12 Mayıs 2019

Krakow Sokakları


Bloga yazmayınca hep bir yanım eksik hissediyorum. Sanırım bunun adı bağımlılık. İçimden bir ses dürtüp duruyor. Olur olmaz yerde, canım bir anda yazmak istiyor. Bazı geceler tam uykuya dalmadan önce aklıma bir şeyler geliyor. Unutmamak için hemen telefondaki notlarıma ekliyorum. Kafam karışık biraz. Hafta içi oluşturduğum yazılar taslakta bekiyor. O kadar karışık oldular ki toparlamadan yayınlasam bu kız ne anlatmaya çalışıyor der; blogdan hızlıca uzaklaşırsınız. Kimseyi kaçırmaya niyetim yok. Zaten okuma oranları giderek düşüyor. Blog dünyası hızla kan kaybediyor. Böyle bir ortamda, bu işe gönül vermiş bir avuç insanız ve inadına yazmaya devam ediyoruz.

Mayıs ayı oldukça hareketli geçiyor. Her şey tam anlamıyla netleşince anlatacağım bu hareketliliğin nedenini. Hareketli bir yaşam tarzına sahip olduğumu kabul ediyorum. İlgi alanlarım, yapmak istediklerim, yaptıklarım. İşte bunlar beni ben yapan şeyler. Ben öyle hareketsiz, amaçsız, uyuşuk olamıyorum. Doğama, yaşama sevincime aykırı şeyler bunlar.

Bu yazıyı da karmakarışık bir hale getirmeden, bu hafta çektiğim fotoğrafları paylaşacağım. Bu yazıyı da onun için hazırladım. Hadi gelin sizi Krakow sokaklarında kısa bir gezintiye çıkartayım.












✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

2 Mayıs 2019

Ne Umdum Ne Buldum #Nisan


Bir ayı daha geride bıraktığımıza göre ne umdum ne buldum serisinin yenisini yazma vaktidir. Nisan ayında yazdığım yazılarda umulanlar ile bulunanlar arasında dağlar kadar fark olduğunu dile getirmiştim. Şimdi gerçeklerle yüzleşme vaktidir. Umduklarım Everest dağı gibiyken bulduğum Alaaddin tepesiydi. (Konya'yı ziyaret edenler ne demek istediğimi anlayacaktır.)

Geçen ay kazma kürek stoğunu tükettiğimizden mütevellit Nisan ayından sıcak bir hava umdum. Yine ısınmayan bir hava buldum. Son hafta Nisan ayı demeye bin şahit lazımdı. Bildiğin Kasım ayı gibi bir hava hakimdi Krakow semalarına. Bahar yağmuruna alışığım. Yağsın ki ağaçlar yeşersin eyvallah ama bu soğuk nedir böyle! Nisan ayında hava 10 derecelerde olmamalı sevgili Krakow.

Bisikletimle işe gitmeyi umdum. Kendimi arabanın ön koltuğunda buldum. Bir hafta sonu hava güzeldi. O gün bisikletimi temizledim. Lastiklerini şişirmem lazım. Belki bir servise verebilirim bisikleti. Hem daha detaylı bir temizlik yapmış olur. Şimdilik karar veremedim. Öncesinde havalar düzelsin diye bekliyorum.

Her hafta bir kere koşmayı umdum. Umduğumu da buldum. Cumartesi sabahları koştum. Geçen hafta da 10 km koşusuna katıldım ve tamamladım. 2 hafta sonra da yeni bir koşu var. Bu sefer kanserli çocuklara yardım için 5 km koşacağım. Ayrıca bu koşu kostümlü olacak. Bir süper kahraman kostümü bulmam lazım.

Nisan ayında 3 kitap okurum diye umdum. Ay sonunda ne eksik ne fazla bir rakam buldum.  Bu ay okuduğum kitapların türü biraz daha farklıydı. Ayrıca Türk yazarların kitaplarına yer verdim. Serkan Karaismailoğlu'nun; "Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum" ve "Kadın Beyni Erkek Beyni" adlı kitaplarının yanı sıra beni hayal kırıklığına uğratan Nedim Gürsel'in "Bana İtalya'yı Anlat" adlı kitabını okudum. Serkan beyin kitapları hakkında bir blog yazısı bile yazdım.

