ardından izlemek zorunda kaldım. Farkındayım hepsi senaryo, gerçek değil ama gel sen bunu filmi izlerken beynime anlat. Yok sanki filmin başrolünü bana vermişlercesine kendimi kaptırıyorum. Anlayacağınız bir korku filmi izleme girişimim daha başarısızlıkla sonuçlandı.


Başarısızlıklar olmasa başarmanın verdiği hazını hiçbir zaman bilemeyiz öyle değil mi? Bu nedenle başarız olmak kötü olarak alılanmamalı diye düşünürüm hep. Bir gün gözlerimin önünden parmaklarımı çekip o korku filmlerini izleyeceğim günler de gelecek diyip kendime biraz gaz vereyim. Sonuçta "inanmak başarmanın yarısıdır" diye boşuna dememişler.

Nerden nereye geldi bu yazı böyle. Daha çok daldan dala atlamadan ve serinin bir sonraki yazısına da yazacak bir iki kelam bırakarak, serinin onuncu yazısını sonlandırma zamanı geldi de geçiyor bile.
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek esen kalın.
Trt kapanışı gibi oldu.


Trt demişten bu parçayı eklemeden edemedim.




✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

29 Kasım 2017

Motifler İle Kindle Kılıfı Yapımı



Kindle ile aramdaki sıkı bağı bilenler bilir. Hani sorarlar ya "yanınızdan ayırmadığınız 3 eşyanız nelerdir?" diye. Ben buna gönül rahatlığıyla kindle diyebilirim. Çanta içinde çizilmemesi ve zarar görmemesi için ona birçok kılıf dikmişliğim var. Bu sefer bir farklılık yapıp rengarenk motifler ile bir kılıf hazırladım. Fikir annesi Ezgi'nin laptop kılıfı oldu. Çok da güzel oldu. Resmen çantamın içinde çiçekler açtı.

İşin en zor kısmı renklere karar vermekti. İpleri satın alacağım yere gidip o an gözüme çarpan renkleri alıp koşarak eve geldim. İp olarak YarnArt Jeans kullandım. Polonya'da üzerinde made in Turkey yazan şeylerle karşılaşıyorum bazen. Bu ipler de öyleydi.


Küçük motiflerden oluşması yapım aşamasını oldukça kolaylaştırıyor. İlk önce motifin ortalarını yaptım. 1 numara tığ kullandım.

Şimdi ben bunu yaparım diyenler için yapım aşamasını dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım.

Motif içi yapılışı: 

  •  5 tane zincir çekip minik bir halka oluştur.
  • 1 zincir çekip 2 adet tekli trabzan yap. ( tekli trabzan demek ipliği tığa bir kez dolamak demek)
  • 1 zincir çekip 3 adet tekli tabzan yap.
  • 1 zincir çekip 3 adet tekli trabzan daha yap.
  • 1 zincir çekip 3 adet tekli trabaz yapmaya devam.
  • Son olarak 1 zincir çekip başladığın yer ile birleştir.
  • Böylelikle aşağıda yer alan fotoğraftaki minik motiflerlerden elde etmiş olacaksın.


Motifin İkinci Aşaması:


  • Motifin dışı için kullanacağın rengi belirle. Daha önce hazırladığın minik motifte oluşturduğun tek zincirdeki boşluktan başla.
  • 2 zincir çekip 2 adet ikili trabzan yap. ( ikili trabzan ipi tığa iki kere dolamak demek)
  • 1 zincir çekip 3 adet ikili trabzan yap. Böylelikle bir köşe oluşturmuş oldun demektir.
  • 1 zincir çekip diğer boşluğa da 3 adet ikili trabzan yap. 
  • Küçük motifte bulunan 4 adet boşluğu doldurana kadar bu işlemi sürdür.
  • En son boşluğa da 3 tane ikili trabzan yaptıktan sonra bir zincir çekip başladığın nokta ile birleştir.
  • Bu işlemden sonra aşağıda fotoğrafladığım motiflerden elde etmiş olacaksın. 




Sonrasında motifleri birleştirmek için ihtiyacın olan bir iğne bir iplik. İtiraf etmeliyim ki işin en sıkıcı kısmı burası. Hepsini minik minik birleştirmek biraz zaman alıyor.


