27 Şubat 2018

Kahve Bahane #15


Hava buz gibiyken buraya içimi ısıtacak birkaç satır yazmaya geldim. Sen misin, bu sene kar kış bizim buralara uğramadı diyen!
Cumartesiden bu yana hava sıcaklığı inanılmaz bir hız ile düştü. Bugün kar fırtınası ile -21 derece hissetmemize neden oldu. Yavaş yavaş nehir donmaya başladı. Bugün fotoğrafını çektim. Şimdilik ortası donmamış ama Cuma gününe kadar tüm nehir donar.


Zor şartların insanı olduğumdan, diğer tüm hafta sonları torbaya girmiş gibi davranarak bu hafta sonu araba kiralayıp, arkadaşın bebeğini görmeye gittim. Uzun zaman olmuş bebek sevmeyeli. Uzun uzun sevdim. Öyle tatlıydı ki. Her şeyin küçüğü sevilir derler ya, insan için de geçerli bu. Küçükken, gucuk bugucuk yaparken ne tatlı oluyoruz. Leh bebeğine de Türk usulü hediye götürdüm. Hemen görsellerini ekleyeyim.

Oyuncak Çantası
Kelebekli Bebek Battaniyesi
Bebek Yeleği
Bebek Bakım Çantası



Giderken iyiydi lakin dönerken buz üzerinde araba sürerken biraz tırstığımı itiraf etmeliyim. Tıngır mıngır arabayı sürerken seneler önceki anlılarım geldi gözümün önüne.

İlk arabamı 2000'li yılların başında almıştım. Bir kış gecesi don olmuştu. Erkek kardeşimle arabayı alıp okul bahçesinde soluğu almıştık. Sonrası deli gibi atılan driftler ve zevk çığlıklarıydı. Şimdi öyle bir şey yapmaya cesaret edemem sanırım. Tehlikeli işti vesselam. Sakın denemeyiniz.

Denemek demişken bizim minik bebek Veronika konuşma yaşına gelene kadar Lehçe'yi öğrenmeye karar verdim. Böylelikle Veronika ile iki lafın belini kırarız. Fena da olmaz. Annesi ile babasının söylediklerine göre ben bu işi kıvırırmışım. Ne söylediğimi anlamaları hoşuma gitti. Olacak gibi. Belki de olmayacak.

Depresyona girmek üzereyim. Asosyal olmanın kıyısında dolaşıyorum. Ama bunları yaşarken de mutluyum. Enteresan bir duygu durum geçişlerim var. Bazen kendimden korkuyorum. Sıkılıyorum derken, hayattan zevk alacak minik şeyler ile kendimi oyalıyorum. Resim çizmeye başladım. Bir Salvador Dali olmasam bile Cin Ali'nin çizerinden daha iyi şeyler ortaya çıkartabiliyorum.







İçimi ısıtacak bir yazı yazayım diye başlayıp, depresyona girmek üzereyim ile bitirmem de ayrı bir güzel oldu. İtiraf edin.

Bu kahve bahane yazısı da böyle olsun. Çokça sevgi, biraz kafa karışıklığı içersin.
Şimdilik benden bu kadar.
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye kadar şen ve esen kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

23 Şubat 2018

Seni Sen Yapan Sevdiğin Şeyler


Sevgili Ezgi istop oyununa benzettiği bir mim etkinliği başlatmış. Uzun zamandır mimlendiğim mimleri yazmıyorum. Ne ayıp değil mi?  Bu mim tek bir sorudan oluşuyor. Vakit kaybetmeden birkaç satır yazmak istedim. Sonra unutuyorum ve mimleyen arkadaşlara karşı bir mahcubiyet oluşuyor içimde.

Şimdi gelelim beni ben yapan sevdiğim şeylerin listesini yapmaya. Bunlardan birer doz ekleyip karıştırırsanız bir adet Yasemin yapıyor.

  • Bisikletimle pedallamayı, 
  • Hayal kurmayı,
  • Hastayken kilolarca muz yemeyi,
  • Polonya'da bana kitap hasreti çektirmeyen kindle ile kitap okumayı,
  • Tek kelime anlamasam bile Fransızca müzikler dinlemeyi,
  • Hiçbir sebep yokken evde dediler gibi dans etmeyi,
  • Erkek kardeşimle devamlı atışmayı,
  • Annem ve kız kardeşimle bol köpüklü türk kahvesi yudumlamayı,
  • Sıcak yaz günlerinde yapılan uzun uzadıya, bol kahkahalı balkon sohbetlerini,
  • Güneş ışığının sabah gözümün içine girerek beni uyandırmasını,
  • Deniz kenarında şekerleme yapmayı,
  • Parkta sere serpe oturmayı,
  • Mangal ateşini izlemeyi,
  • Sobanın üstünde pişen elmayı yemeyi, 
  • Soğuk günlerde sıcacık kahvemi yudumlamayı,
  • Yeni yerler gezmeyi ve keşfetmeyi,
  • Ders çalışırken ve dikiş dikerken masamı dağıtmayı,
  • Yağmurlu havada araba kullanmayı,
  • Kendi kendimle sohbet etmeyi, 
  • Aynanın önünde geçerken, aynada gördüğüm kişinin halini hatırını sormayı,
  • Kaynama noktasına çok yakın olan su ile banyo yapmayı,
  • Beyaz sabun kokusunu,
  • Uzun uzadıya yürümeyi,
  • Çizgi film izlemeyi,
  • Çirkin sesimle sevdiğim şarkılara eşlik etmeyi, 
  • Salıncakta sallanmayı, 
  • Sol omzumda taşıdığım dövmeyi,
  • Bir Tutam Karınca'ya yazmayı seviyorum, deyip  listeyi sonlandırayım. Yoksa sayfalar dolusu yazabilirim gibime geliyor. 
Bunlar yazarken içimi kocaman bir mutluluk kapladı. İnsanın sevdiği şeyleri yazması çok keyifliydi.  Şimdi istop deme sırası bende. 

Sade ve Derin
Feri Peri
Meczup Yazar
Gönülden Dile
Dikkat Çekiyorum
Top sizde artık.

Bunun dışında, eğer yolunuz bu yazıdan geçtiyse ve siz de sizi siz yapan şeyleri yazmak istiyorsanız mimlenmenize gerek yok. İstop demeniz yeterli.

Bir sonraki yazıda görüşünceye kadar şen ve esen kalın.
Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

20 Şubat 2018

Kitapların Vazgeçilmezi Kitap Ayraçları Bookmark

Vakti zamanında basılı kitaplar oldukça nadir elde edilirmiş. Öyle her baba yiğidin harçı değilmiş, kitaplığı kitaplarla doldurmak. Gel zaman git zaman bu kadar nadir ve değerli olan kitapların herhangi bir yerine zarar vermeden işaretleyebilmek için bir nesneye ihtiyaç duyulmuş. Bu yer işaretleyici yani bugünkü adı ile kitap ayracı böylelikle hayatımıza girmiş. İlk yaygın kullanımı 16. yüzyılın sonunda varlığını göstermiş. Kraliçe Elizabeth'in kitaplarını süslemiş.

Tarihte kurdela şeklinde ortaya çıkan kitap ayracı daha sonraları ipekten yapılmış ve özel günlerde bir hediye alternatifi halini almış. Zaman ilerledikçe evrimleşen kitap ayraçları kağıttan, plastikten de yapılmaya başlanmış. Piyasada kendine bir pazar yeri edinmiş ve günümüze kadar gelmiş.

Yasemin bu bilgiyi bize neden verdi diyorsanız, sorunuzun cevabı için okumaya devam edin.

Geçenlerde çekmeceleri düzenlerken kitap ayraçlarımı buldum. Uzun zamandır kindle kullandığım için onlardan bir hayli uzağım. Lakin hepsinin bende özel bir anısı var. Tam olarak koleksiyonunu yapıyorum diyemem. Benim içi özel ve hikayesi olan yerlerden bir adet kitap ayracı almaya çalışıyorum demek daha doğru olur.

Hadi gelin size kısa hikayeleri ile birlikte kitap ayraçlarımı tanıtayım. Bu arada fotoğrafların üstüne tık yaparsanız net gözüküyorlar.

1- The Kiss Bookmark 

Belvedere Sarayının içinde sergilenen The Kiss adlı tablonun yer aldığı kitap ayracım. Bu tabloyu içinde barındırdığı ayrıntılardan ötürü seviyorum. Tabloya baktığımda, adamın kıyafetinde yer alan düz çizgilerin, erkeklerin kesin ve daha realist olan hayata bakış açılarını yansıttığı düşünüyorum. Kadının giydiği yuvarlak çizgilere sahip giysinin ise kadınların içinde var olan karmaşık duygularının dışa vurumu olarak algılıyorum. Bunlar tablonun bende yarattığı düşünceler. Ayrıca arada kesin bir çizgi olmadan yekvücut resmedilmesi uyumsuzluktan doğan uyumu gözler önüne koymuyor mu?



2-  Livraria Lello Bookstore

Geçen sene Porto ziyaretimde keşfettiğim ve kendisine hayran olduğum bir kitapçıdan aldığım kitap ayraçlarım. Peki nedir bu kitapçıyı bu kadar ilgi çekici kılan. Harry Potter hayranları bilir belki. Harry Potter bu kitapçıda yazılmış. Yazarı kitapçıda oldukça vakit geçirmiş ve aldığı ilham sayesinde şimdi milyonlar satan kitabın yazmış.


3-  Burj Khalifa Bookmark

Bu ayracı, Dubai seyahatimde ziyaret ettiğim, dünyanın en yüksek binası ünvanına sahip Burj Khalifa'yı bana hatırlatsın diye almıştım. 124. kata 1 dakikada çıkan asansör ve yukarıda bizi bekleyen enteresan manzarası ile unutamayacağım yerlerden biridir.


4-  You've Got Mail Bookmark 

Mesajınız var adlı eski bir film vardı. İzlediniz mi? Orada, yan konu olarak minik bir kitapçı dükkanı işleten bir kadının, büyük bir kitapçı dükkanına karşı verdiği yaşam savaşı anlatılır. Bu kitap ayracını Amerika gezimde, filmde yer alan büyük kitapçı dükkanın zincir mağazalarından biriden aldım. Üstünde yazan mesajı (Fly away with a good book ) ve ucuna takılabilen kelebek, yusufçuk ve uğur böceği detayı ile en sevdiğim ayraçlarımdan biridir.



5- Van Gogh Bookmark

Van Gogh hayranlığını duymayan kalmadı sanırım. Sene 2013, Amsterdam ziyaretimde Van Gogh müzesi gezisinden sonra bende ayrı bir yeri olan tablosunun var olduğu bu kitap ayracını aldım. Van Gogh'un Kıyıda Kayıklar adlı tablosunu üniversite de çizmiştim. Yıllar sonra tablonun orjinalini gördüğüm için kendimi şanslı sayarım. 


6- Roma Bookmark

Roma'yı ziyaret ettiğim dönemde kitap ayracı almadım. Dedim ki böyle bir kere ile olmaz. Ben Roma'yı birkaç kez daha ziyaret ederim. Peki bu ayraç nereden çıktı? Bunu Krakow'a ziyarete gelen Roma'lı bir arkadaşım bana hediye olarak getirdi. İçinde her ay için Roma'nın farklı güzelliklerinin yer aldığı 12 adet kitap ayracı var. 


7- Ampelmann Bookmark

Berlin ziyaretimde bana enteresan gelen bir detay ile karlılaşmıştım. Trafik ışıklarında yer alan bu ampelmann ilgimi çektiği için onları bana hatırlatan bir kitap ayracı almak istedim. Bir taşla iki kuş vurmak gibi oldu. Nedeni ise fotoğrafta gördüğünüz bir kitap ayracının farklı açılardan bakıldığında farklı görüntülere bürünmesi.


8- Galata Hurts Bookmark

Bu ayraç etipufumun hediyesinin içinden çıktı geçen sene. Tim Burton ve İstanbul sever biri için oldukça güzel ve anlamlı bir hediye değil mi? 
"One person's craziness is another person's reality" demiş Tim Burton. Çok da güzel söylemiş.




9-  Wroclaw Bookmark

Wroclaw Polonya'nın şirin şehirlerinden biri. Onu enteresan kılan detayları ise şehrin her yerinde karşınıza çıkan cüce heykelleri. Akıllı bir çocuk olursanız şirinleri görebilirsiniz derler ya, Wroclaw'da akıllı olmanıza gerek yok. Gözlerinizi fıldır fıldır döndürürseniz her yerde bu sevimli cüceleri görebilirsin. İşte o cüceleri bana hatırlatacak kitap ayracım.

 


10- Happy Girl Bookmark 


Bu kitap ayraçları yeni yılda uzaklardan gelen bir paket içinden çıkıp gönlümü fethetmeyi başardı ve  anısı olan diğer ayraçlarımın arasında yerini aldı.

 

Kitap ayraçlarıma eşlik eden kitabım hakkında da küçük bir bilgi paylaşamadan yazıyı bitirmeyeyim. Kitabı Porto'da ki ünlü kitapçıda gördüm. "Alis Harikalar Diyarında" adlı kitabın el yazması versiyonu. Kitabı görür görmez aşık oldum. Ayrıca okuması da çok zevkliydi. Okurken keşke tüm kitaplar böyle yazılsa dedim.

Kişisel blog yazmak böyle bir şey. Bir çekmece düzenlemeden bir blog yazısına uzanan yolculuğa tanıklık ettiniz. Yeni yazılarıma ilham olacak farklı şeyler bulana kadar şen ve esen kalın.
Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

14 Şubat 2018

Kahve Bahane #14


Neredeyse iki haftadır kahve bahane serisi için yazı yazmadım. Tesadüfe bakın, serinin 14. yazısını yazmak 14 Şubat gününe kısmetmiş. Peki bu süre zarfında klavye üstündeki minik tuşlara basan parmaklar boş mu durdu? Tabii ki hayır. Çünkü benim ruhum ve bedenim hiçbir şey yapmadan duramaz. Sıkılır. Öyle saatlerce televizyon izleyemiyorum örneğin, bir film çok uzun olursa sıkılıyorum. Televizyon benim için bir şeylerle ilgilenirken bana eşlik eden gürültüden öteye geçmiyor.

Türkiye'nin sabah kuşaklarında var olan saçma programlara benzer programlar var Polonya'da da. En popüler olanları ise eşlerin birbirini aldatırken bastıkları programlar. Her şeyin bir kurgudan ibaret olmasına rağmen olanların gerçek olduğuna inananlar var mı? Şimdilerde televizyon ekranlarında olan Survivor 2018 kıvamında bir kurguya sahip. Yani bu televizyon sektörü her yerde aynı saçmalıkla ilerliyor. Bu ise beni müzik dinlemeye itiyor. Bazı günler tüm günümü müzik dinleyerek geçiriyorum. Şimdilerde favorim fransızca parçalar. Her gün listeme bir yenisini ekliyorum. Anlamıyorum ama dinlemeyi seviyorum.

Bunun dışında anlıyorum ama konuşamıyorum dediğim lehçe ile başım dertte. Anlıyorum dediysem A1 seviyesinde anlıyorum. Bardağın dolu kısmına odaklanın lütfen. Sonuçta lehçe bilmeyen birine göre oldukça anlıyorum deme hakkım saklı tutuluyor bu satırlarda. Ben motivasyonumu toplamaya ve öğrenmeye çalışırken kurs sadece akşam grubu açtı. Akşam gruplarını sevmiyorum. Ne öyle ikinci öğretim gibi. Tüm gün enerjini harca sonra derse gidip odaklanmaya çalış. Şimdi özel ders verecek birilerini ayarlama çabasındayım. Özel derste ilerleme daha hızlı olur hem. Yazar burada kendini kandırmaya çalışıyor.

Bakıyorum da her şeyi boşlamışsın Yasemin diyorsan, hop burda bir dur derim. Kendimi örgüye verdim. Adeta bir ören bayan gibi örüyorum. Örgü için iplere ihtiyacım oluyor. Krakow'da nereden bulurum bu ipleri diyip araştırma yapıyorum ve yeni dükkanlar keşfediyorum. Geçen günlerde bir pasajın içinde yer alan bir dükkan buldum. İçerisi cennet gibiydi. Cennet dediysem aklınıza huriler gelmesin. Bir ören bayan cennetiydi sadece.  İçeri girip ipliklere hayran hayran bakarken dükkan sahibi yanıma gelip konuşmaya başladı. Baktım olacak gibi değil. Benim lehçem şimdilik pek işe yaramaz dedim. Ordan bir mor ip alayım diyemem ki. A1 seviyesindeyim sonuçta. Satıcı bey anında ingilizceye döndü. O şaşkın, ben şaşkın. Benim şaşkınlığımın nedeni bir pasajın içindeki minicik bir dükkandaki orta yaşlı bir beyin ingilizceyi gayet güzel konuşmasından kaynaklanıyordu. Onun şaşkınlığı ise nereli olduğumu öğrendiğinde yüzünde oluştu. Adamın, kızım sen Türkiye'den buraya geldin de bu minik dükkanı nereden buldun dediğini gözlerinden anlamak mümkündü. Sonuçta ikimiz içinde karlı bir alışveriş oldu. Ben iplerime kavuştum o da satış yaptı. İkinci gidişimde o hep basit cümleler kurdu. Ben de hep basit cevaplar verdim ve lehçe konuşarak anlaşmayı başardık. Buraya kadar okuduysanız artık bir aferininizi alırım.

Başarmak demişken bu sene kışı yenmeyi başardım. Hatırlarsanız sonbaharda kışı güzel karşılayacağımı ve artık üşüyorum, sevmiyorum diye isyan etmeyeceğimi yazmıştım. Sanırım kış bu lafları duydu. Polonya sınırlarını uğramaktan vazgeçti. Yani sen Polonyasın şubatta bu hava durumun hali ne? Oldukça hafif bir kış geçiriyoruz. Sadece bir kere doğru düzgün kar yağdı. Yağması ile erimesi bir oldu.



İşte bu kareler de o günden kalma. Şimdi bu karlardan eser yok. Havanın soğuk olmaması açıkcası benim işime geliyor. Keyfim yerinde önümüzdeki üç ayı atlatırsak, gerisi kolay. Gelsin mis gibi bahar. Gelsin ki ben de çok özlediğim bisikletimle hasret gidereyim.

İki hafta kahve bahane yazısı yazmazsam olacağı buydu. Konular uzadı gitti. Şimdi sonlandırma zamanı.
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.
Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

8 Şubat 2018

Boyalı Kuş - Jerzy Kosinski


Jerzy Kosinski'nin kaleme aldığı, konusu yüzünden yazarın anavatanında bir dönem yasaklanan kitap Boyalı Kuş. Yazar, küçük bir çocuğun Nazi katliamından kaçış yolculuğunu öyle derinlemesine anlatmış ki okurken bu nasıl bir olay döngüsü, bunlar gerçek olamaz demekten kendini alamıyor insan. Günümüzde birçok insan sıcak evinde, sıcacık kahvelerini yudumlarken okuyor bu kitabı. Belki de onun için yazılanları abartıdan ibaret görüyor olabilirler.

Ortada bu dünya döndükçe yüz karası olmaya mahkum bir Auschwitz  gerçeği var.  Düşünsenize, sizi -30 derece olan bir havada tren vagonlarına istifleyip bilinmez bir yere doğru yolculuğa çıkardıklarını. Gittiğiniz yerde sağlıklıysanız birkaç ay yaşama şansı yakaladığınız için sevindiğinizi, eğer zayıfsanız veya çocuksanız ciğerlerinizi doldurması gereken hava yerine sizi öldüren gaza maruz kaldığınızı, saçlarınızdan kumaş, yakılan bedeninizden sabun yaptıklarını. Bunların düşüncesi bile insanın için sızlatırken ve hayal etmekte zorlanırken bu döngüyü yaşayan binlerce insan yaşadı bu yeryüzünde.

Boyalı Kuş bu işkencelere maruz kalmamak için, ailesinden ayrı düşmüş bir çocuğun köyler arasında kaçak olarak geçirdiği zamanı ve ordan oraya savruluşunu anlatıyor. Bunlar bir kurgudan ibarettir canım, gerçek olamayacak kadar kötü dediğimiz anda, yazarın 10 yıl sonra kitabın sonuna eklediği notlar arasından bir satır insanın yüzüne tokat gibi çarpıyor. Yazar 1976 yılında kapısı çalan adamlar tarafından darp edildiğini yazıyor. Peki darp sebebi nedir? Gelen adamlar kuzenimiz yazdı bu kitabı diyorlar. Buradan da anlaşılacağı üzere yazılanlar bir hikayeden fazlasıdır.  Bir zamanlar birilerinin gerçekliğidir. Yaşamak istemediği, sadece ırkı yüzünden çektiği acılarıdır.

Boyalı Kuş için yazarın otobiyografisi olduğunu düşünenler var. Yazarın çocukluk döneminde yaşadığı sıkıntılı yılların izlerini taşıdığı aşikar. Yazarın böyle derin bir üzüntü içinde geçen bir çocukluk döneminden sonra 57 yaşında başına bir poşet geçirerek intihar etmesini garip karşılamam lazım.

Boyalı Kuş'u Auschwitz'i ziyaret ettiğimde hissettiğim o boğaz düğümlenmesi hissiyle okudum. Kitabı bitirdiğimde derin bir huzursuzluk içinde yüzdü hislerim.
Kitabı okuyun veya okumayın diye bir öneri yapmayacağım. Bu yazı sadece kitabın bana hissettirdiklerini açığa vurmak için yazıldı.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

6 Şubat 2018

200 Days Of Granny Square - Meydan Okumaya Var mısın?



Gün eldeki yünleri değerlendirme günü fikrinin olgunlaşması ile sevgili Ezgissimo'nun başlattığı bir bir meydan okumada ben de yerimi aldım. Açıkcası elde avuçta pek bir yün yoktu. Daha önce yapmış olduğum kindle kılıfımdan kalan 7 renk ile yola çıktım.
Maymun iştahlı olan ben ve 200 koca gün. Yan yana koyunca pek bir uyum içinde değiller farkındayım. Bugün etkinliğin 16. günündeyiz. Geç başladığım için ilk günler ikişer motif yaparak aradaki açığı kapattım. Bugün sekizinci renk olacak gri ipimi de aldım.

Daha önce böyle motif deneyimim hiç olmamıştı. Kindle kılıfını saymıyorum. Onlar minicikti. Motifler için en büyük ilham kaynağım pinterest. Bazen tam anlamıyla motife sadık kalarak bazen de küçük değişiklikler yaparak, birbirinden bağımsız ve rengarenk motiflerim oldu. Eklediğim motifleri görmek için yeşil renk olan pinterest yazısına tıklamanız yeterli. Boyutları birbirinden farklı olan motifleri nasıl birleştireceğime dair pek fikrim yok. Aman olsun, o zaman gelince bakarım ben çaresine.

Motiflerimin fotoğraflarını çekmek için gün ışığını kovalayıp durdum. Geçen sene, doğum günümde arkadaşımın aldığı tatlı çantanın içini boşaltıp tüm malzemelerimi içine yerleştirdim. Şimdi çantama baktıkça beni dürten örme hissimin önüne geçemiyorum. Kış ayı dolayısıyla dışarısı çok soğuk olduğundan şimdilik cam kenarındayım, bahar geldiğinde bisikletimin sepetine çantamı atıp kendimi parklara atacağım günleri iple çekiyorum.