İki adet ingilizce hikaye kitabı okumayı umdum. Sadece umduğumla kaldığımı buldum. Agatha Christie'nin "A Pocket Ful of Rye" adlı kitabına başladım. Henüz bitmedi. İngilizce roman okurken polisiye tarzı okumayı seviyorum. Olaylar sürükleyici olunca okumak ve anlamak için daha fazla efor sarf ediyorum.

Aksatmadan Lehçe çalışmayı umdum. Ay sonunda güzel bir performans tablosu buldum. İngilizce öğrenirken yaptığım hatayı lehçe öğrenirken yapmıyorum. Yani aklıma gelen her şeyi söylemeye çalışıyorum. Konuşurken utanmıyorum. İş yerinde haftada bir gün 1,5 saat gittiğim kursun yanı sıra her hafta catch polish buluşmasına gidiyorum. Ana dili lehçe olanlarla ile 1,5 saat sadece konuşma pratiği yapıyoruz. İş yerindeki Polonyalılar ile lehçe konuşmalara başladım ufaktan. Umarım ki bu isteğimi kaybetmem. Zira ben çok maymun iştahlıyımdır bu da biraz beni korkutuyor.

İş yerinde abur cubur yemeyi kesmeyi umdum. Umduğumu da kısmen buldum. Birinin doğum günü, yok biri tatilden dönmüş diye devamlı çikolata dağıtılan bir ortamda pek kolay olmadı. Kendime bir çerez kutusu aldım. İçine hurmamı cevizimi koyuyorum. Çayın yanında onları atıştırıyorum. Öğleden sonraları ise kendime meyveli yoğurt yapıyorum. Yeni düzenime alıştım. Abur cubur yemeye geri dönmek gibi bir niyetim yok.

Haftada bir gün blog yazısı yazmayı umdum. Umduğumdan fazlasını buldum. Bir hikaye, bir mim, yazarlar hakkına bir yazı, iki adet gezi yazısı, kitap inceleme yazısı ve kahve bahane yazısı yazdım. Şimdi buraya yazınca performansıma ben de şaşırdım. Çünkü bu ay çok verimli geçmedi diye düşünüyordum. Sanırım bu verimsizlik BTK'yı etkilememiş.

Bir Tutam Karınca'da küçük bir değişiklik umdum. Umduğumu kısmen de olsa buldum. Yardımını benden esirgemeyen sevgili blog arkadaşım Dikkat Çekiyorum sayesinde oldu. Bilgisayardaki bir tarayıcıdan açıyorsanız sağ tarafta, telefondan açıyorsanız sayfanın altına görünen öyküler kısmını ekledim. Sayfa yenilendiğinde farklı öykülerim size hoş geldiniz diyor.

İyisile, kötüsüyle bir ayı daha geride bıraktım. Mayıs ayı hareketli geçecek. Ay sonu Türkiye yolcusuyum. 15 gün Türkiye'de olacağım. Şimdiden alacaklarımı, yiyeceklerimi, gezeceğim yerleri planlamaya başladım.

Bir sonraki ne umdum ne buldum yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.
BTK

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

1 Mayıs 2019

Hedef Yarı Maraton


Yazının başlığı yeni bir hedefin habercisi. Evet! Hedef yarı maraton. Kendime hedef koyup bunu gerçekleştirdiğimi görmeyi seviyorum. Kim sevmez ki? Blogun eski takipçileri koşuya nasıl başladığıma, kendimi nasıl geliştirdiğime ve gaza getirdiğime aşinalar. Biz senin bloga geçerken uğradık, bu yüzden de bi haberiz diyenler için yazının sonuna eski yazıların linklerini bırakıyorum.

