29 Kasım 2017

Motifler İle Kindle Kılıfı Yapımı



Kindle ile aramdaki sıkı bağı bilenler bilir. Hani sorarlar ya "yanınızdan ayırmadığınız 3 eşyanız nelerdir?" diye. Ben buna gönül rahatlığıyla kindle diyebilirim. Çanta içinde çizilmemesi ve zarar görmemesi için ona birçok kılıf dikmişliğim var. Bu sefer bir farklılık yapıp rengarenk motifler ile bir kılıf hazırladım. Fikir annesi Ezgi'nin laptop kılıfı oldu. Çok da güzel oldu. Resmen çantamın içinde çiçekler açtı.

İşin en zor kısmı renklere karar vermekti. İpleri satın alacağım yere gidip o an gözüme çarpan renkleri alıp koşarak eve geldim. İp olarak YarnArt Jeans kullandım. Polonya'da üzerinde made in Turkey yazan şeylerle karşılaşıyorum bazen. Bu ipler de öyleydi.


Küçük motiflerden oluşması yapım aşamasını oldukça kolaylaştırıyor. İlk önce motifin ortalarını yaptım. 1 numara tığ kullandım.

Şimdi ben bunu yaparım diyenler için yapım aşamasını dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım.

Motif içi yapılışı: 

  •  5 tane zincir çekip minik bir halka oluştur.
  • 1 zincir çekip 2 adet tekli trabzan yap. ( tekli trabzan demek ipliği tığa bir kez dolamak demek)
  • 1 zincir çekip 3 adet tekli tabzan yap.
  • 1 zincir çekip 3 adet tekli trabzan daha yap.
  • 1 zincir çekip 3 adet tekli trabaz yapmaya devam.
  • Son olarak 1 zincir çekip başladığın yer ile birleştir.
  • Böylelikle aşağıda yer alan fotoğraftaki minik motiflerlerden elde etmiş olacaksın.


Motifin İkinci Aşaması:


  • Motifin dışı için kullanacağın rengi belirle. Daha önce hazırladığın minik motifte oluşturduğun tek zincirdeki boşluktan başla.
  • 2 zincir çekip 2 adet ikili trabzan yap. ( ikili trabzan ipi tığa iki kere dolamak demek)
  • 1 zincir çekip 3 adet ikili trabzan yap. Böylelikle bir köşe oluşturmuş oldun demektir.
  • 1 zincir çekip diğer boşluğa da 3 adet ikili trabzan yap. 
  • Küçük motifte bulunan 4 adet boşluğu doldurana kadar bu işlemi sürdür.
  • En son boşluğa da 3 tane ikili trabzan yaptıktan sonra bir zincir çekip başladığın nokta ile birleştir.
  • Bu işlemden sonra aşağıda fotoğrafladığım motiflerden elde etmiş olacaksın. 




Sonrasında motifleri birleştirmek için ihtiyacın olan bir iğne bir iplik. İtiraf etmeliyim ki işin en sıkıcı kısmı burası. Hepsini minik minik birleştirmek biraz zaman alıyor.


Motifleri istediğin boyutta birleştirdikten sonra kenarlarını sık iğne dediğimiz yöntemle tığlayabilirsin.


İşte hem yapması hem de kullanması oldukça zevkli bir kılıf ortaya böyle çıktı. Eğer ben de bu kılıfı yaparım diyorsanız, sizden gelecek görselleri heyecanla beklediğimi söylemeden geçemeyeceğim.

Bu kılıfı bitirdikten sonra bir atkı örme etkinliğine katıldım. Yakında onunla ilgili de bir yazı yazacağım.
Şimdilik hoşçakalın.
Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

24 Kasım 2017

2017 Yılı Blog Değerlendirmesi


Kocaman bir yılı daha geride bırakmamıza sayılı günler kaldı. Bu sene blogumda birçok güzel değişiklik yaptım. Genel olarak 2017 yılından memnunum. Umarım son bir ay boyunca bu memnuniyetimi bozacak bir olay yaşamadan bu seneyi uğurlayabilirim.

Bu yazıyı böyle erkenden yazmamın nedeni ise yıl içinde blogumu yorumları ile şenlendiren takipçilerimden iki kişiye hediye göndermek için biraz zamana gereksimin duymam. Polonya'da yılbaşı yaklaştığında posta ofisleri oldukça yoğun oluyor. Geçen sene attığım yılbaşı kartları bir ayda Türkiye'ye ulaşmıştı.

Bu senenin başlarında Bir Tutam Karınca yeni bir görünüme kavuştu. Açıkcası blogu açtığımdan beri (beş yıldır) yaptığım ilk tema değişikliğiydi. Sade oluşu ile gönlümde güzel bir yer edindi. Şimdilik uzunca bir süre aynı tema ile yola devam edeceğim gibi gözüküyor.  Daha önce Krakow hakkında farklı bir blog yazıyordum. Bu yıl, orada yer alan yazıları buraya taşıdım. O blogu buraya taşıdıktan sonra, farklı sayfalardan oluşan bir blog temasına ihtiyaç duyduğumu itiraf etmeliyim.

Sene sonuna yaklaşırken, blogspot alt yapısını kullanmama rağmen, blogspot.com uzantısını kaldırarak yola "birtutamkarinca.com" ile devam etme kararı aldım. Blog adım böylece daha temiz bir görünüm kazanmış oldu.

Bir Tutam Karınca tam anlamıyla kişisel bir blog. Yeri geliyor denediğim ve beğendiğim yemek tariflerine yer veriyorum. Yeri geliyor okuduğum kitaplar hakkında, dilimin döndüğünce yorumlar yazıyorum. Yeri geriyor gittiğim yeni ülkelerde beni şaşırtan şeyleri burada paylaşıyorum. Bu sene, (bu yazımla birlikte) 76 tane yazımı, 422 takipçimle paylaşmanın mutluluğu yaşıyorum. Umarım blog ailem gün geçtikçe çoğalır.

Diğer sosyal medya hesaplarını kullanıyorum lakin burası kendimi en rahat hissettiğim yer. Kendimi maymun iştahlı olarak tanımlarım daima. Ama söz konusu blogum olunca işler değişiyor. Blogumla aramda gerçekten sıkı bir bağ var. Beş senedir sıkılmadan yazıyorum ve bir gün bile blogumu kapatmayı aklımdan geçirmedim.

Blogların hızla kan kaybettiği bir dönemde 567 yorum ile beni yalnız bırakmayan ve benim tabirimle blogumu besleyen; Mehmet Bilgehan Merki, Mevlüde Türk, Gizli Özne, Recep Altun, Deeptone, Ruhsuz Atmaca, Bahçe Perim ve Yusuf Paçacı başta olmak üzere, tüm takipçilerime teşekkürlerimi ve sevgilerimi gönderiyorum.

Bloguma en fazla yorum yapan sevgili Ezgi ve Abdullah Özer'e ise ayrıca teşekkür etmek istedim. Eğer benimle iletişim bilgilerini paylaşırlarsa, onlara Krakow'dan çam sakızı çoban armağı bir paket göndereceğim.

Bol bol yazmaya devam edeceğimiz güzel senelerimiz olsun.
Bu yazının kapanış müziği ise sevgili Barış Manço'dan gelsin.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

21 Kasım 2017

Buz Pateni Yapmanın İncelikleri


Buz pateni çok estetik bir spor. İncecik kızaklı paten sayesinde buzun üzerinde kuğu gibi süzülenleri hayranlıkla izledim bu güne kadar. Her izlediğimde de ben bunu denemeliyim dedim. Ve bu hafta sonu hadi bakalım gidelim de kayalım diyip, bir heves piste gittim. Patenleri kiraladım. Patenler ile pistte kadar yürüdüm. Sonrası ise tam bir trajedi. Buza adımımı atar atmaz korkudan gözlerim kocaman oldu. Kenara tutunarak kıyın kıyın ilerlemeye çalıştım ama nafile. Dizlerimin titremesine engel olamadım. Çıkışa gitmek için pisti yarım tur dönmem yaklaşık 20 dakikamı aldı. Bu süre zarfında yanımdan vızır vızır geçen minikleri görünce "tü sana Yasemin" demekten kendimi de alamadım. Asia'nın ve kendimin, kendime gaz verme işlemleri başarısızlıkla sonuçlandı. Asia'ya korkuyorum dedikçe, "Yasemin sen köpeklerden de korkuyordun ama bak şimdi onlarla nasıl sarmaş dolaşsın" dedi. Asia'nın tüm çabalarına rağmen kayamadan pisten çıktım. Kenarda oturup Asia'yı ve diğer kayan yüzden fazla kişiyi izlerken ben neleri yanlış yapıyorum diye düşünmeden edemedim tabii.


Şimdi size nerelerde yanlış yaptığımı yazayım ki, siz de bu işe niyetliyseniz okuyunuz ve benim yaptığım hataları yapmayınız.

1- Kendinizi kasarsanız bu iş olmuyor.
2- Ağırlık merkezinizi ortaya vermeniz lazım. Ben iki elimle kenara tutunmaya çalıştığım için hiçbir şekilde denge kuramadım.
3- Kaymaya başlarken dizlerinizi hafifçe bükmeniz ve kendinizi biraz öne doğru itmeniz lazım. Sopa yutmuş gibi durursanız arkaya düşme olasılığınız çok yüksek.
4- Tüm ağırlığı bacaklara vermek lazım. Mesela ben nasıl korkmuşsam artık tüm ağırlığı kollarıma verdim. Ertesi gün bacaklarımda değil kollarımda kas ağrısı oluştu.
5- Düşmekten korkmayın. Ben en çok bundan korktum. Düşmeyi düşündüğüm için olaya hiçbir şekilde konsantre olamadım.
6- Bu iş tamamen kas hafızasına dayalı. Bu nedenle kendinizi biraz kaslarınızın kontrolüne bırakmak lazım. Kaymaya başladığınız anda vücut kendini geri iterek durdurmaya çalışıyor. Bunu yapmasını engellemelisiniz.

Bunları buraya yazmak oldukça kolay aslında. Pratikte hepsini düşünmeden yapabilmek ise biraz zaman ve cesaret istiyor.


Polonya halkı buz patenine erken yaşlarda başlıyor. Neredeyse hepsi buz pateni yapmayı biliyor. Videoda da göreceksiniz minik minik çocuklar annesi veya babası ile pistteler.



2017 bitmeden denenecekler listesinde yer alan bir aktiviteye daha tik attım. Kendime bir şans daha vermeyi düşünüyorum. Çünkü ben yüzmeyi de böyle öğrendim. İlk gittiğimde havuza ayağımı sokabilmiştim. Sonra birkaç kez daha gittim ve en sonunda nasıl olduğunu anlamadan yüzmeye başladığımı fark ettim. Umuyorum ki buz pateninde de aynı performansı gösterebilirim.

Köpek korkumu nasıl yendiğimi merak ediyorsanız bu yazıya tık yaparsanız, sizi o yazıya ışınlayacak.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

15 Kasım 2017

Kahve Bahane #9

Sancılar içindeyim. Fiziksel değil, ruhsal. Ne güzel Berlin'e gittim geldim. Bloguma yazacak çok şey birikti dediğim andan itibaren bir tür tıkanma yaşıyorum. Biraz pesimist bu giriş ile şeytanın bacağını kıramasam bile çatlatmayı başardım.


Berlin hakkında methiyeler düzmeyi isterdim. Evet! Berlin, tam bir Avrupa şehri. Büyük şehir olmasının artıları ve eksileriyle dolup taşmış durumda. Lakin Hitler bu günü görse bileklerini keserdi. Berlin sokaklarında gerçek bir Almana rastlama ihtimaliniz, bir Türk vatandaşına rastlama ihtimalinize kıyasla çok düşük. O kadar insanın (Yahudilerin) ahı yerde kalmamış demek yerinde olur. Krakow'un sakinliğine, huzuruna çok alıştığım için bana üç gün yetti. En tedirgin olduğum konu karşıdan karşıya geçmekti diyebilirim. Çoğu yerde yaya geçidi yok. Kendini arabaların önüne atan insanlar görmeniz çok olası. Ayrıca arabalar yayaları görünce frene basmıyorlar. Yasemin yapma şimdi, "Türkiye'de de durum aynen bu" demeyin. Ben üç senedir bu durumun tam tersini yaşıyorum. Ayağımı yola attığım anda, sağlı sollu trafik duruyor. Krakow'da yaşayan sürücüler bu konuda çok duyarlı.

Konu trafikten açılmışken sizi Ampelmann ile tanıştmanın vakti geldi demektir. Berlin'in trafik lambalarındaki adam şekilleri bizim bildiğimizden çok farklı. Eğer trafik ışıklarında ampelmann'i görüyorsanız, Berlin'in doğu tarafında geziyorsunuz demektir. Batı tarafına geçtiğinizde bildiğimiz klasik görümümdeki ışıkları görmeniz mümkün.



Gittiğim her şehirde kitapçı gezmeye bayılırım. Berlin'de de harika bir kitapçı görme şansını yakaladım. Dört katlı devasa bir kitapçıydı. İnsan böyle kitapçıları gezdikten sonra Türkiye'de yer alan kitapçılara kitapçı diyesi gelmiyor.




Şıpsevdi diye bir sakız vardı. Halen var mı emin olamadım şimdi. Onun karakterleri ile çok tatlı 2018 yılı takvimi yapmışlar. İngilizce olsa alırdım.



Raflarda farklı kitaplara rastladım.


İlgimi çekenlerden biri ise " Bir gavurun İstanbul'u keşfi" adlı kitaptı. Kitap Almanca ve Türkçe olarak yazılmış.

 Bu ise mini kitaplardan biri. Tam metinde basılan bu kitaplar yolculuk için çok ideal. Bende birkaç tane var. Okuması da sanıldığı kadar zor değil.


Bu raflar ise Türkçe kitaplara ayrılmış.


Bol bol gezip yemeğe oldukça az vakit ayırdım. Berlin'e gitmişken Almanların meşhur sosisinden yemeden ve birasından içmeden dönmedim. Gitmeden sevgili Ezgi'nin tavsiyesi üzerine çok güzel Türk yemekleri yiyerek, altı aylık lahmacun ve kebap özlemimi de gidermiş oldum.



Sokaklarda gezerken, gözüme devamlı açık ofisler çarptı. Ne güzel düşünülmüş. Sanırım gün ışığından mümkün olduğunca faydalanmak için yapılmışlar. Camın kenarında yer alan masalarda çalışmak güzeldir. İnsanın ruhu açılır. Geçmişi düşününce adamların duvarlara karşı bir antipatisinin olduğunu da göz ardı etmemek lazım.

Konu duvardan açılmışken utanç duvarını görmeden dönmedim. Birbirine paralel olarak örülen duvarların arasında, zamanında askerler geziyormuş. Şimdi duvarlar grafitiler ve farklı çizimler ile dolup taşmış durumda. Eskiden askerlerin gezdiği yollarda ise turistler geziyor. Sizin için de birkaç kare fotoğraf çektim.









Alışılmışın dışında bir kahve bahane yazısı oldu. Dilimin döndüğünce, Berlin'in bana hissettirdiklerini yazdım.
Berlin'e gitmeyi planlıyorsanız ve/veya Berlin hakkında daha detaylı bir yazı okumak istiyorsanız, daha önce kaleme aldığım Berlin müzeleri ve Berlin'de gezilecek yerler  adlı yazılarım size yardımcı olacaktır.
Bir sonraki kahve bahane yazısında görüşene kadar kendinize iyi davranın. Sevgiler.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

10 Kasım 2017

Berlin Müzeleri

Berlin için tam bir müze kenti demek yanlış olmaz sanırım. Müzeler adasında yer alan ihtişamlı yapıları ve içinde yer alan eserlerini yakından görme şansını yakaladığım için mutluyum. Bu yazı sadece müzelere ait görsellerden oluşacak. Hazırsanız başlıyoruz.


1- Bode Müzesi

1897 yılında yapılmaya başlanan müze 1904 yılında tamamlanmış. İçinde gotik heykeller, madeni paralar ve ağırlıklı olarak Bizans sanatına ait eserler var.



Müzede İsa ve Meryem heykellerine oldukça geniş bir alan ayrılmış. Bu nedenle ben oraları hızlı bir şekilde gezdim. Gözüme takılan ilginç figürler ile süslenmiş bu sandalyeyi size de göstereyim istedim. Cam ve ışıklardan dolayı pek net bir görsel elde edemedim.



Ben de sanata azıcık uçundan dokundum.


2- Pergamon Müzesi 

Bergama müzesi. Adında da anlaşılacağı gibi içinde Bergama'dan birçok eser barındırıyor. Bu müzeyi gezerken sinirlendiğimi itiraf etmeliyim. Adamlar resmen Bergama'yı Almanya'ya taşımayı başarmış.








3- Alte Nationalgalerie Müzesi

19. yüzyıl sanat eserlerinin sergilendiği bir müze. İçinde Ölüm temalı tabloları oldukça ilgimi çekti.




Müzede beni en çok heyecanlandıran an tabii ki bir Van Gogh tablosu görmekti. Loving Vincet adlı sinema filmin başlangıç sahnesinde yer alan mekandı.



4- Altes Müzesi

Antik çağa ait eserlerin sergilendiği müze. Görünüşü oldukça heybetli. Böyle büyük bir müzeyi gezmeyi en sona sakladığımız için yorgunluğumu müzenin merdivenlerine oturarak yenmeye çalıştım. 





5- Berlin Dom

Bir katedralde olması gereken her şey bu katedralde mevcut. İhtişamlı heykeller, kral mezarlıkları, İsa  ve Meryem figürüleri. Ayrıca 270 basamak çıkınca kuş bakışı Berlin'i görme imkanı da sunuyor.











İki buçuk günde mümkün olduğunca geniş bir zamanı müze ziyaretlerine ayırdım. Gittiğim şehirler müzeleri ve kitapçıları gezmeye vakit ayırmayı çok seviyorum. Berlin'de müzelerin yanı sıra beni büyüleyen bir kitapçı gezme şansını da yakaladım. Onun için ayrı bir yazı yazmayı planlıyorum. 
Şimdilik benden bu kadar.
Yeniden görüşünceye kadar kendinize güzel davranın. 
Sevgiler.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş: