28 Ekim 2019

Kahve Bahane #52


Duydum ki kahveler yalnız içiliyormuş. Kahve bahane yazılarını özleyenlerin sayısı artmış. Bu ay yazma konusunda pek bir verimsizdim. Bunu kabul ediyorum. Şimdi bir yorgunluk kahvesi yaptım kendime. Aldım kalemi elime. Eğer sizin kahveler de hazırsa, sohbetimize kaldığımız yerden devam edebiliriz.

Ekim ayı, pek bir yordu beni. Ne umdum ne buldum serisinde detaylıca anlatacağım. Özet geçmek gerekirse, bir anda soğuyan ve aniden ısınan havalar yüzünden hasta oldum. İnsan hasta olunca da gözü bir şey görmez derler ya; doğruluğunu bir kez daha tatmış oldum. Çok şükür hastalıkları geride bıraktım. Umarım bir daha bana uğramaz. Uğrasa bile teğet geçerse kabülümdür. Yeter ki baki olmasın.

İnsanoğlu işte güzel olan şeyler hiç bitmesin. Sürekliliği olsun istiyor. Uzun bir aradan sonra spora yeniden başladım. Gunki ile veriyoruz gazı birbirimize. Böyle olunca da pek bir keyifli oluyor. Hedeflerimiz var, motivasyon tamam. Umarım böyle devam eder. Ağırlık çalışmaya başladım. Yaz boyu bana eşlik eden bisikletim sağ olsun. 4 ayda bacak kaslarımı inanılmaz geliştirdi. Böyle yazınca hanımların korkulu rüyası; aman bacakların mı kalınlaştı sorunu geliyor akıllara. Öncelikle gönül rahatlığıyla dört ayda Arnold Schwarzebegger gibi şişmediğini söyleyebilirim. Sadece sıkılaştı ve toparlandı. Bu yüzden üst beden çalışıyorum salonda.

Kapalı alanlarda ruhum daralıyor. Bu aralar iş yerindeki ışıklara takmış durumdayım. Beni oldukça rahatsız ediyor. Baş ağrısı da yapıyor. Ofis yönetimi ile sıkı bir pazarlık sürecindeyiz. Onlar iş kanunu diyor. Ben de benim gözlerimin ve baş ağrılarımın müsebbibisiniz diyorum. Bakalım bu zorlu savaşın kazananı kim olacak?

Kazanmak, kaybetmek. Neyi kazandığına veya kaybettiğine göre insan üzerinde etkisi farklı olan iki zıt kavram. Mesela para kaybettiğinde üzülen insan, kilo kaybettiğinde sevinebiliyor. Bu yüzdendir ki her cümleye tek bir anlam yükleyip onu yargılamamak gerek.

Kahve bahane yazacakken konu aniden felsefi içeriğe büründü. Hemen toparlıyorum. Hafta sonu başımdan geçen trajikomik bir olayı anlatmakla işe başlayabilirim. Markette ampul reyonunda bir ürünün fiyatını bulamadım. Yakınlarda bir görevli vardı. Gidip fiyatını sorayım diye yanına yaklaştım. İngilizce pardon dedim. Görevli de bana baktı. Yaklaşık 20 saniye kadar ( ki bu 20 sn bana dakikalar gibi geldi)"yaw ingilizce bunun fiyatı nedir?" diye nasıl soracağımı düşündüm. Bir anda kal gelir ya insana. Tam anlamıyla öyle oldu. Benim nöronlar beynimde fink atarken ağzımdan "ile kosztuje" sözcüğü döküldü. Sen ben lehçe bilmiyorum diye ortalıkta gezin dur. Sonra da git satıcıya lehçe bu ne kadar de. Olacak iş mi?  Aslında pasif öğrenme denilen şeye maruz kalmış durumdayım. Sadece beynim bunu kabullenmiyor.

Bir sonraki gün de markette bir ürün ararken, telefondan fotoğrafını gösterdim ve ingilizce bu nerede diye sordum. Görevli 60 yaşlarında bir kadındı. Aradığım ürünün olduğu reyona beni götürdü ve bunlar farklı firmaların ürettiği aynı ürün dedi. Ve bunların hepsini lehçe söyledi. Ben de anladım. Kendime şaşırdım.

Benim yabancı dille aramda garip bir bağ var. Beynimi nasıl olumsuz kodlamışsam, anladığıma ve konuştuğuma şaşırıyorum. Yok artık bayağı anlıyorum ve konuşuyorum diye insan kendine şaşırır mı? İşte bu blogun sahibi şaşırıyor. Böyle tuhaf durumlarım var. Kimine garip, kimine aptalca, kimine de eğlenceli geliyor. Artık size nasıl geliyorsa. Ne olursa olsun. Bu detaylar beni ben yapıyor.

Size nasıl geliyorsa bir kitap ismi. Hazır yazımda yer vermişken kitaptan bir alıntı yapmak farz oldu.
Sevgili William Shakespeare der ki; Budala, akıllıyım sanır, ama akıllı budalalığını bilir.

İnsanın iyi ve kötü yönleriyle kendini bilmesinden a'la ne olabilir?
Bu da başka bir yazının konusu olsun. Şimdilik bende bu kadar.
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

0 yorum :

Yorum Gönderme

*Bloglar yorumla beslenir. Yorumlarınızı eksik etmeyin.
*Lütfen yalnızca yazı ile ilgili yorumlar yazın. Link bırakıp kaçmayın.
*Yazının konusu dışında sormak veya iletmek istediğiniz bir şey varsa İletişim formunu kullanın.
Sevgiler.

Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.