Motifleri istediğin boyutta birleştirdikten sonra kenarlarını sık iğne dediğimiz yöntemle tığlayabilirsin.


İşte hem yapması hem de kullanması oldukça zevkli bir kılıf ortaya böyle çıktı. Eğer ben de bu kılıfı yaparım diyorsanız, sizden gelecek görselleri heyecanla beklediğimi söylemeden geçemeyeceğim.

Bu kılıfı bitirdikten sonra bir atkı örme etkinliğine katıldım. Yakında onunla ilgili de bir yazı yazacağım.
Şimdilik hoşçakalın.
Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

24 Kasım 2017

2017 Yılı Blog Değerlendirmesi


Kocaman bir yılı daha geride bırakmamıza sayılı günler kaldı. Bu sene blogumda birçok güzel değişiklik yaptım. Genel olarak 2017 yılından memnunum. Umarım son bir ay boyunca bu memnuniyetimi bozacak bir olay yaşamadan bu seneyi uğurlayabilirim.

Bu yazıyı böyle erkenden yazmamın nedeni ise yıl içinde blogumu yorumları ile şenlendiren takipçilerimden iki kişiye hediye göndermek için biraz zamana gereksimin duymam. Polonya'da yılbaşı yaklaştığında posta ofisleri oldukça yoğun oluyor. Geçen sene attığım yılbaşı kartları bir ayda Türkiye'ye ulaşmıştı.

Bu senenin başlarında Bir Tutam Karınca yeni bir görünüme kavuştu. Açıkcası blogu açtığımdan beri (beş yıldır) yaptığım ilk tema değişikliğiydi. Sade oluşu ile gönlümde güzel bir yer edindi. Şimdilik uzunca bir süre aynı tema ile yola devam edeceğim gibi gözüküyor.  Daha önce Krakow hakkında farklı bir blog yazıyordum. Bu yıl, orada yer alan yazıları buraya taşıdım. O blogu buraya taşıdıktan sonra, farklı sayfalardan oluşan bir blog temasına ihtiyaç duyduğumu itiraf etmeliyim.

Sene sonuna yaklaşırken, blogspot alt yapısını kullanmama rağmen, blogspot.com uzantısını kaldırarak yola "birtutamkarinca.com" ile devam etme kararı aldım. Blog adım böylece daha temiz bir görünüm kazanmış oldu.

Bir Tutam Karınca tam anlamıyla kişisel bir blog. Yeri geliyor denediğim ve beğendiğim yemek tariflerine yer veriyorum. Yeri geliyor okuduğum kitaplar hakkında, dilimin döndüğünce yorumlar yazıyorum. Yeri geriyor gittiğim yeni ülkelerde beni şaşırtan şeyleri burada paylaşıyorum. Bu sene, (bu yazımla birlikte) 76 tane yazımı, 422 takipçimle paylaşmanın mutluluğu yaşıyorum. Umarım blog ailem gün geçtikçe çoğalır.

Diğer sosyal medya hesaplarını kullanıyorum lakin burası kendimi en rahat hissettiğim yer. Kendimi maymun iştahlı olarak tanımlarım daima. Ama söz konusu blogum olunca işler değişiyor. Blogumla aramda gerçekten sıkı bir bağ var. Beş senedir sıkılmadan yazıyorum ve bir gün bile blogumu kapatmayı aklımdan geçirmedim.

Blogların hızla kan kaybettiği bir dönemde 567 yorum ile beni yalnız bırakmayan ve benim tabirimle blogumu besleyen; Mehmet Bilgehan Merki, Mevlüde Türk, Gizli Özne, Recep Altun, Deeptone, Ruhsuz Atmaca, Bahçe Perim ve Yusuf Paçacı başta olmak üzere, tüm takipçilerime teşekkürlerimi ve sevgilerimi gönderiyorum.

Bloguma en fazla yorum yapan sevgili Ezgi ve Abdullah Özer'e ise ayrıca teşekkür etmek istedim. Eğer benimle iletişim bilgilerini paylaşırlarsa, onlara Krakow'dan çam sakızı çoban armağı bir paket göndereceğim.