Harekete geç, sağlıklı bir hayat için spor yap, spor salonlarında vakit geçir. Bunlar muhtemelen çok sık karşınıza çıkan sözler. Buradaki sözlere katılmakla birlikte en önemli noktanın insanın sevdiği ve zevk aldığı şeyi yapması. Yani biriniz yürüyüşten zevk alır, bir diğeriniz bisiklet sürmekten. Bu yüzden insanın kendine biraz zaman tanıması lazım. Ben koşuyu sevdiğimi zaman içinde anladım. Şimdi çevremdekilere koşuyorum dediğimde "ay ben hiç seviyorum, yapamam diyorlar" İyi de denedin mi? Bi dene bakalım. Denemeden neyi sevip neyi sevmediğine nasıl karar verebiliyorsun.

Az biraz serzenişte bulunduktan sonra geçen hafta sonu koştuğum gece koşundan bahsetme zamanıdır. 26 Nisan cumartesi akşam 10 km koşusuna katıldım. Bu benim ilk uzun koşumdu (antrenmanlarım dışında). Daha önce 3,5 km, 5 km ve 7 km koşusuna katılmıştım. 10 km'yi 66 dakikada tamamladım. Koşarken çok eğlendim. Yaklaşık 5.000 kişi ile koşmanın zevkini tattım. Kenarda bizi desteklemek için bekleyen çocukların ve insanların yanından geçerken çak bir beşlik yaptım. Madalyalarımızı alıp arkadaşlarla bu anıları ölümsüzleştirecek fotoğraflar çektirdim.  Koşu sonrası yaşadığım mutluluk hissi, tüm yorgunluğu unutturdu bana. Sonraki gün oluşan kol ve omuz ağrılarımdan bile zevk aldım. Bitirme çizgisine geldiğimde "işte bu Yasemin, şimdi hedefin yarı maraton yani 21 km koşmak" dedim.








Linkleri aşağıya ekledikten sonra Atatürk'ün güzel bir sözünü de buraya eklemek istedim.

"Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar."


https://www.birtutamkarinca.com/2018/10/kahve-bahane-31.html

https://www.birtutamkarinca.com/2018/09/kahve-bahane-26-kosuya-ozel.html

https://www.birtutamkarinca.com/2018/11/kosmasaydm-yazamazdm.html


Unutmayın, sevdiğiniz şeyi yaptığınız sürece yorulmazsınız. Sevdiğiniz şeyleri keşfedebilmeniz dileğiyle.

Sevgiler.
BTK

✄----------------------------------------------------------------------

Paylaş:

24 Nisan 2019

Bahar Mimi


Yeni bir kitaba başladım bu akşam. Fakat beklediğim gibi çıkmadı, biraz zaman geçtikten sonra usulca kapattım kapağını. Sonra kahvemi yudumlayıp, bloglarda neler varmış diye bakarken Efsunvari tarafından mimlendiğimi gördüm. Masada kahve varken mime cevap yazmalıyım dedim ve işte buradayım.

1- Bahar bir insan olsaydı onunla aranız nasıl olurdu?

Bu baharın nerede yaşadığına göre değişirdi. Eğer Bahar İzmirli olsaydı çok iyi arkadaş olurduk. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Fakat Polonya'lı olsaydı, biraz didişirdik. Ben hep soğuk olduğundan dem vururdum. O da hıh der küser giderdi.

2- Şu ana kadar yaşadığınız hayatın bahar kısmı hangi döneminiz? O dönemde neler yaşadınız? 

Birinci, ikinci, üçüncü... Pek bir bahar yaşadım sanırım. Tam tepetaklak olurken düze çıktığım dönemler oldu. İşte onların hepsi hayatımın baharıydı. Birini anlatsam diğerinin hatrı kalır.

3- Bahar bir arkadaşınız olsaydı onun okumaya ihtiyacı olan kitabın ne olduğunu düşünürdünüz? 

Bahar arkadaşımsa zaten kitap okumuyor olma olasılığı çok düşük olurdu. Bir insana bunu oku demeyi pek sevmiyorum aslında. Çünkü herkesin ilgi alanı farklı. Sanırım ilk önce ilgi alanlarını öğrenip, ondan sonra ona bir kitap tavsiyesinde bulunurdum.

4- Size baharı anımsatan insanlar var mı çevrenizde, varsa kimler? 

Babaannem sanırım. Bu dünya üzerinde en yakınlarını (annesini, babasını, kardeşlerinin tümünü, kocasını ve evladını) kaybetti. Buna rağmen solmadı, şükrünü bildi. Dimdik ayakta durdu. Ve durmaya devam ediyor. 

5-  Bahar temalı bir yağlı boya tablo yapmak isteseniz resmin içinde olmazsa olmazınız ne olurdu? 

Bazen küçük tuvallere akrilikle bir şeyler çiziyorum. Çoğunda da bahar teması hakim. Ve korkuluk çizmeden edemiyorum. Korkuluğun altında rengarenk çiçekler oluyor her zaman. 

6- Bahar yorgunluğu ile mücadele eder misin? Yoksa kendini baharın kollarına yorgunca bırakmayı mı tercih edersin.

Ben mücadeleci bir insanım. Yorgunluğu yok saymaya çalışırım çoğu zaman. Fakat bazen insanın kendini öylece bırakası geliyor. Bir öyle bir böyle, tez vakitte, az zararla atlatmaya çalışırım diyelim.

7- Baharda gitmek istediğin coğrafya

Uzak doğu. Japonya olabilir. Yanılmıyorsam Nisan ayında Sakura (kiraz çiçekleri) ile bezeniyor ortalık. Doğanın uyanışını farklı bir coğrafyada gözlemlemek isterdim. 

Baharın gelemediği bu günlerde, böyle güzel bir mim yapmak, baharın hayalini kurmak güzel oldu. Bende bu mime yedi blog arkadaşımı davet ediyorum. 

Ezgissimo
Dikkat Çekiyorum
Ben Kuzgun
Deep
Yaşamdan Yazılar
İş Bu Fikir Bu
Aslıha'nın Dünyası

Fakat unutmayın, soruları sevdiyseniz siz de bu mime katılabilirsiniz. 

Bu mimi yazarken Candan Erçetin'in Bahar adlı şarkısını mırıldanıp durdum. O yüzden kapanışı o şarkı ile yapıyorum. 




✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

22 Nisan 2019

ZOO Kraków Hayvanat Bahçesi



Krakow'da dört sene geçirmeme rağmen gitmediğim yerlerden biriydi hayvanat bahçesi. Bir dağın yamacında kurulmuş, oldukça büyük olan hayvanat bahçesini bugün arkadaşım daveti üzerine ziyaret ettim. Hayvanat bahçelerine karşı biraz tepkiliyim aslında. Çünkü hayvanlar doğal yaşamlarından uzaklaştırılıyor ve bir kafese tıkılıyor. Düşünün bir zaman sonra sizden daha akıllı bir ırk ortaya çıkıyor. (Biz onları yavaş yavaş üretiyoruz aslında. Robotlardan bahsediyorum.) Sonra farklı kıtalardan insanları toplayıp belirli bir bölgede sergiliyorlar. Kötü değil mi?

Bu konuda farklı bakış açıları var. Mesela arkadaşıma "yazık bunları böyle çitlerin, kafeslerin arkasına koymuşlar" dedim. O da bana "ama belki doğal yaşamda öleceklerdi. Burada en azından güvendeler ve keyifleri yerinde. Mesela bir çoğu burada doğuyor ve zaten dışarıdaki yaşamı bilmiyor" dedi. Bu söz bana Truman Show adlı filmi hatırlattı. Henüz izlemediyseniz, en kısa sürede izleme listenize ekleyip, izlemenizi tavsiye ederim. Bu duygu karışıklığı içinde gezdim, gezerken blog için birkaç kare fotoğraf çektim. Doğal yaşamlarında göremeyeceğim hayvanları görme şansını yakaladım da onların bizi görmekten ne kadar memnun oldukları konusunda şüphelerim halen devam ediyor. Benim ilgilimi en çok penguenler, zürafalar ve zebralar çekti. Çok tatlı hayvanlar. Aslan, kaplan yani kedigillerin uyku saatine denk geldiğimden onların fotoğraflarını çekemedim. Poz verdiğim lama ile ortak noktamız ise kesinlikle çok havalı olan saçlarımızdı.
















✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

21 Nisan 2019

Kadın Beyni Erkek Beyni - Serkan Karaismailoğlu



Okuduğum kitaplar hakkında yazmayalı oldukça uzun bir zaman oldu. Bu yazıyı yazmamın müsebbibi Serkan Karaismailoğlu'nun son dönemde okuduğum iki kitabı. "Kadın Beyni ve Erkek Beyni" ve "Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum" kitaplarının yazarı Serkan Karaismailoğlu. Doktorasını Hacettepe Üniversitesi'nde "beyin cinsiyeti" üzerine yapmış. Ben bilim adamıyım kasılmalarından eser yok kendisinde. Tıbbi terimlere hakim olmayanların da "neler dönüyor içimizde" sorularına yanıt verme becerisine sahip. Daha ne olsun!

Kadın Beyni Erkek Beyni

Adı itibariyle etrafta kol gezen psikoloji kitaplarından biri olarak algılanabilmeye çok müsait. Fakat kitabın içi öyle değil. İçinde birçok bilimsel araştırma verileri var. Fakat bu sizi ben öyle bilimsel kitapları okuyup hiçbir şey anlamıyorum endişesine kapılmaya sevk etmesin. Zira Serkan Karaismailoğlu'nun dili çok sade ve anlaşılır. Kitabın başında, ortasında ve sonunda kısa bir hikaye var. İlk sayfada sizi karşılayan hikaye yüzünden "acaba bir aşk hikayesi mi okuyacağım" diye düşünürseniz kesinlikle yanılırsınız. Bu bir aşk romanı değil. Bu kitapta yazılan her şey biziz. Çünkü bizim biz olmamızı sağlayan beyin bu kitabın baş kahramanı. 

Şimdi gelelim kitabın bana ne kattığına; 
Bu kitap sayesinde çok sinirlendiğim kişilere bundan böyle gerizekalı demek yerine "gangliyon" diyebileceğim. Çevrenizde zeka yoksunu insanlar varsa sizi sinirlendiriyorlarsa siz de gönül rahatlığıyla gangliyon beyinli diyebilirsin. Gangliyon ilkel canlılarda beyin görevi gören bir yapı. Detaylarını öğrenmek istiyorsanız kitabın 25. sayfasına göz atabilirsin. 

Bu kitap sayesinde, zigot, limbik, oksitosin ve orbicularis oculi kavramlarına aşınalık kazandım. Bunları bilimsel bir makalede okusaydım muhtemelen ders çalışıyormuş hissine kapılıp okumayı bırakırdım. Fakat bu kitabın en önemli özelliği bunları sizi sıkmadan açıklayabilmesi.

İnsanların birbirinden farklı olmalarının nedenleri araştırmayı seviyorsanız, adına beyin dediğimiz bu karışık yapının derinliklerinde neler barındırdığını merak ediyorsanız bu kitap tam sizlik. Ayrıca sıkıcı olmayan dili sayesinde bir çırpıda okunabilir. Hazır yaz geliyorken ve tatil planları yapılmaya başlanmışken, bavulunuza bu kitabı atın derim. 


Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum

Kitap, ismi nedeniyle bir diyet kitabı gibi algılanabilir. Sanırım Serkan Karaismailoğlu sağ gösterip sol vurmayı sevenlerden. Bu kitabını bir diyet kitabı diye alıp okumak isteyenleri şaşırtacak bilgilerle bezemiş. Kitap, bağırsaklarımızın bizi nasıl yönettiği konusunun uzun uzun işlendiği bir kitap. İçindeki bilgiler oldukça güzel. Kitabın tek eskisi bazı yerlerde tekrar düşmesi. "Bunu daha önce anlattınız" diyesi geliyor insanın. Ama her güzelin bir kusuru olur diyip okumaya devam ederseniz bu kitap sayesinde yararlı bilgiler edinebilirsiniz. Son zamanlarda adından sıkça bahsedilen mikrobiyota hakkında merak ettikleriniz bu kitabın içinde gizli. Ayrıca şok diyet yapanları üzecek bilgiler içeriyor. Bu kitap sayesinde beslenmenizi nasıl düzene sokacağınızı ve sizi devamlı abur cubur yemeye iten iç sesinizi nasıl alt edeceğiniz öğrenebiliyorsunuz. Hem de öyle üç kaşık ondan, beş kaşık bundan ye tavsiyeleri olmadan. Dedim ya bu bir diyet kitabı değil. Bu bilimsel veriler ile dolu bir kitap. Daha fazla ayrıntı verip, kitabı okuyacakların okuma zevklerini azaltmak istemem. Bu kitabı da bavula atalım mı Yasemin diyorsanız, şimdi pek emin olamadım. Çünkü tatilde kaçamaklar yapıyoruz, bu kitap size birazcık vicdan azabı yaşatabilir.

Ben kitapları büyük bir ilgi ile okudum. Son dönemlerde, özellikle beslenme konusunda insanların beynini yalan yanlış bilgilerle dolduran sahte insanların varlığından sıkılanların kesinlikle okuması gereken iki kitabın tanıtımı vardı bu yazıda.
Herkese keyifli okumalar.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

20 Nisan 2019

İlkbahar - Paskalya Bayramı


Bir ilkbahar sabahı rastladım size demiş şair. İlkbahar sarhoşluğundan nasibini almayan yoktur sanırım. Ağaçların üstünde beliren rengarenk çiçekler, güneşin iç ısıtan sarısı, gökyüzünün canlı mavisi, insanı içmeden sarhoş etmeye yeter.

Polonya'da ilkbahar dönemini doya doya yaşamak oldukça zor. Bir anda soğuyabilen havası ile o sarhoşluk hissi yerini kısa süreli bir şoka bırakabiliyor. Gelin görün ki bahar yorgunluğu baki kalıyor. 2019 yılının dördüncü ayını neredeyse geride bırakacağız ve ben en çok kendimi bu ay tembel hissettim. Yapılacaklar listesinde yapılmayı bekleyenlerin hazin sonunu ay sonu ne umdum ne buldum serisinde yazacağım.

Şimdi azıcık oradan buradan yazma zamanı. Dün, birkaç kare fotograf çekmek için iş çıkışı merkezde kurulan küçük dükkanları ziyaret ettim. Paskalya bayramına sayılı günler kaldı. Oruç tutan katoliklerin bir nevi bizdeki ramazan bayramını gibi bu paskalya. Hatırlarsanız daha önce fat thursday olayını anlatan bir yazı yazmıştım. Fat thursday gününden sonra paskalyaya kadar bir şeyi yememe ve içmeme kararı alıyorlar. Bu bireysel bir karar. Ondan sonra oruçları başlıyor. Yemeyeceğim, içmeyeceğim dedikleri şeyi tüketmiyorlar; ta ki paskalya gününe kadar. Paskalya günü sepetlerin içine tuz, et, yumurta koyup kliseye götürüyorlar. Peder sepetlerini kutsuyor ve o kutsal yiyeceklerle bir softa hazırlıyorlar kendilerine. İşte böyle buralarda bu bayramın hazırlığı var. Şehir paskalya tatile hazır.








Tatil demişken en sonunda Türkiye için gidiş tarihimi netleştirdiğimi söyleyebilirim. Uçak biletleri alındı ve geri sayım başladı. Dört sene içerisinde ilk defa bu kadar uzun süre ara verdim. Türkiye'ye gitmeyeli tam bir sene olacak. Eskiden gittiğimde uzun uzadıya vakit geçirebiliyordum. Şimdi ise sadece iki hafta kalabileceğim. Sanırım hiç yetmeyecek bana. Şimdiden her gün çiğ köfte ve ezine peyniri yeme hayalleri kuruyorum. Polonya'da beni en çok zorlayan şey ezine peynire benzer bir peynir bulamamak. Ezineyi geçtim beyaz peynire benzer peynir bulmak bile çok zor.

Polonya'daki iş hayatı hakında ayrı bir yazı yazmak istiyorum. Kahve bahanede işimle ilgili pek bir şey anlatmadığımın farkındayım. Şimdilik her şeyin maşallahı var. Güzel gidiyor. Çalışma şartlarının Türkiye'den çok daha iyi olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Çalışana verilen bir değer var ve bunu fark edebilmek güzel. Ayrıca birçok farklı ülkeden insanla birlikte çalışma deneyimi elde ediyorum. Bunlar güzel ilerde anlatılabilecek güzel anılar olarak birikiyor. Tek sıkıntı arkadaşlık kavramlarının bizim gibi olmaması. Bireysellik ön planda. Herkes kendi halinde.
Ben de bu aralar kendimi kendi halime bıraktım. Bir şeyleri yapmak için kendimi zorlamıyorum. Olduğu kadar diyorum artık. Oluyor mu olmuyor mu; onu da zaman gösterir.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

12 Nisan 2019

İlginç Ölümlere Sahip Ünlü Yazarlar


Kitap sevenler derneğine üyeyseniz, yazarların yaşam öykülerine az çok hakimsinizdir demektir. Okumak istediğiniz bir kitabı elinize aldığınızda sizi ilk önce o yazarın kısa hayat hikayesi karşılar. Nerede doğduğunu, neler yaptığını, hangi eserli yazdığını oradan öğrenirsiniz. Bu kısa bilgilendirme yazısından sonra yazarın kaleminden çıkmış olan dünya ile tanışırsınız. Bazı kitaplar sizi çok etkilerken, bazılarından beklediğiniz hazzı alamazsınız.

Bu yazı, yazdıklarıyla sizi farklı dünyalar ile tanıştıran yedi yazarın nasıl öldüğüne dair bilgiler içerecek. Konu pek bir sevimsiz gibi gözüküyor olabilir. Yazdıkları ile kalbimize dokunan yazarların hayatlarının nasıl noktalandığını bilmek ilgi çekici olabilir diye düşündüm. Bununla ilgili bir araştırma yaptım. Şimdi öğrendiklerimi sizinle paylaşma zamanı.
Kürk Mantolu Madonna'nın yaratıcısı olan Sabahattin Ali'nin bir mezarı bile yok. Yazar kimliğinin yanında, asker ve gazeteci kimliklerine sahip olan Sabahattin Ali, zamanında hükümeti eleştirdiği için adına açılan davalar yüzünden oldukça sıkıntılı dönemler geçirdi ve hapis günlerinden sonra yurt dışına gitmeyi istedi. Fakat attığı adımların onu ölüme yaklaştıracağını bilemedi. Çıktığı yolculuk sırasında hunharca öldürüldü ve cesedi Istanca Dağları eteklerinde bir çoban tarafından iki ay sonra bulundu.


Güzel dizelerin sahibi Orhan Veli Kanık'ın talihsiz ölümünü bilmeyen yoktur. Ankara'ya yaptığı kısa ziyaretinde belediyenin kazdığı çukura düşer ve başından hafifçe yaralanır. Kazadan iki gün sonra İstanbul'a döner. Aradan dört gün geçer ve arkadaşları ile yediği bir öğle yemeği sırasında fenalaşır. Arkadaşları tarafında hastahaneye kaldırılan Veli'ye alkol zehirlenmesi teşhisi konur ve o yönde tedavi uygulanır. Yanlış teşhis yüzünden hayatını kaybeder. Asıl ölüm nedeni geçirdiği kaza sonrası beyninde oluşan damar çatlamasına bağlı geçirdiği beyin kanamasıdır.

Kadınlar tüm dönemlerde bir yerlere gelebilmek, sesini duyurabilmek için oldukça zorlu yolları aşmak zorundadır. Bu zorluklarla başa çıkıp kitaplarını herkese ulaştırmayı başarmış bir kadındır Virginia Woolf.  Kitaplarında yaşadığı dönemin zorluklarına değinir. Zaman içinde psikolojini bozulur ve düzelemeyeceğine karar verir. Ceplerine doldurduğu çakıl taşları ile evinin yakınında bulunan nehire doğru geri dönülmez bir yolculuğa çıkar. Kendini suyun akışına bırakır. Cansız bedeni yaklaşık 21 gün sonra bulunur. Virginia, ardında biri kardeşine biri de kocasına hitaben yazılmış iki adet intihar mektubu bırakır.

Kısa ve çarpıcı hikayelerin yaratıcısıdır Nikolai Gogol. Palto adlı hikayesi Rus edebiyatının yapı taşlarından biridir. Dostoyevski'ye " Hepimiz Gogol'un paltosundan çıktık." sözünü söyletir. Zaman geçtikçe dine olan ilgisi artar ve eskiden eleştirdiği kiliseye bir bağlılık gösterir. Bu arada Ölü Canlar romanının ikinci kısmını yazmıştır. Fakat yazdıklarının şeytanın bir oyunu olarak görür. Gözünü kırpmadan yazdığı kağıtları yakar. Bu olayın ardından büyük bir bunalıma girer, yemek yemeyi reddeder ve yatağa düşer. İçinde yanan bu pişmanlık ateşi sönmez. Ve dokuz gün sonra acılar içinde hayata gözlerini yumar.

Soylu bir ailenin üyesi olan Aleksandr Puşkin'e tabiri caizse rahat batmış diyebiliriz. Kültürlü bir anne babanın evladı olan Puşkin'e o dönemde sunulması zor olan olanaklar sunulmuştur. 8 yaşına geldiğinde bülbüller gibi Fransızca ve Rusya bilen Puşkin, onbir yaşında fransızca şiirler yazmaya başlar. Büyür, delikanlılık çağını geride bırakır ve evlenir. Arkadaşı ile karısı arasında bir flörtleşme olduğuna dair isimsiz mektuplar alan Puşkin, karısa kur yapan arkadaşını düelloya davet eder. Yapılan düelloda, rakibini omuzundan yaralayan Puşkin karnından yaralanır ve iki gün boyunca can çekişir. Soğuk bir şubat ayında çektiği acılara daha fazla dayanamaz ve ölümün kucağına kendini bırakır.

Jerzy Kosinski, çocukluğu İkinci Dünya Şavaşına yenik düşen bir yazar. Polonya'da başlayan yolculuğu Amerika'da son bulur. Savaşın soğukluğunu anlatır kitaplarında. Psikoloji okuması bile onu hayata bağlayamaz. Çocuk yaşta şahit oldukları ve yaptığı uzun kaçış yolculuklarının kötü anısı yakasını bırakmaz. Artık onun için kaçınılmaz bir son vardır. İntihar etmeye karar verir ve bu kararından dönmez. Küvetteyken başına poşet geçirerek intihar ettiği söylenir.

Sadık Hidayet için Doğunun Kafka'sı derler. Zamanında yazdıkları tepki toplar. Sadık Hidayet'te yaşamına son vermeyi seçenlerden. Paris'te hava gazlı bir apartman dairesi kiralar. Evdeki tüm delikleri kapatır ve gaz musluğunu açar. Cansız bedeni, ertesi gün ziyaretine gelen arkadaşı tarafından mutfakta bulunur. Daha sonra olayı anlatan arkadaşı, ölüm yolculuğuna çıkmadan önce traş olmuş, temizce giyinmiş olduğunu söyler. Birçok kitabı Fransa'daki kitapçılarda ve kütüphanelerde bulunmaz. Kör Baykuş kitabının satışı Tahran Kitap Fuarı'nda yasaklanır. 2006 yılından bu yana da tüm eserleri İran'da yasaklılar listesinde yerini alır.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.