27 Mart 2026

Kahve Bahane #Ekran


Blog yazılarımın bir numaralı kahramanı olan bilgisayarım ekonomik ömrünü doldurduğundan mütevellit çekmecede atıl bir şekilde duruyor. Son birkaç yazımı telefonu kullanarak yazıyorum. Açıkçası pek keyif aldığım söylenemez. 

Elimizin altında bir dünya varmış gibi hissetmemize rağmen, aslında minicik ekrana kocaman bir hayat sığdırmaya çalışıyormuşuz geliyor bana. 

Benim için kahve bahane demek; tuşlara çıt çıt basarak yazmak demek, yanında sıcacık bir kahve yudumlamak demek, fonda hafif bir müzik demek. Bunlar bir araya gelince tam olarak kahve bahane ruhuna yakışır yazılar çıkıyor ortaya.  Bilirsiniz kahve bahane hiçbir zaman tek bir konuya odaklanmıyor. Her paragrafta farklı şeyler yazmayı seviyorum. 

Bu sıralar biraz da sağlığıma odaklanmış durumdayım. Genel olarak gidişatımdan memnun olsam da, birkaç test yaptırdım. Sol göğsümde minik bir kitle olduğunu, lakin korkulacak bir durum olmadığını ve altı ayda bir kontrole gitmen gerektiği öğrendim. Stres hormonum bi tık yüksekmiş, minik minik hormonal değişiklikler olması normalmiş. Bu döngüyü bozabilirmiş. 

Bu bilgiler doğrultusunda spor yoğunluğumu bir tık düşürdüm. Bedenime bir sıkıntı yok, her şey yolunda sinyalini göndermeyi hedefliyorum. 

Bak hedef demişken, tam da bir sene önce verdiğim karar doğrultusunda Lehçe öğrenme hedefimi sanırım gerçekleştirdim. Tam olmasa da sonuça bayağı yakınım. Açıkcası bu süreci de akışına bırakmaya karar verdim. Çünkü son zamanlarda her gün ağlıyordum. Ve bu da bedenimde gereksiz bir stres yükü yaratıyordu. 

Mümkün olduğunca az yük almak istiyorum omuzlarıma. Artık bi sal kendini Yasemin modunu açma zamanı geldi. Ne demiş Cemal Süreya “ hayat kısa, kuşlar uçuyor” 

Kahve bahane yazısı da böyle son buluyor. Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın. 
Kendinize alan tanımayı da ihmal etmeyin. 





✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

25 Mart 2026

Lizbon Hakkındaki Gerçekler


Soğuk havadan ziyadesiyle bunalıp, sıcak bir yerlere gidip güneş görelim diye aylar öncesinden planladığımız Dubai tatili, bölgede yaşanan hareketlilik nedeniyle son anda iptal oldu. Deniz, güneş hayali yarıda kalınca üzüldüm fakat sonrasında iyi ki gitmedik dedim. Malum gidenler geri dönemedi. Hal böyle olunca da onaylanmış iznimiz boşa gitmesin diye son dakika kendimize bir Lizbon tatili ayarladık.

Lizbon görmek istediğimiz yerlerden biriydi, fakat uçuşları her daim el yakıyordu. Bu sefer şans bizden yana oldu ve ve uygun denebilecek bilet bulduk. 3 günlük bir Lizbon tatili yapmış oldum.

Hali hazırda, bloglarda, Lizbon’da neler yapılır, nereler gezilir yazıları bolca var. 
Şimdi gelin ben size başka hiçbir yerde denk gelemeyeceğiniz Lizbon Gerçeklerini yazayım. 

Lizbon, İstanbul’un aynısı değil. Yedi tepeye kurulan, her köprüsü ve yokuşu olan şehri İstanbul’a benzetme sevdasından vazgeçmek lazım. Bazı yerleri Balat’a benziyor olabilir. Lakin Lizbon tipik bir Avrupa şehri. Kendine has yokuşları ve düzensizliği var. 


P



Avrupa’da tek bir yere gitme şansınız varsa bu Lizbon olmalı yazılarına itibar etmeyiniz. Bunu diyen kişiler sanırım İtalya sınırlarını içinde herhangi bir şehire adım atmamış olabilirler. Adriyatik kıyılarındaki şehirlerden bi haber olabilirler. 




Lizbon’da sokaklar hariç diğer tarihi yerleri gezmek için hatırı sayılır paralar ödemeniz gerekiyor. Buna 1755 yılındaki depremde yıkılan kilise ve şehrin kalesi de dahil. Yani kalenin içine girmek için para ödemeyi anlarım da bahçesine girişin bile paralı olması saçma. 

Lizbon denizden babam çıksa yerim diyenlerin şehri. Deniz ürünleri ile bezeli bir mutfağı var. Ve hepsi de birbirinden lezzetli. 





Lizbon bebekli ve pusetli gezginler için pek uygun bir şehir değil. Dik yokuşları, bol merdivenleri ve dar kaldırımları ile anne ve babaları oldukça zorlayabilir. 

Şehrin sembolü haline gelen 28 nolu tramvayı kovalamaktan vazgeçin ve adımlarınızın sizi ara sokaklara götürmesine izin verin. Karşılaştığınız duvar resimlerinin keyfini çıkarın. 







Lizbon’u gezmek için emekli olmayı beklemeyin. O yokuşlar için enerji ve sağlam dizler lazım. Çünkü her adımda kardiyo yapıyorsunuz. 

Lizbon’da tsunami olma olasılığa çok yüksek. Hatta sokaklarda böyle bir durumda kaç metre yukarıya doğru kaçmanız gerektiğini gösteren tabelalar var. 

Lizbon’un meşhur tatlısı Nata oldukça tehlikeli bir tatlı. İnsan bir oturuşta üç dört tane yiyebilir. Tadı güzel olmasına güzel de tam bir kalori bombası. 




Lizbon’da taksi ücretleri çok ucuz. O yüzden taksi kullanmaktan korkmamak lazım. Ve eko taksi çağırırsanız önünüzde bir Tesla bulabilirsiniz. . Zira şehirdeki taksilerin yarısı Tesla. 

Lizbon hakkında söyleceklerim bu kadar. Kaldığım süre boyunca sadece deniz ürünleri yedim. Toplamda 40 km’den fazla yürüdüm. Bir deniz havası aldım. Bu kısa tatil bana iyi geldi. Görülecek yerler listesinden bir yer daha eksildi. 

Her şey iyi hoştu lakin bunu söylemeden yazıyı sonlandırmak istemedim. Bana “Lizbon mu, Porto mu? “derseniz benim oyum Porto’ya. Bu da böyle biline. 

✄---------------------------------------------------------------------
Paylaş:

8 Mart 2026

Kahve Bahane #İki Kez


Bugün buraya bambaşka şeyler yazma niyetindeyim lakin hayat her zaman olduğu gibi, planladığımız şekilde  akmadığını yeniden öğretti bana. 

Çok değil beş saat önce babaannemin vefat haberini aldım. Ve babaannemin ölümüne ikinci kez ağladım. Devamlı dua ederdi, Allahım beni elden ayaktan düşürme diye. Hep istediği gibi olmuş ölümü. Evinde, yataklara düşmeden, aniden. 94 yıllık hayatına çok acı sığdırdı. Kendi halinde, asla dedikodu yapmayan, çok çalışkan, sürekli üreten ve vermiş olduğu tüm kayıplara rağmen güçlü durmuş bir kadındı. 

Aslında daha önce de ağlamıştım babaannemin ölümüne. Daha 18 yaşımdayken, üniversiteyi başka bir şehirde okurken, babamın öldüğünü telefonda bana söylemek istemedikleri için babaannen öldü diye geri çağırdılar beni. Uzun bir otobüs yolculuğunda, geri dönerken tüm gece babaannem ölmüş diye ağladım. Ama eve varınca bir anda babaannemi karşımda gördüğümde ve gerçeği öğrendiğimde keşke sen ölseydin dedim. Sanırım bu zamana kadar, babaanneme karşı içimde kalan en büyük pişmanlığım budur. O lafı hiç söylememiş olmak.

Aradan geçen 26 yıl sonunda, işte bugün babaannemin  ölümüne bir kez daha ağladım. Umarım; “içimi çok yaktı gidişi” dediğin oğluna sarılabilsin babaannecim. Nurlar içinde uyu. 
 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.