31 Aralık 2012

Yeni Yıl Hediyelerim

Yılın son gününde bir çok güzel hediye aldım. Arkadaşlarım çok ince düşünmüşler. Tüm hediyelerime bayıldım.
Dilekciğim bana çok güzel bir tepsi almış. Üstünde New York plakaları var.
Deryacığım paşabahçeden bir kupa almış.
Eren beyden lavanta kokulu body lotion.
Dilek hanımdan siyah bir eldiven.

Kerem çok şık bir bardak altlığı almış.Üstünde Galata Kulesinin resmi var.


Son olarak Yusuf'un el emeği yaptığı narlar. Bereket getirmesi için konsolun üstündeki yerlerini çoktan aldılar.


Paylaş:

30 Aralık 2012

Yasemin Usulü Bolonez Sos

Hafta sonu Paris'ten özenle taşıdığım makarnaya güzel bir sos yapıp yeme vakti geldiğine karar verdik. Sos için kolları sıvadım. Kırmızı şarap ile harika ötesi bir akşam yemeği oldu.

Bolonez sos için malzemeler:

400 gram yağsız kıyma
1 adet soğan
1 diş sarımsak
1 adet yeşil biber
1 adet kırmızı biber
2 adet domates
1 tatlı kaşığı domates ve biber salçası
Tuz
Acı biber
Kekik
Nane
Çok az kimyon
Eğer kullanıyorsanız İtalyan otları karışımı

Yapılışı:


Kıymaya çok az su ekleyip tencerenin ağzını kapatıyoruz.
Bu sırada soğanı, sarımsağı ince ince doğruyoruz.
Kıyma suyunu çekince içine soğan sarımsağı ekleyip kavuruyoruz.
Salçayı da ekleyip bir iki kez çeviriyoruz.
Daha sonra ince ince doğradığımız biberleri ekleyip kavurmaya devam ediyoruz.
En son baharatlarımızı ekleyip 5 dakika daha pişiriyoruz.
Sonuç resimdeki gibi oluyor.
Afiyet olsun.





Paylaş:

Keçeden Kitap Ayraçları yapımı

En sonunda uzun zamandır yapmak istediğim kitap ayraçlarını yaptım. Çok tatlı oldular. Baykuşları, annem ve kız kardeşime hediye ettim. Şirin kızları da iş yerinden arkadaşlarıma. Keçe kullanarak yapacağım yeni projelerim de yolda.

Bu ayraçları yaptıktan iki sene sonra arkadaşımın bebeği için hazırladığım keçe magnetleri görmek isterseniz linki buraya bırakıyorum.
Hoş geldin bebek magneti








Paylaş:

22 Aralık 2012

Artık dikiş dikme vaktidir.

Uzun seneler ara verdiğim dikiş makinemle ilişkime yeniden başlama kararı aldım. Buna vesile, blog yazmak için incelediğim siteler. İnsanların üretkenliklerini gördükçe,kendime yaptığım haksızlığı kavradım. İlk olarak işe kumaş almakla başladım. Yine blogger arkadaşların sayesinde Ümraniye kumaşcılar çarşısını keşfettim. Geçen hafta iki adet elbiselik kumaş aldım. Şimdi hedefim en kısa sürede dikmek.
Paylaş:

Çirkin - İstanbul Devlet Tiyatrosu Oyununu İzlenimlerim


Daha önce Çirkin adlı bu tiyatro oyununa gitmek istediğimi yazmıştım. Bugün Beykoz sahnesinde izleme imkanı bulabildim. Oyun her anlamda güzeldi. Sade bir dekorla, sahne geçişlerini çok güzel yapabilmişler. "Önce burundan başlamalıyız. Yüze en uzak yer burundur çünkü. "

Tiyatroonline sayfasında oyun özeti çok güzel anlatılmış.

“Çirkin” modern dünyada dış görünüşün önemi ve bununla birlikte gelen yüzeyselliğe dokunuyor. Modern dünyanın görselliğe verdiği önemin her şeyin temeli olması sonucu, üretkenliğin bir öneminin kalmadığı, başarının fiziksel beğeni ile doğru orantılı olduğu bir dünya ile karşı karşıyayız. Ürettiklerinin pazarlanması patronu tarafından yasaklanan, karısının bile beğenmediği “çirkin” Lette’nin, bu duruma estetik ameliyatla son vermesiyle başlıyor her şey.  Sonuç inanılmaz. Karısı bile yüzüne bakmazken, şimdi herkesin ilgi odağı olmuştur. Artık üretmesine bile gerek kalmamıştır. Bundan sonra “prezentabl” olduğu için artık sunmaya ve pazarlamaya yönlendirilmiştir. Buraya kadar iyi görünür her şey. Fakat tıpkı her baktığımız yüzde kaydırak burunlar veya aynı anlamsız ifadeler gördüğümüz gibi, onun yüzü de bir süre sonra artık her yerde olmaya başlar. Herkes ona dönüşür, ya da onun dönüştüğü yüze. Bireyselliğin, tek ve biricik olan bireysel özelliklerin, yaratıcılık ve üretkenliğin bir hiç olduğu, herkesin tek bir güzellik normuna uyup ideali estetikle yakalamaya çalıştığı yüzeysel bir dünya resmediliyor. Bu da ironik bir dille ve akıcı bir ifadeyle anlatılıyor. Tanıdık gelmiştir elbette bu dünya. Hepimizin kanıksadığı, görüntümüzle gereğinden fazla haşır neşirken, o görüntünün içini ne kadar doldurduğumuzu hiç de önemsemediğimiz bir dünya. Herkesin aynada güzel bir yüz görmek için, bireyselliğini ve üretkenliğini feda ettiği bir yer.
Paylaş:

15 Aralık 2012

Trafik çilesi

Bugün Kadıköy'e gidelim dedik. Demez olaydık. Gidişimiz 1,5 saat, dönüşümüz 1,5 saat. Boşa harcanmış 3 saatim var an itibariyle...
Gittiğimiz mesafe ise Ataşehir- Kadıköy arası.
 Bugün İstanbul trafiği tanımlayacak tek kelime ise İğrenç...
Paylaş:

13 Aralık 2012

Yılbaşı Hediyeleri

Yılbaşına az kaldı. Tabi herkesi bir hediye telaşı sarmış durumda. Benim bu sene vereceğim hediyelerim belli. Arkadaşlarıma okuduğum kitaplardan beni çok etkileyenleri ve sıkılmadan okuyabileceklerini düşündüklerimi  aldım. Kitap yurdundan sipariş verdim 3 günde elime ulaştı. Hem de beğendiğim  magnetli mini kitap ayraçlarından da aldım. Çok şirinler. Hediyeleri verebilmek için bir an önce son haftaya girsek diye bekliyorum.
İşte hediye olarak aldığım kitaplar


 A'mak-ı Hayal - Türkçe öğretmeni olan Aslının;
Sokrates'in Savunması - Felsefe ile ilgilenen Eren beyin;
Genç Werther'in Acıları - Yusuf'un;
Bir İdam Mahkumunun Son Günü - Kerem'in;
Dönüşüm - Derya'nın ;
Palto- Dilek'in hediyesi olmayı bekliyor.

Paylaş:

Brüksel Gezi Notları- Bölüm 2

Brüksel için ayırdığımız 2 günümüz vardı. Bence yeter de artar bile. Şans eseri orada olduğumuz süre içinde Çiçek Halı Festivaline denk geldik. İki yılda bir düzenleniyormuş. Yaklaşık 1 milyona yakın begonya çiçeği kullanılarak hazırlanmış. Her seferinde farklı bir tema ile görücüye çıkan halı, bu sene Afrika teması üzerine hazırlanmış. Grand Place'a giriş ücretsiz. Ancak daha güzel bir görüntü için belediye binasının tepesine çıkılıyor. Tabii her şeyin bir bedeli var. Halıya balkondan bakmanın bedeli ise 5 Euro. Akşamları isemeydanda özel ışık ve ses şovları yapılıyor. Biz bu şovları izlemediğimizden yorum yapamayacağım.


 Halıyla hatıra resimlerimizi çekerek tatlı yemek için şehrin dar sokaklarına dalıyoruz.
Araştırmalarıma dayanarak ünlü waffle tadına bakmaya karar veriyoruz. Waffle çok ucuz. 2 Euro ödeyerek çikolata ve çilekli alabiliyorsunuz.





İşte resimdeki de sıra sıra dizilmiş waffle dükkanlarından bir tanesi. 

Brüksel'de beni büyüleyen tek şey çikolata dükkanları oldu. Tüm gün boyunca o dükkan senin bu dükkan benim gezip el yapımı çikolataları tadabilme imkanı var. Tam benlik.








Paylaş:

Brüksel Gezi Notları- Bölüm 1


Gezimizdeki ikinci durağımız Belçika'nın başkenti olan Brüksel . Birkaç yüzyıl önce bataklığın kurutulması sonucu ortaya çıkan şehir. Bataklığın içindeki yerleşim yeri anlamına gelen Brüksel adı almış. Şehir Paris sonrası bize son derece sıkışık geldi.Otele yerleştikten sonra, merakla İşeyen çocuk Heykelini (Menneken Pis) görmeye gittik. Gördüğümüz şey daracık bir sokakta 61 cm yüksekliğinde bronz bir çocuk heykelinden ibaretti.

Heykelin tarihcesine gelecek olursak ;1619 yılında yapılan heykel Rue de l’Étuve/Stoofstraat ve Rue du Chêne/Eikstraat Caddelerinin kesişiminde yer alıyor. İşeyen Çocuk Heykeli’nin enterasan özelliklerinden birisi ise heykelin şu ana kadar tam 5 kez çalınmış olmasıymış. Şu an bulunan heykel ise 1965 yılında yapılanın heykelin bir kopyasıymış. Orjinal İşeyen Çocuk Heykeli ise Grand Place’da Maison du Roi/Broodhuis’da saklanmaktaymış.
Heykel hakında bir çok efsane mevcut. En popiler olanları “savaşta patlamak üzere olan bir bombanın üzerine işeyerek söndüren çocuk” ve “küçük bir çocuk ,heykelin bulunduğu sokakta oturan bir cadının evinin kapısına işemiştir. Buna çok sinirlenen cadı, çocuğu taşa çevirmiştir. olanları. Bir de işeyen çocuğun kendisinin anlattığı öykü mevcut : “1619 yılıydı, 5 yaşındaydım ve Brükselde kaybolmuştum. 2 gün süren yoğun aramadan sonra soylu babam beni işerken buldu. Beni bulmuş olmanın verdiği sevincin bir göstergesi olarak beni aynı durumda tanımlayan bir çeşme yaptırdı.
Heykelin bu kadar popüler olmasından ötürü Brüksel’de bulunan tüm hediyelik eşya dükkanlarında İşeyen Çocuk Heykeli ile ilgili birçok hediyelik eşya ve çikolata mevcut.
Her ne kadar ilk kez İşeyen Çocuk Heykeli ‘ni görenler büyük hayal kırıklığı yaşasa da heykel tüm dünya üzerinde çok fazla bilinen bir yer. Sonuç olarak Brüksel’e kadar gidip de İşeyen Çocuk Heykeli’ni görmeden dönmek olmaz.
Paylaş:

Blog Arşivi