6 Ağustos 2019

Bisiklet Süren Kızın Aklından Geçenler #Olmak


Bugün hava hafif kapalı. Pedallarken rüzgar yüzüme çarpıp duruyor. Bir ayağım aşağı,bir ayağım yukarı; bu ritmik hareket tekrarı sayesinde tekerim dönüyor. Sanki ben olduğum yerde dengede durmaya çalışırken dünya altımda dönüyormuş gibi hissediyorum. Gittiğim yolun her iki yanı ağaçlarla kaplı. Yapraklarını yollarına dökmeye başlayan bu ağaçlar doğada olmak ve durmak fiilini ne zamandır gerçekleştiriyor bilmiyorum. Sonra bir anda aklıma olmak fiili geliyor.
Olmak...
Sağlıklı olmak,
Hasta olmak,
Aşık olmak,
Mutlu olmak,
Üzgün olmak,
Neşeli olmak,
Kederli olmak,
Huzurlu olmak,
Hüzünlü olmak,
Genç olmak,
Yaşlı olmak...

Ne çok olmak fiiline gebe bu hayat. İnsan hep bir şeyler olma telaşında. Olmadığı zaman ne olacağından habersiz, daima olmak fiilinin peşinden sürükleniyor. Olmaya çalışırken, olamadıklarına üzülüyor. Olduğunda ise sevinmek yerine hep daha fazlasını olmak için çabalıyor. Tam bu esnada Bülent Ortaçgil kulağıma "Olmalı mı? Olmamalı mı? diye fısıldamaya başlıyor. Müziğin sesini biraz daha açıyorum ve evde olmak fiilini yerine getirmek üzere bir ayağım aşağı, bir ayağım yukarı; ritmik hareketler tekrarı ile pedellamaya devam ediyorum.



✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

1 Ağustos 2019

Kahve Bahane #47


Bir anda yazmaya karar verdiğim bir kahve bahane yazısı ile karşınızdayım. Çok değil iki  saat önce harıl harıl temizlik yaparken, aklımda bilgisayar başına geçip yazı yazma fikrinden eser yoktu. Bu yazı spontane gelişiyor. Bu yüzden beklentilerinizi yüksek tutmamanızı öneririm.

Öncelikle gelen Ağustos ayına merhaba diyelim. Benim için biraz koşuşturma barındırıyor bünyesinde. Olsun barındırsın bakalım. Zaten hayat hep bir koşuşturmadan ibaret değil mi?

Kendi kendime soru sorup, cevaplama huyum blogum dışında da beni ele geçirmiş durumda. Az önce kendime bir soru sorup aynadan geçerken kendime cevap verdim. Sonra da aferin Yasemin kendi kendinle konuş, pek akıllıca bir hareket dedim. Bu hikayede yer alan olumlu çıkarım ise kendimi eleştirme yetisine sahip olmam. Kendimi çoğu zaman acımasızca eleştiririm. Kendime gaz veririm. Ne kadarı işe yarıyor bilmiyorum ama kendimle seviyeli bir ilişkim var.

Polonya'da insan ilişkilerinde tuhaf bir noktadayım. Ne iyi ne kötü. Benim çekingenliğim, onların aşırı bireysel olması arkadaşlığımızın ilerlemesine engel. Şu an her şey stabil diyebilirim. Bazen bu duruma içten içe üzülüyorum. İş yerinde sabah kahvemi almak için mutfağa gittiğimde kahvaltı sofrasında kızları muhabbet ederken görüyorum. Makine, kahve fincanımı doldururken çok eskilere gidiyorum bir anlık. Kısa molalarda iş yerinde yaptığım saçma sapan muhabbetleri özlerken buluyorum kendimi. Sonra makine hop kahven doldu diyor. Daldığım yerden çıkıyorum aniden.

Bu ay tatilciler denizlere dalarken ben de kitap sayfalarına dalmaya kararlıyım. Günlük bir saatlik okuma saatimi yukarılara taşıyabilsem hiç fena olmayacak. Şimdi işe bisiklete gittiğim için yolda kitap okuyamıyorum. Yakın zamanda havalar bozduğunda, işe otobüsle gitme devri geldiğinde, yol sayesinde okuma saatime 30 dakika daha eklemiş olacağım.

Eklemek derken, bloga yeni bir seri ekleyebilirim. Aslıda aklımdaki proje tam olarak oturmadı. Bisiklet süren kızın aklından geçenler adlı bir yazı yazdım geçen hafta. Şimdi bir yazı da taslakta bekliyor. Hep aynı başlıkla mı yayınlamalıyım, yoksa kahve bahane serisi gibi # mi kullanmalıyım. Kararsız kaldım.

Bisiklet sürerken aklıma yazacak çok şey geliyor. Bazen aklımdan geçenleri sonradan hatırlamadığım için kendime kızıyorum. (Ben kendime kızmayı bir huy haline mi getirdim?) Buna geçen hafta bir solukta izlediğim Masum adlı dizideki bir karakterden esinlenerek bir çözüm yolu buldum sayılır. Henüz denemedim. Dizideki karakter bir kayıt cihazı kullanıyordu. Gir diyip konuşmaya başlıyor, bitirirken de çık diyordu. Pek bir hoşuma gitti. Ben de aynı şeyi bisiklet sürerken yapabilirim diye düşündüm. Aklıma gelenler için ses kaydı yapıp sonra onları bir araya getirme fikrinin tohumlarını attım. Bakalım o tohumlar filizlenecek mi? Yoksa sulamadığım için yok olup gidecek mi?

Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur diyen atalarımıza selam olsun. Bu selamın nedeni geçen ay aldığım menekşemin masamı süslemeye devam etmesi. Suyunu kontrollü veriyorum. Eski yapraklarını ve solan çiçeklerini kesiyorum. Bazen halini hatırını soruyorum. Şimdilik yeni tomurcuklarını bir bir patlatıyor. Her gün biraz daha büyüdüğünü görüp, yeşil yapraklarının üstünde açan mor çiçekleri izlemek beni mutlu kılıyor. Anlayacağınız maşallahı var. Umarım böyle devam eder.

Devam eden şeylerin hep güzel olması dileklerimi buraya bırakıp, bu kahve bahane yazısını da sonlandırma vaktidir. O zaman ne diyoruz;
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.
Sevgiler.

Krakow - 22:53

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

30 Temmuz 2019

Ne Umdum Ne Buldum #Temmuz


Ne umdum ne buldum serisine başladığımda acaba her ay sonu yaşantımın z raporunu çıkarabilecek miyim dedim. Bu yazı, z raporumun yedincisi. İstikrarlı bir şekilde devam eden bir seri oldu. Yaklaştığım, yakaladığım, geride bıraktığım, peşinden koşmaya devam ettiğim hedeflerimi görmek açısından güzel oluyor. Fakat gelin görün ki ben Temmuz ayında kendime bir plan yapmayı, hedefler koymanı unuttum. O nedenle bu yazı geçen aylardan biraz farklı olacak gibi.

Temmuz ayından tabii ki güzel bir hava umdum. Eh işte umduğumu da kısmen buldum diyebilirim. İlk iki hafta hava biraz nazlıydı. Son iki hafta ise oldukça güzel. Yani iki iyi hafta, iki kötü haftayı götürdü, elde var sıfır. Ağustos ayında da güzel bir hava umuyorum. Çünkü Eylül bir demek, artık Polonya'nın iyice soğuyacağı günlerin habercisi demek.

İşe başladığımdan bu yana hayalim güzel havalarda ulaşım aracı olarak bisikletimi kullanmaktı. Bu ay bol bol pedallamıyı umdum. Umduğumu da buldum. Toplamda 290 km pedalladım bu ay. Bisiklet kullanırken endomondo adlı bir program kullanıyorum. Böylelikle geçmişe dönük tüm verilerim elimin altında oluyor.

Kitap hedefim yoktu bu ay. Türkiye'den gelirken getirdiğim kitapları okumayı umdum. Kitaplığımda dört adet bitirilmiş kitap buldum. Okuma hızım düştü. Böyle giderse senelik kendime belirlediğim kitap okuma hedefime ulaşamayacağım. Bu ay okuduğum iki kitabı pek severek okumadığı söylemem lazım.

1- Biz Hep Şatoda Yaşadık - Shirley Jackson kitabı  
Bu kitap hakkında olumlu olduğu kadar olumsuz yorum da okudum. Gotik dönemi, o tür yapıları, yapıtları oldukça seven ben için güzel bir seçimdi. Kitapta farklı bir gizem vardı. Konu gizemli, keza anlatım tarzı da öyle. Kitabın ilk sayfalarında aklıma Küçük Prens geldi. Küçük Prens bir kız olsaydı ismi kesinlikle Merricat olurdu. Çevrilen yaprakların sayısı arttıkça, artık içinde gezintiye çıkabileceğim bir görsel oluştu beynimde. İşte o görsel "Bayan Peregrine'ın Tuhaf Çocukları" adlı film sahnesinden kesitler ile eşleşti. Merricat artık benim hayalini kurduğum dünyada anlattı hayat hikayesini ve kitap bitti.

2- Bence Katil Öldürdü -  Kurtcebe Turgul
Çerez tadında dediğim kitaplardan biri. Bir radyo tiyatrosunun kitaplaşmış hali. Nasıldı derseniz, okumasanız da olur derim. Eksikliğini hissetmezsiniz. Benim gözümde hiçbir kitap böyle acımasızca eleştiriyi hak etmez. Eminim ki radyo tiyatrosu olarak dinleseydim beğenirdim. Fakat okurken aksanlı karakterin olduğu bölümler beni çok rahatsız etti. Bu kitap hakkında şöyle bir tespitte bulunabilirim. Bu kitap benim ellerim yerine, lise veya ortaokul çağlarında birinin ellerinde olsaydı eminim daha fazla zevk alırdı.

3- Bir Ömür Nasıl Yaşanır? - İlber Ortaylı kitabı
İlber Ortaylı'nın bu kitabını sıkılmadan okudum. İçinde acımasız eleştiriler, ufuk acacak bilgiler, acaba ben ne yapıyorum sorusunu size sıkça sorduracak satırlar var. Kitabın en güzel yanı ise benim de hayran olduğum İtalya hakkında güzel bilgiler içermesiydi. İlber Ortaylı ile sohbet ediyormuşum gibi hissettim. Bu hissi de çok sevdim.

4-  Tıkanma - Chuck Palahniuk kitabı
Dövüş Kulübü'nü herkes bilir. Enteresan konusu ile oldukça ilgi çekici bir kitaptır. Evet evet yanlış duymadınız. Aslında o sevilen film senaryosu bir kitaba ait. İşte efendim Dövüş Kulübü'nün yazarının bir diğer kitabı da Tıkanma. Adı gibi okuyanı tıkıyor. İçeriği oldukça seksüeldi. Konusunu da pek beğendiğim söylenemez. Sadece yazarın kendine has anlatım tarzı güzeldi. Zaten o tarzı olmasa kitabı bitirmez yarım bırakırdım.


Uzun zamandır dizi izleyemiyorum. Ya hemen uykum geliyor. Ya da hemencecik sıkılıyorum. Bu ay Masum adlı mini diziyi izledim. Böyle güzel diziler çekebilecek düzeydeysek neden çekmiyoruz ki! Konusu ve oyunculukları ile beni ekrana kitledi. Muhafız öyle güzel, böyle güzel demeyin lütfen. Masum'u izleyin ve aradaki farka bakın. Öyle konuşalım.


Bu ay bloguma en azından haftada bir içerik gitmeyi umdum. Umduğumu da buldum diyelim. Toplam dört adet yazı yazdım bu ay. Aslında burada bir özeleştiri yapmam lazım. Sanki bu ay blogumu biraz yalnız bırakmış gibi hissediyorum. Taslakta bekleyen dört yazı daha var. Fakat bir türlü görücüye çıkacak kıvama gelmediler, gelemediler. Arada bir tıkanıyorum. Sanırım bu dönem de onlardan biri.

Zorlamanın bir manası yok. Eminim ki yazma isteğiyle dolup taşacağım günler pek yakında yine geri gelecek.

Umulan olmayınca, bulunan da az oluyor. Temmuz ayına bakınca bunu anladım. O zaman, tez vakitte Ağustos ayında güzel bir umulanlar listesi yapmalı ve aya bomba gibi başlamalı.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

29 Temmuz 2019

Karınca Kafe - Gün Batımı


Burası hayalleri büyük kendisi küçük bir kadının kafesi. Bu satırlarla tanıdınız siz Karınca Kafeyi. Her gün misafirlerine mis kokulu çörekler hazırlar bu kafenin sahibi. Gün batarken tezgahının üstündeki çörekler biter. Tüm gün boyunca sayısız kez demlenen çay ve kahve kokusunun enfes karışımı kafenin duvarlarına siner. Yaz olunca kafenin önündeki yaseminlerin kokusu eşlik eder çay ve kahve kokusuna. 

Karınca Kafenin küçük bahçesinde, bahçe çitlerini saran yaseminlerin karşısında iki tane beyaz masası, onları çevreleyen beyaz sandalyeleri, yerdeki saksıların içinde açan rengarenk çiçekleri, masaların üstünde minik taze lavanta ve fesleğen saksıları var. Gün batımında bir delikanlı gelir oturur o beyaz masalardan bir tanesine. Siyah bir takım elbise giyer yaz kış demeden. Masaya oturur oturmaz ince belli bardakta demli bir çay söyler kendine. Ceketini çıkartır asar sandalyesinin arkasına. Yanından hiç ayırmadığı çantasından siyah ciltli bir defter çıkartır. Kalemini parmaklarının arasında bir iki tur çevirir, masanında duran çayından koca bir yudum alır ve yazmaya başlar. Adeta kalemiyle sohbet eder gibi yazar. O kalemine anlatır içindekileri; kalemi de deftere döker söylediklerini, düşündüklerini. Çayını bitirdiğinde, yazmayı bırakır. Kalemini öper. Defterini kapatır. Kadına içten bir tebessümle iyi akşamlar diler. Bu böyle aylar boyunca sürer. Yaz kış demenden her gün aynı saate gelir bu delikanlı. Aynı ritüelleri bıkmadan tekrarlar. 

Sonra bir gün delikanlı gelmez olur. Kadın acaba ne oldu diye düşünmekten kendini alamaz. Aradan günler geçer, delikanlı uğramaz olur karınca kafeye. Kadın üzülür. Onun geleceği saate yakın her gün taze çay demlemekten vazgeçmez. Bir umutla delikanlının geleceği günü bekler. Günler haftaları, haftalar ayları kovalar. Kadının umudu geçen günlerle birlikte azalır. Bazı gün batımlarında gözleri dalar, acaba şimdi nerede diye düşünmeden edemez. 

Bir gün batımında kadın yine mis gibi çayını demlemişken, elinde paketiyle bir kargo görevlisi girer içeri. Bu paket bu kafenin sahibi için der. Kadın şaşırır. Paketin üstünde kimden geldiğine dair hiçbir bilgi yoktur. Kadın büyük bir merakla paketi açar. Paketin içinden Gün Batımı adlı bir kitap çıkar. Yazarını daha önce tanımadığı bir kitap. Hemen sayfalarına göz atmaya başlar. Kitabın ilk sayfasında, "Bana ilham veren Karınca Kafe'nin sahibi güzel kadına teşekkürler" diye bir not ilişir gözüne. İşte o zaman her gün batımı kafesine gelen delikanlının kitabını elinde tuttuğunu anlar. Gözleri dolar. Kendine ince belli bardakta demli bir çay doldurur ve delikanlının kitabını yazarken oturduğu sandalyeye oturup kitabı okumaya başlar...


Devam edecek...
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

23 Temmuz 2019

Bisiklet Süren Kızın Aklından Geçenler


Geçen seneydi. Bir ara kendime bir karakter oluşturmayı ve o karakteri çizerek aklından geçenleri yazmayı planlamıştım. Sonrasına karakter denemem başarız oldu. İçime sinen bir çizim çıkmadı ortaya. Projemi rafa kaldırdım.

Bugün işten eve pedallarken, yine aynı başlık geldi düştü aklıma. Bu sefer başlıkta küçük bir değişiklik yaparak karakter yerine bisiklet süren kızın aklından geçenleri yazmaya karar verdim. Devamı gelir mi, gelmez mi bilinmez. Şimdilik başlığı oluşturmakla işe başlayalım. Gerisini zamana bırakalım.

Başlangıçlar her zaman sancılı olur. Yeni bir iş, yeni bir hayat, yeni arkadaşlar, yeni, yeni, yeni... Alışana kadar hem sizi fazlasıyla yorar hem de zevk verir. Bisiklet süren kız bugün pedallarken bunu düşündü. Her gün takip ettiği rotada ilk pedalladığı günü, yolları bilmediği için tedirgin olduğu günleri anımsadı. Şimdi ise tüm yolu biliyor. Nerede tümsek var, nerede bir dönemeç var, hangi virajda önüne bir yaya çıkabilir; hepsinden haberdar. Alıştıkça pedallamaktan daha da fazla zevk almaya başladı. Yeni başlangıçların şerefine pedalladı bugün. Hafif yağmur altında, rüzgar tenini okşarken yeni başlangıçların getirdiği salaklıklara kızdı. Yaptığı hatalara, sanki hiçbir tecrübesi yokmuş gibi davranmasına kızdı. Sonra bunları düşündüğü için kendine kızdı. Kendi de biliyordu aslında zaman her şeyin ilaçıydı. Zaman geçtikçe kendine olan güveni yerine gelecekti. Artık yaptığı saçma sapan hataları yapmayacaktı. Şimdi elinin ayağının titrediği her şeyi gözü kapalı yapacaktı. Çünkü daha önce yapmıştı ve şimdi yapmaması için hiçbir neden yoktu.

Bisiklet süren kız bugün yağmur altında pedalladı. Yollar ıslakken tekerleğin çıkardığı sesi dinledi. Kalbinin sesine kulak vermesi gerektiği anımsadı. Yolculuğu bittiğinde kendini daha huzurlu hissetti. Gelecek güzel günleri düşündü ve yeni bir güne enerji depolamak üzere yatağına girdi.


Not:  Bisiklet süren kızın aklında geçenler tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla hiç bağlantısı yoktur.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

14 Temmuz 2019

Kahve Bahane #46


Bir pazar günü. Havanın kötü olmasından mütevellit evde geçirilmiş bir pazar. Verimli geçtiği için tüm gün evden dışarı adımımı atmadığıma pişman olmadığım bir pazar. Huzurlu bir günün ardından çayımı yaptım. Evde en sevdiğim yer olan çalışma masamın başına geçtim. Yeni bir kahve bahane yazısı için güne uygun olan Foggy Day adlı parçayı açtım.

Yeni bir ay, okunacak yeni kitaplar; şimdi sırada Bir Ömür Nasıl Yaşanır adlı kitap var. Sabah mis kokulu bir kahve eşliğinde iki saat kitap okudum. Ara ara cama vuran yağmur damlaları eşlik etti kitabıma. Her gün kitap okumaya belirli bir zaman ayırıyorum, fakat böyle geniş zamanlarda okuduğumda aldığım tadı almıyorum. Kendime harika bir kitap ziyafeti çektim. Muhtemelen bu yazı bittikten sonra kitaba kaldığım yerden devam edeceğim. Her gece yatmadan kitap okumak artık bende bir alışkanlık halini aldı.

Bayağıdır resim çizmiyordum. Bugün öğleden sonramı resim çizmeye ayırdım. Kağıtlarımı ve kalemlerimi özlemişim. Müziğin akışına kendimi bıraktım. Kalem beyaz sayfanın üzerinde aktı gitti. Resmen bir terapi gibi. Yaklaşık iki saat sonunda kendimi rahatlamış hissettim. Azıcık da kızdım kendime. Neden bu kadar ara verdim diye.

Havanın kapalı oluşu insanı tembelliği itiyor. Bir ara gaza gelip, koşsam mı diye düşündüm ve düşündüğümle kaldım. Baktım böyle olmayacak. Evde yarım saatlik bir egzersiz programı yaptım. Klasik hareketlerim var. Onun yanı sıra nabzımı yükseltmek için de ip atladım. İp atlamak gerçekten kısa sürede canınızı çıkarabilecek bir aktivite. Eğer çok kısıtlı zamanınız varsa, ip atlayın derim.

Yeni işe başlayalı bir ay oldu. İşe başladığımdan bu yana her gün yaklaşık 12-13 kilometre pedallıyorum. Yok böyle bir zevk! Havaların soğumasını hiç mi hiç istemiyorum. Geçen hafta bir gün yağmurluydu hava ve ben bisikletimle gidemedim. İçim cız etti resmen. Keşke Krakow'un havası biraz daha güzel olsa. Zaten aşığım bu şehire, o zaman kör kütük aşık olurum sanırım.

Biraz da yapamadıklarımdan dert yanayım. Yabancı dil çalışmayı bıraktım. İngilizce okumalar ve Lehçe çalışmalarımdan eser yok. Böyle olunca da gerilediğini hissediyorum. Buna biraz canım sıkkın açıkcası. Hele İlber Ortaylı'nın dil konusunda söylediklerinde sonra. Kendime daha bir kızar oldum. Sanırım benim zayıf noktam da bu. Nedir benim bu dillerden çektiğim.

Yapamadıklarım arasında da biraz cesaretli olamamak var. Motor almak istiyorum. İçten içe de korkuyorum. Herkes scooter ile başla diyor. Ama bilmiyorlar ki o benim ruhuma ters. Ben gerçek bir motor sürmek istiyorum. Motor gruplarına üye olup uzun yol yapmak istiyorum. Hani ölmeden önce yapılacaklar listesi var ya sanırım benim bu isteğimin yanında bir tik olmayacak. Ne yapalım, ben de bu güne kadar attığım tiklerle avunurum.

Nedense bu son bir aydır bloga yazı yazarken kıvranıyorum. Büyük bir yazma isteğiyle oturuyorum bilgisayar başına. Aklımda dönüp dolaşan kelimeler var. Bir türlü sıraya sokamıyorum. Taslakta bekleyen o kadar çok paragraf var ki. Bazısının ilk girişi yok. Bazısında da giriş var gerisi yok. Bakalım onları adam etmeyi başarırsam yayınlarım. Yoksa öyle ömür boyu taslakta kalmaya mahkumlar.

Bak yine aynı şey oldu. Yazını buraya kadar oldukça akıcı bir şekilde yazdım. Şimdi kapanışı yapmak için kıvranıyorum. Daha fazla kıvranmadan klasik kapanış cümlemle yazısı sonlandırıp, okuma keyfime geri dönme zamanı.

Bir sonraki Kahve Bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.
Sevgiler.
BTK 22:17

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

13 Temmuz 2019

Kısa Hayatın Uçan Kuşlarıyız

Kapak görseli bana özel. Kız kardeşime teşekkürler.

Hayat kısa, kuşlar uçuyor. Üstüne sayfalarca yazı yazılabilecek ömrü, iki dize ile ne de güzel anlatmış Cemal Süreya. Biz bu kısa hayatın uçan kuşlarıyız. Doyasıya uçup hayatın tüm güzellikleri tatmak veya bir dala tüneyip tüm ömrü geçirmek... Tamamen kişisel bir tercih. Benim tercihim ise kanat çırpmayı hiç bırakmamaktan yana. Yeni yerler görmeye, deneyimlemeye ve yeni şeyler öğrenmeye devam etmek istiyorum. İlber hocaya göre de yeni şeyler öğrenmek için son üç sene girmiş bulunuyorum. Aman üç sene çok uzun, insan birçok şey yapar diye düşünüyoruz. Fakat öyle olmuyor. Teoman'ın da dediği gibi; Nasıl oluyor? Vakit bir türlü geçmezsek; yıllar, hayatlar geçiyor. Geçiyor sevgili Teoman! Biz de şaşkınız.

Her doğum günümde kendim için bir şeyler karalamayı adet haline getirdim. Bu sene de o gün geldi, çattı. İyisiyle, kötüsüyle, saçımda çoğalan beyazlarla bir yılı daha geride bıraktım. Yapmak istediklerimi yapmaya, hayattan zevk almaya devam. Son yıllarda içime bir Pollyanna kaçmış gibi. Yaş aldıkça karamsarlıklarımı elimin tersiyle itiyorum. İnsanlar daha az acıtıyor canımı. Daha az kalbim kırılıyor. Daha az sinirleniyorum, Daha çabuk affediyorum. Daha az konuşuyorum. Daha fazla dinliyorum. Kendime daha fazla vakit ayırıyorum. Zaman geçiyor. Gençlik elden gidiyor diye hayıflanmak yerine, hayatıma hep dahaları katıyorum.

Geçen senelerde yazdığım yazılarda Yolun Yarısı dedim, Ne Kadar Yaşadığın değil, Nasıl Yaşadığın Önemli dedim. Bu sene de Kısa hayatın Uçan Kuşlarız diyorum.

Kanatlarım yoruluncaya kadar uçmaya, yeni şeyler keşfetmeye, küçük şeylerden mutlu olmaya, hayatımda olan güzellikler için şükretmeye, hayal kurmaya, içimdeki çocuğu büyütmemeye, yaşadığım andan zevk almaya ve kendimi sevmeye devam. Hayat kısa dedim; bu da böyle kısa ama içinde aslında çok şey anlatan bir doğum günü yazısı olsun.
Hoş geldin yeni yaşım. Benimle hayattan zevk almaya hazır mısın? Kemerini bağla, uçuşa geçiyoruz.


* Bu harika kapak görseli için kız kardeşime teşekkürü bir borç bilirim.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

1 Temmuz 2019

Ne Umdum Ne Buldum #Haziran


Ne umdum ne buldum serisini yazmaya karar verdiğim günü daha dün gibi hatırlıyorum. Oysa ki üstünden altı ay geçmiş. Zaman nasıl hızlı akıp gidiyor. Yaz aylarında enerjim yükseliyor. Ben resmen güneş enerjisi ile çalışan oyuncaklar gibiyim. Herkesin dert yandığı güneş beni mutlu ediyor. Bunun yaz çocuğu olmamla bir ilgisi var mı bilmiyorum. Bana kalsa mevsim hep yaz olsun. Kahve bahane yazılarımda defalarca dile getirdim gibi Haziran ayı benim için oldukça hareketliydi. Şimdi bakalım Haziran ayında ne ummuşum ve ay bittiğinde neler bulmuşum.

Haziran ayında güzel bir tatil yapmayı umdum. Umduğumu da fazlasıyla buldum. Aylar öncesinden ailemle geçireceğim bir otel tatili planlamıştım. Otel tüm beklentilerimizi karşıladı. Bir hafta Kuşadası'nın o güzel havası eşliğinde deniz, kum, güneş üçlüsü sayesinde ruhum huzura erdi. Sonrasındaki bir haftaya İzmir ve İstanbul ziyaretini sığdırdım. 15 günlük tatilin her günü dolu dolu geçti fakat bu bana yetmedi. Tatil güzel şey. Özellikle kadınların her şey dahil otellerde tatil yapması lazım. Çünkü tatil süresince hiçbir işe elinizi sürmüyorsunuz. İşte o zaman, tatil gerçek bir tatil oluyor.

Tatilimi plana dahil ederek okuyabildiğim kadar kitap okumayı umdum. Haziran ayında kitaplığımda biten beş kitap buldum. Tatil boyunca hep basılı kitap okudum. Türkiye'den e-kitaplarını bulamadığım kitapları aldım. Bavula attım. Şimdi onları okumaya devam ediyorum. Bu sefer bir değişiklik yaptım. Okuduğum bu beş kitap da Türk yazarlarınındı. Tatilde okunabilecek, insanı yormayan kitaplardı.

1- Erken Kaybedenler - Emrah Serbes
2- Değirmen, Kağnı, Ses - Bütün Öyküleri 1 Sabahattin Ali
3-Kambur - Şule Gürbüz
4- Tarihi Hoşça Kal Lokantası - Şermin Yaşar
5- Sandık Odası - Sezgin Kaymaz.

Yeni iş yerime hızlıca adapte olmayı umdum. Umduğumu da kısmen buldum. Başlayalı iki hafta olmasını rağmen sanki çok uzunca bir süredir orada çalışıyormuşum gibi hissediyorum. İşe başlamanın kendine has sıkıntıları var tabii. Şirket içi işleyişe alışmak, insanlarla kaynaşmak, daha önceki işleri devralmak gibi. Bu süreç biraz sancılı geçiyor. Fazla mesai yapıyorum bu aralar. Umarım yakın zamanda işler rayına oturur ve her şey daha güzel olur.

İşe giderken ulaşım aracı olarak bisiklet kullanmayı umdum. Bu güzel havalar sayesinde umduğumu buldum. Artık sabah ve akşamları altı kilometre pedallıyorum. Koca kış bunun hayalini kurdum. Havalar iyice soğuyana kadar işe bisikletimle gideceğim. Yağmur olmasın yeter. Her gece hava durumunu kontrol edip, umarım yarın yağmur yoktur diyorum. İşten geç çıktığımda beynim sulanmış oluyor. Sonra bir bakıyorum benim kızım beni orada bekliyor. Bisiklet sürmek tüm iş stresimi alıp götürüyor benden. Kendime bir liste hazırladım. Takıyorum kulaklığımı, açıyorum çalma listemi. Yollar akıp geçiyor tekerleğimin altından. Rüzgar sulanan beynimi kurutuyor.

Haziran ayında sporumu aksatmamayı umdum. Tatile rağmen umduğumu buldum. Tüm gün yedikten sonra gece otelin içinde koşup durdum. Böylelikle her şeyden yememe rağmen kilo almadım. Sabah İzmir sıcağında koşmak bir hayli zor. Sabah erken saatlerde koşmak lazım. Yanlışlıkla sabah sekizden sonra koşmaya kalkarsanız buharlaşırsınız. Krakow'a döndükten sonra koşuya biraz ara verdim. Çünkü şimdilerde sürebildiğim kadar bisiklet sürmek istiyorum. Havalar biraz serinleyince yine koşu rutinime döneceğim. Spor salonundaki koşu bandı beni bekliyor.

Acıkçası Haziran ayında Bir Tutam Karınca'ya fazla vakit ayıramam diye umuyordum. Bu sefer umduğumu bulmadığıma sevindim. Ben tatildeyim diye buralar boş kalmadı. Haziran ayında dört yazı paylaştım. Tatilde mikro öykülerime yenilerini ekledim. Birini yayınladım. Bir diğer defterimde taslak olarak bekliyor. Ben insanları gözlemleyip onların bana hissettirdikleri şeyleri kaleme almayı seviyorum. Çoğu hikayemin kahramanını ben bile tanımıyorum. Yoldan geçen biri, gittiğim kafede yan masamda oturan biri bana ilham verebiliyor. Tatilde de birçok kişiyi gözlemleme imkanı buldum. İşte benim mikro öykülerim böyle oluşuyor.

Dönüp yazıyı baştan sona okuyunca Haziran ayının güzel geçtiğini görmek güzel. Darısı Temmuz ayının başına. Bence Temmuz da güzel geçer. Çünkü yaz tüm hızıyla devam ediyor. Ayrıca Temmuz benim doğum günümü içinde barındırıyor. O zaman ne diyoruz; bir sonraki ne umdum ne buldum yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.
Sevgiler.


✄----------------------------------------------------------------------

Paylaş:

25 Haziran 2019

Kahve Bahane #45


Kahve içme isteğim zamandan bağımsız gelişiyor. Kahve bahane serisine bir yenisi eklemek için bu gece bilgisayar başına geçtim. Masamda da mis kokulu kahvem bana eşlik ediyor. Saat 22:33 olmasına rağmen ben birazdan kahvemi yudumlamaya başlayacağım. Kahve birçok kişinin uykusunu kaçırması ile ünlü lakin bende pek işe yaramıyor. Kahveyi içip hemen ardından uykuya dalabilen bir bünyeye sahibim.

Bazı şeyler bazı bünyelerde farklı etkiler yaratabiliyor. Krakow halkı sıcaktan yana dertli bu aralar. Onlar dert yanadursun, ben bu sıcak havalar yüzünden mutluyum. Hatta o kadar mutluyum ki yeni işe alışma evresini bile daha çabuk atlatıyorum. Bunda daha yeni tatilden dönmüş olmanın da payı azımsanamayacak kadar büyük.

Tatil güzel şey. Bu güne kadar kötü diyeni duymadım. Ama her şey dozunda güzel. Hep tatil olsa emin olun bir işiniz olmasını istersiniz. Tecrübe ile sabittir. İnsanoğlu böyle, her zaman elinde olmayanı arzular. Elde ettikten sonra da ya kıymet bitmez ya da şükretmez.

Şükür önemli. Mesela ben her gün iş yerinde mutfağa doğru yürürken, koridorun hemen dibinde bulunan diğer ekiple çalışmadığım için şükrediyorum. Laf aramızda ilk görüşmemi o ekiple yapmıştım. Onlar olumsuz cevap dönmüşlerdi. Şimdi oradan her geçişimde, oh iyi ki olumsuz dönüş yapmışlar diyorum. Ne diyelim; Allah ağzımızı tadını bozmasın.

Damak tadı da farklı bir araştırma konusu bence. Türkiye'den döndüğümden beri bunu düşünüyorum. Bizim bayılarak tükettiğimiz birçok yemeği dünyanın çoğu yerinde bilmiyorlar bile. Keza biz de onların yediklerinden bi haberiz. Böyle düşününce insanların kendilerini, kültürlerini yerlere göklere sığdıramamasına bir anlam veremiyorum. Yani o coğrafyada doğmuş olmak bir ayrıcalık değil. Sadece random bir olay.

Anlam veremediğim bir diğer konu ise insanların tembelliği. Niye böyleyiz? Neden tembelliğe çok yatkınız? Burada hemen bir öz eleştiri yapmam gerek. Tatil dönüşü spora ha başladım ha başlıyorum derken iki haftayı yedim bitirdim. Hafif koşu ve evde yaptığım günlük hareketler dışında daha spor salonuna adım atmadım.

Yeri gelmişken yiğidi öldürüp hakkını yemiyoruz. (Burada bahsi geçen yiğit ben oluyorum). Havaların güzelliğini fırsat bilip bisiklet sürmeye başladım. Ne çok özlemişim bisikletimi. Binmeden önce canım bebeğim diye seviyorum kendisini. Bence o da beni seviyor. Güzel bir ikiliyiz. Bugün hayatımda ilk defa işe bisikletle gittim. Bu benim hayallerimden biriydi. Seneler önce Amsterdam'a gittiğimde sokaklarda bisiklet ile işe giden insanları gördüğümde "ah keşke ben de işe böyle bisikletle gidebilsem" diye düşünmüştüm. O gün evrene fırlattığım bu mesaj seneler sonra bumerang edası ile döndü dolaştı beni buldu.

Düşünce de önemli. Nerede ne düşündüğüne, ne istediğine dikkat etmeli insan. Evren bir gün düşündüğünü önüne lök diye çıkartıyor. Yukarıdaki paragrafta bahsi geçen olaydaki kıssadan hisse ise "güzel düşün, güzel olsun". Benden söylemesi.

Yine Bir Tutam Karınca'nın sloganı olan "her şeyden biraz, hiçbir şeyden tam değil" tadında bir yazı oldu. Daha çok daldan dala atlamadan yazıyı sonlandırma zamanı geldi çattı. O zaman ne diyoruz;

Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.
Sevgiler.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.