3 Ekim 2019

Kahve Bahane #51


Kahve hayat kurtarır. Enerjin düşükse hop iç bir kahve, sabah iş yerinde gözünü açamıyorsan hop iç bir kahve, bloga yazı yazacaksan ama başlık ne diye düşüyorsan hop yaz bir kahve bahane. İşte tam da bu yüzden hayat kurtarır diyorum. Bu blogun yaşaması için kahve bahaneye ihtiyacı var.

İhtiyaçlar hiç bitmiyor. Her zaman bir şeylere ihtiyaç duyuyor insan. Şimdilerde benim ihtiyacım olan ilgimi cezbedecek kitaplar bulmak. Bir göz atıp yok bunu daha sonra okurum dediğim kitapların sayısı gün geçtikçe artıyor. Sanırım bunda yeniden kindle geçmemim de payı büyük. Keyfimden geçmedim ki basılı kitaplarım suyunu çekti.

Suyunu çeken şeylerden biri de para. Ama para pul mevzularına hiç yer vermedim blogda bu çizgimi bozmayacağım ve üstün körü geçiştireceğim bu paragrafı.

Çizgimi bozmadığım şeylerden biri de istikrarlı bir şekilde işe bisikletle gitmek. En büyük motivasyon kaynağım bu. Yoksa işe gitmemin pek de güzel bir şey olduğunu söyleyemeyeceğim. Her akşam yatmadan hava durumunu kontrol ediyorum. Sabah yeniden kontrol ediyorum ve %20 yağmur ihtimali varsa bile "risk budur Yasemin" diyorum ve pedallıyorum. Bugün dönüş yolunda gerçekten üşüdüğümü hissettim. Soğuk hava gerçekleri yüzüme çarptı resmen. Sanırım önümüzdeki hafta bana otobüs yolları gözüktü. Yeni işime başladığımdan beri birkaç gün işe otobüsle gittim. 17 dakika süren otobüs yolculuğuna tahammül edemiyor edişime şaşırdım. Çoğu zaman birkaç durak erken inip eve yürüdüm. Hal böyleyken kış süresince otobüs kullanma fikri keyfimi oldukça kaçırıyor. Oysa ki ben 129T'de her gün neredeyse iki saatten fazla yolculuk yapmış insan evladıyım.

Zaman, mekan ve yaşananlar insanların tahammül sınırlarını şekillendiriyor. Eskiden eyvallah dediğiniz şeyler gün geliyor everest tepesinden hallice bir hal alıyor. Bunun tam tersi olduğu durumlarda var tabii. Eskiden kafaya taktığınız şeylere aman boşver demeye başladığınızı da fark ediyorsunuz. Her şeyin eksisi ve artısı var. İşte buna denge diyorlar.

Dengeyi iyi ayarlamak lazım. Son haftalarda yemeyi biraz abartmıştım. Bu hafta dikkat etmeye başladım. Artık akşamları atıştırmalık olarak üç beş top dondurma yerine, salatalık ve havuç var. İnce ince, kalem kalem doğruyorum, dizi-film izlerken çerez gibi gidiyor.

Dizi demişken, bugün Star Trek Discovery serisini bitirdim. İşin içinde uzay ve uzaylılar olunca pek bir hoşuma gidiyor. Keyifle izledim. Yeni sezonu seneye gelecek diyorlar. Dizilerin sezon arası vermesini hiç sevmiyorum. Mesela Dark'ın birinci sezonunu izledim. İkincisi gelene kadar birincisinde neler olduğunu unuttum. Böyle olunca da ikinci sezona başlayamadım. Yarım kalanlar listesine bir şey daha eklemiş oldum.

O listeye bu yazı eklemek istemediğim için, şimdi son paragrafı yazıp yazıyı yayına hazırlama zamanı benim için. Eğer bir gece kuşu değilseniz muhtemelen yazıyı yarın okuyacaksınız.
Şimdiden keyifli bir hafta sonu geçirmenizi diliyorum.
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye kadar şen ve esen kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

1 Ekim 2019

Ne Umdum Ne Buldum #Eylül


Ne umdum ne buldum demekten öte, kendim ettim kendim buldum yazısı yazmalıyım aslında. Fakat seriyi bozmamak adına başlığa ve içeriğe sadık kalacağım. Eylül ayı için klasikleşmiş "bu ay nasıl da bitti. Hiç anlamadım" kalıbını kullanabilirim. İş yerindeki yoğunluğun yanı sıra evle ilgili bir takım değişiklikler peşindeyiz. Bu yüzden de evde devamlı bir araştırma havası hakim. Hafta sonlarım da  pazar araştırması yapmakla geçiyor. Bunlar olurken bakalım Eylül ayından umulanlar ile bulunanlar nelermiş?

Eylül ayından tam bir sonbahar havası umdum. Umduğumu da buldum. Bu sene enteresan bir şekilde Krakow'da hava aniden soğumadı. Adı üstünde tam bir sonbahar yaşadık. Ara sıra bardaktan boşanırcasına yağan yağmurlar, bulutların ardından bize gülümseyen güneş, sararmaya başlayan yapraklar ile adına yakışır bir şekilde geldi sonbahar.

Bisiklet sürmeye devam etmeyi umdum. Güzel havalar sayesinde umduğumu da buldum. Bazı günler havanın azizliğine uğramış olsam da genel olarak kuru havalarda pedalladım. Her gün yaklaşık 14 km yol yapmanın rahatlığı yüzünden salon sporlarını biraz aksattığımı söyleyebilirim. Bisikleti garaja çekmeden önce sürebildiğim kadar sürme derdindeyim. Bisiklet garaja girince bana yine koşu bandı yolları gözükecek. Bir de üstüne bir grup salon dersi eklesem tadından yenmez.

Okumak, okumak, daha çok okumak. Bu ay da umulanlar arasındaydı. Umduğumu pek bulduğumu söyleyemem. Bazı dönemler parçalı okumalar yapıyorum. Bu da bütünü bozuyor. Ne demek bu şimdi? Bu ay 4 kitap okudum. Onun yanı sıra da farklı kitaplardan bölümler okudum.
Okuduğum kitaplar şöyle;

1- İncognito - Beynin Gizli Hayatı David Eagleman

Ders kitabından hallice bir kitaptı. Bu yüzden roman gibi aktığını söyleyemeyeceğim. Fakat beyin hakkında oldukça güzel bilgiler içerdiğini söyleyebilirim. O küçücük organın nasıl harika bir düzende çalıştığına yakından bakmak isterseniz bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.

2- Serenad - Zülfü Livaneli

Serenad, ahh ahh ben bu kitabı beş sene önce okumuşum. Peki kitaba dair hiçbir şey hatırlamıyor oluşuma ne demeli. Bir arkadaş tavsiyesi üzerine yeniden okudum. İyi ki de okumuşum. Su gibi aktı kitap.

3- Pazartesi Cumartesiden Başlar - Strugatski Kardeşler

Strugatski kardeşlerin kalemini çok severim. Bu kitap için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Kitabın ismi çok ilgi çekiciydi oysa. Bu sefer olmamış sevgili Strugatski kardeşler. Bir bilim kurgu yazmaya çalışırken bir masal dünyası yaratmışsınız ve hikayeyi karakter çokluğunda boğmuşsunuz demek lazım. Buraya küçük bir not düşelim; Strugatski kardeşler okumaya niyetliyseniz bu kitabı göz ardı edin.

4-  A Pocket Full of Rye- Agatha Christie

Canım Agatha, sayesinde ingilizce kitap okumak oldukça keyifli. Bu güne kadar Agatha'nın türkçe çevirisini okumadım. İngilizce okumalarda ilk ve neredeyse tek tercihim Agatha. Çünkü konuyu merak ettiğim için sıkılmadan okuyorum.

Bu dört kitabın yanı sıra Ken Xiao tarafından hazırlanmış "English Speak Like a Native in 5 Lessons for Busy People" adlı kitabın ilk bölümlerini okudum. İngilizce ile ilgiliyseniz ilk 50 sayfasını okumanızı tavsiye ederim.

Arkadaşlarımla daha fazla zaman geçirmeyi umdum. Umduğumu da buldum. İş stresinden uzaklaşıp, farklı şeyler konuşmak bana iyi geliyor. Bu ay bir dil değişim toplantısına da katıldım. Aslına düzenli gitmek lazım böyle toplantılara. Pazartesi akşamları oluşu beni biraz zorluyor fakat gitmeye devam etmek istiyorum. Bakalım zaman ne gösterecek.

Bir Tutam Karınca ile daha çok ilgilenmeyi umdum. Umduğumu bulamadım. Tam bu satırları yazarken diğer sekmede kaç blog yazısı yazdığıma baktım.  Beş yazı yazmışım bu ay. Aslında toplamda beş blog yazısı kötü değil. Demek ki benim daha fazla yazasım varmış ve o isteğimi giderememişim. Darısı Ekim ayının başına diyelim şimdilik.

Fazlaca uzun olmayan bir ne umdum ne buldum yazısının daha sonuna geldim. Yayında ve yapımda emeği geçen herkese (yani hayatıma dokunup bu satırları yazmamı sağlayan her şeye) teşekkürler.
Bir sonraki ay yeni bir ne umdum ne buldum yazısında görüşmek üzere...
Şen ve esen kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:
Fotoğrafım
Mam na imię Yasemin. Jestem z Turcji. Mieszkam w Stambule, a teraz w Krakowie. Mówię po turecku i angielsku znam też trochę po polsku. Z zawodu ksiegowa. Moje ulubione słowa oczywiście :) Interesuję się literaturą i sportem. Lubię kawę. Uwielbiam mój rower.