27 Temmuz 2018

Kahve Bahane #23



Çalakalem bir kahve bahane yazısı okumaya hazırsanız başlıyorum. Oldukça yoğun bir hafta geçirdim. Tanımını beden yorgunluğu değil de beyin yorgunluğu olarak yapsam yanlış olmaz. Uzun bir aradan sonra hiç olmadığım kadar haşır neşir durumdayız canım ingilizce ile. Aramız iyi şimdilik.
Tam burada bir itiraf yazma zamanı. Böyle sabah erkenden evden çıkıp gitmeleri özlemişim. Sabah erken kalmak farklı, hazırlanıp bir yere yetişme telaşı içinde olmak çok farklı.

Bu hafta hava beni hiç üzmedi. Kursa gidip geldiğim süre boyunca yağmura yakalanmadım. Hatta bir gün hava çok güzeldi. Bisikletimle gittim kursa. Çok eğlenceliydi. Amerikan filmlerindeki çocuklar gibi hissettim kendimi. Bir de kurs dönüşü aniden ortadan kaybolsaydım tam olurdu sanırım.

Haftayı ingilizce ile doldurunca, farklı bir şeyler yapmaya zamanım ve enerjim kalmadı açıkcası. Evde oynamak için iki tane (Forbidden Desert ve Photosynthesis adlı) masa oyunu aldık. Bazen  onları oynuyorum. Oldukça eğlenceliler.



Forbidden Desert adlı oyunda, oyuna karşı oynuyorsunuz. Bu yüzden kazanmak biraz zor. Oyun çok acımasız davranıyor size.





Photosynthesis adlı oyun ise karşılıklı oynanıyor. Biraz strateji ve bir sonraki hamleyi tahminle kazanması kolay olan bir oyun. En güzel yanı oyunun sonlarına doğru masanın üstünde büyüklü küçüklü ağaçların olması sanırım.

Masa oyunu, namıdiğer  board game işine Krakow'a taşındıktan sonra ilgi duymaya başladık. Şu an iyi bir oyuncu olma yolundayız. Yakında beni bir oyun turnuvasında görürseniz şaşırmayın. Şaka bir yana oldukça eğlenceliler. Eğer vakit doldurmak için eğlenceli bir şeyler arıyorsanız, masa oyunları bir göz atın derim. Biz ingilizce oyun bulmakta zorlandığımız için seçeneklerimiz sınırlı. Eminim ki Türkiye'de daha fazla çeşit vardır.

Oyun ve ders yüzünden değil de ayağımdaki problemden ötürü spora ara verdim. Çok üzgünüm. Bedenim spor yapmak istiyor. Geçen gün bari hafif bir tempolu yürüyüş yapayım dedim. Demez olaydım. Yarı yolda bileğim şişti ve eve acılar içinde döndüm. Bu iş böyle olmayacak artık bir doktorun kapısını çalma zamanı.

Polonya'da sağlık sistemi kötü. Öyle hemen doktor randevusu almak imkansıza yakın. Ben en erken haftaya randevu aldım. Bakalım doktorcum ne diyecek. Spor hayatımın bitip bitmediğini haftaya öğreneceğim. Bir miktar endişeliyim. Umarım ciddi bir sorun yoktur ve spora kaldığım yerden devam edebilirim.

Hızlıca hazırlanmış bir kahve bahane yazısı olduğu için hızlıca bitti.
Önümde 2 hafta sürecek olan ve beyin yorgunluğuna yol açacak bir maratonu var.
Kendime kolaylıklar dilerken size de sevgilerimi gönderiyorum.
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşünceye kadar şen ve esen kalın.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

20 Temmuz 2018

Kahve Bahane #22


Gökyüzü gri, alabildiğince bulutlarla kaplı. Çocukluğumuzda bakıp, türlü türlü hayvanlara benzettiğimiz bulutlar gibi de değil üstelik. Kasvetli ve sevimsiz. Güneş o bulutların ardında saklanıyor. Küstürdük mü ne yaptık, bir haftadır o gül cemalini göremez olduk.

Hal böyle olunca duygular bunalımlara gebe. Enerji barım her geçen gün bir nebze daha azalıyor. Demiştim ya güneş enerjisi ile çalışıyorum ben.

Benim için, bu kasvetli ve sevimsiz havalarda yapılabilecek en güzel şey, bir fincan kahve eşliğinde okuduğum kitaplarda yer alan dünyalara doğru gezintiye çıkmak. Bu sıralar verimli okumalar gerçekleştiriyorum. Sene başında okuma hedefimi 70 kitap olarak belirlemiştim. Biraz az gibi gözükebilir lakin hedelerimin arasında ingilizce kitap okumaları da vardı. Bir aydır ingilizce okumaya ağırlık veriyorum. İngilizce kısa hikayeler okuyorum. Şu ana kadar 8 kitabı okundu diye işaretledim. Toplam 551 sayfa ingilizce okumuşum. Bu insanlık için mikro bir adım olabilir fakat benim için büyük bir adım.

Adım atmak güzeldir. Sizi zinde tutar. Adım sayar bir saatim var. Günde 8.000 adımın altına düşmemeye çalışıyorum. Spor yapıyorum. Koşmayı tam olarak hayatıma entegre etmiştim ki, hafif bir sakatlık geçirdim. Bu nedenle bir ay kadar koşamayacağım. Aslında üç gün dinlenip koşma çabalarım oldu. 15 günün sonunda ayağım "hop Yasemin dur bakalım" dedi. Ben de koşamadığım için yürüyüş yaparım. Her şeyin bir alternatifi var sonuçta. Hıh.

Yine bir Yasemin klasiğini buraya yazmasam olmazdı. Kursa başlayacağım haftaya. Nedir bu ingilizceden çektiğim. Konuşmak bu kadar zor olmamalı. Amaç bülbül gibi şakımak. Onun için de pek bir motivasyonum yok. Motivasyonum olmayınca bülbül gibi şakımak sadece bir hayalden öteye geçmiyor. Bu sefer yoğun kursa gideceğim. 3 hafta boyunca her gün üç saat ingilizce ile haşır neşir olacağım. Yakında isyan yazılarımı okumaya hazırlıklı olun.

Kursa kayıt için gittiğimde Lehçe bilmediğimi söyledim. İngilizce kursuna ingilizce konuşarak kayıt olmak da enteresan tabii. Kaydı yapan kız, "öğretmen sınıfta lehçe bilmeyen birinin olmasına çok sevinecek. Sınıfın starı olacaksınız" dedi. Çünkü, benim yüzümden tüm sınıf ingilizce konuşmak zorunda kalacak. Artık star mı olurum, yoksa ordakiler benden nefret mi eder, gidince göreceğiz.

Yazıyı güzel bir yere bağlayıp bitirme çabasındaydım. İngilizce kursundan konuyu nasıl güzel bir yere çekip bağlarım diye düşündüm. Olmadı. Bu yazı da böyle, bıçakla kesilmiş gibi bir anda bitiversin. Siz de beni bu seferlik mazur görün.

Bir sonraki blog yazsınında görüşünceye dek şen ve esen kalmayı ihmal etmeyin.
Sevgiler.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

13 Temmuz 2018

Ne Kadar Yaşadığın Değil, Nasıl Yaşadığın Önemli Bu Hayatta


Big Bang'dan bu yana, sadece insanların değil, tüm yaşayan canlıların belli bir yaşam döngüsü var yeryüzünde. Kelebeğin  yaşam döngüsü en fazla bir yıl sürer. Kargaların ise 200 yıl yaşadığı rivayet edilir. (Bu arada bu yanlış bir bilgi. Kargalar da en fazla 20 yılda yaşam döngülerini tamamlar.) İnsanoğlu ise dönem dönem uzayan ve kısalan yaşam döngüsüyle kaba bir ortalama alacak olursak 70-80 yıl yaşar.

Hayırdır Yasemin! Bu yaşam döngüsüne niye taktın diyenlere; bugün benim doğum günüm diyorum. Her doğum günümde kendim için birkaç satır karalarım aslında. Bugün farklı bir yazı yazmak istedim. Belki biraz karamsar, belki biraz hüzünlü... İçimden geçenleri aktarmasam, aklımda dolaşıp duracaklardı ve ben o düşüncelerin beynimde tek kale maç yapmasına katlanamıyorum. Bu yüzden pası bloguma attım bile.

Yaşam acısıyla tatlısıyla bizim. Bir kere geliyoruz bu hayata ve zaman dediğimiz şeyi durdurma veya  geri sarma imkanımız yok. Takvim yaprakları bir bir savrulurken yaşam döngümüzü tamamlama an ve an yaklaşıyoruz. Böyle düşününce insan kendini bir bataklığın ortasında yapayalnız hissediyor değil mi? Hemen yelkenleri suya indirip bitti artık demek yok. Sakin olun size şimdi güzel bir şeyden bahsedeceğim.

Bazen hayat katlanılmaz bir hal alıyor olabilir, tam da böyle hissettiğiniz anlarda sizi hayata bağlayacak tek şey "kendini sevmek".

Hayatınızdaki her şey ama her şey geçici olabilir. Şu an birlikte yaşadığınız insanlar, işiniz, eviniz, arabanız. Sizi terk etmeyecek yegane şey yine kendinizdir. Nereye giderseniz gidin o hep sizinle olacak. Hatta mezara bile onunla gireceksiniz. Var mı daha ötesi!

Böyle bilmişlik taslıyorsun da "sende durumlar nedir" mi dediniz? Bunu tam olarak yapmak bazen benim için de zor. Genelde seviyorum kendimi. Barış içinde yaşayıp gidiyoruz. Yeri geliyor deliler gibi eğleniyoruz. Dönem dönem sebebsizce ağlıyoruz. Bazı zamanlar kavga ediyoruz, öyle böyle değil. Birlikte depresyonlara girip çıkıyoruz. Ama ne zaman kafamı kaldırsam "kendim" hep yanı başımda oluyor. Bu kadar sıkıntıya rağmen beni terk etmedin diyip yeniden sarılıyorum ona.  Sanırım tam da bu sebepten dolayı, bugün kadehimi kendime kaldırıp " dolu dolu bir yaşamın olması dileğiyle, iyi ki doğdun" diyeceğim.

Zaman ilerledikçe sayıların bir önemi olmadığını anlıyorum artık. Yaşam döngüm tamamlanana kadar senede bir kere, bu tarih gelip gececek hayatımdan. Benim tek derdim ise bu zamanları en güzel şekilde değerlendirmek.
Yazının başlığında da dediğim gibi;
Ne kadar yaşadığım değil, nasıl yaşadığım önemli bu hayatta.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

9 Temmuz 2018

Meryem Ana Evi ve Şirince Köyü | Quick Travel Guide: House of the Virgin Mary, Sirince, Izmir, Turkey


Yazmaya başlamak için tüm hazırlıklar tamam. Bir fincan mis kokulu kahve, açık bir hava ve fon müziği. Bir önceki yazımda Efes Antik Kenti anlattım. Şimdi sırada Meryem Ana Evi ve Şirince Köyü var.

Meryem Ana Evi


Gelin size Meryem Ana Evi hakkında bir hikaye anlatayım. Katoliklerin hac ziyareti düzenlediği Meryem Ana Evi, 19. yüzyılda Anna adında bir kadının rüyasına girer. Sesini duyurmayı başaran Anna'nın rüyaları sonrasında ev keşfedilir. Bu konu hakkına bir kitap bile yazılır. Kudüs'teki zulümden kaçan Meryem'in ormanlıklar içinde bulunan bu mütevazi evde tam dokuz yılını geçirdiği rivayet edilir.

Gel zaman git zaman ev yine unutulur. 1981 yılında Meryem Ana Evi hakkında yazılı kitabı okuyan bir peder yeniden yollara düşer. Kitapta yazılan evin gerçek olup olmadığını araştırmak için bir grup toplar ve kitapta tarif edilen bölgeye gider. Ormandaki arayışları uzun süren ve bir kalıntıya rastlayamayan grup sussuzluk yüzünden isyan eder. Tam bu sırada köylüler onlara ilerde bir su kaynağı olduğu söylerler. Su içmek için oraya giden grup, gördüğü manzara karşınında büyük bir sevinç duyar. Çünkü aradıkları evin kalıntıları tam karşılarında durmaktadır. Böylelikle ev onarılır ve ziyarete açılır. O zamandan bu yana birçok ziyaretçisi olan evin yanı başında yer alan suyun şifalı su olduğuna inanılır. 







Çeşmenin yanındaki duvarda, gelip ziyaret edenlerin peçetelere, kağıtlara yazdığı dilekler var. 
Gözüme çarpan iki duayı sizinle paylaşmak istedim. Umarım ki Sinem ve Zeynep hayırlı bir eş bulmuşlardır. İş bu duvara kaldıysa bir zor ama umudu da kesmemek lazım, değil mi?

Bu ise beddua ile dua karışımı olmuş. Kapanışı Fırat (Nohut oğlan) gibi. O da dua eder sonra "dinimiz amin" der.

Meryem Ana konumu itibariyle çok huzurlu bir yer. İçim huzurla dolarken bu notlar sayesinde yüzümde oluşan tebessümle birlikte Şirince Köyü'ne doğru yola çıktım. 

Şirince Köyü


Şirince Köyü'nün başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Şimdi ne alaka diyebilirsiniz. Hani 2012 yılında bir kıyamet kopması bekleniyordu ve birkaç sivri zekalı arkadaş bu köyün kıyametten etkilenmeyeceğini yazmıştı; hatırladınız mı? İşte o günden sonra Şirince Köyü bir köy olmaktan çıktı. Turist akınına uğrayan bir yer haline geldi. Meyveli şarabı ile ünlü olan köy, tam anlamıyla mini bir pazar görünümüne büründü. 
Köyde yaşayanlar için artıları da var eksileri de bence. Gelir düzeyleri artmış olabilir fakat  eskiden sakin ve huzurlu bir hayat yaşarken; şimdi sabah pencerelerini açtıklarında sokaklarda turist sesleri duymak güzel olmasa gerek.
Şirince'ye kadar gitmişken kesinlikle meyve şaraplarının tadına bakın derim. Çok leziz oluyorlar. Ayrıca şarap almak isterseniz Ayva şarabını şiddetle öneririm. Bir şeyler yemek için mola verecekseniz karışık sıcak ot tabağı güzel bir tercih olabilir. 
Bunu yanı sıra pazarda gezerken köylülerin kendi yapımı olan nar ekşisine denk gelirseniz tereddüt etmeden alın. Mis gibi tatı var.






Güzel doğası, sıcak insanları ve tembel kedisi ile Şirince Köyü oldukça güzel. Bu yazı ve görseller sayesinde tüm bu güzellikleri ölümsüzleştirdim. Bence güzel oldu. Ya sizce? 

Şimdi yarısı soğumuş kahvem ve gökyüzünü kaplayan yağmur bulutlarında bakıp ahh ne güzel sıcacıktı oralar deme vaktidir. 

Bir sonraki yazıda görüşünceye kadar şen ve esen kalın. 
Sevgiler. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

5 Temmuz 2018

Efes Antik Kenti | Quick Travel Guide: Efes, Izmir, Turkey

İzmir konum itibariyle çok güzel bir yerde. Gezilecek görülecek yerler hemen yanı başınızda. Sanırım yerli ve yabancı turistlerin denizden sonra en fazla ilgi gösterdiği üç lokasyon; Efes, Meryem Ana Evi ve Şirince Köyü. Ben de İzmir ziyaretimde bir günümü bu muhteşem üçlüye ayırdım.
İlk durak Efesti. Daha önce de gittim Efes'e ama nedense blogda bir yazı yazmamışım. Enteresan...

Efes Antik Kenti

Tiyatrosu, kütüphanesi, pazar yolu, şimdilerde göremediğiniz limanı ile kocaman bir kent Efes. İzmir'in Selçuk ilçesinde yer alıyor. Gezmek için en güzel zaman az güneşli bir gün. Çünkü içinde sizi güneşten koruyacak hiçbir gölgelik alan yok. Ve yürüyeceğiniz için kesinlikle rahat bir ayakkabı giymelisiniz. Güneş kremi sürmeyi ve çantanıza bir şişe su atmayı unutmayın. Ben ilk ziyaretimi ağustos ayında yaptım ve resmen kavruldum. Bu acı tecrübeden dolayı ikinci gidişimde hazırlıklıydım. Efes Antik Kenti'nin büyük bölümü yok olmuş ama bu ona görkeminden hiçbir şey kaybettirmemiş. Kenti gezerken, o zaman şartları göz önüne alındığında, nasıl inşaa edilmiş diye hayranlık duymamak elde değil. 

Büyük Tiyatro 

24.000 kişilik kapasitesiyle antik dünyanın en büyük açık havası tiyatrosu Efes sınırları içerisinde yer alıyor. Üç katlı olan bu tiyatronun maalesef ki sahne bölümü bozulmuş. İçinde halen konserler düzenleniyor. Benim ziyaret ettiğim dönemde bir piyanist prova yapıyordu. Eğer sahnede prova yapan biri yoksa, bir arkadaşınızı merdivenlerden yukarı gönderin ve siz de sahneden çok kısık sesle bir şeyler söyleyin. Sonra arkadaşınıza ne söylediğinizi sorun. Aranızda o kadar mesafe olmasına rağmen sizin ne söylediğinizi duymuş olacaktır. 


Celsus Kütüphanesi

İsmin babası Romalı Senatör Celsus. Zamanında 14.000 kitaba ev sahipliği yapmış bir kütüphane duruyor karşınızda. İnsan nasıl hayran olmasın böyle güzel bir yapıya. Depremlerden dolayı zarar gören yerleri restore edilmiş tüm görkemiyle geleni karşılıyor olması çok güzel. Sağ tarafında ise Agora Güney Kapısı var. 



*Fotoğrafın üstüne tıklarsanız görsel büyüyecektir. Böylelikle daha rahat okunabilir.

 Kuretler Caddesi

O zamanların İstiklal Caddesi ile tanıştırayım sizi. Şehrin en işlek caddesi olan bu cadde oldukça geniş. 


Tuvaletler ve Hamamlar

Şehrin en enteresan yerlerinden biri bu tuvaletler olsa gerek. Böyle açık alanda tuvaletini yaparken insanlar sohbet ediyorlarmış. Bunu ben değil, oradaki meraklı uzakdoğulu turistlere hikayeler anlatan rehber diyor. Kız ısrarla üstü kapalı değil mi diye soruyordu? (Degilmiş) Böyle yan yana dizili olmalarına şaşırmıyor da üstünün açık olmasına şaşırıyordu en son. Tuvaletin hemen yanında ise yıkanma yerleri mevcutmuş. Umumi tuvalete alışığız tamam da böylesi biraz fazla umumi değil mi?



Trajan heykeli 

Bu fotoğrafta devasa bir Trajan heykeli olması lazımdı. Ama yok. Sadece bir ayağı ve ufak bir iki parçası kalmış. Heykelin geri kalanı ise bulunamamış. Kusura baklasınlar ama kesin birileri çalmıştır o heykeli. Böyle düşünmeme neden olan Almanya'da gezdiğimin müzeler. Adamlar utanmasalar İzmir'in hepsini müzelerine taşıyacaklarmış. Yani bu heykelin de böyle bir olaya kurban gittiğini düşünüyorum.


Şehir Limanı

Günümüzde sadece maket sayesinde görebildiğimiz şehir limanı. 



Hadrian Tapınağı

O dönemde ünlü imparatorların tapınakları yapmak bir gelenekti. Tapınak Efes Antik Kentin göz alan yapılarında biri. Tapınağın kenarlarda yer alan işlemeler bir hikaye anlatıyor. 

Bu taş neyin bir parçası bilmiyorum. Kalp şeklinde duruşu ile yol kenarında gözüme çarptı. Belki çok duygusal bir taş ustasının ellerinde şekillendi kim bilir?

  Oldukça uzun bir gezi sonrasında Efes Antik Kentten ayrılıp diğer lokasyonlar için yola çıkmadan önce enerjimin hiç bitmediğinin kanıtı olarak da bu fotoğraf burada kalsın.
Sanırım ben güneş enerjisi ile çalışıyorum. Güneşli günlerde enerjim her daim yüksek.


Bol fotoğraflı bir yazı oldu bu. Sırada Meryem Ana Evi ve Şirince köyü yazıları var. Onlar da en az bu yazı kadar bol fotoğraf içerecek. Demedi demeyin. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

3 Temmuz 2018

Krakow Gezi Rehberi | Quick Travel Guide: Krakow, Poland




Krakow bazen gezginciler için sadece bir durak görevi görüyor. Bazen de uzun uzadıya gezmek ve bu şehrin keyfini çıkarmak isteyenlere ev sahipliği yapıyor. Krakow gezi rehberini kısıtlı süre zarfında Krakow'da bulanacaklar için hazırladım. Bu rehber sayesinde Krakow'u keşfetmek için ihtiyacınız olan sadece 2 gün, rahat bir ayakkabı ve bir mont. Zira Krakow'un havasına pek güven olmuyor. Yaz ayında olmamıza rağmen hava oldukça soğuk.
Hazırsanız başlıyoruz.

1- Stare Miasto - Krakow Old Town



Krakow'da her yol Rynek Glowny'ya çıkar. St. Mary's Basilica'sının (Mariacki Kilisesinin) görkemi sizi büyülerken; meydanın tam ortasında bulunan Sukiennice ( Eski Kumaş Pazarı) içindeki hediyelik eşya dükkanları ilginizi çekebilir. Buram buram tarih kokan meydanı gezmek ile Krakow turuna başlamış olursunuz.

2- Planty Park



Old Town çevresini sarıp sarmalayan, yaklaşık 4 km uzunluğundaki parkta yürümeden Krakow'dan ayrılmayın. Old Town gezinizden sonra dinlenmek ve meşhur Krakow simidinin tadına bakmak için Park Planty harika bir seçimdir. Özellikle yaz aylarında devasa ağaçları ile yeşile doymanıza yardımcı olur. Krakow'un her yerinde karşınıza çıkan ve paytak paytak yürümeyi uçmaya tercih eden güvercinler de bu kısa molanızda size zevkle eşlik eder.

3- Czartoryski Museum




Krakow müzeleri bakımından oldukça zengin bir şehir. Kısıtlı sürede hepsini gezmek imkansız. Eğer bir bakıp çıkacak kadar vaktiniz varsa; Krakow'a kadar gelmişken, Leonarda da Vinci'nin Lady with an Ermine adlı tablosu görebilmek adına Czartoryski Müzesini ziyaret edebilirsiniz. Ayırabilecek yarım gününüz varsa, Wieliczka tuz madeni görülmeye değer. 3 saatlik tur beni yorar başka ne önerirsin diyorsanız, meydanın altında yer alan Krakow Tarihi müzesini bir saatle gezebilir ve Krakow hakkında daha detaylı bir bilgiye sahip olabilirsiniz.

4- Wawel Kalesi



Krakow'un simgesi haline gelen kalenin yapım tarihi 13. yüzyıllara dayanıyor. Polonya krallarına ve bir dönem Hitlere ev sahipliği yapmış olan kale, şimdilerde tüm görkemi ile turistlere poz veriyor. İçinin belirli bir kısmını ücretsiz gezebiliyorsunuz. Kral mezarlığını ve Kraliyet hazinesini görmek isterseniz bilet almanız gerekiyor. Kalenin bahçesi de en az içi kadar ilgi çekici. Bahar aylarında açan çiçekler ile görülmeye değer bir yer halini alıyor. Yılbaşı arifesinde, fotoğrafta gözüken devasa çam ağacını süsüyorlar. Yazı ayrı, kışı ayrı güzel diyebiliriz. Wawel'e kadar gitmişken 6 Zloty ödeyerek efsanelere konu olan Wawel Ejdarhasının yaşadığı mağarayı ziyaret etmeyi unutmayın.

5- Wisla - Vistül Nehri



Polonya'nın en uzun nehri olan Wisla'nın kıyı şeridi; uzun yürüyüşler ve dinlenmek için yerel halk tarafından en çok tercih edilen yerlerin başında geliyor. Krakow'u yaz ayında ziyaret etmeyi planlıyorsanız, bisiklet kiralayıp nehir kenarında tatlı bir turdan sonra yorgunluk kahvesi için molası verebilirsiniz. Kış ayında ise -25 dereceye inen hava sıcaklıklarına bir tepki olarak koca nehrin nasıl donduğuna tanıklık edebilirsiniz.

6- Kazimierz


Kazimierz bölgesi, Yahudi mahallesi olarak bilinen Krakow'un en ilgi çekici yerlerinden biri. Bölgede tasarımları ile dikkat çeken sayısız kafe var. Kazimierz'in ana meydanında Krakow'un meşhur atıştırmalığı olan zapiekanka'yı tadabilirsiniz. Ana meydanda dönem dönem kurulan antika pazarında ilginç eşyalarla karşılaşabilirsiniz.

7- Schindler'in Fabrikası



Krakow Nazi soykırımının etkilerini iliklerine kadar hissetmiş bir şehir. Kısa bir ziyarete Auschwitz gezisini sığdırmak zor olabilir. Fakat Kazimierz bölgesine yakın; Schindler'in Listesi filmine konu olmuş, Oscar Schindler'in fabrikasını ziyaret edebilirsiniz.

Kısa bir sürede Krakow'u verimli bir şekilde gezmenizi sağlayacak yerlerden bahsettim.
Krakow hakkında daha detaylı bilgilere ihtiyacın varsa aşağıda yer alan yazılarıma da göz gezdirebilirsiniz.

Krakow'da araba nasıl kiralanır?
Polonya'dan hediye olarak ne alınır?  
Krakow'da Erasmus
Mükemmel Şehir Nowa Huta
Krakow'dan Kış Manzaraları

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş: