24 Mayıs 2018

Tut Elimi Gidelim - Ferit Günaydın


Bir Tutam Karınca okurları blogda kitap yorumları görmeye alışkın. Bugün biraz çizgimden uzaklaşıp, size "Tut Elimi Gidelim" adlı şiir kitabından bahsedeceğim. Bunun iki önemli nedeni var. Birincisi, kitabın yazarı Ferit Günaydın'ı tanıma şansına nail olmam. İkincisi ise uzun zaman sonra yeniden şiir okumaktan aldığım hazzı satırlara dökmek istemem diyebilirim.


Hayatınızın belirli bir dönenimde, günlük rutininiz içinde, size sihirli bir dokunuş yapan biriyle karşılaştınız mı hiç? Yaşam enerjisini size geçiren, sizi cesaretlendiren, olmuyor dediğiniz her an tatlı bir tebessümle "olur, olur" diyen. Eğer karşılaşmadıysanız, bu demek oluyor ki yolunuz Ferit Günaydın ile kesişmemiş.

Bizim yollarımız gittiğim ingilizce kursunda kesişti. Bana lanetler okuduğum ingilizceyi sevdirdi. Yönlendirmesi sayesinde çok kısa bir sürede ingilizce ile aramdaki buzları erittim. Kursa başladığım ilk akşam böyle donanımlı bir öğretmenle karşılaşacağımı ummuyordum. Zaman içinde kurs bitti ama bizim iletişimimiz kopmadı.

Ferit Günaydın'ı birkaç cümle ile anlat derseniz; anneciğine hayran, edebiyat sevdalısı, kendi işine aşık bir eğitmen, tiyatrocu, sıkı bir Sezen Aksu takipcisi, gönlü tüm evreni sevebilecek kadar büyük, kedisi Duman'ın ev arkadaşı diyebilirim.

Şimdi gelelim ilk çıkardığı şiir kitabı Tut Elimi Gidelim adlı kitaba. Şiir serisinin birinci kitabı. Ben şiirlerin biraz sindire sindire okunması taraftarıyım. Bu yüzden bir çırpıda okumadım. Aralarda es verdim devamlı. Şimdi kitaptaki şiirlerden yaptığım alıntıları sizinle paylaşma zamanı. Kitabı alıp Ferit hocama destek dememe gerek yok. Çünkü şiirlerden yaptığım alıntıları okuduktan sonra kitabı alacağınızı biliyorum.


Elbette kırılır dalların buz tutar yaprakların
Her ağaç kış için yaratılmamıştır
Ama unutma güçlüyse kökleri sevdanın
Hiçbir bahar zamanını şaşmamıştır. 
Bahar- Ferit Günaydın

Umutsuzluğun içindeki umudu ne güzel anlatır Bahar şiirinde.

Tutmasaydın ellerimi bakmasaydın gözlerime
Sermeseydin bedenini çarşaf gibi üzerime
Değmeseydi dudakların bir kor gibi yüreğime
Başkasının kollarında olmayı da bilirdim.
Bilirdim- Ferit Günaydın


Yaşanacak olanın önüne geçilmiyor
Yanlışlardan öğreniyoruz doğrulardan değil
Bir yasa var ki asırlardır değişmiyor
Sen dahil hiç kimse vazgeçilmez değil
Değil - Ferit Günaydın

Bilirdim ve Değil şiirleri biraz sitem biraz kırgınlı içerir. Yaşananların izleri ve insan üzerinde bıraktığı etkileri kelimeler ile üzerine serpiştirir. Sizi geçmişe götürür ve aslında gerçekten kimsenin vazgeçilmez olmadığını size yeniden hatırlatır.

En deli at bile dizgine gelir durulur
Ne büyük aşklar zamanla unutulur
Kan kırmızı güller defterlerde kurutulur
Giden gider kalanlar sabırla avutulur
Sensiz Kalbim- Ferit Günaydın

Tam evet kimse vazgeçilmez değildir diye düşünürken, biten ve unutulmayan aşkı anlatan Sensiz Kalbim çıkar karşınıza. İçiniz burkulur. Bir hüzün çöker derin derin.

