13 Temmuz 2018

Ne Kadar Yaşadığın Değil, Nasıl Yaşadığın Önemli Bu Hayatta


Big Bang'dan bu yana, sadece insanların değil, tüm yaşayan canlıların belli bir yaşam döngüsü var yeryüzünde. Kelebeğin  yaşam döngüsü en fazla bir yıl sürer. Kargaların ise 200 yıl yaşadığı rivayet edilir. (Bu arada bu yanlış bir bilgi. Kargalar da en fazla 20 yılda yaşam döngülerini tamamlar.) İnsanoğlu ise dönem dönem uzayan ve kısalan yaşam döngüsüyle kaba bir ortalama alacak olursak 70-80 yıl yaşar.

Hayırdır Yasemin! Bu yaşam döngüsüne niye taktın diyenlere; bugün benim doğum günüm diyorum. Her doğum günümde kendim için birkaç satır karalarım aslında. Bugün farklı bir yazı yazmak istedim. Belki biraz karamsar, belki biraz hüzünlü... İçimden geçenleri aktarmasam, aklımda dolaşıp duracaklardı ve ben o düşüncelerin beynimde tek kale maç yapmasına katlanamıyorum. Bu yüzden pası bloguma attım bile.

Yaşam acısıyla tatlısıyla bizim. Bir kere geliyoruz bu hayata ve zaman dediğimiz şeyi durdurma veya  geri sarma imkanımız yok. Takvim yaprakları bir bir savrulurken yaşam döngümüzü tamamlama an ve an yaklaşıyoruz. Böyle düşününce insan kendini bir bataklığın ortasında yapayalnız hissediyor değil mi? Hemen yelkenleri suya indirip bitti artık demek yok. Sakin olun size şimdi güzel bir şeyden bahsedeceğim.

Bazen hayat katlanılmaz bir hal alıyor olabilir, tam da böyle hissettiğiniz anlarda sizi hayata bağlayacak tek şey "kendini sevmek".

Hayatınızdaki her şey ama her şey geçici olabilir. Şu an birlikte yaşadığınız insanlar, işiniz, eviniz, arabanız. Sizi terk etmeyecek yegane şey yine kendinizdir. Nereye giderseniz gidin o hep sizinle olacak. Hatta mezara bile onunla gireceksiniz. Var mı daha ötesi!

Böyle bilmişlik taslıyorsun da "sende durumlar nedir" mi dediniz? Bunu tam olarak yapmak bazen benim için de zor. Genelde seviyorum kendimi. Barış içinde yaşayıp gidiyoruz. Yeri geliyor deliler gibi eğleniyoruz. Dönem dönem sebebsizce ağlıyoruz. Bazı zamanlar kavga ediyoruz, öyle böyle değil. Birlikte depresyonlara girip çıkıyoruz. Ama ne zaman kafamı kaldırsam "kendim" hep yanı başımda oluyor. Bu kadar sıkıntıya rağmen beni terk etmedin diyip yeniden sarılıyorum ona.  Sanırım tam da bu sebepten dolayı, bugün kadehimi kendime kaldırıp " dolu dolu bir yaşamın olması dileğiyle, iyi ki doğdun" diyeceğim.

Zaman ilerledikçe sayıların bir önemi olmadığını anlıyorum artık. Yaşam döngüm tamamlanana kadar senede bir kere, bu tarih gelip gececek hayatımdan. Benim tek derdim ise bu zamanları en güzel şekilde değerlendirmek.
Yazının başlığında da dediğim gibi;
Ne kadar yaşadığım değil, nasıl yaşadığım önemli bu hayatta.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

9 Temmuz 2018

Meryem Ana Evi ve Şirince Köyü | Quick Travel Guide: House of the Virgin Mary, Sirince, Izmir, Turkey


Yazmaya başlamak için tüm hazırlıklar tamam. Bir fincan mis kokulu kahve, açık bir hava ve fon müziği. Bir önceki yazımda Efes Antik Kenti anlattım. Şimdi sırada Meryem Ana Evi ve Şirince Köyü var.