Bol bol yazmaya devam edeceğimiz güzel senelerimiz olsun.
Bu yazının kapanış müziği ise sevgili Barış Manço'dan gelsin.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

21 Kasım 2017

Buz Pateni Yapmanın İncelikleri


Buz pateni çok estetik bir spor. İncecik kızaklı paten sayesinde buzun üzerinde kuğu gibi süzülenleri hayranlıkla izledim bu güne kadar. Her izlediğimde de ben bunu denemeliyim dedim. Ve bu hafta sonu hadi bakalım gidelim de kayalım diyip, bir heves piste gittim. Patenleri kiraladım. Patenler ile pistte kadar yürüdüm. Sonrası ise tam bir trajedi. Buza adımımı atar atmaz korkudan gözlerim kocaman oldu. Kenara tutunarak kıyın kıyın ilerlemeye çalıştım ama nafile. Dizlerimin titremesine engel olamadım. Çıkışa gitmek için pisti yarım tur dönmem yaklaşık 20 dakikamı aldı. Bu süre zarfında yanımdan vızır vızır geçen minikleri görünce "tü sana Yasemin" demekten kendimi de alamadım. Asia'nın ve kendimin, kendime gaz verme işlemleri başarısızlıkla sonuçlandı. Asia'ya korkuyorum dedikçe, "Yasemin sen köpeklerden de korkuyordun ama bak şimdi onlarla nasıl sarmaş dolaşsın" dedi. Asia'nın tüm çabalarına rağmen kayamadan pisten çıktım. Kenarda oturup Asia'yı ve diğer kayan yüzden fazla kişiyi izlerken ben neleri yanlış yapıyorum diye düşünmeden edemedim tabii.


Şimdi size nerelerde yanlış yaptığımı yazayım ki, siz de bu işe niyetliyseniz okuyunuz ve benim yaptığım hataları yapmayınız.

1- Kendinizi kasarsanız bu iş olmuyor.
2- Ağırlık merkezinizi ortaya vermeniz lazım. Ben iki elimle kenara tutunmaya çalıştığım için hiçbir şekilde denge kuramadım.
3- Kaymaya başlarken dizlerinizi hafifçe bükmeniz ve kendinizi biraz öne doğru itmeniz lazım. Sopa yutmuş gibi durursanız arkaya düşme olasılığınız çok yüksek.
4- Tüm ağırlığı bacaklara vermek lazım. Mesela ben nasıl korkmuşsam artık tüm ağırlığı kollarıma verdim. Ertesi gün bacaklarımda değil kollarımda kas ağrısı oluştu.
5- Düşmekten korkmayın. Ben en çok bundan korktum. Düşmeyi düşündüğüm için olaya hiçbir şekilde konsantre olamadım.
6- Bu iş tamamen kas hafızasına dayalı. Bu nedenle kendinizi biraz kaslarınızın kontrolüne bırakmak lazım. Kaymaya başladığınız anda vücut kendini geri iterek durdurmaya çalışıyor. Bunu yapmasını engellemelisiniz.

Bunları buraya yazmak oldukça kolay aslında. Pratikte hepsini düşünmeden yapabilmek ise biraz zaman ve cesaret istiyor.


Polonya halkı buz patenine erken yaşlarda başlıyor. Neredeyse hepsi buz pateni yapmayı biliyor. Videoda da göreceksiniz minik minik çocuklar annesi veya babası ile pistteler.



2017 bitmeden denenecekler listesinde yer alan bir aktiviteye daha tik attım. Kendime bir şans daha vermeyi düşünüyorum. Çünkü ben yüzmeyi de böyle öğrendim. İlk gittiğimde havuza ayağımı sokabilmiştim. Sonra birkaç kez daha gittim ve en sonunda nasıl olduğunu anlamadan yüzmeye başladığımı fark ettim. Umuyorum ki buz pateninde de aynı performansı gösterebilirim.

Köpek korkumu nasıl yendiğimi merak ediyorsanız bu yazıya tık yaparsanız, sizi o yazıya ışınlayacak.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

15 Kasım 2017

Kahve Bahane #9

Sancılar içindeyim. Fiziksel değil, ruhsal. Ne güzel Berlin'e gittim geldim. Bloguma yazacak çok şey birikti dediğim andan itibaren bir tür tıkanma yaşıyorum. Biraz pesimist bu giriş ile şeytanın bacağını kıramasam bile çatlatmayı başardım.


Berlin hakkında methiyeler düzmeyi isterdim. Evet! Berlin, tam bir avrupa şehri. Büyük şehir olmasının artıları ve eksileriyle dolup taşmış durumda. Lakin Hitler bu günü görse bileklerini keserdi. Berlin sokaklarında gerçek bir Almana rastlama ihtimaliniz, bir Türk vatandaşına rastlama ihtimalinize kıyasla çok düşük. O kadar insanın (Yahudilerin) ahı yerde kalmamış demek yerinde olur. Krakow'un sakinliğine, huzuruna çok alıştığım için bana üç gün yetti. En tedirgin olduğum konu karşıdan karşıya geçmekti diyebilirim. Çoğu yerde yaya geçidi yok. Kendini arabaların önüne atan insanlar görmeniz çok olası. Ayrıca arabalar yayaları görünce frene basmıyorlar. Yasemin yapma şimdi, "Türkiye'de de durum aynen bu" demeyin. Ben üç senedir bu durumun tam tersini yaşıyorum. Ayağımı yola attığım anda, sağlı sollu trafik duruyor. Krakow'da yaşayan sürücüler bu konuda çok duyarlı.

Konu trafikten açılmışken sizi Ampelmann ile tanıştmanın vakti geldi demektir. Berlin'in  trafik lambalarındaki adam şekilleri bizim bildiğimizden çok farklı. Eğer trafik ışıklarında ampelmann'i görüyorsanız, Berlin'in doğu tarafında geziyorsunuz demektir. Batı tarafına geçtiğinizde bildiğimiz klasik görümümdeki ışıkları görmeniz mümkün.



Gittiğim her şehirde kitapçı gezmeye bayılırım. Berlin'de de harika bir kitapçı görme şansını yakaladım. 4 katlı devasa bir kitapçıydı. İnsan böyle kitapçıları gezdikten sonra Türkiye'de yer alan kitapçılara kitapçı diyesi gelmiyor.



 Şıpsevdi diye bir sakız vardı. Halen var mı emin olamadım şimdi. Onun karakterleri ile çok tatlı 2018 yılı takvimi yapmışlar. İngilizce olsa alırdım.


Raflarda farklı kitaplara rastladım.


İlgimi çekenlerden biri ise " Bir gavurun İstanbul'u keşfi" adlı kitaptı. Kitap Almanca ve Türkçe olarak yazılmış.

 Bu ise mini kitaplardan biri. Tam metinde basılan bu kitaplar yolculuk için çok ideal. Bende birkaç tane var. Okuması da sanıldığı kadar zor değil.

Bu raflar ise Türkçe kitaplara ayrılmış.


Bol bol gezip yemeğe oldukça az vakit ayırdım. Berlin'e gitmişken Almanların meşhur sosisinden yemeden ve birasından içmeden dönmedim. Gitmeden sevgili Ezgi'nin tavsiyesi üzerine çok güzel Türk yemekleri yiyerek, altı aylık lahmacun ve kebap özlemimi de gidermiş oldum.



Sokaklarda gezerken, gözüme devamlı açık ofisler çarptı. Ne güzel düşünülmüş. Sanırım gün ışığından mümkün olduğunca faydalanmak için yapılmışlar. Camın kenarında yer alan masalarda çalışmak güzeldir. İnsanın ruhu açılır. Geçmişi düşününce adamların duvarlara karşı bir antipatisinin olduğunu da göz ardı etmemek lazım.

Konu duvardan açılmışken utanç duvarını görmeden dönmedim. Birbirine paralel olarak örülen duvarların arasında, zamanında askerler geziyormuş. Şimdi duvarlar grafitiler ve farklı çizimler ile dolup taşmış durumda. Eskiden askerlerin gezdiği yollarda ise turistler geziyor. Sizin için de birkaç kare fotoğraf çektim.









Alışılmışın dışında bir kahve bahane yazısı oldu. Dilimin döndüğünce, Berlin'in bana hissettirdiklerini yazdım.
Berlin'e gitmeyi planlıyorsanız ve/veya Berlin hakkında daha detaylı bir yazı okumak istiyorsanız, daha önce kaleme aldığım Berlin müzeleri ve Berlin'de gezilecek yerler  adlı yazılarım size yardımcı olacaktır.
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşene kadar kendinize iyi davranın. Sevgiler.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe