15 Şubat 2019

Kahve Bahane #38



Ooww ooww çekilin yoldan vahşi batıdan geliyorlar.
Amerikanlar eskidi, bunlar Turkish kovboylar.

Bu satırlara aşinaysanız 80'ler ve 90'lar kuşağına ucundan bucağından dokunmuşsunuz demektir. Şarkının gecenin bu geç saatlerinde nereden aklıma düştüğüme dair hiçbir fikrim yok. Lehçe çalışırken bir anda aklımda bu şarkının melodisi canlandı.

Beyinde yer alan hatıralar bölümünün derinliklerine inmiş olacağım ki kovboy lafını cımbızla çeken hatıralar bölümü çalışanı, beynime "hemen Red Kit'i hatırla" diye bir bilgi gönderdi. Şu an arka fonda Red Kit'in "I'm a poor lonesome cowboy" şarkısı çalıyor.

Şimdilerdeki gibi bir şeyler izlemek için birçok platformun bulunduğu cep telefonları ve televizyonların olmadığı bir dönemden bahsediyorum. O zamanlar bizim evde, kasetle çalışan bir video oynatıcı vardı. Babam Red Kit ve Asterix'in çizgi film kasetlerini almıştı. Biz üç kardeş, döndürüp döndürüp izlerdik elimizdeki kasetleri. Öyle bir zaman geldi ki Red Kit'e yer alan tüm replikleri ezberledik.

Sanırım böyle bir çocukluk geçirmenin artılarından biri de elimizdekinin kıymetini bilmek olarak bize geri döndü. Bu günlerde etrafıma bakınca devamlı şikayet eden insanlar ile karşılaşıyorum. Hayat şikayet etmek için hem çok uzun hem de çok kısa.

Yakın zamanda şikayet girdabının beni de içine çektiğini hissettim. Yoo bunu bana yapamazsın dedim ve o girdaba girmemek için direniyorum. Bu günlerde kendimi daha çok sevmeye çalışıyorum. İş dolayısıyla isteyip de yapamadığım şeyler çoğunlukla olmasına rağmen, yapabildiklerimi seviyor ve sahipleniyorum.

Şubat ayının ortasına geldik. Ayın başında ajandama not aldığım yapılacaklar listesine tikler atmaya başladım. Bu beni mutlu ediyor. Bu mutluluk hissini sahipleniyorum. 13 gün sonra yeni bir ne umdum ne buldum yazısında detaylarını yazacağım.

Bu kahve bahane yazısının kahramanı da kovboylar olsun. Lafı fazla uzatmadan bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye dek şen ve esen kalın diyorum.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

9 Şubat 2019

Gülümsemek



Bu akşam blog yazısı yazıp yazmamak arasında gidip geliyordum. Bugün daha önce bahsettiğim o şirin kahveciye gittim. Evde biten kahvemin yerini alacak olan kahvemi aldım. Az önce kendime, yeni çekilmiş çekirdekler sayesinde kokusu tüm evi saran mis gibi bir kahve hazırladım. Kahve eşliğinde Nazım Hikmet'e ait bir şiir kitabını okumaya başladım. Şiir kitaplarını, oyun kitaplarını, aslında tüm kitapları sesli okumaya bayılıyorum. Nazım şiirlerine kendimi kaptırmış okuyorken bir baktım kahvem hemen bitivermiş. Kahvemi yenilemek için okumaya biraz ara verip internette gezinmeye başladığımda bir alıntıya rastladım. İşte o alıntı, bu blog yazısının yazılmasının müsebbibidir.

Ahmet Şerif İzgören'e ait alıntı şöyle;

"Ne gülüyorsun deli gibi" deriz ya aslında psikolojik problemi olanların %90'ı somurtur. Aklınızda hiçbir şey yoksa gülümseyin, herkes ne düşünüyorsunuz diye merak eder. Gülümsemek zeka belirtisidir.
Bu alıntının doğruluğunu tartışmak için yazmıyorum bu yazıyı. İlk önce onu belirteyim. Ben konuyu farklı bir yerden ele alacağım.

Alıntıyı okuduğumda, gülümsemenin ne kadar güzel bir mimik olduğu geldi aklıma. Çok değil, iki ay önceydi. İş görüşmemden olumlu olduğuna dair telefon aldığımda, başarmış olmamın mutluluğu yüzüme gülümseme olarak yerleşti kaldı. İşe giriş evrakları için koştururken, yüzüme yerleşen o gülümseme bana hep eşlik etti. Bir akşam üstü yine gülümsememle ben, iş yerinden bir evrak alıp eve dönerken, karşıdan gelen bir adama rastladık. Bizi yolda lehçe "pardon" diyerek durdurdu. Ben Lehçe bilmediğimi söyleyince hemen ingilizce döndü ve "Ne kadar güzel bir pozitif enerjin var, bunu hiç kaybetme" dedi. Ben ise saşırdım ve sadece "teşekkür ederim" diyebildim. İyi akşamlar diledi gülümsememe gülümsemesiyle cevap verip yoluna devam etti.

Kuzey ülkelerinde gülümseyen insan görmek zor. Genelde somurtkanlar veya yüzlerinde bir mimik taşımıyorlar. İşe başladığımda bunu daha yakından gözlemleme şansı yakaladım. İnsanlar gülümsemiyor. Ta ki siz onlara gülümseyene kadar.

Gülümsemek sihirli bir anahtar gibi. İş yerinde eğitimlere katılıyorum bu ara. Farklı ırklardan insanlarla aynı ortamda olma şansı yakalıyorum. Geçen gün yine gülümseme kazandı diyebilirim. İlk katıldığımda grubumda yer alan biriyle hiç konuşmadık. Ben gülümsemedim. O da gülümsemedi. Fakat geçen haftaki eğitimde yan yana oturunca, eğitmenin söylediklerine cevap verirken, bazen göz teması kurduk ve ben o anların birinde gülümsedim. Sonra eğitim de ara sıra onun da gülümsediğini gördüm. Eğitim bittiğinde ise mini bir asansör sohbeti bile gerçekleştirdik.

Yani demem o ki, gülümsemek bir ayna görevi görür. Siz karşınızdakine gülümsediğinizde, o da size gülümser. Aslında siz ona değil, kendinize gülümsemiş olursunuz.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

3 Şubat 2019

Kendi Kendimle Mim Etkinliği

Mim yazılarının çoğunu yazmaya zaman ayıramadığım doğru. Hazır kısa bir boşluk yakalamışken geçen gün beni mimleyen Erhan beyin sorularına hızlıca bir cevap vereyim istedim.

Bilgisayarının masaüstündeki görüntüsü nedir?

Öyle özel bir görüntü yok masaüstümde. Bilgisayarın sunmuş olduğu seçeneklerden biri var. Bilim kurgu sever biri için güzel bir masaüstü görüntüsü olduğunu düşünüyorum.



Bir kafeye gittiğinde genellikle ne siparişi verirsin?

Kahve sipariş ederim. Lakin gittiğim kafeye göre değişir. Krakow'da devamlı gittiğim kafeler var. Hangisi hangi çeşit kahveyi daha iyi yapıyor biliyorum. Ona göre sipariş veriyorum. Bu aralar neredeyse her hafta sonu gittiğim minik bir cafede chemex yöntemiyle demlenmiş kahve yudumlamayı seviyorum.

Google'da aradığın en son şey ne?

Az önce Estee Lauder'e ait bir krem testeri vardı elimde. Ne işe yarıyor diye baktım. Ne işe yaradığından çok fiyatı ile beni şaşırtmayı başardı. 50 ml kremin fiyatı 1.850 Türk Lirasıymış.

Mesajlaştığın veya konuştuğun son insan kim?

An itibariyle kız kardeşim. Krakow'da yaşamaya başladığımdan beri telefonla konuşma olayını çok nadir gerçekleştiriyorum. Sevdiklerimin hepsi uzakta. Uzakta olunca da mesajlaşmakla yetiniyorum.

Tiyatroya ve sinemaya en son ne zaman gittin?

Ah ah. Bu benim kanayan yaram. Tiyatroya en son Türkiye tatilimde gitmiştim. Burada Lehçe olduğu için tiyatroya gidemiyorum. Ve tiyatroya gitmeyi çok özlüyorum.
Sinemaya da aylar önce gittim. Açıkcası pek güzel film yok bu sıralar. Animasyonlara gitmeyi severim. Lakin onlar da Lehçe seslendirme ile geliyor. Sinemaya gidebilmem için İngilizce filmlerin Lehçe alt yazıyla gösterime girmesi lazım ki ingilizce dinleyebileyim. Lehçe bilmezsen böyle olur işte.


Hangi diziyi herkes izlemeli? 

Cevaplaması zor. Çünkü herkesin ilgi alanı farklı ve bana güzel gelen bir konu başkasına ilgi çekici gelmeyebilir. Ama ortaya karışık bir şey söylemem gerekirse oyumu True Detective'den yana kullanabilirim.

En son ne tür bir müzik dinledin?

Yaptığım işlere göre dinlediğim müzik türleri var aslında. Mesela kitap okurken klasik müzik dinlerim. Çizim yaparken Alice Harikalar Diyarında adlı filmin müzikleri ve oyun müzikleri dinlerim. Spor yaparken de hareketli Pop müzikler dinlerim. Şimdi yazı yazarken de arka fonda Foggy Day çalıyor. 


Seni en çok ne çıldırtır?

Beni birçok şey çıldırtabiliyor. Tahammül sınırımın en düşük olduğu şey ise aptal insalar ile iletişim kurmak. 

Ne zaman uyanırsın?

Ben erkenci kuşum. Erken uyanmayı severim. Hafta sonları da erken uyanırım. Hafta içi, iş için (başkaları için) erken uyanıyorken, hafta sonu neden kendim için erken uyanmayayım değil mi?


İnternetteki ilk adın neydi?

O kadar uzun zaman geçmiş ki. Hatırlamıyorum.

Favori emojin nedir?

Ellerini iki yana açmış gülümseyen sarı kafa. Sanırım en çok onu kullanıyorum.

Kedi mi Köpek mi?

Benim için kesinlikle köpek. Kediler ile aram hiçbir zaman iyi olmadı.

Kuzey mi Güney mi?

Güney tabii ki. Ben sıcakların insanıyım. Soğuk hiç benlik değil.

İstanbul ile ilgili en sevmedin şey nedir? 

Bu soru böyle yazılmış. Mimi başlatan kişi neden özellikle İstanbul demiş bilmiyorum. Ama İstanbul'da yaşamış biri olarak kesinlikle trafik ve insanlar diyebilirim.

Kafanda genel olarak ne olur?

Oldukça meşgul bir kafaya sahibim. Aynı anda birçok şey düşünebiliyorum. 


Komedi mi? Dram mı?

Aslında ikisi de değil. illaki ikisinden birini seçmem gerekiyorsa tercihim komediden yana olur. Gülmek ağlamaktan evladır.

Bu soruları cevaplamadan önce ne yapıyordun?

Masamda oturmuş yeşil çayımı yudumlarken ajandama bir şeyler yazıyordum. Şubat ayı meydan okumalarımdan biri de her gün yeşil çay tüketmek. Bakalım Şubat sonundaki ne umdum ne buldum yazımda başarılı olup olamadığımı göreceğiz.

Yıl içindeki en favori günün hangisi?

Tatil günleri tabii ki. Yeni yerlere gitmeyi severim. Seyahat etmeyi severim.

Son olarak bir sırrını paylaşır mısın?

Sırrımı paylaşırsam o artık sır olmaktan çıkar. Bu yüzden paylaşmayacağım. Güzel kıvırdım sanırım.

Mim soruları bu kadardı. Ben aslında birçok kişiyi mimlemek istiyorum da takip ettiğim birçok blogger yeni bir meydan okumaya katıldılar yakın zamanda. Her gün yazı yazıyorlar. Şimdi bu mime davet edip onlara bir iş yükü yaratmak istemiyorum. Bu yüzden mim sorularını cevaplamaya vaktim var diyen herkesin mimliyorum.
Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

1 Şubat 2019

Ne Umdum Ne Buldum #Ocak


Ne umdum ne buldum serisini yazma fikri, çok değil birkaç gün önce aklıma geldi. Her ay yapmak istediklerimi yazmak için sene başında kendime güzel bir ajanda almıştım. Ocak ayında yapmak istediklerimi yazdım. Ay bittiğine göre şimdi ne umdum ne buldum diye bakma zamanı. Ajandada yazanlara geçmeden önce genel olarak Ocak ayından ne umup ne bulduğumu yazayım.

Ocak ayından beni çok üşütmeyecek bir hava umdum. Fakat gereğinden fazla soğuyan hava ile birlikte günlerce durmayan kar yağışı buldum. Bu ani hava değişimi yüzünden Ocak ayının yedi gününü hasta olarak geçirdim.

Ocak ayında üç kitap okumayı umdum. Ay bittiğinde listemde dört kitap buldum. İş dolayısıyla kitap okumaya ayırdığım vakitte biraz azalma oldu. Bu yüzden aylık kitap okuma hedefimi biraz düşük tutmuştum. Aslında bu dört kitaptan biri uzun zamandır okuduğum Piraye'ye Mektuplar kitabıydı.
Onun dışında Ocak ayında okuduğum kitaplar ise şöyle;

  • Ve Günler Yürümeye Başladı - Eduardo Galeano
  • Uçurum İnsanları - Jack London
  • Android ve İnsan -  Philip K. Dick 


Her gün 50 squat yapmayı umdum. Ocak ayına güle güle derken, ajandamda iki gün hariç (hasta olduğum için yapamamıştım) 29 gün, günlük 50 squat buldum. Son bir haftadır daha eğlenceli bir hal aldı bu squat işi. İnstagramda bir etkinlik başlattım. Şimdi hep birlikte squat yapıyoruz. Şubat ayında da hız kesmeden devam edeceğim. Belki tekrar sayısını da arttırabilirim.

Woody Allen'a ait yedi adet film izlemeyi umdum. Ay sonu ajandama baktığımda dört adet buldum.

  • Manhattan
  • Blue Jasmine
  • Everything You Always Wanted to Know About Sex 
  • Magic in the moonlight 

adlı filmlerini izledim. Woody Allen filmlerini izleme fikri Ocak ayının ortalarında olgunlaşınca umduğum ile bulduğum arasında biraz farklılık oluştu.

Haftada iki kereden sekiz gün spor salonuna gidip koşmayı umdum. Ay sonunda ajandamda sadece beş gün buldum. Bu hedefi sekteye uğratan hastalık olmasaydı her şey çok daha güzel olurdu. Ama ne diyoruz. Önce sağlık. Gerisi telafi edilir.

Her hafta bir blog yazısı yazarak Bir Tutam Karınca'da dört adet blog yazısı yayınlamayı umdum. Ocak ayı bittiğinde blogumda altı yazı buldum. İşe başladığım için bloguma fazlaca vakit ayıramayacağımı düşünüyordum. Fakat öyle olmadı. İşten geldiğimde blog yazısı yazmak beni gün içinde oluşan iş stresinden uzaklaştırdı. Umuyorum ki bu performansı yılın her ayında gösterebilirim.

Ocak ayı için umduklarımla bulduklarımın kısa bir özeti blogda yerini aldı. Geçen sene başlayıp halen devam eden Kahve Bahane serisine bir kardeş geldi sanırım. Artık her ay sonu ne umdum ne buldum yazısında görüşmek üzere.
Şen ve esen kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş: