19 Haziran 2018

İstanbul'da Turist Olmak


İstanbul'u ziyaret eden yabancılardan, ne kadar harika bir şehir olduğunu duydum bunca zaman. Onlara söylediğim tek şey; bir yerde yaşamak ve o şehirde kısa bir zaman geçirmek arasında dağlar kadar fark olduğuydu. Türkiye'de olduğum zaman diliminde İstanbul'a bir turistmişim gibi gittim. Senelerce İstanbul'da yaşadığım için; yaşamak ve gezmek arasında büyük bir uçurum olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Bir turist nerde kalır İstanbul'da? Tabii ki Taksim'de. Taksim'de kalıyorsanız ulaşım sıkıntısı çekmiyorsunuz. Sabahın erken saatlerinde İstiklal caddesinde turlarsanız, Taksim'in bilindik kalabalığıyla yüzleşmiyorsunuz. İstediğiniz mekanda kolayca yer bulabiliyorsunuz. Bir yere yetişme derdiniz olmadığı için bol bol yürüyebiliyorsunuz. Böylelikle İstanbul'un tadını çıkartıyorsunuz.


İstanbul'da sevdiğim lokasyonlardan biri İstiklal caddesinden Galata kulesine doğru yürürken dar sokakların olduğu yer. Minik hediyelik eşya dükkanları ve kitapçılar benim favori mekanlarım. Bu ziyaretimde her girdiğim kitapçıdan bir kitap aldım. Aldığım kitapları kaldırımda oturup karıştırmanın keyfini size tarif edemem.

Sokağın bitiminde yer alan Galata Kulesi ise ayrı bir güzellik katıyor İstanbul'a. Bunca sene İstanbul'da yaşamama rağmen İstanbul'a Galata Kulesin'den bakmak kısmet olmamıştı. Bu ziyaretimde Galata Kulesi'ne çıktım. Bir şehrin silüeti nasıl bozulabilir görmüş oldum. İstanbul her geçen gün saçma sapan yapıları ile tarihi dokusu kaybediyor ve insanlardaki gökdelen merakı bu değerlerin önüne geçiyor. Üzücü...







İstanbul'a her gidişimde ziyaret ettiğim yerlerden bir diğeri Eminönü. Eminönü'nün kendine has bir havası var. Bu havayı bir kez Dubai'de bir çarşıyı gezdiğimde yakalamıştım. Onun dışında gezdiğim hiçbir yerde böyle bir hava yoktu. Eminönü dikiş malzemelerini almak için uğradığım mekanların başında geliyordu. Her ziyaretimde yaptığım üç şey vardı. Bu ziyaretimde de onları tekrarlarım. Birincisi turşu suyu içmek. İkincisi Hacı Şerif'te dondurmalı irmik helvası yemek. Üçüncüsü ise yürüyüş sonrası deniz kenarında oturmak ve Galata Kulesi'ne karşıdan bakmak.




İstanbul'un bahsi her geçtiğinde aklıma Beşiktaş gelir. Benim ilk göz ağrımdır Beşiktaş. Durağında 30A ve 129T beklediğim, bazı yaz günleri 1,5 saat yürümeyi göze alıp kalabalık olan otobüse binmemeye karar verdiğim, öğle tatillerinde yıldız parkında yürüdüğüm, Yıldız durağında beklerken balata kokusundan nefret ettiğim, Stadımızı her gördüğümde yüzümün tebessüm ettiği günler; bir film şeridi gibi geçer gözümün önünden.
Bu kadar anılar ile doluyken içim, Beşiktaş'a uğramadan geri dönemezdim. İçimi Beşiktaş havası ile doldurdum. Kız Kulesi selamlayarak Kadıköy'e doğru yola çıktım.





Kadıköy demek Akmar demek benim için. Kitap kurtlarının en sevdiği mekanların başında gelir Akmar. İçinde yer alan sahaflarda yeteri kadar vakit geçirirseniz, enteresan kitaplar ile kesişir yollarınız. Bir de vaktiniz varsa, modaya doğru yürüyüp kendinize demli bir çay söyleyip, aldığınız kitapa göz atma şansınız olursa, değmeyin keyfinize.

İnsan sevdiği şeyleri anlata anlata bitiremez dedikleri bu olsa gerek. Blogumda istanbul'a ait bu satırlar, burnumda deniz kokusu varken; vakit güzel bir Nazım Hikmet şiirini Cem Karaca yorumu ile dinleme vaktidir.



Anılar ile harmanlanan yazıların devamı gelecek... Bir Tutam Karınca'yı takipte kalın.
Sevgiler.



✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

13 yorum :

  1. Selam ♥. Güzel yazı olmuş ilk defa İstanbul'u övmedende yazı yazan biri olduğunu söyleyebilirim. Bir yerde yaşamak ve ziyaret etmek konusunda gerçekten fark var. Buna en güzel örnek Paris'te yaşayan Fransız arkadaşımı gösterebilirim. Kendisine Paris'in güzel olduğunu söylediğimde ''Turist olarak geldiğin için'' yanıtı vermişti. İstanbul'la ilgili pek iyi düşüncelerim yok benimde. Gittiğimde çok kalabalıktı. Mekanlar beni bunaltıyordu, insanlar üstüme geliyor gibiydi. Birde bunların üstüne orda laflı tacizlere maruz kalmış, yüklü miktarda paramı çaldırmıştım. Güzel yazı, tebrikler! Fotoğraflar çok güzel.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef şehir olarak güzel ama insanı çıldırtan bir kalabalığa sahip olması çok üzücü. Ben de Paris ziyaretimde ne güzel şehir demiştim. Sonra bit pazarının olduğu sokaklara girince, pek de güzel olmadığına karar vermiştim. Her yerin artısı eksisi olduğunu düşünüyorum. İstanbul'da ki kötü anıların için üzgünüm. Umarım bir daha tekrarlanmaz. Değerli yorumun için teşekkür ederim. Sevgiler.

      Sil
  2. İstanbul'u çok bilmem ama gözümü korkutan bir şehirdir her zaman... Yaşamak için oldukça korkutucu... Birkaç ziyaretimde gezmekten inanılmaz keyif almıştım tabi ilk o hızlı koşuşturmacalı debdebesinin şokunu atlattıktan sonra :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İstanbul yaşarken insanı yoran bir şehir. İnsan içinde olunca o sele kapılıp gidiyor. Biraz uzak kalınca da nasıl yaşamışım demekten kendini alamıyor.

      Sil
  3. İstanbul giderek turist olarak gezmenin daha tercih edileceği bir şehire dönüşüyor ama bunu da hak etmiyor aslında. Evet daha yorucu bir şehir oluyor, uğruna katlandığımız özellikleri de azalıyor. Betonla kaplanmayacak kadar güzel ama garip bir akıl tutulması var maalesef. Bari bize miras yerlerine dokunmayalım diyorum..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keşke tarihi dokusuna ve doğasına daha fazla saygı gösterilse.

      Sil
  4. Yazın ve resimlerin çok güzel olmuş. Yourumlara da bakarak diyebilirim ki! Doğma büyüme bir İstanbul'lu olarak söyleyebilirim ki! Gezilen yerler hep Beyoğlu, Kapalı Çarşı gibi yerler olduğu için kalabalığın içinde boğulmanız normal. Sizin öncelikle Anadolu yakası güzellikleriyle başlamanız lazım bence. Çengelköy, Kanlıca, Anadoluhisarı, Polonezköy, Çamlıca gibi yerler bu kadar hay huy içinde değil ve doğa içinde yerler.

    Bu arada yeni keşfettim bloğunu takibe aldım seni de beklerim.

    birsenle.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle hoş geldin Birsen. Dediğin yerlere gidebilmek için de maalesef İstanbul'un o keşmekeş trafiğiyle boğuşmak zorunda kalıyor insan. Mesela bir hafta sonu Polenezköy'e gitmek işkence oluyor. Doğa içinde yerlere ulaşana kadar zaten insanda huzur filan kalmıyor. İstanbul'un en büyük sorunu çok göç alması ve her geçen gün kalabalıklaşması.

      Sil
  5. Çok güzel bir İstanbul yazısı olmuş bu yazıların devamını dilerim. İstanbul'u bilmeden araştırmadan gidildiğinde nice güzelliklerin yanından geçipte farketmemek içten bile değil. Herşeyi bir anda yaşamakta mümkün olmuyor.

    İstanbula gittiğim zaman yazılarınızı mutlaka yeniden okuyacağım.

    Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaman ayırıp okuduğunuz ve yorumladığınız için ben teşekkür ederim. İstanbul'un güzelliklerini keşfetmek için uzunca bir zaman ayırmak gerek. Ben bu yazımda gittiğim yerleri yazdım sadece.

      Sil
  6. Vodafone Arena stadını da gördün demek. İçim gitti valla :)

    YanıtlaSil
  7. İstanbul da İstanbul'u tanıyan birisiyle gezmek gerek. Geçen sene, fotoğrafçı abinin bana yaptığı en büyük iyilik, bazı noktalardan hangi araçlara binmem gerektiğiydi. Sultanahmet ile Zeytinburnu'nu hattını öğrenmiştim. Hem de tek başıma, Benim için önemli bir başarıydı.:)

    YanıtlaSil
  8. İstanbul'u eskiden organları aniden ve dengesiz büyüyen ergenlere benzetirdim. Dün itibariyle dönüş yaptığım İstanbul ziyaretimde fark ettim ki ergen değil bildiğiniz rasyasyona uğrayıp mutasyon geçiren tuhaf bir varlık haline gelmiş. Herkes kendine bir yol tutturmuş ve kimse bunun helal mi haram mı olduğunu sorgulamıyor. Köşeler tutulmuş ve çoktan dönülmüş. Turist olarak değil insan olarak bile ziyaret edesim yok ama maalesef akrabalarım var.

    YanıtlaSil

*Bloglar yorumla beslenir. Yorumlarınızı eksik etmeyin.
*Lütfen yalnızca yazı ile ilgili yorumlar yazın. Link bırakıp kaçmayın.
*Yazının konusu dışında sormak veya iletmek istediğiniz bir şey varsa İletişim formunu kullanın.
Sevgiler.

Blog Arşivi

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe

Severek OkuduĞum Bloglar