11 Ocak 2020

Kahve Bahane #Kayısı Kurusu


Hangi zaman diliminde olduğumun bir önemi yok. Beynime giden kahve gönder sinyali beni hemen harekete geçiriyor. Gece yarısı olmasını iki saatten az kala masada demlenmeyi bekleyen kahve bunun en büyük ispatı. Masada kahve varsa, Cuma akşamı hava soğuksa ve evde oturuyorsam, kahve bahane yazmak güzel bir aktivite.

Öncesinde Anton Çehov'un Altıncı Koğuş adlı kitabını bitirdim. Akıl hastanesinde geçen olayların konu alındığı güzel bir kitaptı. Öylesine güzeldi ki susamama rağmen kitaptan kopup su molası bile vermedim. Kitabı bitirdiğimde aslında kim akıllı, kim deli şu hayatta diye düşünmeden de edemedim.

Herkesin bir deli tarafı var sanırım. Mesela dün otobüse yetişmek için ayağımdaki topukluları ve elimdeki şemsiyeyi hiçe sayarak koştum. Arkasından değil. Otobüse doğru koştum. Buna rağmen parmaklarım kapının açma düğmesine tam değecekken otobüs hareket etmeye başladı. Parmağım, Michelangelo'nun Adem'in Yaratılışındaki tablosunda resmettiği gibi yolun ortasında kalakaldı. Biraz söylendiğimi itiraf etmeliyim. Çünkü otobüs benden elli metre sonra yaya geçidinde en az iki dakika yayaların geçmesini bekledi. Ben de terkedilmiş sevgili gibi arkasından baktım. Baktım ki geriliyorum. "Hop Yasemin kendine gel; çünkü bir yere geç kalmış değilsin, ne bu aceleci halin" dedim ve sanki bu olay hiç yaşanmamış gibi on dakika sonra gelecek olan otobüsü beklemeye başladım.

Daha önce yaşadığım hayat öyle çok yormuş ki beni. İşe geç kalma korkusu, geç kalınca neden geç kaldığını açıklama zorunda olmak... Bunlar ne saçma şeylermiş. Şimdi bambaşka bir yaşamın içindeyim ve böyle şeylerle uğraşmak zorunda kalmıyorum. Durum böyleyken kaçırdığım otobüse sinirlenmek de neyin nesi? Az biraz rahatla artık.

Yeni yıla hep bir beklenti ile girilir. Benim de bu yıldan tek beklentim rahatlamak. Artık daha rahat bir insan olmak istiyorum. Bazı durumlarda aslında oldukça rahatım. Mesela uykum gelmişse her koşulda uyuyabilirim. Geçenlerde sıralı oyun oyunuyorduk. Benim turum bitince pıt diye uyuyordum bir sonraki turun bana gelmesi neredeyse bir dakika sürüyordu. Bir dakika sonra hiçbir şey olmamış gibi uyanıp kaldığım yerden oyuna devam ediyordum. Kardeşim abla böyle yaparsan beyin devrelerini yakarsın dedi. Adam haklı. Çünkü bir dakikalığına da olsa beyni kapatıp açıyordum. Bunu lambayı açmak için peş peşe düğmeye basmak gibi düşünebiliriz. Böyle yapmaya devam edersem bir gün o lamba patlayacak. O zaman da al başına belayı.

Lamba demişten, ofisteki lambalardan nefret ettiğimi söylemden geçemeyeceğim. Bugün az biraz güneş çıktı. Pencereki jaluzilere inat güneş ışınları tüm sıcaklığıyla içeri süzüldü. O anda kendimi ofis dışına ışınlamak için delicesine bir istek duydum. Burada hava soğuk ve güneşli olduğu zamanlarda, o güneş azıcık da olsa insanı ısıtıyor. İşte öyle bir havada uzun uzadıya yürümekten daha keyifli bir şey yok. Ama biz ne yaptık. Bir saat boyunca şirketin 2020 yılı hedeflerinin anlatıldığı bir toplantıda öylece ekrana baktık. Bu da çalışma hayatının gerçekleri.

Güneş battı, hava karardı, ben yine bir otobüs kaçırdım, eve geldim, akşam yemeğinde Polonya usulü tavuk çorbası içtim, biraz uzandım, kitap okudum, kahve yaptım kendime, yazı için başlık düşünürken, kahvenin yanında yemek için tabağa koyduğum, İzmir'in güneşinde kurutulmuş olan kayısı kurusuna takıldı gözüm.
Kahve, kayısı kurusu ve yazı bitti...
Şimdi bir sonraki yazıda görüşünce kadar şen ve esen kalın deme zamanı.
Kendinize iyi davranın.
Sevgiler.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

8 yorum :

  1. Bir ben bulamıyorum sanırım böyle akan giden kitapları🙈
    Satranç’ı kısa diye bir okuyayım dedim bin pişman oldum.Akmadı resmen anlatımı ağır geldi.🙄Sanırım benim beynimin okuma bölümünde bozukluk var.
    Başka türlü açıklayamıyorum kitap okuyamama sorunumu.😬🤣🙈
    Keyifle ve az biraz da gülerek Okudum Yasecim yazını.🙈🤣
    (Kardeşin haklı bu arada kısa devre yaptırıp durma kendine🤪😄)

    YanıtlayınSil
  2. Kahve bahane sohbet şahane tadında olmuş yazı, gerçek anlamda keyifle okudum. 🤭

    YanıtlayınSil
  3. Yeni yılda umarım rahatlarsın sevgili Yasemin :)
    Dolu dolu umutlarla girmedik mi zaten yeni yıla, nasıl başlarsa öyle de gider. İnşallah dolu dolu götürmek nasip olur.
    Ayrıca Altıncı Koğuş kitabını geçen yaz okumuştum, bende çok beğenmiştim. Hatta en sevdiklerim arasına ekleyip hala aldığım notlara göz atıyorum. O sayfaların arasına böylesine dolu dolu kelimeler nasıl sıkışmış, anlamadım :)

    YanıtlayınSil
  4. Ben de demin kendime bir kahve hazırladım oturdum blogları okumaya. BİLGİSAYARDAN
    okumayı seviyorum, kocanman kocaman olacak resimler.
    kitap okumaya geçeceğim birazdan. bir de yazımı koyacağım . ee daha ne olsun :)

    YanıtlayınSil
  5. keyifle okuyorum bu serini:))
    Mutlu haftalar....

    YanıtlayınSil
  6. O kadar yazinin icinde bende kisa devreye takildim iyimi:))
    Al basina belayi demissin ama, o basi bulabilecekmisin orasida ayri bir kahve bahane yazisi olur bence:))
    Yeni yildan son yillarda hic beklentim yok, amaaannnn, herzamanki rutinler olacak iste, otesi yok deyip, bir bosvermislik yasiyorum uzun zamandir, bundan dolayidir pek rahat tavirlarim:)

    YanıtlayınSil
  7. Bir Malatyalı olarak bu yazıyı okumalıyım dedim. 😭👈 Kayısıların İzmir'de kurutulması üzdü. Neyseki otobüs şoförü benden yana 😂

    YanıtlayınSil
  8. :))) uyuyup bir dakika sonra uyanıp kaldığın yerden devam etmek gerçek bir yetenek. Bunu kullanmaslısın...

    YanıtlayınSil

*Bloglar yorumla beslenir. Yorumlarınızı eksik etmeyin.
*Lütfen yalnızca yazı ile ilgili yorumlar yazın. Link bırakıp kaçmayın.
*Yazının konusu dışında sormak veya iletmek istediğiniz bir şey varsa İletişim formunu kullanın.
Sevgiler.

Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.