Meryem Ana Evi


Gelin size Meryem Ana Evi hakkında bir hikaye anlatayım. Katoliklerin hac ziyareti düzenlediği Meryem Ana Evi, 19. yüzyılda Anna adında bir kadının rüyasına girer. Sesini duyurmayı başaran Anna'nın rüyaları sonrasında ev keşfedilir. Bu konu hakkına bir kitap bile yazılır. Kudüs'teki zulümden kaçan Meryem'in ormanlıklar içinde bulunan bu mütevazi evde tam dokuz yılını geçirdiği rivayet edilir.

Gel zaman git zaman ev yine unutulur. 1981 yılında Meryem Ana Evi hakkında yazılı kitabı okuyan bir peder yeniden yollara düşer. Kitapta yazılan evin gerçek olup olmadığını araştırmak için bir grup toplar ve kitapta tarif edilen bölgeye gider. Ormandaki arayışları uzun süren ve bir kalıntıya rastlayamayan grup sussuzluk yüzünden isyan eder. Tam bu sırada köylüler onlara ilerde bir su kaynağı olduğu söylerler. Su içmek için oraya giden grup, gördüğü manzara karşınında büyük bir sevinç duyar. Çünkü aradıkları evin kalıntıları tam karşılarında durmaktadır. Böylelikle ev onarılır ve ziyarete açılır. O zamandan bu yana birçok ziyaretçisi olan evin yanı başında yer alan suyun şifalı su olduğuna inanılır. 







Çeşmenin yanındaki duvarda, gelip ziyaret edenlerin peçetelere, kağıtlara yazdığı dilekler var. 
Gözüme çarpan iki duayı sizinle paylaşmak istedim. Umarım ki Sinem ve Zeynep hayırlı bir eş bulmuşlardır. İş bu duvara kaldıysa bir zor ama umudu da kesmemek lazım, değil mi?

Bu ise beddua ile dua karışımı olmuş. Kapanışı Fırat (Nohut oğlan) gibi. O da dua eder sonra "dinimiz amin" der.

Meryem Ana konumu itibariyle çok huzurlu bir yer. İçim huzurla dolarken bu notlar sayesinde yüzümde oluşan tebessümle birlikte Şirince Köyü'ne doğru yola çıktım. 

Şirince Köyü


Şirince Köyü'nün başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Şimdi ne alaka diyebilirsiniz. Hani 2012 yılında bir kıyamet kopması bekleniyordu ve birkaç sivri zekalı arkadaş bu köyün kıyametten etkilenmeyeceğini yazmıştı; hatırladınız mı? İşte o günden sonra Şirince Köyü bir köy olmaktan çıktı. Turist akınına uğrayan bir yer haline geldi. Meyveli şarabı ile ünlü olan köy, tam anlamıyla mini bir pazar görünümüne büründü. 
Köyde yaşayanlar için artıları da var eksileri de bence. Gelir düzeyleri artmış olabilir fakat  eskiden sakin ve huzurlu bir hayat yaşarken; şimdi sabah pencerelerini açtıklarında sokaklarda turist sesleri duymak güzel olmasa gerek.
Şirince'ye kadar gitmişken kesinlikle meyve şaraplarının tadına bakın derim. Çok leziz oluyorlar. Ayrıca şarap almak isterseniz Ayva şarabını şiddetle öneririm. Bir şeyler yemek için mola verecekseniz karışık sıcak ot tabağı güzel bir tercih olabilir. 
Bunu yanı sıra pazarda gezerken köylülerin kendi yapımı olan nar ekşisine denk gelirseniz tereddüt etmeden alın. Mis gibi tatı var.






Güzel doğası, sıcak insanları ve tembel kedisi ile Şirince Köyü oldukça güzel. Bu yazı ve görseller sayesinde tüm bu güzellikleri ölümsüzleştirdim. Bence güzel oldu. Ya sizce? 

Şimdi yarısı soğumuş kahvem ve gökyüzünü kaplayan yağmur bulutlarında bakıp ahh ne güzel sıcacıktı oralar deme vaktidir. 

Bir sonraki yazıda görüşünceye kadar şen ve esen kalın. 
Sevgiler. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

5 Temmuz 2018

Efes Antik Kenti | Quick Travel Guide: Efes, Izmir, Turkey

İzmir konum itibariyle çok güzel bir yerde. Gezilecek görülecek yerler hemen yanı başınızda. Sanırım yerli ve yabancı turistlerin denizden sonra en fazla ilgi gösterdiği üç lokasyon; Efes, Meryem Ana Evi ve Şirince Köyü. Ben de İzmir ziyaretimde bir günümü bu muhteşem üçlüye ayırdım.
İlk durak Efesti. Daha önce de gittim Efes'e ama nedense blogda bir yazı yazmamışım. Enteresan...

Efes Antik Kenti

Tiyatrosu, kütüphanesi, pazar yolu, şimdilerde göremediğiniz limanı ile kocaman bir kent Efes. İzmir'in Selçuk ilçesinde yer alıyor. Gezmek için en güzel zaman az güneşli bir gün. Çünkü içinde sizi güneşten koruyacak hiçbir gölgelik alan yok. Ve yürüyeceğiniz için kesinlikle rahat bir ayakkabı giymelisiniz. Güneş kremi sürmeyi ve çantanıza bir şişe su atmayı unutmayın. Ben ilk ziyaretimi ağustos ayında yaptım ve resmen kavruldum. Bu acı tecrübeden dolayı ikinci gidişimde hazırlıklıydım. Efes Antik Kenti'nin büyük bölümü yok olmuş ama bu ona görkeminden hiçbir şey kaybettirmemiş. Kenti gezerken, o zaman şartları göz önüne alındığında, nasıl inşaa edilmiş diye hayranlık duymamak elde değil. 

Büyük Tiyatro 

24.000 kişilik kapasitesiyle antik dünyanın en büyük açık havası tiyatrosu Efes sınırları içerisinde yer alıyor. Üç katlı olan bu tiyatronun maalesef ki sahne bölümü bozulmuş. İçinde halen konserler düzenleniyor. Benim ziyaret ettiğim dönemde bir piyanist prova yapıyordu. Eğer sahnede prova yapan biri yoksa, bir arkadaşınızı merdivenlerden yukarı gönderin ve siz de sahneden çok kısık sesle bir şeyler söyleyin. Sonra arkadaşınıza ne söylediğinizi sorun. Aranızda o kadar mesafe olmasına rağmen sizin ne söylediğinizi duymuş olacaktır. 


Celsus Kütüphanesi

İsmin babası Romalı Senatör Celsus. Zamanında 14.000 kitaba ev sahipliği yapmış bir kütüphane duruyor karşınızda. İnsan nasıl hayran olmasın böyle güzel bir yapıya. Depremlerden dolayı zarar gören yerleri restore edilmiş tüm görkemiyle geleni karşılıyor olması çok güzel. Sağ tarafında ise Agora Güney Kapısı var. 



*Fotoğrafın üstüne tıklarsanız görsel büyüyecektir. Böylelikle daha rahat okunabilir.

 Kuretler Caddesi

O zamanların İstiklal Caddesi ile tanıştırayım sizi. Şehrin en işlek caddesi olan bu cadde oldukça geniş. 


Tuvaletler ve Hamamlar

Şehrin en enteresan yerlerinden biri bu tuvaletler olsa gerek. Böyle açık alanda tuvaletini yaparken insanlar sohbet ediyorlarmış. Bunu ben değil, oradaki meraklı uzakdoğulu turistlere hikayeler anlatan rehber diyor. Kız ısrarla üstü kapalı değil mi diye soruyordu? (Degilmiş) Böyle yan yana dizili olmalarına şaşırmıyor da üstünün açık olmasına şaşırıyordu en son. Tuvaletin hemen yanında ise yıkanma yerleri mevcutmuş. Umumi tuvalete alışığız tamam da böylesi biraz fazla umumi değil mi?



Trajan heykeli 

Bu fotoğrafta devasa bir Trajan heykeli olması lazımdı. Ama yok. Sadece bir ayağı ve ufak bir iki parçası kalmış. Heykelin geri kalanı ise bulunamamış. Kusura baklasınlar ama kesin birileri çalmıştır o heykeli. Böyle düşünmeme neden olan Almanya'da gezdiğimin müzeler. Adamlar utanmasalar İzmir'in hepsini müzelerine taşıyacaklarmış. Yani bu heykelin de böyle bir olaya kurban gittiğini düşünüyorum.


Şehir Limanı

Günümüzde sadece maket sayesinde görebildiğimiz şehir limanı. 



Hadrian Tapınağı

O dönemde ünlü imparatorların tapınakları yapmak bir gelenekti. Tapınak Efes Antik Kentin göz alan yapılarında biri. Tapınağın kenarlarda yer alan işlemeler bir hikaye anlatıyor. 

Bu taş neyin bir parçası bilmiyorum. Kalp şeklinde duruşu ile yol kenarında gözüme çarptı. Belki çok duygusal bir taş ustasının ellerinde şekillendi kim bilir?

  Oldukça uzun bir gezi sonrasında Efes Antik Kentten ayrılıp diğer lokasyonlar için yola çıkmadan önce enerjimin hiç bitmediğinin kanıtı olarak da bu fotoğraf burada kalsın.
Sanırım ben güneş enerjisi ile çalışıyorum. Güneşli günlerde enerjim her daim yüksek.


Bol fotoğraflı bir yazı oldu bu. Sırada Meryem Ana Evi ve Şirince köyü yazıları var. Onlar da en az bu yazı kadar bol fotoğraf içerecek. Demedi demeyin. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

3 Temmuz 2018

Krakow Gezi Rehberi | Quick Travel Guide: Krakow, Poland




Krakow bazen gezginciler için sadece bir durak görevi görüyor. Bazen de uzun uzadıya gezmek ve bu şehrin keyfini çıkarmak isteyenlere ev sahipliği yapıyor. Krakow gezi rehberini kısıtlı süre zarfında Krakow'da bulanacaklar için hazırladım. Bu rehber sayesinde Krakow'u keşfetmek için ihtiyacınız olan sadece 2 gün, rahat bir ayakkabı ve bir mont. Zira Krakow'un havasına pek güven olmuyor. Yaz ayında olmamıza rağmen hava oldukça soğuk.
Hazırsanız başlıyoruz.

1- Stare Miasto - Krakow Old Town



Krakow'da her yol Rynek Glowny'ya çıkar. St. Mary's Basilica'sının (Mariacki Kilisesinin) görkemi sizi büyülerken; meydanın tam ortasında bulunan Sukiennice ( Eski Kumaş Pazarı) içindeki hediyelik eşya dükkanları ilginizi çekebilir. Buram buram tarih kokan meydanı gezmek ile Krakow turuna başlamış olursunuz.

2- Planty Park



Old Town çevresini sarıp sarmalayan, yaklaşık 4 km uzunluğundaki parkta yürümeden Krakow'dan ayrılmayın. Old Town gezinizden sonra dinlenmek ve meşhur Krakow simidinin tadına bakmak için Park Planty harika bir seçimdir. Özellikle yaz aylarında devasa ağaçları ile yeşile doymanıza yardımcı olur. Krakow'un her yerinde karşınıza çıkan ve paytak paytak yürümeyi uçmaya tercih eden güvercinler de bu kısa molanızda size zevkle eşlik eder.

3- Czartoryski Museum




Krakow müzeleri bakımından oldukça zengin bir şehir. Kısıtlı sürede hepsini gezmek imkansız. Eğer bir bakıp çıkacak kadar vaktiniz varsa; Krakow'a kadar gelmişken, Leonarda da Vinci'nin Lady with an Ermine adlı tablosu görebilmek adına Czartoryski Müzesini ziyaret edebilirsiniz. Ayırabilecek yarım gününüz varsa, Wieliczka tuz madeni görülmeye değer. 3 saatlik tur beni yorar başka ne önerirsin diyorsanız, meydanın altında yer alan Krakow Tarihi müzesini bir saatle gezebilir ve Krakow hakkında daha detaylı bir bilgiye sahip olabilirsiniz.

4- Wawel Kalesi



Krakow'un simgesi haline gelen kalenin yapım tarihi 13. yüzyıllara dayanıyor. Polonya krallarına ve bir dönem Hitlere ev sahipliği yapmış olan kale, şimdilerde tüm görkemi ile turistlere poz veriyor. İçinin belirli bir kısmını ücretsiz gezebiliyorsunuz. Kral mezarlığını ve Kraliyet hazinesini görmek isterseniz bilet almanız gerekiyor. Kalenin bahçesi de en az içi kadar ilgi çekici. Bahar aylarında açan çiçekler ile görülmeye değer bir yer halini alıyor. Yılbaşı arifesinde, fotoğrafta gözüken devasa çam ağacını süsüyorlar. Yazı ayrı, kışı ayrı güzel diyebiliriz. Wawel'e kadar gitmişken 6 Zloty ödeyerek efsanelere konu olan Wawel Ejdarhasının yaşadığı mağarayı ziyaret etmeyi unutmayın.

5- Wisla - Vistül Nehri



Polonya'nın en uzun nehri olan Wisla'nın kıyı şeridi; uzun yürüyüşler ve dinlenmek için yerel halk tarafından en çok tercih edilen yerlerin başında geliyor. Krakow'u yaz ayında ziyaret etmeyi planlıyorsanız, bisiklet kiralayıp nehir kenarında tatlı bir turdan sonra yorgunluk kahvesi için molası verebilirsiniz. Kış ayında ise -25 dereceye inen hava sıcaklıklarına bir tepki olarak koca nehrin nasıl donduğuna tanıklık edebilirsiniz.

6- Kazimierz


Kazimierz bölgesi, Yahudi mahallesi olarak bilinen Krakow'un en ilgi çekici yerlerinden biri. Bölgede tasarımları ile dikkat çeken sayısız kafe var. Kazimierz'in ana meydanında Krakow'un meşhur atıştırmalığı olan zapiekanka'yı tadabilirsiniz. Ana meydanda dönem dönem kurulan antika pazarında ilginç eşyalarla karşılaşabilirsiniz.

7- Schindler'in Fabrikası



Krakow Nazi soykırımının etkilerini iliklerine kadar hissetmiş bir şehir. Kısa bir ziyarete Auschwitz gezisini sığdırmak zor olabilir. Fakat Kazimierz bölgesine yakın; Schindler'in Listesi filmine konu olmuş, Oscar Schindler'in fabrikasını ziyaret edebilirsiniz.

Kısa bir sürede Krakow'u verimli bir şekilde gezmenizi sağlayacak yerlerden bahsettim.
Krakow hakkında daha detaylı bilgilere ihtiyacın varsa aşağıda yer alan yazılarıma da göz gezdirebilirsiniz.

Krakow'da araba nasıl kiralanır?
Polonya'dan hediye olarak ne alınır?  
Krakow'da Erasmus
Mükemmel Şehir Nowa Huta
Krakow'dan Kış Manzaraları

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

26 Haziran 2018

Şekersiz Sağlıklı Puding Tarifi


Puding çocukların ve büyüklerin yemekten zevk aldığı bir tatlı. Peki sağlıklı mı? Markette satılan pudingler için evet demek imkansız. İşlenmiş şeker ve birçok katkı maddesi içeriyor maalesef.
Hal böyle olunca kısa bir araştırma içine giren karınca size süper bir tarifle geldi. Hem şekersiz hem de leziz. Ne zaman tatlı krizine girsem 10 dakikada hazırlıyorum. Hafif ılıkken yanında koca bir bardak kahve ile tüketmeyi seviyorum. Spor öncesi tam bir enerji deposu. Tarife, nasıl şekersiz güzel bir şeyler yapabilirim derdindeyken betella'nın instagram sayfasında denk geldim. O günden beri vazgeçilmezlerim arasında yerini aldı.

Şekersiz Sağlıklı Puding Nasıl Yapılır?

Malzemeler: 

*2 kişi için
  • 2 su bardağı süt
  • 2 yemek kaşığı keçiboynuzu pekmezi (eğer kokusundan hoşlanmıyorsanız üzüm pekmezi kullanabilirsiniz)
  • 2 yemek kaşığı kakao
  • 2 yemek kaşığı tam buğday unu 
  • İçine eklemek için çiğ badem, ceviz (olmasa da olur) 
  • Üzeri için sevdiğiniz meyve dilimleri ( ben birkaç dilim muzla süslüyorum) 

Yapılışı:

Yapmanız gereken aslında çok basit. Minik bir sos tenceresinin içine, badem, ceviz ve muz hariç diğer tüm malzemeleri koyun.
Koyulaşana kadar orta ateşte karıştırarak pişirin.
Altının tutmaması için karıştırmak önemli.
Yaklaşık 10 dakika içinde koyulaşmaya başlayacak. 
Kıvamı istediğiniz seviyeye gelince ocağın altını kapatın ve kaselere dökün. 
Üstünü kuruyemiş ve dilediğiniz meyve ile süsleyin. ( Ben kaseye boşaltırken aralara yaprak badem serpiyorum) 

Şekersiz sağlıklı pudinginiz hazır.
Afiyet olsun.

 Bu satırları yazarken masamda dumanı üstünde tüten yeni demlenmiş bir kahve ile bu harika puding var. Eğer 10 dakikanızı ayırırsanız sizin de olur. Benden söylemesi.




✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

25 Haziran 2018

Polonya'lı Yazarlar




Bir ülke düşünün. Tarihinde birçok şansızlıklar yaşamış. Üstünden kuşatmalar eksik olmamış. Yeryüzünün en büyük katliamlarından birine ev sahipliği yapmış. Ve tüm bu olumsuzluklara rağmen sanattan kopmamış. Yok canım olmaz böyle bir şey diyorsanız, az sonra okuyacağınız dünyaca tanınan ve enteresan hayat hikayelerine sahip Polonyalı yazarlar ile yollarınız kesişmemiş demektir.
Bir ülkenin kültürünü yakından tanımanın en güzel yollarından biri, o ülkenin yetiştirdiği yazaları okumaktır. Yaşar Kemal kitapları okurken doğunun sıcaklığı, Halide Edib Adıvar kitapları okurken ise Kurtuluş Şavaşını acılarını iliklerimize kadar hissederiz.
Şimdi gelin hep beraber Polonyalı yazarlar kimmiş bakalım.

Jerzy Kosinski


1933 yılında Polonya'nın Łódź şehrinde dünyaya geldi. II. Dünya Savaşı içinde geçen çocukluğu ona türlü acılar tattırdı ve kitapları bu acılar ile beslendi. Kendi ülkesinde bir dönem yasaklı olan Boyalı Kuş kitabı onu dünyaca tanınan bir yazar haline getirdi. Yazdığı bu kitap için yazarın otobiyografisi olduğunu söyleyenler oldu. Psikoloji doktorası yapan Jerzy belli ki kendi acılarını sarmakta pek başarılı olamadı ve 57 yaşında kafasına bir poşet geçirerek intihar etti.

Bruno Schulz


Öykü yazarlığı yapan Bruno Schulz 1892-1942 yıllarında yaşamış. Bruno Schulz için Polonya'nın Kafka'sı demek oldukça yerinde olur. Kafkaesk tarzını benimseyen yazarın öykü kitapları türkçeye çevrilmiştir. Bruno, bir gün ekmek almak için sokağa çıkmamış ve bir nazi subayı tarafından vurulmamış olsaydı belki bugün daha fazla öyküsünü okuyor olacaktık.

Stanislaw Lem


Bilim kurgu okumayı seviyorsanız yolunuz elbet Stanislaw Lem kitaplarından geçmiştir. 1921 yılında dünyaya gözlerini açan Lem, Yahudi soyundan geldiği için II. Dünya Savaşı yıllarında sahte bir kimlik ile geçirdi ve Nazi katliamından kendini kurtarabildi. Sovyet rejiminin baskıcı politikaları nedeniyle yazdığı kitapları kendi ülkesinde yayınlayamadı. Edebiyatın dışında bilim felsefesi ve bilimsel spekülasyon alanlarında çalışmalar yaptı. Bu çalışmaları sayesinde birçok üniversiteden fahri doktora ünvanı aldı. 2006 yılında Krakow'da hayata gözlerini kapadı.

Henryk Sienkiewicz


1846-1916 yıllarında yaşamıştır. 1905 tarihinde "Ateş ve Kılıç" adlı kitabı ile ilk nobel ödülünü alan dünyaca ünlü yazar olarak tanıyoruz onu. "Quo Vadis" adlı kitabı ise tarihsel bir roman niteliği taşır. "Muzıkacı Yanko ve Kamyonka" 1900 yılında Ahmet Rasim çevirisi ile Osmanlıca yayınlanan bir hikaye kitabıdır. Savaş yıllarında İsviçre'de yaşamını yitiren Henryk ülkesine gömülemedi. Aradan sekiz yıl geçtikten sonra külleri Varşova'ya getirildi ve anısına bir anıt yapıldı.

Adam Mickiewicz


Yaşamını Polonya’nın bağımsızlığa adamış ünlü şair Adam Mickiewicz. Çocuk yaşta yazdığı şiirler geniş bir okuyucu kitlesi ulaşır. Vatanını bu denli severken, kurtuluş ayaklanma denemesi başarısız olan yazar çok sevdiği vatanını terk etmek zorunda kalır.
Vatanından uzak kalması onu yıldırmaz. 1855 yılında İstanbul’u ziyaret eden yazar, Kırım savaşında Türklerin yanında olduğu mesajını iletir. Ve İstanbul’da kaldığı süre boyunca bol bol tavuklu pilav yer. Yediği pilav çok hoşuna gitmiş olacak ki mektuplarında bundan defalarca bahseder. Fakat ne acıdır ki, İstanbul’a geldiği dönemde İstanbul’da Kolera salgını vardır ve yazar kolera mikrobu yüzünden Pera’da yani bugün ki Beyoğlu’nda yaşadığı küçük odasında hayata gözlerini yumar. 
Adam Mickiewicz öldüğünde, iç organları çıkartılarak İstanbul’da yaşadığı binanın bodrumuna gömüldü. Fransa elçiliği tarafından alınan cesedi Paris’te toprağa verildi. 1890 yılında ise Paris’te ki mezarı açılarak kemikleri Krakow’da bulunan Wawel kalesindeki mezarlığa nakledildi. Şimdi üç farklı ülkede Adam Mickiewicz'den parçalar bulunur. 
1984 yılında İstanbul’da son zamanlarını geçirdiği ev müzeye çevrildi. Yolunuz Tatlı Badem sokağına düşerse 23 numaralı binada bu enteresan yaşam hikayesine sahip yazar ile karşılaşabilirsiniz.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

22 Haziran 2018

Kahve Bahane #21


Tilki misali döndüm dolaştım yine Krakow'da yer alan minik masamın başında kahve bahane yazısı yazmaya başladım. Krakow'un bir sıcak bir soğuk geçen yaz ayına ayak uydurma çalışırken, türk kahvesini french press usulü hazırladım bugün. Kahve almaya üşendiğimden değil canım; sadece yeni yöntemler denemek açısından böyle bir girişimde bulundum diyelim. Şu an yazdığıma ben bile inanmadım.

Türkiye'de her kahve içişimde, dur bir kare fotoğraf çekeyim dedim. Böylelikle kahve bahane serimde kullanacağım birçok görselim oldu. O kadar çok yedim içtim ki 3 kilo alarak geri döndüm. Şimdi her gün koşuyorum. Koşu için üç farklı program denedim. Merak edenler için ayrı bir yazıda bu uygulamaları anlatacağım.

Tatilde İstanbul günlerinin yanı sıra İzmir günleri de dolu dolu geçti. Çeşme'de bir hafta deniz ile iç içeydim. Enteresan bir şekilde Haziran başı olmasına rağmen deniz suyu sıcacıktı. Sonrasında Efes ve Şirince'yi ziyaret ettim. Alaçatı'da bir taş ev yapmanın hayalini kurdum. Evet! Arsayı alıp taş evi ben kendim yapacağım. Efes'te gezinirken eskiler bu işi nasıl yapmışlar diye araştırdım. Yani onlar yapmışsa ben de yapabilirim. Neden olmasın.



Tatilde dokuz kitap bitirdim. Birçok dergi aldım. Balkonda kitap okumanın keyfini çıkardım bol bol. Okuyamadığım yedi kitabı Krakow'a getirdim. Sanırım 5-6 kitabım İzmir'de kaldı. Artık onları da seneye gidince okurum. Tam burda ne diyoruz? Nasip, kısmet...







Kitap okumaktan arta kalan zamanda motif yaptım. Motiflerin birleşmesine 2 aydan az bir süre kaldı ve ben onların nasıl birleşip bir battaniye olacağı hakkında fikir sahibi değilim. O gün gelsin bir çaresine bakarız.



Tatiller insanın içini huzurla dolduruyor. Bolca güneş ve huzur depolayıp geldim. Aslında kendim için güzel kararlar aldım. Öncelikle sosyal medya denen şu illetten sıyrılmaya karar verdim. Blogumu bunun dışında tutuyorum. Burası hep vardı ve hep var olmaya devam edecek. Şimdi her gün ingilizce hikayeler okuyorum. 30 sayfalık kısa hikayeler. Sanırım benim ingilizce çalışma tekniğim bu. Yani izlerken, dinlerken sıkılıyorum ama okurken keyif alıyorum. O zaman okumaya devam.

İçimin huzur bulmasının bir nedeni de senelerce ödediğim ev kredisinin bitmiş olması. Şimdi her aklıma geldiğinde kiracıma dua ediyorum. İşleri yolunda gitsin de evde oturmaya devam etsin diye. Annem böyle ev sahibi görülmemiştir diyor. Haksız mıyım? Allah bol kazançlar versin ki ben de kazanayım.

Düzenli olarak para kazanmayı bırakalı dört sene olacak. Nachnuch cephesinde işler pek iyi gitmiyor. Sanırım elimdeki kumaşlar bitene kadar çanta dikmeye devam edip ondan sonra biraz ara vereceğim. Emeklerimin karşılıksız kalması can sıkıntısından başka bir duygu yaşatmıyor bana. Umarım ki Nachnuchlar bir gün hak ettiği değeri görecektir.



Fark ettiniz mi bilmiyorum; yazının enerjisi iyiyken bir anda depresif bir hal almaya başladı. Bunun müsebbibi 12 derece olan hava sıcaklığı olabilir. Sonuçta İzmir'in mis gibi sıcağını bırakıp 12 derece olan hava sıcaklığına alışmak kolay değil.


Daha fazla iç karartmadan yazının sonu gelsin.
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.
Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

Blog Arşivi

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe

Severek OkuduĞum Bloglar