Şiirler bırakıyorum sana
Onlar anlatır dilimin varamadıklarını
Açık ederek zaman zaman kalbinin yaralarını
Şairin Vedası- Ferit Günaydın


Şairin Vedası ile kitap biter. Aslında bu bir veda değildir. Çünkü Ferit Günaydın için bu bir başlangıç kitabıdır.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

22 Mayıs 2018

Kahve Bahane #20


Kahve bahane serisini yazmak hiç bu kadar zor olmamıştı. Nereden başlayacağıma, son iki haftada yaptıklarımı hangi sırayla anlatacağıma karar vermedim. Bu yüzden kemerleri bağlayın. Hızlı bir yolculuğuna hazırlanır. Kahvenizi alın ve arkanıza yaslanın.

Bir Tutam Karınca İzmir'de. İzmir demek, güneş demek benim için. Sabah gözümün içine doğan güneş ile aramız çok iyi. Hava bana oldukça sıcak geliyor. Gün içinde evdeyim. Hava serinleyince kendimi sokağa atıyorum. Meyve yemekten normal yemekleri yemeye sıra gelmedi henüz. Çilek, dut, kiraz hepsini aynı tezgahta görebilmek ne güzel öyle.

Geçen hafta pazara gittim. Resmen yeşil renge doydum. Laf aramızda pazarda satılan o taze meyve sebze görüntüsünü özlemişim. Bir yıl boyunca enginar enginar diye sayıklıyordum. Geldiğimden bu yana enginar sofradan eksik olmuyor. Böyle güzel olmak zorunda mısın diyorum her yediğimde. Sanırım bunu duydukça daha da güzelleşiyor. Yemelere doyamadım.










İzmir biletini alır almaz kardeşimle, kız kıza bir tatil ayarlamıştım. Geçen hafta Bodrum'a gittik. Dolu dolu 4 gün geçirdik. Hayatımın en güzel tatillerimden biriydi. Kardeş candır. Eğlencenin dibine vurduk diyebilirim. Otelden çıkış yaparken artık bunu her sene tekrarlamalıyız, bu bir ritüel haline gelmeli diye birbirimize söz verdik. Araba ile gitmenin güzel yanı ise dönerken Bafa gölü kenarında verdiğimiz molaydı. Güzel anılar ve enerji depoladık. Bunlar artık bize bir sene yeter.





Tatilin özünde tembellik var değil mi? Bu bana da sirayet etti. Motifleşme etkinliği için hazırladığım motifi göndermekte biraz geciktim. Bugün postaya vereceğim. Umarım gittiği yere mutluluk götürür.


Geldiğim ilk hafta benim motifim de bana ulaştı. Pelin Pembesi o kadar güzel bir motif göndermiş ki. Görür görmez çok sevdim. battaniyemde yerini alacak. Ayrıca kendi elliyle hazırladığı kitap ayraçları da ayraç koleksiyonumda yerini aldı. Hatta tatilde okuduğum kitabım için o ayraçlardan birini kullandım. Ve bir şiir kitabı. Benim gibi kitap delisi birine hediye edilebilecek en güzel şey. Kendisine teşekkür etmiştim. Bu yazı sayesinde bir kez daha teşekkür ediyorum.



Türkiye günleri oldukça eğlenceli bir şekilde jet hızıyla geçmeye devam ediyor. Fırsat buldukça yazmaya devam edeceğim. Haftaya birkaç günlüğüne İstanbul'da olacağım. Dönünce tatile Çeşme'de devam. Deniz, kum, güneş bekle beni.

Bafa Gölü


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

12 Mayıs 2018

Yalnızlık



Hava oldukça sıcaktı. Baharın gelişiyle birlikte çimenler uzamaya başlamış, güneş tüm ışıltısını yeryüzüyle cömertçe paylaşmayı kendine bir görev edinmişti. Bruno her zamanki gibi sabahın erken saatlerinde uyanmak zorundaydı. Yatak odası küçükçüktü. Bir penceresinin olmasını, gözlerini açar açmaz güneş ışınlarından gözlerin kamaşmasını ne çok istediğini düşündü. Bu düşünceler içinde gözlerini kırpıştırırken, bugün tembellik yapmak istediği söyledi kendi kendine. Bu rahat yataktan kalkıp şimdi kim yollara düşecek düşüncesi aklında dans ederken annesinin sesini işitti. Annesi Bruno'ya gitme zamanının geldiğini hatırlatıyordu. Dünyaya geldiğinden beri dur durak bilmeden çalışıyordu Bruno. Keşke bir gün, sadece bir gün, yalnız başıma amaçsızca dolaşabilsem kırlarda diye geçirdi içinden; kapıda onun gelmesini bekleyen ailesine doğru yürürken.

Bugün de diğer günler gibi yuvalarına yemek bulma telaşı içindeydiler. Gökyüzünün eşsiz maviliğine doğru uzanan çimlerin arasında yemek bulmak zor olmasına zordu ama daha eğlenceliydi. Bruno, çimlerin içinde ilerlerken kendini amazon ormanlarında geziniyormuş gibi hissediyordu. Her adım atışında karşına ne çıkacağını bilmeden ilerlemenin verdiği heyecanı seviyordu. Bugün rotaları baharın gelişiyle yemyeşil gözüken tepeye çevirmişlerdi. Yol uzundu. Yavaş yavaş tırmandılar. Yürürken kardeşleri ile şakalaşan Bruno yolun nasıl ayaklarının altından kayıp geçtiğini anlamadı.

Düzlük alana geldiklerinde Bruno'nun gözüne o koca ağaç ilişti. Hep uzaktan görüyordu bu ağacı. Tek başına orada öylece duruyordu. Kardeşlerinden ve işinden sıkıldığı zamanlarda o koca ağaca bakıp, keşke onun yerinde olabilsem diyordu. Yürümekten yorulan aile üyeleri küçük bir mola vermeye karar verdiler. Sonuçta karıncaların da kısa bir molaya ihtiyacı vardı. Bunu fırsat bilen Bruno, bu kısa molada dinlenmek yeri ağaçla sohbet etmeye karar verdi. Çünkü onun hikayesini öğrenmeyi çok istiyordu. Acaba yalnızlık düşündüğü kadar güzel bir şey miydi? Ufak ve hızlı adımlarla heybetli ağacın yanında soluğu aldı.

Merhaba dedi usulca ve bekledi. Ağaçtan ses gelmedi. Bir iki adım daha attı. Ağacın gövdesine iyice yaklaştı ve daha gür bir sesle tekrarladı merhabasını. Ağaç tüm içtenliğiyle cevap verdi Bruno'ya. Böylelikle sohbet etmeye başladılar. Bruno, burada tek başınasın, seni her gördüğümde senin yerinde olmayı hayal ediyorum dedi. Ağaç derin bir iç çekti. İşin aslı öyle değil genç karınca, yalnızlık bir anlık veya kısa süreliğine güzel olabilir sadece dedi. Aslında bir ormanda doğmuş olmayı ve diğer ağaçlarla yan yana olmayı; tatlı bir meltemin yardımı ile dallarımı diğer ağaçların dallarına dokundurmayı; onlarla sohbet edebilmeyi ne kadar istediğimi bilemezsin. Sanırım benim görevim burada, bu tepe üstünde, gölgemde serinlemek isteyenlere ev sahipliği yapmak. Yalnızlığımı gölgemde dinlenirken sohbet eden insanların sesleriyle gideriyorum dedi. Bruno, gözlerini kocaman açmış, tüm şaşkınlığıyla ağacın söylediklerini dinlerken anesinin sesini duydu yeniden. Mola bitmişti ve gitme vakti gelmişti. Bruno ağacın yalnızlığına çok üzüldü. Bundan böyle onu fırsat buldukça ziyarete geleceğine söz vererek ağacın yanından ayrıldı.

Uzunca bir süre çalıştılar. Kış aylarında tüketebilmek adına yemek stoklarına birçok yemek eklemenin verdiği hazla evin yolunu tuttular. Bruno dönüş yolunda ağaçın ona söyledikleri düşündü. Sabah kalktığında yalnız başına olmak istediğini hatırladı ve aslında bunun hiç iyi bir fikir olmadığını anladı.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

4 Mayıs 2018

Kahve Bahane #19


Havalar ısındı. Gezmeler tozmalar arttı. Bunlar bloga yazı yazma sıklığını düşüren şeyler hep. Bu sabah erken vakitlerde kalkıp hemen kahvemi hazırladım ve kendimi sokağa atmadan önce (ben kendimi sokağa atıyorum. Evet!) bir kahve bahane yazısı yazayım dedim.

Türkiye'ye gitme planım vardı ama zamanı belli değildi. Bu hafta başı biletimi aldım. Normalde aylar öncesinden bilet aldığım için sallana sallana hazırlık yapardım. Şimdi gitmeme 1 haftadan az bir süre var. Ve tabiri caizse iki ayağım bir pabuca girdi. Hazır gitmişken yeni Nachnuch çantalar götüreyim diye harıl harıl dikiş dikiyorum. Gece gündüz fark etmiyor. Bu sene çantaların teması baharın uyanışı. Ham ketene; parklarda, bisiklet sürerken yol kenarlarında gördüğüm çiçeklerden ilham alarak bahar çiçekleri işliyorum. Uğraştırıcı olmasının yanı sıra böyle daha bir eğlenceli oluyor. Çantaların güzel fotoğraflarını çekmek için zaman lazım. Bakalım bu zamanı gitmeden önce yaratabilecek miyim?



Geçen hafta birer gün arayla tatildi Polonya'da. Bu tatilleri ve güzel havayı fırsat bilip, bisikletle yeni yerleri keşfe çıktık. Krakow çok yeşil bir şehir. Bu dönemde tüm şehir dandelion çiçekleri ile kaplanmış durumda. Dandelionu severim bilirsiniz. Sol omzumda dövmesi var. Ne diyordum? Evet, Krakow güzel bir şehir. Ayrıca çok güzel bisiklet yolları da var. Bisiklet sürmeyi seviyorum sevmesine de çabuk yoruluyorum bunu ne yapacağız? Gerçi yokuşta sürmek ile düz yolda sürmek arasında fark var biliyorum. Bu yanımdan pıt pıt diye geçip gidenleri görünce biraz içerlenmemem engel olmuyor.








Bundan 2 ay önce ağırlık çalışmaya başladığımı yazmışımdır. İki ayın sonunda ağırlığı bıraktım. Bıraktım demek yanlış olur aslında. Ara verdim demek daha doğru. Şimdi haftada 3 gün 7 km koşuyorum. Bu jogging olayını sevdim. Koşu bandına her çıktığımda bugün ancak 4 km koşarım diyorum. Sanırım şartlanma eşiğim o benim. Dördü geçtikten sonra al beni 42 km maratonun başlangıç çizgisine koy, hiç sorgulamadan bitiş çizgisine kadar koşarım. Kendimi motive edecek şeyler düşünüyorum koşarken. Mesela bileti aldığımdan beri yiyeceğim çiğ köfteler ve lahmacunlar aşkına koşuyorum. Ve koşarken bloga yazmak için türlü türlü fikirler geliyor aklıma. İlginç değil mi? İlhanım nerede geleceği belli olmuyor.

Gitmeden önce bir yazı yazmaya daha fırsatım olur mu bilmedim. Önümüzdeki bir ay içinde İzmir günleri hakkında bol bol yazacağım aşikar. Yazı yazabilmek için kaplumbağa misali bilgisayarımı yükleniyorum her seferinde.

Şimdilik bende bu kadar. Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye kadar şen kalın.
Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

30 Nisan 2018

Barselona Gezi Notları #3 Park Güell

Şirinleri herkes bilir. Ormanın derinliklerinde, mantardan yapılmış evlerinde yaşayan sevimli ve mavi renkli canlılardır. Çizgi dizinin içinde devamlı "iyi bir çocuk olursanız şirinleri görebilirsiniz" mesajı verilir.
Eğer şirinler köyünü göremediyseniz üzülmeyin. Size güzel haberlerim var. Şirinler köyünü görmek istiyorsanız iyi bir çocuk olmanıza gerek yok, Park Güell'e gitmeniz yeterli.

Gelin size Park Güell'in enteresan hikayesini anlatayım.


Daha önceki yazımda yer verdiğim Güell Sarayı'nın sahibi bay Güell, yeni bir proje için yine Gaudi'nin kapısını çalar. Gaudi'cim yaptığın evden çok etkilendim. Gelen giden de hayran kaldı eve. Şu karşı tepede bir arsam var. Gel oraya lüks bir site yapalım, benim gibi zengin arkadaşlarım da senin yaptığın evlerde otursunlar. Zenginliğimizi tüm Berselona'nın gözüne sokalım der. Gaudi'nin canına minnet. Proje hazırlıkları başlar. Gaudi çalışmalarını yerinde yapabilmek için arazi sınırları içinde kendine bir ev yapar.

Gaudi'nin evi
Gaudi'nin yatak odası

Gaudi'nin sanatı ile Yasemin'in sanatının harmanlaması temalı çalışma

Gaudi'nin kendi için tasarladığı ev oldukça sadedir. Parkı tepeden gören balkonunda, çiçeklerde dolu bahçesinde vakit geçirerek huzurlu bir yaşam sürer.

Evinin balkonunda çayını yudumlarken pazar alanı, gezi yerleri ve iki adet örnek ev tasarlar ve yapımına başlar. Buraya kadar her şey harika gider. Çünkü parkın içi ( o zamanlarda sitenin bahçesi olarak tasarlanmış alan) mükemmeldir.





Ama küçük bir pürüz vardır. Evler bi garip gelir jet sosyeteye. Örnek iki evi görenler asla biz burada yaşayamayız der. Çünkü evler Güell'in sarayından çok farklı bir tarzda tasarlanmıştır.






Böylece Güell'in site hayali yarım kalır. Uzunca süre atıl durumda kalan site daha sonra devlet tarafından Park olarak adlandırılır ve ziyarete açılır.

Bu arada jet sosyetenin haklı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Gaudi evleri öyle bir tasarlamış ki içine mobilya sokmayı bir tarafa bırakın, odalara tek kişilik bir yatak bile sığdırmak olanaksız. Odaları küçücük. Ayrıca evin her yeri şirinler mavisine boyanmış.

Sanırım Gaudi çocukken çok akıllıymış ve ormanda gezerken şirinlerle yolu kesişmiş. Onların mantar evlerde yaşamasına çok içerlemiş. Kafasını önüne eğip yolda yürürken küçük ekmek kırıntılarına rastlamış. Ekmek kırıntılarını takip ederken Hansel ve Gretel masalında bahsi geçen şeker evi görmüş. Ama masalı bildiğinden ve çok akıllı olduğundan evi yemeye kalkışmamış ve koşarak kendi evine geri dönmüş. Yıllar sonra şirinleri ve şeker evi düşünerek bu evleri tasarlamış.

Ne diyelim Gaudi. Hayat her zaman masallardaki gibi olmuyor. Bunu da bu evler sayesinde tecrübe etmiş oldun. Ama üzülme, rahatça uyumaya devam et. Senin misler gibi La Sagrada Familia adlı eserin var. O her şeye bedel.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

21 Nisan 2018

Kahve Bahane #18

Alaçatı günlerinden kalma bir kare
Arayı ne çok açmışım böyle. Oysa ki kahve bahane yazılarını yazmayı çok seviyorum. Aklıma geldiği gibi yazabilme zevkinin doruklarına çıkıyorum bu seri sayesinde. Çünkü burada her telden çalıp, saçmalamak serbest.

Kahve bahane yazısını yazmadığım günden bu yana biraz hareketli bir dönem geçirdim.
Kısa bir tatil yaptım geldim. İspanya'yı da gördüğüm ülkeler arasına eklemiş oldum. Dört gün boyunca fellik fellik arşınladığım Barselona hakkında yazmaya başladım. Bana hissettirdiği ve gördüğüm tüm güzellikleri aktarmak için toplamda dört adet yazı yazmayı planlamıştım. İkisi geçtiğimiz hafta yayınladım. Geri kalan iki yazıyı bu hafta içi bir aksilik olmazsa yayınlarım.

Tatilden dönünce soluğu hemen sinemada aldım. Kitabını okuduğum Player One adlı bilim kurgu filmi izlemeyi istiyordum. Imax gösterimi bitmeden yetiştim. Imax'de film izlemeyi çok seviyorum. Görüntü gerçekliğin ötesinde resmen. Filme gelecek olursam kitabı ile pek alakası yok. Ana konu sabit. Diğer kurguyu oldukça değiştirmişler. Ben kitabını filmine tercih ederim.

Aile boyu mısır ve mutlu bir Yasemin 
İnstagramda gezinirken gördüğüm fotoğraflar sayesinde her yere bahar geldiğini söyleyebilirim. Bizim buralara bahar değil resmen yaz geldi. Hava 24 dereceleri gördü. Çoğu zaman güneş var. Barselona'dan döndüğümden beri güneşli günlere uyanıyorum. İçimin sebepsizce bir neşe ile dolup taşması tam da bu yüzden. Yaprakları sayesinde görsel şölen yaratan gördüğüm tüm ağaçlara sarılasım var. 


Güzel havalara aldanıp bisikletimi temizledim. Yazın yapacağım geziler için hazırladım. Hazır pırıl pırıl olmuşken kısa bir sürüş denemesi yapıp her şeyi tamam mı diye kontrol edeyim dedim. Bu arada şifayı kaptım. Yarım saatlik bir bisiklet turu, bir haftalık hastalığı hediye olarak bıraktı bana. Akan bir burun, birbirine sıkı sıkıya yapışan ve ayrılmak istemeyen bademcikler ile pek keyifli olmayan bir hafta geçirdim.



Haftanın son gününü evrak işleriyle uğraşarak noktaladım. Oturum kartımızın yenilenmesi gerek. Haziran ayında süresi doluyor. Cuma günü devlet dairesine gidip evrakları teslim ettik. Devlet dairesi her yerde aynı mantıkla mı çalışır arkadaş. Bitmeyen sıralar. Çalışmayan bankolar. Kuyrukta beklemekten bıkan insanlar. Günümün 2 saatini o kuyrukta harcadım. Yeni kartın gelmesi 6 ayı bulur dediler. Pasaporta kırmızı bir damga vurup gönderdiler. Haziran ayından itibaren Polonya sınırlarından çıkamıyorum. Çıkarsam da giremiyorum.

Ben ve gezi aynı cümle içinde bulunmaktan çok hoşlanıyoruz. Gezmek, yeni yerler görmek zevkle yaptığım bir aktivite. Hazirandan sonra Polonya sınırları dışına çıkamamak bir nebze de olsa bu zevkimi sekteye uğratacak. Ben de şimdiden Polonya içinde nerelere gidebilirim diye araştırdım. Artık yaz ayında bol bol Polonya'yı anlatır dururum.

Sadece ilk paragrafla son paragrafları okuyanlara kolaylık olsun diye kısa bir özet geçip yazıyı sonlandırma zamanı. Yazın gelişi şerefine bisiklet gezileri için hazırlıklar tamamlandı. Hastalık çak bir beşlik dedi ve gitti. Yeni gezi planlarına yelken açıldı. Bende durumlar bu.

Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye kadar şen ve esen kalın.
Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

18 Nisan 2018

Barselona Gezi Notları #2 La Sagrada Familia

Barselona gezi notlarının bir önceki yazısında Gaudi evlerinden bahsettim. Bu yazının kahramanı yine çılgın mimar Gaudi. Tasarladığı La Sagrada Familia ile bu ünvanı sonuna kadar hak ediyor.


La Sagrada Familia adlı yapıyı duymayan kalmamıştır sanırım. Gaudi'nin bitmeyen projesi. 2026 yılında biteceği rivayet ediliyor. Gaudi'nin ölümünün 100. yılı şerefine. Bitmiş halini görmek isterseniz 2026 yılını beklemeniz gerek. Gerçi bu hali ile insanı büyülemeye yetiyor.

Bugüne kadar sayısız kilise gezdim. İlk zamanlar kiliselerin beni etkilediğini itiraf edebilirim. Gezdikçe ilgim azaldı. Çünkü hepsi birbirinin aynısıydı. İçerde bolca heykel ve isa tasvirleri, dua edilecek sıralar ve kenarlarda dilek tutularak yakılan mumlar. Avrupa'da hangi şehire giderseniz gidin, bir katolik kilisesinde görecekleriniz bundan ibaret. O nedenle son gezilerimde kiliselere vakit ayırmayı bıraktım. Konu La Sagrada Familia olunca içten içe bir merak sardı beni. Antoni Gaudi neyi farklı yapmış olabilirdi? Nihayetinde bir kiliseydi.

Şimdi gelin size bir bir neleri farklı düşündüğü ve yaptığını anlatayım. Öncelikle La Sagrada Familia bir tasarım harikası. Uzaktan görkemi ile ilginizi çekmeyi başarıyor.

Gaudi klasik bir kilise görünümünden farklı olarak kilisenin içinde bulunan heykelleri kilisenin dış duvarlarına taşımış. Kilisenin her cephesi İsa'nın hayatından bir kesit sunuyor. Ziyaret için kullanılan kapıda İsa'nın doğumu anlatılıyor. Kilise bittikten sonra kullanılacak ana girişte ise İsa'nın ölümü anlatan heykeller var. Ve oldukça modern heykeller. Bir kilisede böyle farklı heykeller görmek beni şaşırttı.



İsa'nın doğuşunu anlatan kapı. Kulelerin arasında bir çam ağacı var. 


İsa'nın ölümünü anlatan kapı




Giriş kapısı olarak kullanılacak yer
2010 yılında Papa artık gideyim de şu kiliseyi bir kutsayayım demiş. Kilise kutsandıktan sonra ibadete açılmış. Kilisenin farklı bir girişi var. Ve alt katı ibadet için kullanılıyor.

Kilisenin için bana bilim kurgu filmlerindeki uzay araçlarını anımsattı. Gaudi kilise içindeki kolonları ve kirişleri Barselona sokaklarında var olan beyaz gövdeli ağaç dallarından esinlenerek tasarlamış. Farklı renklerde kullandığı vitraylar sayesinde kilisenin içinde gökkuşağı görünümü oluşturmuş. Ne demiştik. Gaudi sanatını ve ruhunu doğanın güzellikleriyle beslemeyi başarmış.

Gaudi burada ormanda geziyormuşsunuz hissini vermek istemiş.














Ağaç dallarının iç içe geçişini anımsatan tavan süslemesi

Ağaçların fotoğrafını çekmeyi unutmuşum. İnternetten arayıp sizin için buldum.
İçinde kısa bir video çekmiştim. Onu da buraya ekliyorum.


Gaudi giriş kapısının denize bakan tarafından olmasını istermiş. "Bu yapının tamamlandığı büyük bir ihtimalle göremeyeceğim. Bu nedenle bu vasiyetim olsun" demiş.

Gaudi çok dindarmış. Bu nedenle midir bilinmez en özendiği proje La Sagrada Familia olmuş. Her detayı ince ince düşünmüş. Eve gidip gelmekle vakit kaybetmemek için kilisenin içinde kendine bir çalışma odası yapmış ve orada yaşamış.

Tanrıya olan inancından dolayı ise La Sagrada Familia'nın en yüksek kulesinin yüksekliğinin, Barselona'nın en yüksek dağının yüksekliğini geçmemesine özen göstermiş. Neden daha yüksek olmasın sorusa " Tanrı'nın yarattığı şeyden daha yüksek bir şey inşaa etmek insanoğluna yakışmaz" demiş.

Gaudi, sıradan bir iş gününde ağzı açık ayran delisi gibi yaptığı bu yapıyı incelerken gelen tramvayı farketmemesinin bedelini canıyla ödemiş.

Kilisede Gaudi'nin çalışmalarını ve çalışma odasının sergilendiği bir bölüm var. Bölümün sonuna kadar yürüyünce karşınıza 3 küçük pencere çıkıyor. Pencerelerden aşağı baktığınızda ise Gaudi'nin mezarını görmek mümkün.

Gaudi'nin çalışma odası. Masanın altında duruyormuş gibi gözüken converse ayakkabılar arkamdaki gezgine ait. O zamanlarda converse ayakkabı mı varmış canım?

Mezarına bakarken, hayallerini gerçekleştirebildiğin için şanslı adammışsın Gaudi dedim. Şimdi huzur içinde uyu.



✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

Blog Arşivi

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe