17 Haziran 2016

Bir diy projesi

Bundan 2 yıl önce, Kadıköy'de gezinirken, penyeden bir pantolon etek almıştım. İlk aldığım yaz gayet severek kullandım. Sonralarda ise dolapta bekleyenler arasında yerini aldı. Taşınırken neyim var, neyim yok attım bavula getirdim. İşte pantolon eteğimde onların arasında yerini almış, taaaa İstanbul'dan Krakow'a kadar gelmiş.

İnstagramda penye ile çok güzel işler yapanları takip ediyorum. Paylaştıkları görsellere baktıkça, içimden bir ses " bi denesen ne olur, kes bir penyeyi " dedi. Evde kesilecek bir şey ararken pantolon eteğimi buldum.

Daha önce makinem ile hiç penye dikmemiştim. Penye için dikiş iğnesi aldım. Makinemin penye dikmek için bir ayarı varmış. Bir bahane ile onu da denemiş oldum. Şimdilik aklıma takılan tek soru biye çevirmek istersem nasıl yapacağım. Çünkü makinenin penye dikmek için kullanılan ayarı, düz dikiş gibi değil. Yani yaka ve kol ağzında muntazam bir dikiş elde edemeyeceğim. Biraz youtube kanallarını karıştırıp, bir çözüm bulabilirim diye umuyorum.

Unutmadan her türlü öneriye de açığım. Yorumlar kısmına yazabilirsiniz.

Bu diy projesi dışında, son bir haftadır harika zaman geçiriyorum. Annem beni ziyarete geldi. Krakow'un altını üstüne getiriyoruz. Blogumda sesimin soluğumun çıkmamasının nedeni de bu.

Ben sevdim bu penye dikme işini. Kesip dikmem, bitirip üstüme geçirem bir oldu. Resimler bu akşamdan. Anneciğimin eline tutuşturdum telefonu, bloguma yazacağım, önden arkadan bir poz vereyim dedim.

Pantolonun, neydim, ne oldum görsellerini de buraya kondurup gideyim.












Paylaş:

14 Haziran 2016

Meyve Suyu Yapımı

Hafta sonu kırmızı erikten yapılmış meyve suyu içtim. Tadı enfes olmuştu. Ben de bugün pazardan erik aldım. Akşam ilk iş meyve suyumu hazırlamak oldu.
Şimdi nasıl yaptığımı anlatayım. Resimleri minimle çektim. Pek net olmayabilir.

Malzemeler: 

Yarım kilo kırmızı erik.
Yarım su bardağından biraz fazla şeker.
8-9 tane karanfil.
Bir tane çubuk tarçın.


Eriklerin çekirdeklerini çıkartıp  dörde böldüm. Diğer malzemeleri ve 3 su bardağı suyu ekledim.



Erikler yumuşayana kadar orta ateşte kaynattım.


 Kaynayınca rengi çok güzel oluyor. Dah sona tel süzgeç kullanarak suyu ile postasını birbirinden ayırdım.

Meyve suyu konsantre şeklinde hazır. Soğumaya bıraktım. Üstüne buz gibi su ekleyip, içip serileyeceğimiz günler bizi bekliyor. 

Paylaş:

13 Haziran 2016

Pieniński Park Narodowy - Bir doğa gezisi

Araya tatilinin girmesi nedeniyle geciken bir doğa macera yazısı ile buradayım.

Kraków'da zaman geçirdikçe, şehirin dışındaki yerleri de keşfetme şansımız oluyor. Aslında bunu, doğma büyüme buralı olan arkadaşlarımıza borçluyuz. Bize çok güzel rehberlik ediyorlar. Onların sayesinde iki hafta önce, Kraków'un ilk milli park olan "Pieniński Park Narodowy" yı ziyaret ettik. 

Bir hafta boyunca bize eşlik eden kas ağrılarını saymazsak, yorucu olmasının yanı sıra çok eğlenceli vakit geçirdik. Sabahın erken saatlerinde yola çıktık. Kraków'dan yaklaşık olarak iki saat uzaklıktaydı park alanı. Yürüyüşümüze başlamadan önce sabah kahvelerimizi içtik. Enerji depoladık. Sonra koyulduk yola. Yürüyüş parkurunu tamamlamamız yaklaşık dört buçuk saatimizi aldı. Tırmanmak zordu. Zirveye çıktığımızda ise eşsiz bir manzara bizi bekliyordu.  Birkaç yerde zorlanmamıza rağmen iniş daha eğlenceliydi. Yürürken muhabbet sohbet ayrı bir lezzet kattı atmosfere. Tomek her adım başı şimdi ayı gelecek, şimdi kurt göreceğiz dedi lakin gördüğümüz sadece 20 cm uzunluğunda bir yılan oldu. Toplamda 15 kilometre yürüdük. 995 m maksimum rakımımızdı. Parkur boyunca da endomondo adlı programı kullandım. Ondan böyle net bilgilere sahibim.

Sırada size göstermek için çektiğim fotoğraf kareleri var. Fotoğrafa iyice bakarsanız, uzaklarda karlı dağları görebilirsiniz. İşte oralar Tatra dağları.



Park diyince aklınıza öyle park yolları gelmemeli. Doğa içersinde yürüdük 15 kilometreyi. Herkes çok kibardı. Yolda başkalarına denk geldiğinizde, selam verip hal hatır soruyorlardı devamlı.








Slovakya sınırına çok yakın olduğundan bu kare Slovakya topraklarını da kapsıyor. Artık Slovakya'yı da uçundan kıyısından gördüm sayarım kendimi. Bu böyle biline.



Yürüyüşün bu kısmından bana hiç bahsetmemişlerdi. Parkurun sonunda sal ile karşıya geçmemiz gerekiyor dediler. Korka korka bindim. Karşı kıyıya geçince de kendimi dışarı attım hemen.



Tüm günün yorgunluğundan sonra güzel bir çorba içtim. Oraların meşhur çorbasıymış. İsmini bir türlü hatırlayamadım. Eğer anımsarsam yazıyı güncellerim.

Bugünün bana öğrettiği şey; eğer yüreği güzel ve eğlenceli arkadaşlarınız varsa, kendiniz şanslı saymalısınız.
Evet, Tomek ve Gosia bu yazıyı hiçbir zaman okuyamacaklar biliyorum lakin buradan onlara bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.
İyi varsınız gençler. Sizinle vakit geçirmek çok güzel.



Paylaş:

7 Haziran 2016

Paypal Türkiye'yi terk etti.


Geçen hafta gelen email ile bilgi sahibi oldum. Artık paypal üzerinden para transferi yapamayacağız. BDDK ile anlaşamayan şirket dün itibariyle (06.06.2016) Türkiye'ye hizmet vermeyi bıraktı. Mailde bu konudan dolayı üzgün olduklarını ve en kısa zamanda gerekli izinlerin alınması için çalışmalara devam edileceği bilgisi yer alıyor. BDDK'nın Paypal'ı tanıması olası mı, zaman içinde göreceğiz.

Bu konu Nachnuch'u direk etkiliyor. www.nachnuch.com ile Etsy dükkanında ödemeleri paypal üzerinden sağlıyordum. Şimdi farklı alternatifler bulmak lazım. Bugün Etsy'de bu konu hakkında yazan grupları okudum. Bir çok kişi konuyu Etsy yetkililerine ileterek çözüm üretmesini istemiş. Bu çözüm sürecinin çok kısa olmayacağını aşikar. Bu günlerde Türkiye piyasası, Etsy'den elini eteğini çekmek zorunda kaldı. 

Aslında Polonya'da var olan banka hesabımı kullanarak, yeni bir paypal hesabı oluşturup bu sorundan kurtulabilirim. Lakin Polonya yasalarını bilmediğimden bu işe girişmek ne kadar doğru bilemedim.


Güncelleme : Etsy'de satış yapabilmek için yeni bir yöntem hakkındaki blog yazıma bu likten ulaşabilirsiniz.
Etsy'de satış yapabilmek için yeni bir yöntem




Paylaş:

6 Haziran 2016

Tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanıdır.- Kos adası

Başlıktan da anlaşıldığı üzere tatili bitirip, geri döndüm. Uzun zamandır böyle huzurlu bir 7 gün geçirmemiştim. Tatil için Kos adasını tercih ettik. Tatlı tatlı esen rüzgar eşliğinde, tüm gün bizimle takılan güneşinden mi, yoksa pırıl pırıl denizinden mi bahsedeyim bilemedim.

Daha önce keşif tatilleri yaptığımdan ayaklarıma kara sular inerdi. Yeni yerleri görmenin güzellikleri uğruna değiyor, o durumdan şikayet etmek için yazmadım bunları.
Gelin görün ki böyle tembel tatili yapmanın da tadı bi farklı.

Neden mi Kos? Krakow'dan direk uçuş bulduğumuz için.
Şimdi gelelim tatil anılarıma. Aman daha iki gün önce bu saatlerde dalgalarla dans ediyordum. Ne vakit anıya dönüştüler? Ne acı bir durum bu böyle.

Yunanistan kültür olarak bize çok yakın. Adada kiminle muhabbet ettiysek bir Türk arkadaşı kesin oluyordu. Hepsine de "nasılsın arkadaş?" demeyi öğretmişler sanırım. Türkçe birkaç şey biliyorlarsa, onlardan biri "arkadaş" kelimesi.

Ada olmasına rağmen fiyatlar beklediğimden daha uygundu. Otelimiz herşey dahil değildi. Buna rağmen içecek fiyatları oldukça makul geldi bana. Tabii ki Euro kullanmalarında kaynaklanan durumu göz ardı ettiğimiz sürece makul. Yoksa 1 Euro = 4.40 Zloty.

Birkaç Alman dışında, oteli İngilizler ele geçirmişti resmen. Bol bol ingilizce dinleme pratiği yaptım.

Otelin marketinde çalışan kız Türk çıktı. Çok sempatikti. Kendisiyle sohbet etme imkanım oldu. 1.500 kişiyiz dedi bu adada. Vizelerin kalkmasını çok istiyorlarmış. Türkler adaya gelebilsin diye. Turizm için Türkler tarafından tercih edilir mi bilemedim. Çünkü Bodrum'dan pek bir farklı yok. Hem Bodrum'da tatil yaparlarsa TL ama Kos'ta tatil yaparlarsa Euro harcamak gerektiği gerçeği var.

Bolca kitap okumaya vakit bulabildim. Uzun zamandır okumayı istediğim Dune serisinin ilk kitabına başladım. Akşamları açık havada satranç oynadım. Dedim ya tam bir tembel tatiliydi.

Bir sonraki yazımda da yediklelerimi, içtiklerimi anlatacağım. Şimdi onlarıda işin içine katarsam çok uzun bir yazı olacak. Bu akşam kurs var. Şimdi biraz ders çalışma vakti.

 Karşıda ışıklarını gözüken yer Bodrum. Sabah semalarda dalgalanan Türk bayrağını görmek mümkün.

 Deniz pırıl pırıldı. ilk günlerde biraz dalga vardı. Sonraki günler dalga kalmadı. Çarşaf gibi denize girip durdum. Bir de benim gibi açılmaktan korkan biriyseniz açılın açılabildiğiniz kadar. Boyu geçmiyordu hiç.

    Çok pis mat olduğum doğrudur. İşte bu karede onun kanıtı.




Bunlar da adanın merkezinden kareler.


Tam merkezde cami ve kilise iç içeydi. Sol tarafta cami, sağ tarafta kilise.

Sirtaki geceleri için en şirin sokaklardan biriydi sanırım. Geldi objektifime kondu.





Bunlarda tatildeki Yasemin nasıl mutlu mutlu poz verir sorusunun cevabı.


O kadar dövdürdüm kendimi, onun da karede yerini alması kadar doğal birşey yok bence. Bu poz dövmem şerefine verilmiştir.






Paylaş:

Blog Arşivi