Yeter bu kadar lafügüzaf. Artık görseller gelsin.



 







Bu meydan okuma beni heyecanlandırdı. Ben de yapabilirim. Neden olmasın diyorsan hadi gel katıl aramıza. İnstagram hesabımızda da motiflerimizi paylaşıp duruyoruz. #200daysofgrannysquare  hashtagi ile neler yapıyoruz takip edebilirsin.
Kendimizi durduracak değiliz. Yaşasın rengarenk motifler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

4 Şubat 2018

Avusturya Usulü Patates Salatası



Viyana'da yediğim, Avusturya usulü patates salatasını ne çok sevdiğimi geçmiş yazımda dile getirmiştim. Patates severler derneği olsa üyelerinden biri de ben olurdum. Patatesle yapılan her türlü yemeği büyük bir keyifle tüketiyorum. Yakın zamanda Almanya ve Avusturya'ya yapmış olduğun ziyaretlerimde o meşhur patates salatalarından bolca yedim. Böyle güzel bir tadı neden soframa taşımıyorum dediğim zaman, imdadıma her zaman olduğu gibi google amca yetişti. Yabancı bir siteden bulduğum tarif bir kilo patates içindi. Ben yaklaşık dörtte biri kadar ölçüleri kullanarak yaptım. Ve tam anlamıyla aradığım tadı yakaladım. Sonuç beni tatmin edince; benim gibi patates severler de faydalansın diye bir yazı yazmak istedim.
Şimdi mükemmel bir salata tarifi öğrenmek ve masanızı şenlendirmek istiyorsanız, kalem ve kağıdı hazır edin.


Avusturya Usulü Patates Salatasının Yapılışı

Malzemeler :

  • 5-6 adet küçük boy patates
  • 1 tane küçük kırmızı kuru soğan ( kırmızı olması şart değil)
  • 1 tatlı kaşığı hardal
  • 4-5 dal frenk soğanı ( hani şu taze soğanın kardeşi olan soğan varya işte ondan)
  • Sirke
  • Tuz
  • Zeytin yağı
  • 1 çay bardağı tavuk suyu ( Ben bulyon kullandım)

Yapılışı:


  • Patateslerin kabuklarını soyup, kalın ve yuvarlak şekilde doğrayın. Tencereye su (sıcak olmayacak) ve tuz koyup patatesleri içine atın.Patatesleri pişirin. Yaklaşık 15 dakikada pişiyorlar. Pişip pişmediğini çatala kontrol edebilirsiniz.

  • Patatesler haşlanırken; cezvenin içine 1 çay bardağı suyu ve küçük bir parça tavuk bulyonu koyun, kaynatın. Ben yaklaşık dolu dolu bir çay kaşığı bulyon koydum.

  • Pişen patatesleri derin bir tabağa koyun ve hemen üstüne 2 yemek kaşığı sirke gezdirin. Karıştırın. İşin püf noktası sıcacık patateslerin üstüne sirke dökmeten geçiyor. Patatesler ılıklaşana kadar dokunmayın yan tarafta dursun.

  • Bir kasede, tavuk suyunu, 1 tatlı kaşığı hardalı, 2 yemek kaşığı zeytin yağını, 1 yemek kaşığı sirkeyi, incecik doğranmış kuru kırmızı soğanı ve frenk soğanını ve tuzu karıştırın. Hazırlamış olduğunuz karışımı ılık halde bekleyen patateslerin üzerine dökün ve karıştırın. 

  • Sosla güzelce harmanlanan patatesi 10- 15 dakika dinlendirin. Bu süre zarfında patates içindeki nişastasını salacak ve böylelikle sosun kıvamı yoğunlaşacak.
Böylelikle harika bir patates salatası sofrada yerini almaya hazır.
Şimdiden afiyet olsun.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş: