23 Mart 2016

Vakit kendime kızma zamanıdır


Zaman bir şekilde akıp geçiyor.
Bazı günler mutlu iken bazı günler de çok depresif bir hal içinde buluyorum bu bedeni.
İçimdeki bazı duygular köreliyor. Bir gün, zamanın varken yapamadıklarımdan pişmanlık duyacak mıyım diyorum kendime.
Oooo bunun gibi daha neler neler diyorum kendime de. Öyle her şeyi yazmamak lazım dimi. Aklımı yitirmeye başladığımdan şüphelenmenizi istemem.

Bugün kendime kitap okumayı bıraktığım için kızıyorum. İngilizce çalışmak için okuduğum kitaplar dışında, son bir aydır bir sayfa bile okumadım. Ne üzücü bir durum benim için. Oysa ki ben kitaplara dalıp kendimi bu dünyadan soyutlamayı ne çok severdim. İçimde okuma özlemi var şu an.


Ne biçim içim var benim zaten. Her şeye bir özlem duy duy nereye kadar.
Gelemeyen baharı özlüyorum.
Çiçeklerin süslediği ağaçların altında oturmayı özlüyorum.
Arkadaşlarımla, ailemle sohbet edip kocaman kahkahalar atmayı özlüyorum.
Araba sürmeyi özlüyorum.
Eskiden hayal kurup duran beni özlüyorum.
.
.
.
Böyle karmaşık duygular içindeyken de böyle tuhaf müzikler diniyorum.











Paylaş:

18 Mart 2016

Mim: Kişisel Blog Yazarları Ne Düşünüyor?

Bugün bir baktım Güzelvekültürlüyüm blogundan bir mim'im olmuş. Hemen kolları sıvadım. Gelsin cevaplarım.

1- Yakın çevrenizdeki insanlara bloğunuzdan söz ediyor musunuz? 

Etmez olur muyum? Her zaman bahsediyorum. Şimdilerde çevremden çok uzaklarda olduğum için arkadaşlarım beni bloğum sayesinde takip edebiliyor. 

2- Neden blog yazıyor sunuz? 

Blog yazmaya 2012 yılında başladım. İlk zamanlar okuduğum kitaplarıma dair notlar alabilmek içindi. Zaman geçtikçe yazılarım günlük hayata dair olmaya başladı. Bu bloğumun dışında 2015 yılında bir blog daha açtım. Orada da Krakow'da ki günlerimi yazmaya başladım. Blog yazmak beni rahatlatıyor. Aslında bir çeşit terapi gibi dersem, çok doğru bir tanım yapmış olurum. 

3-İlk yazınız ile son yazınız arasında nasıl bir fark var ? 

İlk yazılarda biraz daha çekingen, ne yazacağını bilemeyen bir Yasemin var. Şimdilerde kendine ait bir tarz oluşturan ve olaylara daha eğlenceli bir pencereden bakıp yazan Yasemin var.

4-Blog yazmak normal yaşantınıza ne kattı?

Algılarımın daha çok açılmasını sağladı. Fotoğraf yeteneğimi de geliştirdi. Bir olay olunca, işte bunu kesinlikle bloğuma yazmalıyım diyip kamerama sarılıyorum.

5- Yakın arkadaşlarınıza blog yazmalarını önerir misiniz?

Arkadaşlarımı bu konuda yönlendirmeyi seviyorum.  Lakin blog yazmak ciddi bir sorumluluk istiyor. Büyümesi ve güzelleşmesi için gerçek bir emek sarf etmek lazım. Bunu da sadece zevk aldığınız için yapacağınız gerçeğini kabullenmek bu işin temelinde var. Bazı arkadaşlarıma bu biraz zor geliyor.
Eğer ihmal edilirse bir süre sonra kendinize yaptığınız bir haksızlığa dönüşeceğini düşünüyorum. Öyle bir anlık hevesin bir parçası olmamalı blog yazmak.

6-Hangi kaynaklarda ilham alıyor sunuz? 

Gezi yazılarımda en büyük yardımcım Wikipedia. Bunun dışında günlük yaşantımda olanlardan ilham alıyorum. Bazı zamanlar okuduğum bir kitap, izlediğim bir film, dinlediğim bir müzik  yeni yazılar yazmam için besin kaynağım olabiliyor.

7- Diğer blog sahipleri ile iyi iletişim kuruyor musunuz? 

Beni özenle takip eden ve yazılarıma yorum yapan çok şirin bir takipçi kitlem var. Hepsinin yazılarını büyük bir özenle okuyup yorum yapmaktan büyük zevk alıyorum. Benimle aynı dili konuşan insanlarla iletişim kurmak beni mutlu ediyor.

8- Şikayetçi olduğunuz konular var mı? 

Olmazmı! Sadece takipçi kazanmak için yazıların altına yapılan yorumları çok samimiyetsiz  buluyorum. Benim amacım milyonlarca takipçiye sahip olmak değil. Beni gerçek anlamda okuyan ve değer verenler bana yeter. Milyonlar, takipçi aşkıyla yanıp tutuşanların olsun.
Takip ettiğim blogların bazen çok fazla reklam yapıyor olmasında da şikayetçiyim. Blog okumak için bilgisayarın başına oturduğumda blog listemdeki bir çok kişinin aynı yazıyı ve resmi paylaştığını görünce tüm okuma isteğim yerle bir oluyor.
Yapılan yorumlara geri dönüş yapılmamasına da bir anlam veremiyorum. İnsanlar vakitlerini ayırıp sizin yazınızı okuyor. Bir teşekkürü çok görmek neden? Bu konuda çok hassasım. Bloguma yapılan yorumlara, aynı gün olmasa bile ilerleyen günlerde kesin geri dönüş yapıyorum.

Bir yazının daha sonuna geldim. Takip listemdeki bir çok blogun bu mimi yaptığını hatırlıyorum.  Eğer henüz yapmayanlardansanız bende sizi davet ediyorum.
Sevgiler.






Paylaş:

17 Mart 2016

Ufak tefek sorunlar

Dört gündür sol omuzumdaki ağrı yüzünden acılar içindeyim. İki gündür de sabah kalktığımda dirseğimde ve parmaklarımda uyuşmalar oluyor. Kas gevşetici de içemiyorum ki. İçtiğim anda karnım patlayacakmış gibi şişiyor. Kremle idare etmeye çalışıyorum. Bugün biraz daha iyiyim. En azından dirseğim ve parmaklarımda ki anlamsız ağrı yok denecek kadar az. Kremide çok dikkatli sürüyorum. Dövmenin olduğu yerde ağrım. Acaba bu kremlerin ona olumsuz bir etkisi olur mu ki. Bilemedim hiç :( 
Nereden geldiğini bilmediğim bu ağrıdan önce küçük bir şey dikmiştim. Bugün aydınlık havayı görünce fotoğrafını çektim hemen. Aslında daha önce farklı renklerini dikmiştim.  Fotoğraflamayı unutarak, hepsini İzmir'e gönderdim geçen gün.

Hani takılar birbirinin içine geçer de onları ayırmak için sonsuz bir sabır sergileriz ya. İşte artık o işkenceden kurtulma vaktidir. Bu küçük çantacık hepsini düzen içinde takılmaya hazır yanınızda taşımak için Nachnuch çantaları içinde yerini almaya hazır. ;)












Paylaş:

9 Mart 2016

Bir maşallahınızı alırım

Birçok yerde havalar ısınmışken, biz daha yeni 8-9 dereceleri gördük. Artık lahana gibi giyinmeden dışarı çıkabiliyorum. Bugünlerde özlediğim şey güneş. D vitamini alımınız çok az. Sanırım bu yüzden de halsizlik durumumuz biraz fazla oluyor.
Onun dışında genel olarak günlerim dolu dolu geçiyor. Kurs başladığından beri dikiş işini bir rutine oturtturdum. Kursa gitmediğim günlerde dikiş dikiyorum. Havalar ısınana kadar bu böyle olacak. Biraz güneşi göreyim, kendini parklara atmak için sabırsızlanıyorum.

 Şimdi diktiklerimi sergileme zamanı. 

Makyaj çantasında  kullandığım kumaşı çok severek almıştım. Bunlar kumaşının son demleri. Kumaşım bittiği için üzülüyorum.






Biz buna spor çantası diyoruz. Yabancılar ise Duffel bag diyorlar.
Bu yaz bol bol spor çantası dikeceğim gibi. Dikimi biraz uğraştırıcı lakin çıkan sonuca değiyor.
Bir farklı modelinide bugün bitirdim.
Güneş sorunundan dolayı yine fotoğrafsız kaldım.Azıcık gün ışığı olsun fotoğraflayıp yayınlamak için sabırsızlanıyorum.
Yeni ve güncel çantalarımı an ve an takip etmek isterseniz, en çok kullandığım yer olan instagram hesabıma sizi de beklerim.
Sevgiler.
İnstagram hesabım : nachnuch_bags 







Paylaş:

7 Mart 2016

Çalışma masası için bardak altlığı

Masanın sağ tarafında duran o sarı şeyleri ben yaptım. Artık masamın yeni ve ayrılmaz bir üyesi olacaklar.
Bugün ders çalışmaya çalışıyorum. Pek başarılı olduğumu söyleyemem. Hal böyle olunca aldım elime makası ve renkli kalemlerimi. Sıvadım kollarımı Bir bardak altlığını satın almak güzel ama onu senin yapmam paha biçilemez Yasemin dedim. İşte sonuç ortada. Sanal alemde, her zaman bizimle olan emojilerden iki şirin surat, şimdi bana masamda da eşlik edecek. 
Sizde yapmak isterseniz yapın gitsin. Çünkü çooook eğlenceli.

Not: Bazı takıntılarım da yok değil. İlla o bardağın kurdelesi oraya takılacak. Evet üşenmeden her yıkamada çıkartıp, kahve veya çay içerken geri bağlıyorum. 





Paylaş:

Kobay Faresi

Sabah uyan,
Kahvaltı yap, 
Evi temizle, 
Yemek yap, 
Ders çalış, 
Yemek ye,
Eğer şanslıysan güzel bir film izle,
Gecenin ilerleyen saatlerinde uyu.

Yaşam bazen çok ama çok saçma bir döngü içinde bizi tüketmiyor mu?
Bazen bir çemberin içinde koşan kobay faresi gibi hisseden ben miyim sadece ?
Kafamda yine deli sorular. 
Hadi hayırlısı...


Paylaş:

4 Mart 2016

Alışılmış yaşamın dışında kalan bir şehir Venedik

Bir çoğumuz işe gitmek için araba, otobüs, metro, bisiklet kullanıyoruz. Eğer acelemiz varsa teknolojinin nimetlerinden yararlanıp, taksiyi kapımızın önüne kadar çağırıyoruz. Bazen sirenler eşliğinde yanımızdan ambulanslar, polis araçları veya itfaiye araçları geçiyor. Bunlar bizim için rutin. Onun için şehirdeki bu trafik akışı bize oldukça normal geliyor.

Peki hiç düşündünüz mü? Araçların olmadığı bir şehirde yaşamak nasıl olur diye. 
İşe sadece yürüyerek gidebildiğiniz,
Aceleniz varsa evinizin önüne taksi çağıramadığınız,
Arabanızı evinizin sokağına park edemediğiniz, 
Egzoz dumanına maruz kalmadığınız, 
Buluşmalara geç kaldığınızda, suçu atacak bir otobüsün olmadığı, 
Benzin fiyatlarının sizi hiç ilgilendirmediği, 
Bir şehirde yaşadığınız hayal edin dersem nasıl tepkiler verirdiniz acaba. 

İşte bu saydıklarımı, günlük rutinlerinde yaşayan insanların şehridir Venedik.

Şimdi Venedik'te bir ambulansa ihtiyacınız olursa nasıl size ulaşabileceğini görmeye hazır mısınız? 
O vakit hep birlikte izleyelim. Videonun sesi yok maalesef. Telefon sesi kaydetmemiş. Aslında bizim aşina olduğumuz siren sesi eşliğinde gidiyor. 



Şehrin tüm mal ve eşya taşıma işleri böyle el arabaları ile yapılıyor.







Paylaş:

2 Mart 2016

Bu Hafta Çok Çalışkanım Çok

Hava kötü. Dün azıcık kar yağdı. Sanırım Mart kapıdan baktıracak. Hava böyle olunca ben de bütün vaktimi evde, atölyemde geçiriyorum. Öyle atölye dediğime bakmayın. Odanın köşesinde küçücük bir yer olur kendisi. Bu hafta çeşitli şeyler diktim. Hepsi İzmir yolcusu olacak.
Artık yaz yaklaşıyor. Tatiller planlanıyor. Nachnuch çantalarının da ebatları biraz genişliyor.

Şimdi bakalım neler dikmişim. Resimler atölyeden olduğu için öyle görsel bir şölen yok. İnstagram ve Etsy için bi ara çekim yapmalıyım. Pek becerikli değilim öyle cicili bicili fotograf çekme işinde.

1- Bol bol makyaj çantası diktim. Ebatlarını biraz büyük yaptım bu sefer. Tüm kozmetik ürünlerini yanlarında taşımak isteyenler için ideal oldu.











2- Yazın buralarda çok görüyorum böyle şirin sırt çantalarını. Özellikle de bisiklet sürenlerin sırtlarında. Zannımca oldukça hafif olduğu için tercih ediliyor. Ayrıca taşıması kolay. Hiç yer kaplamadığı da aşikar.
Ayrıca küçük kızlar da bu çantalara bayılıyor. Kreşe giderken sırtlarında hep. Bir tane Nachnuch versiyonunu diktim. Bakalım geri dönüşler nasıl olacak? Merakla bekliyorum.








3- Bu Nachnuch'un geçen senelerde sipariş üzerine dikilen spor çantasının yeni tasarımı. Biyeleri ve iç cebi ile oldukça havalı oldu. Bir benzerini geçen yıl yogaya giden bir arkadaş için dikmiştim. Bu çantayı da spor sever biri için diktim.
Şimdilik benden bu kadar. Hazırlanıp kursa gitmeliyim. Sizde bu arada değerli yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen.
Sevgiler.








Paylaş:

26 Şubat 2016

Venedik gezi rehberi

Ahh Venedik ahh gitmeden önce rüyalarıma girdin. Gittiğimde ise sabah sularını yükseltip, beni paniklettin. Şimdi ben sana nasıl aşıklar şehri derim. Benim için küçük çaplı bir korku dürtüsü olmaktan dışında bir şey ifade etmedin ki.

Venedik için geri sayım yaparken, rüyamda sokaklarında gezinirken denizin yükseldiğini ve dev dalgaların beni içine aldığını gördüm. Sabah kalktığımda yüreğim pırpır ediyordu.
Venedik'in bende ki özeti bu işte. 

Tüm heyecanımı ve korkularımı yanıma alıp, Floransa'dan Venedik'e yaklaşık 2,5 saat süren tren yolculuğu ile ulaştım.
Venedik'te bolca deklanşöre bastım. Şimdi her yerde Venedik şöyle güzel, böyle güzel diye bir çok yazı var zaten. Ben olayı başka açıdan ele alıp yazmayı planlıyorum.

1- Venedik'te gezmek için rahat bir ayakkabı edinmek şart. Benim gibi su ve gondol korkunuz varsa ulaşım için tek kullanabileceğiniz şey ayaklarınız.

2- En iyisi bir sırt çantası ile gitmek. Öyle çekçekli bavul taşımak için uygun değil. Devamlı köprü çıkıp iniyorsunuz.

3- İtalya'da olabilirsiniz ama pizza ve makarna yerine deniz mahsüllerini yemenizi öneririm. Harika kalamar yapıyorlar. Son gün süper bir yer keşfettik. Yemeğimizi, tatlımızı yedik. Espressomuzu içtik. Hesapı istediğimizde " espresso " ikramımızdır dedi ya. Gözlerim doldu . Bir yıldır Polonya'dayım hiç böyle bir şey görmedim.




4- Maske yapım atölyeleri var. Orada çok ilginç maskeler görmeniz mümkün. Eğer bir maske almak niyetindeyseniz kesinlikle oralara uğrayın derim. 5 -10 Euro'ya satılan maskeleri dünyanın her yerinde bulabilirsiniz.

5- Şubatın ilk haftası Venedik karnavalının olduğu zaman. Denk getirip o tarih aralığında orada olursanız, sokaklarda maskeli insanlar görebilirsiniz. Biz 1 günle kaçırdık karnavalı. Bilseydik ilk durak olarak Venedik'i seçerdik. Kısmet işte.





6- Venedik sokakları çok dar. Yazın gittiğinizde kalabalıktan gezilecek gibi değil. Kışında öyle aman aman soğuk olmuyor. Kışın gitmekten çekinmeyin derim. En azından sokaklarında rahat rahat gezersiniz.Köprülerinde fotoğraf çekmek için sıra beklemezsiniz.





7- Yazın bir çok mekan oturma parası alıyor. Kışın öyle bir şey yok. Mekanlar boş olduğu için menüde fiyat ne ise onu ödüyorsunuz. Yiyip içtikten sonra bir sürprizle karşılaşma oranınız çok düşük. Tabii ki mekana girmeden önce kontrol etmekte fayda var. Anlaşılan bazı yerler kış ayı olsa bile uygulamalarından vazgeçmiyor.

Yeri gelmişken anlatayım. 
İlk gün yemek için bir yer ararken Romanyalı bir amca çevirdi bizi. Masaya oturduktan sonra, konuşmalarımızdan Türk olduğumuzu anlamış. Gelip bin kere özür dileyerek, kulak misafiri oldum Türksünüz galiba dedi. Ben çok severim Türkleri, benim arkadaşlarım var dedi. Biraz sohbet ettik kendisiyle. Sonra masamıza başlangıç olarak köpüklü şarap ikramı geldi. 

8- Şehir oldukça nemli. Adaların üzerindeki otellerde kalıyorsanız nem kokusu duymanız çok normal. 

9- Şemsiyesiz dışa çıkmayın. Bir anda yağmura yakalanabilirsiniz. Biz 2 gün boyunca kuru bir şekilde gezdik. Gün boyunca güneş bize eşlik etti. 



Bi cesaret geldi son gün iskele üzerinde poz verdim.

10- Yaz kış demeyin, leziz dondurmalardan tatın derim.



İşte benim gözümden Venedik. Venedik ambulansı bir yerden bir yere nasıl gider adlı videomu ve diğer resimlerimi bir sonraki yazımda paylaşacağım.
Herkese sevgiler. 








Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.