30 Aralık 2018

Kahve Bahane #35


Senenin son kahve bahane yazısı ile buradayım. Bu yazıma yeni aldığım mini moka pot ile hazırlanmış kahvem eşlik ediyor. Misler gibi oldu. Uzun zamandır almayı düşünüyordum. Bir ara kahve makinesi mi alsam dedim. Ama böyle küçük şeyler daha şirin geliyor bana. Ben de tercihimi küçük olandan yana kullandım. Süt köpüğü yapmak için minik bir köpük yapıcı el mikseri aldım. Böylelikle evde cappuccino yapma zevkine eriştim.



Çift rakamları sevmediğimden dem vururdum hep, sanırım bu sene sayesinde artık çift rakamlara daha ılımlı yaklaşacağım. Çünkü bu yıldan genel olarak memnun kaldım. Aslında bu yılın bana kattığı en büyük artı, kendimi sevmeyi keşfetmem oldu. Geçen yıllara oranla hayata daha pozitif baktım ve yılın sonuna doğru da bu pozitifliğin meyvelerini topladım.

Pozitiflikle mi alakalı, alışmaya başlamamla mı bilemiyorum lakin bu sene kış aylarını güzel karşıladım. Öyle ki snowboard yapmak için kayak pistine bile gittim geçen hafta. Normalde hava sıcaklığı 18 derecenin altına düştüğünde isyan eden ben, -2 derecede kar yağışı altında pistte 3 saat geçirdim. Geçen sene buz patenini denemiştim. Hatta nasıl beceremediğime dair buz pateni yapmanın incelikleri  adlı bir yazı yazmıştım. Buz pateninden sonra oluşan korkudan dolayı snowboard yapma fikri beni biraz gerdi. Fakat denedikten sonra iyi ki gitmişim dedim.




Arkadaş bizi başlangıç pistine götürmektense bayağı herkesin kaydığı pistin en tepesine çıkardı. Bir iki hareket gösterdikten sonra, "hadi ben gidiyorum. Aşağıda görüşürüz" dedi. İlk denemem olmasına rağmen board ile oldukça iyi anlaştım. İlk gün ancak board üzerinde durmayı öğrenirsin demişlerdi bana. Bende öyle olmadı. Kaymayı başardım. Tek sıkıntı boarda yön vermekte. Biraz hızlanınca korktuğum için kendimi yere atıp duruyordum. Pistte geçirdiğim zaman dilimi içinde çok eğlendim. Düşmesi kalkması her şey oldukça eğlenceliydi. Yaşadığım yer bu spor dalı için biçilmiş kaftan niteliğinde. Sanırım bundan sonra fırsat buldukça kendimi pistlere atacağım. 
Bu arada kara o kadar çok alıştım ki bir iddia sonucu karla kaplı masaya yüzümü gömdüm. Montumun fermuar izleri de Y şeklinde çıkmış. Ama siz siz olun denemeyin. Sonrasında yüzünüz donuyor. Benden söylemesi.


Asıl güzellik sonradan gittiğim termal otelde beni bekliyormuş. Hava 0 derece ve kar yağarken açık havuzda yüzdüm. Sıcak suyun içinde sırt üstü yüzerken kar taneciklerinin yüzüne düşmesi; ben sadece masallarda olur sanıyordum. Bir saat boyunca suyun içindeydim. Bol bol gökyüzüne baktım. Kendi kendime "bu anı hafızana iyice kazı Yasemin, iş yerinde sıkıldığın zamanlar gelirse, bu anı hayal etmeyi unutma" dedim.


Noel bayramı böyle dolu dolu geçti benim için. Ayrıca Krakow'da bunları yapabilmek için çok fazla bütçe ayırmanıza gerek yok. Fiyatlar Türkiye'de olduğu gibi uçuk değil.

Çalışmaya başladıktan sonra evde masamda zaman geçirdiğim zaman dilimler kısalmaya başladı. Kısıtlı zaman dilimlerinde boyalarımı çıkartarak mini bir tuvale korkuluk çizdim. Sanırım bu gidişle masanın üstü korkuluk dolu tuvaller ile dolup taşacak.





Gündüz evde olmayınca yaptığım şeylerin fotoğrafını çekme işi hafta sonlarına sarkıyor. Senenin ortasında başlayıp yakın zamanda bitirdiğim karınca da bunlardan biri. Aydınlık bir zaman dilimi yakalayıp fotoğrafını çekmeyi başardım sonunda. Kendisi Bir Tutam Karınca'nın maskotu artık.




Çalışma hayatına başladığımda bu kez kendi kendime söz verdim. İşe kendini fazlasıyla kaptırıp hayattan zevk almayı unutmayacağım dedim. Umarım 2019 yılında bu sözümü tutabilirim. Sanırım 2019 yılından beklentim bu. Hayattan zevk alarak yaşamaya devam edebilmek.

Şimdilik benden bu kadar. Hepinize mutlu seneler diliyorum.
Şen ve esen kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

29 Aralık 2018

Yılbaşı Hediyesi Çekiliş Sonucu


Geçen hafta yılbaşı için hediye çekilişi yapacağımı duyurmuştum. Bugün sabah, bilgisayarın başına geçer geçmez çekilişi yaptım. Çekiliş için cekilişyap.com adlı siteyi kullandım. Oldukça kolay ve şeffaf. Daha önce katılımcıları excel dosyasında kayıt altına almıştım. Listeyi kopyalayıp yapıştırım.

Bu sene Bir Tutam Karınca'nın yılbaşı hediyesi sevgili Pınar'a gidiyor. Çekilişe hem blog üzerinden katıldı. Hem de instagramdan dahil oldu. Ve instagramdan ben de varım dediği yazısı ile çekilişi kazandı.

Katılan herkese teşekkür ederim. Bana çıkmaz demeyin. Şansınızı deneyin. Seneye yeni bir yılbaşı çekilişinde görüşmek üzere. 2019 yılının size istediğiniz güzellikleri getirmesi dileğiyle.
Sevgiler.




✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

24 Aralık 2018

Krakow'un Noel Ruhu


Avrupa şehirlerinde noel ruhu diye bir kavram var. Her sene özenerek sokakları süslüyorlar. İnsanların alışveriş yapıp vakit geçireceği mini dükkanlar kuruyorlar. Krakow'da geçirdiğim dördüncü noel olacak. Bu sene sokak süslerini geçen seneye kıyasla daha çok sevdim. Bakalım 31 Aralık akşamı için nasıl bir organizasyon yapacaklar. Geçen sene meydanda oldukça büyük bir sahne vardı. Havai fişek gösterisi yaptılar. Bu sene hayvanları korkuttuğu için havai fişek gösterisi yapılmayacak diye duydum.

Geçen senelerde noel pazarında gün içinde gezip fotoğraf çekebiliyordum. Bu sene işe başlayınca gün içinde pazarı ziyaret edip bol bol fotoğraf çekemedim. Hafta sonu kısıtlı bir sürede pazarı ziyaret edip blog için birkaç kare fotoğraf çekmeyi başardım.
Hava oldukça kasvetli. Neredeyse bir aydır güneşe hasret kaldık. D vitamini içip, güneşin bizi selamlayacağı günleri iple çekiyoruz.


Pazarın içinde böyle bir çorbacı var. Soğuk havalarda sıcacık çorbalar ile insanın içini ısıtıyorlar. Hepsi de Polonya'ya özgü çorbalar. Benim favorim Zurek.





Gece ışıklandırması ile pazar daha güzel gözüküyor. Gece fotoğraflarını çektiğim gün hafif bir kar yağışı vardı. Orta Çağ'dan kalma evler, at arabası, hafifçe yağan kar; kendimi film setinde hissetmeme neden oldu.







Bu sene şehirin belli yerlerine melekler ve melek kanatları koydular. Ben o detayları çok sevdim. Sanırım Krakow halkı ve turistler de çok sevdi. Neredeyse herkesin o melek kanatları ile fotoğrafı var.



Anlayacağınız Krakow ışıl ışıl sokakları ile şirinliğine şirinlik kattı. Bana da bu güzelliklerin keyfini çıkarmak düşüyor. Gördüğüm güzellikleri sizinle paylaşıyorum. Çünkü güzel şeyler paylaşıldıkça daha derin anlamlar kazandığına inananlardanım.
Sevgiyle kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

23 Aralık 2018

Kahve Bahane #34


İstanbul özlemine ilişkin bir şeyler yazmak için oturdum bilgisayar başına. Tesadüf bu ya Kahve Bahane serisinin otuz dördüncü yazısına denk geldi. Otuz dört İstanbul'un plaka kodu. Özellikle işe gidiş ve geliş zamanlarında trafiği felç eden arabaların hemen hepsinde bulunan rakam.

Aslını söylemek gerekirse dün akşama kadar böyle bir özlem yoktu. Dün Türkiye'den yeni dönen arkadaşlarımla buluştum. Gitmeden önce birkaç mekan tavsiyesi vermiştim. Onlara gitmişler memnun kalmışlar. Uzun uzadıya gezi maceralarını dinledim. Onlar anlattıkça İstanbul'da arkadaşlarımla geçirdiğim günler geldi aklıma. Gecenin sonunda da ne çok özlemiş be dedim kendi kendime. Trafiğini değil, kalabalığını değil, arkadaşlarımı, yemeklerin güzelliği özlemişim.

Bu özlem duygusunun bir anda büyümesinin bir nedeni daha var aslında. Eskiden çalışmadığım için istediğim zaman diliminde Türkiye'ye gidebileceğimi bilmenin rahatlığı vardı. Şimdi beyaz yakalı olunca o rahatlık ortadan kalktı. Hani derler ya yasak olan şey insan daha cazip gelir. Benimki de o hesap oldu sanırım.

Polonya'da iş hayatına merhaba diyeli iki hafta oldu. Şimdilik her şey yolunda gidiyor. Yeniden şekillenecek hayat rutinime alışmaya çalışıyorum. Hedefim 2019 yılında iş sahibi olmaktı. Bu işe başlayarak bu hedefimi gerçekleştirmiş olmanın mutluluğu yaşıyorum. Bu iki haftada sağda solda o kadar çok lehçe duyuyorum ki; son iki gündür ciddi ciddi lehçe kursuna gidip, bu dili de öğreneme karar vermek üzerine düşünüyorum. İnsanlar mutfakta, tuvalette bir şeyler konuşuyorlar ve onları anlamıyor olmak beni bir miktar üzüyor. Sanırım yakın gelecekte bana kurs yolları gözüküyor.

İnsan sıkışık zaman diliminde öğrenmeye ve dolu dolu yaşamaya daha yatkın. Mesela ben ingilizceyi öyle öğrendim. Bankada tüm gün kafa patlattıktan sonra akşam yediden ona kadar, haftanın dört günü ingilizce kursuna gittim. Bu maraton böyle beş ay sürdü. Ve en verimli dönemimdi.
İnsanın vakti olunca; bugün yaparım, yarın yaparım diyor ve bir bakıyor hiçbir aksiyon almadan aylar geçmiş.

Bana işe başladın artık diğer hobilerinden uzaklaşırsın diyorlar. Aksine işe başladıktan sonra daha sıkı sarıldım hobilerime. Desen çalışmalarına başladım. Akşam yemekten sonra yorgunluk kahvemi yudumlarken çizim yapmak tüm günün yorgunluğunu üstümden atıyor. Desen çalışmasına başlamadan önce bilek alıştırması yaptım. Oldukça faydalı bir egzersiz. Çizime başlamayı düşünüyorsanız ara ara yapın derim.













Öyle hemen bitsin diye bir derdim yok. Yavaş yavaş çiziyorum. Çizgiler, günü geçirdiğim ruh halime göre şekilleniyor. Böylelikle ortaya farklı tarzda çizimler çıkıyor. Kalemlerime yenilerini ekledim. Sanırım bu desen çalışmalarını yapmaya uzunca bir süre devam edeceğim.

Buraya kadar hiç es vermeden yazdım. Masadaki kahvem bitti. Çizdiğim görselleri yazıya ekleyince içimde yeniden bir şeyler karalama istedi doğdu. Şimdi, özlem barındıran bu yazıyı sonlandırıp, fonda çalan fransız parçalar eşliğinde bir şeyler karalamaya devam etme vakti.
Güzel bir gün geçirmeniz dileğiyle.
Şen ve esen kalın.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

19 Aralık 2018

2018 Yılı Blog Değerlendirmesi



2018 yılı blog değerlendirme yazısını hazırlama zamanı geldi. Bakalım 2018 yılında Bir Tutam Karınca'da neler olmuş neler?

2018 yılında yetmiş iki adet blog yazısı yazmışım. Buların yirmi iki tanesi Kahve Bahane serisine ait. Kahve bahane serisini yazarken oldukça keyif alıyorum. Beni anlatan duygularımı yazıya döktüğüm, bir nevi günlüğe benziyor. Yeri geldiğinde altını çizerek belirttiğim gibi Bir Tutam Karınca tamamen kişisel bir blog. Bu nedenle de Kahve Bahane serisi bu blogun kalbi olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

2018 yılında Viyana, BrnoBarselona ve Türkiye'ye ait gezi notlarımı içeren sekiz yazı yazmışım. Bol bol görselli olan bu yazıları ara sıra açıp okumayı seviyorum.

2018 yılında okuduğum kitaplardan sekiz tanesi için blog yazısı yazmışım. Beni etkileyen kitapların izi silinmesin diye blogumda yer veriyorum. Bakalım 2019 yılında hangi kitaplar için yazı yazacağım.

2018 yılında bana bir cesaret gelmiş ve mikro öykülerimi yayınlamaya başlamışım. Blogda hali hazırda dört adet mikro öyküm var. Taslak halinde olan öykülerimi de 2019 yılında tamamlayacağım. Mikro dememin de bir nedeni var. Ben oldukça kısa yazıyorum. Bu nedenle türünü mikro olarak belirledim. Böyle bir tür yoksa bile artık var.

2018 yılında Krakow hakkında altı adet blog yazısı yazmışım. Aslında tüm yazılarımda Krakow ve Polonya hakkında bilgilere rastlamak mümkün. Bu altı yazı biraz daha spesifik konulara değindiğim yazılar olarak blogda yerini almış.

2018 yılında bloglar arasında eğleceli bir aktivite olan mim yazılarından iki tanesine ben de eşlik etmişim.

2018 yılında bloguma oldukça fazla trafik çeken bir yemek tarifi yazmışım. Bu tamamen bana sürpriz oldu. Yazarken bu kadar ilgi göreceğini düşünmemiştim. Bir anda organik trafiğim arttı. Bu senenin tıklanma şampiyonu açık ara Avusturya Usulü Patates Salatası tarifim oldu.

Geri kalan yirmi bir adet yazım ise herhangi bir kategoride değil. Aklama gelen, yazmak istediğim, ilgimi çeken ve araştırdığım konular hakkında bilgi içerikli yazılar olmuş.

2018 yılında Bir Tutam Karınca'da olup bitenler bunlar. Aslında bu içerik bir mim yazısı olarak da değerlendirilebilir. Ne dersiniz? Bunu bir mim yazısına çevirelim mi? Böylelikle siz de 2018 yılı için blogunuzda nelere yer verdiğinizi görebilecek bir zaman yolculuğu çıkmış olursunuz. Ben beş blogger arkadaşımı mimledim. Fakat mimlenip, mimlenmemek önemli değil. İçinizden yazmak geliyorsa mimlenmeyi beklemeden de yazabilirsiniz.

https://dikkatcekiyorum.blogspot.com/
https://ezgissimo.blogspot.com/
https://thesaglams.blogspot.com/
https://aslihanindunyasi.blogspot.com/
https://sadevederin.blogspot.com/


Sevgiler.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

17 Aralık 2018

Yılbaşına Özel Hediye Çekilişi


Blogumda geleneksel hale gelmesini istediğim yılbaşına özel hediye çekilişi için buradayım. 2018 yılına girerken de bir çekiliş yapmıştım. Aslında o tam olarak bir çekiliş sayılmazdı. Bir sene içerisinde bloguma en çok yorum bırakan iki okuruma Krakow'dan minik hediye paketleri göndermiştim.

2019 yılına girerken de buna benzer bir çekiliş yapma fikri vardı aklımda. Fakat yılı bitirmeme yakın iş görüşmeleri, bekleyişler ve yeni bir işe başlamanın heyecanı derken biraz geç kaldım. Yılın bu zamanları, yoğunluktan dolayı burada posta biraz gecikmeli işliyor. Türkiye'ye bir paketin ulaşması ortalama bir buçuk ayı buluyor.

Hal böyle olunca ben de bu sene Krakow'dan bir hediye paketi göndermek yerine, D&R online mağazada kullanılabilecek bir hediye kartı hediye etmeyi yeğledim. Böylelikle çekilişi kazanan kişi hediyesine hemen ulaşabilecek. Okumak istediği bir kitap olur, dinlemek istediği bir cd olur. Yani demem o ki ilgi alanı doğrultusunda hediye çekini kullanabilecek.

Şimdi niyetimi ve hediyenin ne olduğunu açıkladıktan sonra gelelim bu çekilişe nasıl katılacağınız kısmına.
Eğer hediye kartı benim olsun diyorsanız;
Öncelikle yorum kısmına katıldığınızı belli edecek bir yorum bırakanızı rica ediyorum. Blogumu da takibe alsanız güzel olur.  

Bu olmazsa olmazımız. Bunun dışındakiler ise kazanma şansınızı yükseltebilecek aksiyonlar. Yani paşa gönlünüze göre takılabilirsiniz.

** İnstagram kullanıyorsanız blogumun Bir Tutam Karınca adlı bir hesabı var. Hesabımı takip edip, çekiliş ile ilgili paylaştığım görseli kaydedip, yorum kısmına arkadaşlarınızı etiketlerseniz artı bir şansınız daha olur. (Lütfen çekiliş hesaplarını ve sahte hesapları etiketlemeyin. Burada amaç blog okumaktan keyif alan kişilere ulaşmak.)

*** Twitter kullanıyorsanız Bir Tutam Karınca  olarak orada da varım. Hesabımı takip edip, çekiliş ile ilgili gönderdiğim twitti beğenip, retweet yaparsanız artı bir şansınız daha olur.

**** Blogunuzda çekilişi duyuran bir yazı yazabilirseniz mutlu olurum. Böylelikle daha çok kişiye ulaşırım. Siz de artı bir şansa daha sahip olursunuz.

Bu yazısı hazırlarken blogumu Türkiye dışından okuyan arkadaşlarımı da unutmadım. Eğer çekilişi onlardan biri kazanırsa, D&R hediye kartını kullanamam ki derse ona farklı bir hediye alternatifi sunacağım.

Kimin kazandığını 29 Aralık Cumartesi günü, blogumdan, instagram hesabımdan ve twitter hesabımdan duyuracağım.
Umarım güzel bir etkinlik olur. Şimdiden herkese bol şans diliyorum.
Sevgiler.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

12 Aralık 2018

Kahve Bahane #33


Enteresan bir kahve bahane yazısı ile buradayım. Yakın zamanda yazdığım Sil Baştan adlı yazımda yeni bir iş bulduğumdan bahsetmiştim. O işin ayrıntılarını yazamadan, çok daha farklı şeyler gelişti. Şimdi eskiden yeniye sırayla her şeyi anlatma zamanı.

Sil Baştan adlı yazımda farklı iş kollarında çalışmayı deneyimlediğimi yazmıştım. O yazıya gelen yorumlardan bazıları beni şaşırttı. Mesela bir takipçim "asla kasiyerlik yapmam" demiş. Ben aslında insanların birçok şeyi deneyimlemesinden yanayım. Böylelikle hangi işi yaparken keyif alabileceğini görmüş olur diye düşünenlerdenim. Ayrıca yapmış olduğunuz her farklı iş size yeni bir şeyler öğretir. Neyse burayı çok uzatmadan asıl konuya devam edeyim.

Geçen ay başı oldukça tanınmış bir firma ile mülakat yapmıştım. Sonrasında ses çıkmadı. Benim için ingilizce mülakat yapmak bile büyük bir başarıydı. Bu yüzden tüh olmadı diyip yelkenleri suya indirmedim. Bu arada da Krakow'a bir Türk ile Lehin ortak işlettiği bir mekan açıldı. Ben de part time olarak orada işe başlamaya kadar verdim. Hem bir işim olacaktı. Hem de Leh çalışanları ve müşteriler sayesinde ingilizce pratik yapma şansı yakalayacaktım. Haftanın üç günü, dört saat gidip gelecektim. İş başı da yaptım hatta. Sadece bir hafta gittim gerçi. Üç günlük bu kısa maceranın sonunda kahve makinesi nasıl kullanılır öğrendim. Americano, cappuccino veya latte. İstediğinizi hazırlayabilirim artık.

Part time işime alışmaya çalışırken, iki hafta önce çalan telefon ile hareketli bir yaşama adım attım. O tanınmış firmadan iş teklifi aldım. Telefon çaldığında spor salonundaydım. Telefonun ucundaki ses halen iş ile ilgileniyorsam beni aralarında görmekten mutluluk duyacağını söylüyordu. Bana detayları mail atacağını söyledi. Tamam dedim demesine de bir yandan da emin olamıyordum. Acaba yanlış mı anladım dedim kendi kendime. Olur ya ingilizce belki başka bir şey söylemiştir de ben yanlış anlamışımdır.

İki gün mailin gelmesini bekledim. Polonya'da bu gibi işler yavaş işliyor. İkinci günün sonunda mail geldi. Resmen bir iş teklifim vardı artık. Çalışma iznim olduğu için hemen işe başlayabileceğimi söylediler. Sağlık raporumu aldım ve 10 Aralık tarihinde işe başladım.

Peki bu ne işi Yasemin diyorsanız, finans sektörüne geri döndüğümü söylemediğim içindir. Evet sen sekiz senelik bankacılık hayatını bırak, dört sene Krakow'da bolca kendine vakit ayır, sonra gel büyük bir şirkette accountant (muhasebeci) olarak işe başla. İşte hayat böyle sürprizlerle dolu.

Polonya'daki iş hayatına adım attım. Şimdi bir yandan ne gibi işler beni bekliyor, onları inceliyorum. Bir yandan da gözlem yapıyorum. İlerleyen zamanlarda Türkiye'deki çalışma koşulları ile Polonyada'ki çalışma koşullarını karşılaştıran bir yazı yazacağım. Bu arada sizinde aklına gelen sorular varsa, bana iletin. Onlar hakkında da yazabilirim.

Eskisine oranla daha sıkışık bir hayat düzeninin beni beklediğinin farkındayım. Artık kahve bahane yazılarımı ya akşamları ya da hafta sonları yazabileceğim. Resim defterim ve kalemlerimle gün içinde ayrı düştüğüm için akşamları bir şeyler karalayabileceğim. Sabah kitap okumalarına elvada dedim. Onun yerini gece okumaları alacak. Bu ilk hafta geçtikten sonra spora da kaldığım yerden devam edeceğim.
Çünkü iş hayatı, hayattan zevk almaya engel olmamalı.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

7 Aralık 2018

Mavi Damla


Kalbinin tam orta yerine mavi bir damla düştü. O ise tüylerini ürperten bu küçük damlayı yok olup gideceğini bildiği için önemsemedi. Daha önce kaç defa kalbine misafir olmuştu bu mavi damla. Ürpertisi geçtikten birkaç dakika sonra unuttu o damlayı. Yaşamına kaldığı yerden devam etti.

Damla, ilk önce düştüğü yere alışmaya çalıştı. Bu defa eskisi gibi sıcaklıktan buharlaşmaya hiç niyeti yoktu. Hayata sımsıkı tutunmaya karar verdi. Kendini büyütecekti. Bu sıcaklığı yok edecekti.
Günler geçtikçe katılaştı. Mavi bir buz parçasına dönüştü. İstediği oluyordu. Yavaş yavaş büyüyordu onun içinde.

Mavi damla büyüdükçe onu üşütüyordu. Zevk aldığı sabah kahvelerinin eski tadı yoktu artık. Yürüdüğü yollar huzur vermiyordu ona. Güneşli günleri çok sevmesine rağmen, artık güneş bile ısıtmıyordu içini. Bir şeyler değişiyordu ve o bu değişime bir anlam veremiyordu.

Zaman durmamak için yemin etmişcesine kendi ahenginde akıyordu. Günler haftaları, haftalar ayları kovalıyordu. Mavi damla ise her gün bir parça daha büyüyordu onun içinde.
Geçen bunca zaman sonunda, o artık aynaya her baktığında, içindeki soğukluğu hisseder hale gelmişti. Hiçbir şeyden zevk almıyordu. Hüzünlerinin, acılarının ve mutluluklarının ruhunda bıraktığı etkiler eskisi gibi değildi. Önce ruhunu teslim etmişti mavi damlaya. Şimdi sıra gözbebeklerindeydi. Çakmak çakmak bakmıyordu artık gözleri. Mavi damlanın donuk ışığı oraya kadar ulaşmıştı.

Kendine bile yabancılaşırken nasıl sevebilirdi bu hayatı. Mavi damlanın dokunlaştırdığı bakışları ile ellerine baktı kısa bir süre. Gördüğü eller onun değildi sanki. Parmak uçlarına kadar hissedebiliyordu mavi damlanın soğukluğunu, onu soğuttuğunu.

Tam bu düşünceler içinde boğulurken, ansızın kendini yok etme duygusu yerleşti aklının bir köşesine. Mavi damlanın esiri olan bedenini soğuktan korumak adına (ki üşümüyordu eskisi gibi, onunki sadece bir alışkanlıktı) paltosunu aldı. Evindeki ışığı kapattı ve kapıyı kilitlemeden evden ayrıldı. Merdivenlerden inerken nereye gideceğine dair bir fikri yoktu. Donan ellerini istemsizce paltosunun büyük ceplerine soktu. Bedeni gibi buz tutmuş şehrin karanlık sokaklarında yürümeye başladı. Alışkanlıktan mıdır bilinmez, adımları onu her gün işe giderken geçtiği minik köprüye doğru götürdü. Köprünün üzerinde geldiğinde havanın esintisine aldırmadan durdu. Donan nehiri seyretti donmuş gözbebekleri ile.

Usulca paltosunu çıkardı. Hissedemediği soğukla bütünleşti. Elleriyle köprünün tırabzanlarını kavradı. Botlarının ağırlıklarına aldırmadan parmak uçlarına doğru kalkıp, donan ruhunu ve bedenini hafifçe öne doğru itti. Gözleri donmuş nehir ile buluştu. Bu onun kırılacağı son noktaydı. Bedenini kalbi gibi buz tutmuş nehirin sularını üstüne bıraktı. Köprüden düşen bedeni, adeta bir cam bardak gibi tuzla buz oldu.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

23 Kasım 2018

Sil Baştan


Kahve Bahane yazılarımı camın önünde duran masamda, kahvemi yudumlarken yazıyorum genelde. Bugün de sil baştan adlı yazımı yazmak için geçtim masa başına. Görüş alanımda bir banka şubesi var. İç konsepti çalışma hayatımın hatırı sayılır zamanını geçirdiğim banka ile neredeyse aynı. Takım elbisesini giymiş, masasının başında saatlerce kalkmadan çalışan banka elemanına takılıyor bazen gözüm. O görüntü beni geçmişe götüren bir zaman kapsülü gibi adeta. Hayırdır Yasemin! "geçmişe özlem dolu bir yazı mı bu" diye düşünüyorsanız yanıldığınızı şimdiden söyleyeyim.

Hayatımın birçok zamanında, Şebnem Ferah'ın da söylediği gibi sil baştan başladım. Şu an yaşadığım zaman diliminde aldığım kararlardan biri de tam olarak bu tanıma uyuyor. Bana tamamen yabancı olan bir iş buldum ve part time çalışmaya karar verdim.

Sil baştan başlamak tanımı kimini oldukça korkutur. İnsanlar bulundukları rutin hayattan çıkmaya, konfor alanını terk etmeye pek yanaşmaz. Bunlara yanaşmadığı sürece, belki daha fazla keyif alacağı şeylerin keşfinden de mahrum kalır aslında. Bu satırlara en çok yakışan söz; "denemeden, neyin doğru olduğunu bilemezsin" sözü sanırım.

Çalışma hayatıma ilk olarak bir devlet kurumda sözleşmeli personel olarak başladım. Genel olarak keyfim yerindeydi. Memur hayatına insan çabuk alışıyor. Elektrik fatura tahsilatını yapıyordum. O zamanlar böyle otomatik ödeme ve banka sistemleri çok gelişmemişti. Son ödeme günlerinde, veznenin önünde metrelerce kuyruk olurdu. Bir hafta süren yoğunluktan sonra, üç hafta oldukça sakin geçiyordu. Hayatımda ilk defa çuvalla parayı orada gördüm mesela. Görmek güzel de o para senin olmayınca, sayması tam bir işkence.

İki yılın sonunda büyük bir market açılacağını duyup, başlarım böyle memurluk hayatına dedim ve açılacak markette muhasebe elemanı olarak çalışmak için cv gönderdim. Gel başla dediler. İstifa ettim. Lakin evdeki hesap çarşıya uymadı. Benden daha tecrübeli ve birazcıkta torpilli birini muhasebeye almaya karar verdiler başlamama günler kala. Seni kasiyer olarak alacağız dediler. Mis gibi memurluğu bırakıp, kasiyer olma fikri bünyeme ağır geldi. İlk iki, üç gün ağlayarak işe gittim. On saat bazen on iki saat çalışmak beni sarsmıştı. Ama pes etmedim. Birinci ayın sonunda kasa şefi, üçüncü ayda ise muhasebe departmanında bir masa sahibi oldum. Torpille işe aldıkları kız istifa edince, muhasebe departmanındaki tüm işler bana kaldı. Bir senenin sonunda neredeyse tek başıma bir market idare edebilecek bilgi birikimine ulaşmıştım. O işin en havalı kısmı ise paraları bankaya götürdüğüm zamanlardı. Filmlerde gördüğünüz para çantaları vardır ya, hani açınca içinde sıra sıra paralar olur. O çanta ile giderdim bankaya. Müdür bey, böyle zayıflık iyi değil, bir gün çantayı çalmak isterlerse senide kapıp götürürler, azıcık yemek ye derdi.

Markette ikinci yılımı doldururken ana merkezden bilgi işlem birimine geçiş yapmamı istediler. Gitmedim. Sonra bulunduğum şehirin bir ilçesine yeni bir mağaza açmaya karar verdiler. Oraya seni ikinci müdür yapalım dediler. Tam bunlar konuşulurken ben bir bankanın eleman aradığı duyumunu aldım. Başvuru yaptım. Mülakat İstanbul'da olacak dediler. Ben de mülakata gitmek için izin istedim. Tabii izin vermediler. Ben de istifa ettim. Herkes şok oldu. Resmen tırnaklarımla kazıdığım işimden istifa etmeme akıl sır erdiremediler.

Banka mülakatına gittim. Beni işe almazlarsa ne yapacağıma dair en ufak bir fikrim yoktu. Anneme artık geri dönmem ve İstanbul'da bir iş bulmaya çalışırım dedim. İki haftalık sancılı bekleyişin sonunda, banka hadi iyisin Yasemin seni seçtik dedi. Böylelikle yine vezne elemanı olarak en alt kadrodan işe başlamış oldum. Çok kısa sürede bireysel kredilere, oradan kredi operasyon birimine geçiş yaptım. Üç sene şubenin tozunu yalayıp yuttuktan sonra (şubedeki bazı sıkıntılardan dolayı) başlarım böyle işe dedim. İstifa ettim. Çıkış görüşmesine gittiğimde tüm sıkıntıları ve yapılan haksızlıkları açık açık anlattım. Biz size geri döneceğiz dediler ve iki gün sonra istifamı kabul etmediklerini yazdılar. Gelen mailde sizinle çalışmaya devam etmek istiyoruz, gel seni genel müdürlük bölümüne gönderelim dediler.  Bi havalı oldu. İtiraf etmeliyim. Şube müdürüne güzelce bir bye bye dedim ve genel müdürlük biriminde ticari krediler operasyon bölümüne geçtim.

Bankacılıkta geçen yedi senenin sonunda, sadece işi değil, evi ve ülkeyi de değiştirmeye karar verip yeniden istifa ettim. Zaten sonrasındaki hikayeyi biliyorsunuz.

Şimdi yeniden başlamak adına, diline yabancı olduğum bir ülkede, içimde biraz heyecan ve biraz kaygı ile ilk adımı atmak için saatleri sayıyorum. 

Sanırım tam bu noktada güzel dileklerinize ihtiyacım var.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

9 Kasım 2018

Koşmasaydım Yazamazdım



"Koşmasaydım Yazamazdım" Haruki Murakami'nin kaleme aldığı bir kitap ismi. Kitaptan bir sohbet sonucu haberdar oldum. Okumak için listeye ekledim ve geçen günlerde başlayıp bu sabah bitirdim.
Kitap, Haruki Murakami'nin iki yıllık koşu serüvenini anlatıyor. iki yıllık süreçte dönem dönem kaleme aldığı notlarını bir araya getirip kitap olarak okuyucusuyla buluşturmuş.

Kitabın kısa tanıtımından sonra, koşunun bende hissettirdiklerini anlatmaya geldi sıra. Hayat rutinimin içine koşmayı da dahil etmeye başladım diyebilirim. Altı aydır, düzenli olarak koşmaya özen gösteriyorum. Bu süreçte üç yarışa katıldım. Gün geçtikçe de koşu performansım artıyor. Mesafeyi uzatabiliyorum.

Koşmak zor, ben koşamıyorum diyenler var çevremde. Böyle dediklerinde bir şans verin diyorum onlara. Belki çok seveceksiniz. Belki ruhunuza çok iyi gelecek. İnsan denemeden ona neyin iyi geleceğini bilemez ki!

İlk başladığım zamanlar iki kilometre koşmak bile beni nefes nefese bırakıyordu. Düzenli antrenmanlar sonrası bir gün bir baktım, dört kilometreyi çok rahat bir şekilde koşabiliyorum. Sonra yedi kilometrelik bir yarış vardı. Şansımı denemeliyim dedim ve kayıt oldum. Artık hedefim de belliydi. Bu hedef doğrultusunda çalıştım ve o gün gelince yedi kilometreyi bitirdim.



Bu hafta başı on kilometre için kolları sıvadım. Kendime yeni bir rota ve yeni müzikler buldum. Yol ayaklarımın altında aktı gitti resmen. On kilometreyi tamamladığımda başarmış olmanın mutluluğunu yaşadım. Zihnimin tam anlamıyla temizlendiğini hissettim.
Sürdürebilmek, ritmi kesmemektir. Uzun soluklu çalışmalar için bu önemli. Ritim bir kez belirlendikten sonra gerisi bir şekilde hallolur.

Kitaptaki en güzel sözlerden biri bu sanırım. Başarının sırrı kesinlikle bu.

Koşmak için belirli bir modda olmak da gerekmiyor. Keyifliyken koşuyorum, üzgünken koşuyorum, sinirliyken koşuyorum. Koştuktan sonra tüm o kötü düşüncelerden eser kalmıyor aklımda.
Koşunun hayatıma kattığı bir güzellik ise yazma isteğimi en üst seviyelere çıkarması. Keyifli bir günümdeysem, koşarken aklıma türlü şeyler geliyor. O kadar güzel yollarda koşuyorum ki, manzaranın güzelliği sanırım ruhumu işliyor. Bazen durup birkaç kare fotoğraf çekiyorum. Bazen de ritmimi bozmamak için gördüğüm güzel manzaraları kendime saklıyorum.

Bu hafta koşarken durup birkaç kare fotoğraf çektim. Şimdi sizi o fotoğraflar ve mikro hikayem ile baş başa bırakma vakti.







Puslu Kıtalar Atlasın'da bir Şato vardı. Şato'nun kalesinde Kör Baykuş yaşardı. Kör Baykuş, yoldan geçenlere; "Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın; Unutma Hiçbir Şey Eskimez Mutluluk Kadar" diye fısıldardı. Bunu duyanlar derin düşüncelere dalıp " İçimizdeki Şeytan olmasa, belki de mutlu olabiliriz" diye geçirirlerdi akıllarından. Birçoğu Çocukluğum geçti gitti. Şimdi benden geriye Bitik Adam kaldı diye hüzünlenirdi. Bazıları ise "olsun, Olduğu Kadar Güzeldik" derdi usulca.

Bu hikayede dokuz adet (daha önce okumuş olduğum) kitap ismi saklı. Bu hafta koşarken aklıma geldi. O zaman hikayenin kapanış cümlesini de yazıya en uygun olan kitap ile yapma zamanı;
"Koşmasaydım Yazamazdım"

Tüm kitap ve koşu severlere sevgilerimle.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

1 Kasım 2018

Kahve Bahane #32


Kahve bahane arşivi gün geçtikçe büyüyor. Ben yazmaktan siz de okumaktan zevk aldığınız sürece kahve bahane serisi blogda hep var olacak. Üstüne basa basa söylediğim bir şey var. Bir Tutam Karınca tamamen kişisel bir blog. Bir ticari kaygısı yok. Okunduğu ve yorum aldığı zaman mutlu oluyor. Hepsi bu.

Arada bir farklı konular hakkında yazıyorum. Onların çıkış noktası da aslında merak ettiğim şeyleri araştırırken, bunu bloga yazayım da benim gibi merak eden birileri varsa nasiplensin düşüncesi. Mesela Çantanın Tarihi  adlı yazım ve bu yazıdan önce yazdığım Halloween Cadılar Bayramı yazım böyle oluştu.

Kahve bahane yazısının görsellerini, daha kaliteli ve göze hitap ettikleri için genelde internetten buluyorum. Bugün uzun bir yürüyüşün ardından, minik bir kafede leziz bir kahve içtim. Kahvemi yudumlarken bir sonraki kahve bahane yazısının görseli de benim objektifimden olsun dedim. Yazının başında yer alan görselin hikayesidir bu. 


Polonya'nın dini bayramları bize kıyasla çok fazla. 1 Kasım günü de mezarlıkları ziyaret ettikleri özel bir gün. Bu özel günde, mezarlıklar nasıl oluyor diye oluşan merakı gidermek adına, ben de Krakow'da yer alan bir mezarlığa gittim. Oldukça kalabalıktı. Krakow'da böyle kalabalık ortamları gördüğüm günlerin sayısı pek azdır. Mezarların hepsi çok bakımlıydı. İnsanlar çiçekler ve mumlar alıp ziyarete gelmişlerdi. Mezarlıkları ziyaret etmek insanda hoş bir etki bırakmıyor tabii ki. İnsanın içini garip bir hüzün kaplıyor. Ve aslında kafamıza taktığımız şeylerin pek de önemli olmadığını bize hatırlatıyor.




İş arama sürecim devam ederken, iki hafta önce girdiğim mülakattan bir ses çıkmamasına biraz üzülmüş olabilirim. Heyecanımı bastırıp, kendimi ingilizce ifade etmek beni bir hayli zorluyor. Aslında ben elimden geleni yaptığımı düşünüyorum. Sanırım artık vitesi ikiden üçe çıkarma zamanı geldi. Yine biraz zorlamak ve bir tık ileriye taşımak lazım ingilizceyi. Nasıl olacak pek bir fikrim yok. Bazen motivasyonum düşüyor. Olmuyor Yasemin, sen de ancak bu kadar yapabiliyorsun diyorum kendime. Sonra hadi biraz daha dene. Belki bu kez olacak diyorum.


İkilemde kalıyor olmak zor. Başarmak için denemek lazım mottosundan yola çıkarak şimdilik gaz veriyorum kendime. Gazı verip vitesi bir üst vitese atarsam belki bu sefer olur. Neden olmasın?
Bir çin atasözü der ki; Başarı belki insana çok şey öğretmez, fakat başarısızlık çok şey öğretir. 
Şimdi derin bir nefes alıp ileriye odaklanma vaktidir.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş: